Çatı katındaki sessizlik, Defne ile Aras'ın nefes alışverişinden başka hiçbir ses taşımıyordu.
Aras, elindeki el fenerini duvara doğru tuttu.
"Defne... Burada bir pencere var."
Defne kırmızı dosyayı dikkatlice çantasına yerleştirdi.
"Neye bakıyorsun?"
"Dışarıda biri dolaşıyor gibi."
Aras pencereye biraz daha yaklaştı. Eski ahşap çerçeveyi açıp dışarı uzandı. Bahçenin karanlığında gerçekten bir gölge hareket ediyordu.
"Kim var orada?" diye seslendi.
Tam o anda pencerenin altındaki yıllardır çürümüş tahta büyük bir gürültüyle çatladı.
"Aras!"
Defne'nin çığlığı konağın duvarlarında yankılandı.
Çatırtı...
Bir saniye...
Ve Aras, dengesini kaybederek aşağıya düştü.
"Arrraaas!"
Defne panikle pencereye koştu.
Aşağı baktığında Aras'ın hareketsiz yattığını gördü.
Gözlerinden yaşlar boşandı.
Ama önce babasının emanetini düşündü.
Titreyen elleriyle kırmızı dosyayı, mektupları ve fotoğrafları çantasına yerleştirdi.
"Ne olursa olsun... Bunları korumalıyım."
Merdivenlere doğru koştu.
Konağın çıkış kapısını bütün gücüyle zorladı.
"Açıl! Lütfen açıl!"
Kapı kıpırdamıyordu.
Yumruk attı.
Tekmeledi.
Çaresizlik içinde ağlayarak tekrar tekrar denedi.
Ama kapı açılmadı.
Gücü tükenince kapının önüne çöktü.
Başını dizlerinin arasına aldı.
"Allah'ım... Ne olur onu benden alma..."
Dakikalar geçmişti.
Tam umudunu kaybettiği sırada...
Gıcırtt...
Kapı kendi kendine yavaşça açıldı.
Defne bir an bile durmadı.
Yağmurun altında koşmaya başladı.
Bahçenin arkasına ulaştığında Aras'ı yerde buldu.
Yüzü solgundu.
Nefesi düzensizdi.
Defne dizlerinin üzerine çöktü, Aras'ın başını yavaşça kucağına aldı.
"Hayır... Hayır... Bana bak!"
Aras güçlükle gözlerini açtı.
"Defne..."
"Konuşma, ambulans çağıracağım."
Aras, Defne'nin elini tuttu.
"Dinle... Vaktim az."
Defne hıçkırıklarını tutamıyordu.
"Sus... İyileşeceksin."
Aras hafifçe başını salladı.
"Sandıktaki dosyalar... Onları kimseye verme."
"Gerekirse birlikte koruruz."
"Hayır..."
Nefes almakta zorlanıyordu.
"Babam... Bana hep... 'Ailen her şeyden değerlidir.' derdi."
Defne'nin gözyaşları Aras'ın eline damlıyordu.
"Sen benim yıllarca haberim olmayan kardeşimsin... Seni yeni buldum. Seni kaybedemem."
Aras, belli belirsiz gülümsedi.
"Kaybolmayacağım..."
Defne ağlayarak başını salladı.
"Lütfen beni bırakma."
Aras son kez gökyüzüne baktı.
Yağmur damlaları yüzüne düşüyordu.
"Bak..."
Defne de gökyüzüne baktı.
Bulutların arasından ince bir güneş ışığı süzülmeye başlamıştı.
Aras fısıldadı:
"Hatırlıyor musun... Sen demiştin ya..."
"En güzel başlangıçlar... en zor fırtınaların ardından gelir."
Defne hıçkırıklarla cevap verdi.
"Evet... Hatırlıyorum."
Aras'ın sesi gittikçe zayıflıyordu.
"Ne olursa olsun... Yaşamaya devam et. Benim yapamadığım bütün hayalleri sen gerçekleştir. Ve... her yağmur yağdığında... beni üzülerek değil... gülümseyerek hatırla."
Defne, Aras'ın elini iki eliyle sımsıkı tuttu.
"Söz veriyorum..."
Aras son kez kardeşine baktı.
Gözlerinde korku değil, huzur vardı.
Yavaşça gözlerini kapattı.
Defne, yağmurun altında acı dolu bir çığlık attı.
O an, sadece yağmur yağıyordu.
Ve Defne, hayatında ikinci kez en sevdiği insanı kaybetmenin sessizliğiyle baş başa kalıyordu...
