Hafif hafif esen rüzgar eteğimin uçlarını çok az havalandırıyordu. Saçlarım yine rüzgarın etkisiyle geriye doğru düşmüştü. Bu bana yüklerimden kurtulmuşum hissi veriyordu ve huzurlu hissediyordum. Gözümü denize çevirdim ve yaşadığım her şeyi son bir kez bir daha düşündüm çünkü kendime bir söz vermiştim artık o olayı zihnimin karanlık köşesine atacaktım. O iğrenç olay yaşandıktan sonra evde bir sürü kavgalar olmuş ve Fusün yine kendisinden beklenildiği gibi onlarca yalanı önümüze sunmuştu. İlk defa babam ona inanmamış kapı gibi arkamda durmuştu. İlk defa benim babam kapıyı bizim değilde Fusün'un suratına kapatmıştı. Babam onu terk edince de Fusün beş parasız kalmış ve sokaklara düşmüştü. Hâlâ babama ara ara gidip yalvarıyordu ama boşunaydı babam her seferinde bir öncekinden daha fazla rezil edip yine gönderiyordu. Cenk'e gelirsek, babam onu tüm cemiyete rezil etmiş ve işlerini kaybetmesi için elinden geleni yapmış aynı şekilde onu da beş parasız bırakmıştı. Yaşanılanlar öğrenilince ailesi başta savunmaya çalışsada işleri batırınca onlarda kapının önüne koymuşlardı. Anlayacağınız beş parasız, onursuz, ailesinin yüz karası rezil bir adam olarak hayatına devam ediyordu. İkiside hakettiği biçimde yaşıyordu. Bende yaşanan bu olaydan sonra tasımı tarağımı toplayıp İzmir'e taşınmıştım. Babam yine bana sonsuz desteğini sunmuş ve burada benim için güzel bir ev hazırlamış ve en iyi hastahanede işimi de bulmuştu. Her ne kadar bana hastahane alabilecek olsa da ben bunu istemiyordum çünkü çalışmak hiç kimse olarak, yarınım yokmuşcasına çalışmak istiyordum. Kimseye emir vermeden, kimseden yapmacık saygı görmeden hayat kurtarmak istiyordum. İşim bu süreçte bana çok faydalı olmuştu. Geceli gündüzlü çalışmış kalabileceğim kadar nöbetlere kalmıştım. Bir yandan da psikoloğa gidip içimdeki yüklerden kurtulmaya çalışmıştım. 6 ayın sonunda yeni bir Yakamoz olarak hayatıma devam ediyordum. O zamanlar yapamam sanıyordum ama başarmıştım. Bunda babamın desteği de büyüktü. Babamın içini bilemezdim ama onların o halini gördükçe rahatladığını biliyordum. Babam da kendini sadece bana ve işine adamıştı. Çalan telefonumla düşüncelerimden sıyrıldım. "Babam❤️" arıyor. Ekranı görünce sırıttım şu sıralar çok fazla telefonla konuşuyorduk, bekletmeden hemen aramayı cevapladı. " Efendim babacığım."
"Canım nasılsın?" Babamın sesi oldukça neşeli geliyordu ve bu beni mutlu ediyordu. "İyiyim babacığım sen nasılsın?"
"Bende iyiyim prensesim. Yarın İzmir'de bir iş yemeğimiz var. Seninde katılmanı istiyorum. Hem bir kaç gün beraber vakitte geçiririz." Babamında toparlanmasını istediğim için bu şekilde sunduğu her teklifi kabul ediyor elimden geldiğince yanında olup ona destek olmak istiyordum. Hem babamla geçireceğim bir kaç gün fikri çok hoşuma gitmişti." Tabiki babacığım. Yarın görüşürüz."
"Görüşürüz prensesim." Diyip telefonu kapattı. Bende kulaklığımı takıp yavaşça evime yürümeye başladım. Şarkının ritmiyle gözlerimi kapattım.
He left no time to regret
Kept his dick wet
With his same old safe bet
Me and my head high
And my tears dry
Get on without my guy
You went back to what you knew
So far removed
From all that we went through
And I tread a troubled track
My odds are stacked
I'll go back to black
We only said goodbye with words
I died a hundred times
You go back to her
And I go back to
I go back to us
I love you much
It's not enough
You love blow and I love puff
And life is like a pipe
And I'm a tiny penny
Rolling up the walls inside
We only said goodbye with words
I died a hundred times
You go back to her
And I go back to
Bu şarkıyı çok seviyordum. Bana değişik duygular yaşatıyordu. Ayrıca girdiğim bu iç savaşı bu kadar güzel bir şekilde kazanmış olduğum için çok mutluydum. Kaldırımın köşesinde gördüğüm papatyalardan birini koparttım ve kitabımın arasına sıkıştırdım. Her ne kadar kopartmayı sevmesem de çok güzel görünmüştü gözüme. Belki de çiçekleri böyle acımasızca koparttığımız için hayat bizden intikamını böyle alıyordu. Sol kolumda hissettiğim acıyla çığlık attım. Acının kaynağına dönmemle gözlerim kocaman açıldı.