Sıcak bir yaz akşamıydı.
Güneş, denizin üzerinde yavaş yavaş kaybolurken kasabanın dar sokakları günün telaşından sıyrılıp gecenin sessizliğine hazırlanıyordu. Turistlerin doldurduğu sahil boyunca restoranlardan gelen kahkaha sesleri, uzaktan duyulan müziklere karışıyor; denizin tuzlu kokusu, akşam esintisiyle birlikte sokaklara kadar ulaşıyordu.
Burası onların büyüdüğü yerdi.
Çocukken peşinden koştukları martılar, bisiklet sürdükleri taşlı yollar, yaz akşamlarını geçirdikleri sahil… Her şey değişmişti belki ama bazı şeyler aynı kalmıştı.
Beş arkadaş gibi.
Lara, sahilin biraz ilerisindeki eski taş duvarın üzerine oturmuş, ayakkabısının ucuyla yerdeki küçük taşları denize doğru itiyordu. Elindeki soğuk içeceğin üzerinde oluşan su damlalarını parmağıyla silerken gözleri karşı kıyıdaki ışıklardaydı.
Arkasından gelen ayak seslerini duyduğunda dönmesine gerek olmadı.
"Asaf."
"Nasıl anladın?"
Lara gülümsedi.
"Çünkü diğerleri gelirken bu kadar sessiz olmaz."
Asaf onun yanına oturdu. Elindeki iki şişeden birini Lara'ya uzattı.
"Seninki."
Lara şişeyi aldı ve kaşlarını kaldırdı.
"Ben ne içeceğimi söylemedim."
"On dokuz yıldır aynı şeyi içiyorsun."
Lara bir an ona baktı.
"On dokuz yıl mı?"
Asaf omuz silkti.
"Çocukken de limonata içiyordun."
"Sen de mi hatırlıyorsun?"
"Seninle ilgili unuttuğum pek bir şey yok."
Söylediği şey basit bir cümleydi. Asaf için de öyleydi. Fakat Lara'nın gülümsemesi birkaç saniyeliğine durdu.
Sonra bakışlarını denize çevirdi.
"Bu biraz ürkütücüydü."
Asaf güldü.
"Gerçekler bazen ürkütücüdür."
Lara da gülmeye başladı.
Onların arasında böyle anlar çok olurdu. Birbirlerinin cümlelerini tamamlar, ne söylemek istediklerini daha konuşmadan anlarlardı. Lara üzgün olduğunda Asaf bunu fark etmek için tek bir kelimeye ihtiyaç duymazdı. Asaf sustuğunda Lara onun yalnız kalmak mı yoksa yanında birinin olmasını mı istediğini bilirdi.
Bunun adına yıllardır dostluk diyorlardı.
Başka ne olabilirdi ki?
"İkiniz yine bizden önce gelmişsiniz!"
Eylül'ün sesiyle ikisi de arkasına döndü.
Cihan ve Nedim onun hemen arkasından geliyordu. Cihan'ın elinde beş tane dondurma vardı ve yüzündeki ifadeden birinin birazdan dondurmasından mahrum kalacağı belliydi.
"Benimki nerede?" diye sordu Lara.
Cihan dondurmaları arkasına sakladı.
"Seninkini Nedim yedi."
Nedim şaşkınlıkla ona baktı.
"Ben niye yiyorum?"
"Çünkü suçlu görünüyorsun."
"Senin mantığın gerçekten bozuk."
Eylül kahkahayı bastı.
Beşinin aynı anda gülmeye başlamasıyla sahildeki diğer insanların bakışları kısa bir süre üzerlerine çevrildi.
Lara onları izlerken yüzündeki gülümseme biraz daha büyüdü.
Çocukluklarından beri hep böyleydiler.
Kavga eder, birbirlerine kızar, saatlerce konuşmazlar; sonra sanki hiçbir şey olmamış gibi aynı yerde buluşurlardı. Hayat onları farklı yönlere sürüklese bile sonunda yine aynı masanın etrafında toplanırlardı.
Belki de bazı insanlar hayatınıza sonradan girmezdi.
Bazıları zaten hayatınızın bir parçası olarak doğardı.
Gece ilerledikçe sahildeki kalabalık azalmaya başladı. Gökyüzünde yıldızlar belirginleşiyor, ay denizin üzerine ince bir ışık bırakıyordu.
Cihan bir anda ayağa kalktı.
"Yakamoz çıkmış."
Hepsi denize döndü.
Ay ışığının suyun üzerinde bıraktığı parlak yol, gecenin karanlığını ikiye bölüyordu. Deniz, sanki gökyüzündeki yıldızları içine almış gibi ışıldıyordu.
Lara sessizce manzarayı izledi.
Asaf ise denize değil, Lara'ya baktı.
Onu yıllardır böyle izliyordu.
Lara bunun farkında değildi.
Asaf da bunun nedenini henüz bilmiyordu.
Belki de bazı duygular, insanın kalbine sessizce yerleşirdi. Öyle sessizce ki, sen onları fark ettiğinde çoktan hayatının en eski parçası olmuş olurlardı.
O gece beş arkadaş için sıradan bir yaz gecesi gibi başlamıştı.
Henüz hiçbiri bilmiyordu.
Bazı geceler yalnızca bir anı olarak kalmazdı.
Bazı geceler, hayatın değişmeye başladığı yer olurdu.