Okulun spor salonu, maç günü olağanüstü bir kalabalığa sahne olmuştu. Tribünler, ellerinde pankartlar taşıyan öğrencilerle doluydu. Renkli balonlar, tezahüratlar, bandonun gürültülü müziği… hepsi bir araya gelip kaotik bir coşku yaratıyordu. Ben ise tam ortada, tribünün ikinci sırasına oturmuştum. Yanımda Mia vardı, sürekli bağırıyor, bayrak sallıyordu. Ama benim gözlerim yalnızca bir kişiye odaklanmıştı: Ethan. Saha kenarında takım formasıyla ısınırken saçları alnına düşüyordu. Kaslı kolları parlıyordu, nefes alışverişi bile kararlıydı. Arada bana bakıp gülümsüyordu ve her seferinde içimden bir şeyler eriyordu. Kalbim hızlanıyor, işte doğru seçim buydu diyordum. Ama işte, sahada başka biri daha vardı. Adrian. Onun bakışları bambaşkaydı. Ethan’ın huzurlu ve odaklanmış bakışlarının aksine, Adrian’ın gözlerinde yanardağlar vardı. Sert, meydan okuyan, kıskanç. Maç başladığında coşku zirveye çıktı. Top bir oraya, bir buraya gidiyor, herkes bağırıyordu. Ethan harika oynuyordu. Hızlıydı, zarifti, topu kontrol edişi izleyenleri büyülüyordu. Tribünde adını haykıran kızlar vardı ama ben sadece gururla gülümsedim. “Haydi Ethan!” diye bağırdım elimden geldiğince yüksek sesle. Bir an, Adrian’ın bakışlarının bana kaydığını gördüm. Kaşları çatılmıştı, dişlerini sıktı. Sonra bütün dikkatini Ethan’a çevirdi. İçimden kötü bir his geçti ama kendime engel olamadım. İlk yarı bittiğinde skor başa baştı. Ethan yanıma geldi, ter içinde ama mutlu. “Beni izliyor musun?” dedi nefes nefese. “Her saniyesini,” dedim gülerek. Elimi uzattım, o da terli elini bana vurdu. Aramızdaki küçük an, dışarıdan sıradan görünse de benim için dünyalara bedeldi. Ama Adrian yanımızdan geçerken, gözleriyle Ethan’ı delip geçti. O an içimde bir şeylerin kopacağını hissettim. İkinci yarı başladığında tansiyon daha da yükseldi. Adrian, topu her aldığında Ethan’ın üstüne oynuyordu. Çarpışmalar, dirsekler, sert omuzlar… hakem birkaç kez düdük çaldı ama Adrian’ın bakışlarındaki öfke hiç azalmadı. Sonunda beklenen oldu. Ethan hızlı bir şekilde potaya doğru ilerliyordu. Tribün ayağa kalktı, ben de heyecanla nefesimi tuttum. Ama tam o sırada Adrian hızla yanından geçti, omzunu Ethan’ın göğsüne öyle bir çarptı ki, Ethan havada dengesini kaybetti. Bir anlığına her şey ağır çekimde gibi oldu: Ethan’ın şaşkın gözleri, düşüşü, sonra yere çarpışı. Salon buz gibi kesildi. Ethan yerde kıvranıyordu, kolunu tutuyordu. Çığlık attım. “ETHAN!” Koşarak sahaya indim. Hakem düdüğü çalıyor, oyuncular panikle bağırıyordu. Yanına diz çöktüm. Yüzü acıdan bembeyaz olmuştu. “Canım! İyi misin? Konuş benimle!” Ethan zor nefes aldı. “Sanırım… kolum çıktı…” Gözlerimden yaşlar boşaldı. Ambulans çağrıldı, etrafta bir kaos vardı. Takım arkadaşları Ethan’ın etrafını sardı ama ben yanından ayrılmadım. Sonra gözüm Adrian’a takıldı. Hâlâ sahadaydı, yüzü öfke ve pişmanlık arasında gidip geliyordu. Bana baktığında, gözlerinde bir anlık pişmanlık gördüm… ama aynı zamanda gururunu da. “Ona bunu nasıl yaparsın?” diye bağırdım gözyaşları içinde. Sesim bütün salona yayıldı. “Bu sadece bir oyun, Adrian! Neden bu kadar ileri gittin?” O hiçbir şey söylemedi. Yalnızca gözlerini kaçırdı. Ambulans geldiğinde Ethan’ı sedyeye aldılar. Ben de yanında gittim. Elini sıkıca tuttum, titreyen sesimle fısıldadım: “Yalnız değilsin. Hep yanında olacağım.” Ethan gözlerini açtı, bana baktı. “Sen… burada olduğun sürece… ben iyiyim.” ⸻ Beyaz duvarlar, antiseptik kokusu ve floresan ışıkların soğuk parıltısı… Hastanenin koridorları bana hep boğucu gelirdi ama o an yanımda Ethan olduğu için korkularım biraz hafiflemişti. Onu odasına yerleştirdiler, kolu alçıya alındı. Doktor ciddi bir kırık olmadığını ama bir süre kullanamayacağını söyledi. Derin bir nefes aldım, içimdeki taş biraz hafifledi. Ethan yatağa uzanmış, bitkin ama gülümsemeye çalışıyordu. “Kötü görünmüyorum değil mi?” diye şaka yaptı. Gözlerimi devirdim, ama içimde sıcak bir şey yayıldı. “Sen az önce ölümden döndün, hâlâ espri yapıyorsun. Gerçekten inanılmazsın.” Koridordaki kafeteryadan çorba aldım, küçük bir tepsiyle odaya getirdim. Buharı tüten tavuk çorbasını ona gösterdim. “Doktor sıvı şeyler iyi gelir dedi. Hem enerji toplarsın.” Ethan hafif gülerek başını salladı. “Çorba mı? Sanırım hayatımda ilk defa biri bana hastane yatağında çorba getiriyor. Romantik sayılır mı bu?” Yanaklarım kızardı. Kaşığı elime aldım, dikkatlice üfledim. “Hadi, ağzını aç.” O da çocuğumsu bir sırıtmayla açtı. Kaşığı uzattım, çorbayı içti. Dudaklarının kenarında küçücük bir damla kaldı, elim istemsizce uzandı, peçeteyle sildim. Parmak uçlarım yüzüne değdiğinde kalbim bir an durdu. Ethan gözlerime baktı, sesi yumuşacık çıkıyordu. “Böyle ilgilenmene alışabilirim Sophia.” Boğazım kurudu. Kaşığı elimden düşürmemek için sıktım. “Sadece… iyileşmeni istiyorum.” Ethan başını hafifçe yana eğdi, dudaklarının kenarında hüzünlü bir gülümseme belirdi. “Ya ben sadece iyileşmekten daha fazlasını istersem?” Cevap veremedim. Odanın sessizliği, kalplerimizin sesini büyütüyordu. Çorba kaşığı elimde unutulmuştu. O sırada kapı hafifçe aralandı. Koridordan Adrian’ın gölgesi göründü, ama içeri girmedi. Birkaç saniye bizi izledi, sonra sessizce uzaklaştı. Görmemiş gibi yaptım ama kalbim burkuldu. Ben ise çorbayı Ethan’a vermeye devam ettim. Ama içimde, sessizce fısıldayan bir ses vardı: Sophia, bu iş çok daha karmaşık olacak.
Bölüm 7
bölüm 7
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.