Ablamın kaybolduğu gece yağmur yağıyordu.
Bunu herkes biliyordu. Polisler, komşular, annemin ağlarken aradığı akrabalar, babamın günlerce konuşmamasına sebep olan o geceyi haberlerde izleyen yabancılar bile biliyordu.
Ama kimse yağmurun sesini benim kadar iyi hatırlamıyordu.
Çünkü Duru gitmeden on dakika önce odamın kapısını aralamış, bana bakmış ve sadece şunu söylemişti:
“Lina, yarın sana her şeyi anlatacağım.”
Yarın hiç gelmedi.
Aradan tam bir yıl geçti. İnsanlar Duru’nun adını daha az söylemeye başladı. Annem onun odasının kapısını kapalı tutmayı öğrendi. Babam yemek masasında boş sandalyeye bakmamayı. Ben de okulda biri “abla” kelimesini söylediğinde yüzümün değişmemesini.
Ama o gece, yani her şeyin yeniden başladığı gece, telefonum saat 03.17’de titredi.
Ekranda bilinmeyen bir bildirim vardı.
“Yeni bir dosya açıldı.”
Önce bunun kötü bir şaka olduğunu düşündüm. Sonra masamın üzerinde duran telefonu gördüm.
Benim telefonum elimdeydi.
Masadaki telefon ise ablamındı.
Bir yıl önce kaybolan, polislerin bulamadığı, babamın defalarca aradığı ama hiç çalmayan telefon.
Ekranı kırıktı. Kenarında Duru’nun sevdiği mor kelebek çıkartması hâlâ duruyordu.
Titreyen parmaklarımla telefonu elime aldım.
Ekranda tek bir cümle belirdi:
“Duru’nun son gecesini görmek ister misin?”
Telefonun ekranına dokunduğum anda kilit açıldı.
Şifre sormadı.
Parmak izi istemedi.
Sanki beni bekliyordu.
Ana ekranda Duru’nun eski fotoğrafı vardı. Gülümsüyordu. Saçları yağmurdan nemlenmiş, gözleri kameraya değil, kameranın arkasındaki birine bakıyordu. Fotoğrafın altında tek bir klasör duruyordu.
“SON GECE”
Boğazım kurudu. Parmağım ekrana değdiğinde odamın ışığı bir an titredi. Klasörün içinde yalnızca on yedi saniyelik bir video vardı.
Oynat’a bastım.
Görüntü karanlıktı. Yağmur cama vuruyordu. Duru’nun nefes alışını duydum önce. Sonra titrek sesi geldi.
“Biri beni takip ediyor, Lina. Eğer bunu izliyorsan…”
Video birden kesildi.
Kalbim göğsümden çıkacak gibiydi. Telefonu elimden düşürmemek için iki elimle tuttum. Ekran yeniden karardı. Sonra donuk bir kamera kaydı açıldı.
Sokak lambasının altında Duru görünüyordu.
Koşmuyordu.
Kaçmıyordu.
Bir arabanın yanında duruyordu.
Arabanın kapısı açıldı. İçeriden bir erkek indi. Yüzü seçilmiyordu ama üzerindeki siyah montu tanıyordum. Sol kolunda küçük beyaz bir arma vardı.
Ben o montu bugün okulda görmüştüm.
Yeni gelen çocukta.
Efe’de.
Tam o anda telefon bir kez daha titredi.
Yeni bir mesaj belirdi.
“Onunla konuşma.”