Günler geçiyor ama Ethan’sız her şey eksik kalıyordu. Okul koridorları kalabalıktı, gürültü vardı, kahkahalar yükseliyordu ama ben kendimi hep kalabalığın ortasında yapayalnız hissediyordum. Zaman sanki ağır aksak ilerliyordu; herkes hayatına devam ediyordu ama benim saatim durmuş gibiydi. Ders çalışmaya bile isteksizdim. Kitapların sayfaları önümde açılı duruyor, satırlar gözlerimin önünden kayıyor ama hiçbir şey zihnime yerleşmiyordu. Bir yandan da defalarca kendime söz veriyordum: “Ben güçlü olacağım. Ethan dönene kadar dayanacağım.” Ama kalbim öyle bir boşlukla atıyordu ki bazen nefes almak bile güç geliyordu. İşte böyle bir anda, kütüphanede önümdeki deftere boş boş bakarken yanımda Adrian belirdi. Masaya eğildiğinde, yüzündeki kendinden emin gülümseme bana biraz fazla parlak geldi. “Matematik sınavı yaklaşıyor,” dedi. “Yardım istesen mi artık?” Başımı kaldırıp ona baktım. Gözlerindeki kararlılık rahatsız edici ama aynı zamanda bir şekilde sarsıcıydı. Söylemek istediğim çok şey vardı, ama dudaklarımdan çıkan tek şey kısa bir nefesti. “Tamam. Ama sadece ders.” Adrian’ın gülümsemesi büyüdü. “Elbette, Sophia. Sadece ders.” ⸻ Akşamüstü kendimi Adrian’ın evinde buldum. İçimde tereddüt vardı ama aynı zamanda kendime bahane uyduruyordum: “Sadece birkaç saatlik ders. Hem belki kafam dağılır.” Evi beklediğimden daha düzenliydi. Salonun ortasına masa kurulmuştu; kitaplar, notlar, kalemler… Bir süre gerçekten yalnızca ders çalıştık. Sorular çözdük, konuları tartıştık. Adrian dikkatle anlatıyordu. Bazen kalemi elimden alıp sorunun üzerine eğiliyor, sonra geri uzatıyordu. Ama bir an vardı ki her şey değişti: aynı anda parmaklarımız defterin üzerinde buluştu. Göz göze geldik. Birkaç saniyeliğine kalbim sanki ritmini şaşırdı. Gözlerindeki yoğun bakıştan hızla kaçtım. “Konuyu dağıtma,” dedim sinirli bir tonda. Gülümsedi ama ses çıkarmadı. Yine de o an aramızdaki hava artık aynı değildi. Saat ilerledi, defterler kapandı. Adrian sandalyesinden kalktı. “Biraz hava almak ister misin? Parka gidebiliriz. Evde boğuluyor insan.” Tereddüt ettim. İçimde bir ses, “Hayır, gitme,” diyordu. Ama diğer ses, “Biraz açık hava iyi gelir,” diye fısıldıyordu. “Tamam,” dedim sonunda. ⸻ Park sessizdi. Sokak lambalarının sarı ışıkları yağmur öncesi havada titrek gölgeler oluşturuyordu. Banklardan birine oturduk. Ağaçların dalları hafif rüzgârla sallanıyor, yaprakların fısıltısı gecenin sessizliğine karışıyordu. Ben göğe bakıyordum. Bulutlar kararmış, gökyüzü hüzünlü bir tabloya dönüşmüştü. İçimden Ethan geçti. Onunla yan yana olduğum günler, bana gülüşünü armağan ettiği anlar… Kalbim sıkıştı. Onun yokluğu artık yalnızlıktan öte bir yara gibiydi. İşte tam o anda, ilk yağmur damlası alnıma düştü. Sonra bir tane daha, bir tane daha… Kısa sürede yağmur hızlandı. Adrian hafifçe güldü. “Hatırlıyor musun?” dedi. “İlk kez yağmurun altında karşılaşmıştık. Çarpışmıştık. Belki de kader bizi hep böyle yan yana getirmek istiyor.” Kalbim sarsıldı. Bu sözlerde bir tehlike vardı. Başımı çevirdim. “Adrian, lütfen…” Ama o, cümlemi bitirmeme izin vermedi. Yüzünü bana yaklaştırdı. Islak saçları alnına yapışmıştı, gözlerinde tutku parlıyordu. Sanki tüm dünyanın yağmurunu unutturacak bir anmış gibi dudaklarını benimkine bastırdı. ⸻ Şok dalgası bütün bedenime yayıldı. Birkaç saniyeliğine nefesim kesildi, sanki zaman durdu. Ama sonra Ethan’ın sesi zihnimde yankılandı: “Beni bekle, Sophia.” O an kalbim kararlı bir şekilde yanıt verdi. Ben Ethan’ı seviyordum. Sadece onu. Elim istemsizce havaya kalktı ve bütün öfkemle Adrian’ın yüzüne indi. Tokadın sesi yağmurun uğultusunu yararak etrafı doldurdu. Adrian şaşkınlıkla geri çekildi, yanaklarında kırmızı bir iz belirdi. Gözlerimden yaşlar boşalıyordu. “Bunu nasıl yaparsın!” diye bağırdım. Sesim titriyordu ama kalbim gürültülüydü. “Ben Ethan’ı seviyorum! Onu bekliyorum! Seninle asla olmayacak!” Adrian’ın dudakları titredi. “Sophia… ben—” “Yeter!” dedim hıçkırarak. Ayağa kalktım. Yağmur damlaları gözyaşlarıma karışıyordu. “Sen benim yalnızlığımı kullanmaya çalışıyorsun. Ama kalbim yalnızca Ethan’a ait. Asla değişmeyecek!” Koşmaya başladım. Ayaklarım ıslak toprakta kayıyor, çamur sıçrıyordu. Arkama bakmadım. Sadece koşuyordum. Kalbim göğsümden fırlayacak gibi atıyordu. ⸻ O gece yatağımda titreyerek günlüğümü açtım. Kalemim ellerimde sallanıyordu ama sonunda birkaç cümle yazabildim: “Yağmur altında bir kez daha sınandım. Ama kalbim yolunu buldu. Benim yolum Ethan’a çıkıyor, başkasına değil.”
Bölüm 11
bölüm 11
Bölüm sonu
Sonraki bölüm kilitli
12. bölümü 5 jetonla uygulamada açabilir, kaldığın yerden devam edebilirsin.
2 yorum
Neyse en azından azıcık bundan azıcık şundan demeyi bıraktı
Benim kararsızlık seviyesi
