İçeriğe geç

Yağmura Tutuldum

Bölüm 7 · 21 dk okuma

Yağmura Tutuldum

Bölüm 7

6.BÖLÜM "SEBEPSİZ YERE BÜYÜTÜLEN DERTLER"

Hayatım boyunca bütün kötülükleri yaşadım ve her günüm maceradan mecaraya koşmakla geçti. Birgün kendi dertlerimin peşinde koşmayı değil de insanların dertleriyle nasıl başa çıktıklarını izlemek istedim. Bir yandan işine geç kalmış bir kadın vardı ve işe yetişmek için caddelerde koşturuyordu. Diğer tarafta bir adam hastalanmış oğlunu kucaklamış hastaneye doğru koşturuyordu. Diğer tarafta gördüğüm manzara içimde hüzün kapladı. Bir parkta anne va babasıyla oyun oynayan kız çocuğu vardı, o an ben de anne ve babamla oyun oynamak istedim. İnsanları izlediğimde kiminin dertlerinin büyük kimin dertlerinin küçük olduğunu fark ettim. Hiç birimizin derdi birbirimize benzemiyordu. Aslında biz insanlar en ufak sorunu bile içimizde büyütüp dağ gibi ediyor ve altından kalkamıyorduk. Hâlbuki hayata pozitif yönden bakıp, dertlerimize iyi taraftan bakıp halletmeye çalışırsak daha sorunsuz bir hayat yaşarız.

Sabah saatlerinden kapı zilinin üst üste çalmasıyla uyandım ve Derin'i de uyandırdım. Derin uyanıp yüzüme afallamış bir şekilde bakarak;
"Ne oldu? Kapı neden bu saatte çalıyor?" diye sordu. Kafamı iki yana sallayıp;
"Bilmiyorum. Gel hadi, bakalım." dedim.
Derin'le birlikte odamdan çıkıp dış kapıya doğru ilerledik. O an Oktay'ın kurduğu cümle aklıma geldi. 'Derin'de güvende değil.' Derin'i arkama alıp kapı merceğinden kim olduğuna baktım fakat biri gözünün tamamını merceğe koymuştu. Kapıyı hafifçe arayalıp kim olduğuna baktım ama Bulut'un kapı merceğine gözünü koyan kişinin kafasına vurup kapıdan uzaklaştırdığını gördüm. Bulut kapıyı açtığımı fark ettikten sonra;
"Selam." dedi.
"Sizin burada ne." deyip yanındaki kişiye baktım.
"Ben seni daha önce görmüş olabilir miyim?" diye sordum.

Derin kapıyı daha fazla açıp;
"Doruk." dedi.
Tabi ya, Doruk Bulut'un kardeşi Doruk. Ama hâlâ aynı fikirdeyim hiç benzemiyorlar.
Doruk elini Derin'e uzatıp;
"Selam, nasılsın?" diye sordu. Derin'de Doruk'un uzattığı elini sıkıp;
"İyiyim, sen nasılsın?" diye sordu.
Doruk ve Derin'in konuşmalarını kesip;
"İkinizin burada, bu saatte ne işi var?" diye sordum.
Bulut bunu sormamı bekliyormuşçasına öne atılıp;
"Senin anlaşmayı kabul etmekten vazgeçtiğini sandık, o yüzden geldik." dedi.
"Anlaşmayı kabul etmemem seni neden bu kadar korkutuyor?"
"Dün sana sebebini söylemiştim."

Tam Bulut'a cevap verecektim ki Derin beni kapının önünden çekip Doruk ve Bulut'un içeri geçmesini sağladı. Doruk ve Bulut içeri geçip salona doğru ilerledikleri sıra da Derin'i durdurup;
"Derin, ne yapıyorsun?" diye sordum.
"Seninle daha konuşmamız gereken bir konu var, kapının önünde bu kadar uzun bekleyemezlerdi."

Derin'le beraber salona gittik, Doruk ve Bulut koltukta oturuyorlardı. Doruk Bulut'un saçlarıyla oynayıp omuzuna vuruyordu, Bulut'ta Doruk'un ellerini tutmuş rahat durmasını söylüyordu. Doruk bizi fark ettikten sonra kendini düzeltti ve Bulut'ta bize doğru döndü. Bulut'un Derin'e dikkatli bir şekilde baktığını fark ettim ve Derin'de bunu fark etmiş olacak ki rahatsız olduğu yüzüne yansıdı. Derin'in bileğini tutup arkama aldım ve Bulut bunu fark edip;
"Derin, o gece sana davranmamam gereken şekilde davrandım. Ama o gece birilerine haber verdiğini düşündüm, özür dilerim." dedi.
Derin'le birbirimize baktıktan sonra arkamdan çıkıp yanıma geçti.
"Sorun değil, kötü davranmadın zaten."
Derin'in kolunu tutup çekiştirerek;
"Derin, hadi benimle gel." dedim.
Derin'le birlikte odama gideceğimiz anda;
"İşini hızlıca hallet ve gidelim." dedi Bulut.
Bulut'un dediklerini duymazlıktan gelip Derin'le beraber odama geçtik. Derin yüzüme şok olmuş bir şekilde bakarak;
"Bulut neden bana öyle davrandı?" diye sordu.
"Bilmiyorum." dedim kafamı iki yana sallayıp.
"Aslında nazik bir çocuk."
"Derin, başlatma şimdi onun nazikliğine. Nazik olsaydı beni üç yıl boyunca takip edip kaçırır mıydı?" diye sordum sinirle ve konuyu kapatmak için;
"Derin, şu belge işlerini biran önce halledelim." dedim.
Derin kollarımı sıvazlayarak;
"Merak etme, sen buradan çıktığın an ben belgelerin yerini takibe alacağım." dedi.
Derin'e sıkı sıkı sarıldıktan sonra duş almak için banyoya girdim.
Banyoda kısa bir duşun ardından sonra üzerime siyah tişört ve siyah eşofman giydim, havalar serin olduğu için üzerime de siyah hırka aldım. Saçlarımı fön makinesiyle kurutup açık bıraktım ve ayaklarıma converse giydim. Banyodan cıkıp odamdaki telefonumu alıp cebime koydum. Artık hazırdım.
Salona gittiğimde Derin ve Doruk'un konuştuğunu Bulut'un da onları izlediğini gördüm. Yanlarına gidip;
"Hazırım, gidelim." dedim.
Bulut bana bakıp;
"Hele şükür, biran kaçtığını düşündüm." dedi.
"Ben bu tür şeylerden kaçacak biri değilim." dedim başımı diklestirip.
Bulut dediğime sırıtıp;
"İyi, kaçmayacaksan gidelim artık." dedi.

Bulut, ben ve Doruk evden çıktık. Birlikte Bulut'un arabasına bindik. Bulut ve Doruk önde bende arka da oturdum. Bulut ve Doruk yol boyu bir şeylerden bahsederken ben yolu izledim. En son gideceğimiz yere geldiğimizi anladım, çünkü birkaç küçük çocuk arabayı durdurup;
"Bulut abi, ooo kız mı kaçırdın?" diye sordu. Bulut'ta gülüp çocuğun saçlarını okşadı.
"Saçmalama lan!" dedi.
Doruk'ta yan taraftan gülerek;
"Lan cino, sana da kız kaçıralım mı?" diye sordu.
Çocuk sırıtıp;
"Sarışın, mavi gözlü olursa olur abi." dedi.
Doruk ve Bulut gülerken, dayanamayıp;
"Esmerlerin neyi var da sarışın istiyorsun? Sen dua et sana kız bakıyor." dedim.
Doruk ve Bulut bana dönüp bakarken ben kafamı tekrardan cama doğru çevirdim.
"Yenge kızdı abi."
"Halil, yengen falan değil o senin." dedi Bulut.
"Doruk abi senden bekliyoruz bir kız." dedi Halil denilen çocuk. Doruk ve Halil konuşurken Bulut bir çocuğa baktı. Çocuk beş yaşlarında gibiydi. Bulut çocuğu yanına çağırıp;
"Lan! Sarı fırfır, neyin var bakalım?" diye sordu. Çocuk elleriyle hareketler yaptı ve Bulut'da;
"Yarım saate yanına gelirim, burada bekle beni tamam mı?" dedi.
Bulut arabayı calıstırdıktan sonra;
"Çocuk el hareketleri yaptı." dedim.
"Bir travmadan dolayı kimseyle konuşamıyor." dedi.
Çocuğun durumuna üzüldüm fakat belli etmedim.

Bulut arabayı mahallenin en güzel evinin önünde durdurdu. Ev üç katlıydı ve oldukça tatlıydı. Üçümüz beraber arabadan indik. Bulut evin kapısının zilini çaldıktan sonra kapıyı küçük bir kız açtı. Saçları sapsarı gözleri masmaviydi. Çocuk Bulut'un kucağına atlayıp;
"Yaşasın! Bulut abi geldi." dedi.
Bulut küçük kız çocuğuna sarılıp;
"Nasılsın prenses?" diye sordu.
Küçük kız ve Bulut konuşurken içeriden kızın annesi sandığım kadın geldi. Kadının saçları da sapsarı ve uzundu. Küçük kızı Bulut'un kucağından indirip;
"Masal, Bulut abini neden yoruyorsun?" diye kızdı.
"Bulut abi, ben seni yoruyor muyum?" dedi adının Masal olduğunu öğrendiğim kız çocuğu dudaklarını bükerek.
"Hayır tabiki. Sena abla yormuyor beni aksine hoşuma gidiyor." dedi Bulut gülümseyerek.

Sena kapının önünden çekilip ücümüze yol verdi, hepimiz içeri geçerken Sena Doruk'un kafasına vurup;
"Lan! Dün yaptığım tatlıyı sen mi parmakladın?" diye sordu.
"Sena abla canım çekti, sen de bir dilim vermeyince parmakladım." dedi Doruk kafasını tutarak.

Hep beraber salona geçtiğimizde baya kalabalık bir aile beni karşıladı. Kıvırcık saçlı orta boylu bir adam gülerek bana doğru koşup;
"Amcasının gülü gelmiş!" dedi.
Kendimi geri çekip bana gelmesini engelledim ve kaşlarımı catıp;
"Temastan hoşlanmam." dedim.
Adam saçlarını kasıyıp;
"Tamam o zaman." dedi.
Görüş acıma Yıldız ve Oktay girdiğinde Bulut kulağıma eğilip;
"Biraz gülsen mi acaba?" dedi.
"Senin yüzüne yapıştırsam güler misin acaba?" dedim sinirle.
Bulut dediğime kıkırdayıp;
"Dene bakalım sonucu ne oluyor." dedi.
"Sonucunda burada yüzünde kanla gezersin."

Oktay ayağa kalkıp yanıma geldi ve diğerlerine dönüp;
"Size yıllardır anlattığım kızım Yağmur." dedi gururlanarak.

"Belli belli, hâl ve hareketleri aynı sen amca oğlu." dedi diğer taraftaki adam.
Oktay gülüp;
"Gökhan, bence hepimizin ortak karışımı olmuş." dedi.
"Eee, hadi bizi tanıştır." dedi Sena.

Oktay herkesi benimle tanıştırmaya başladı.
"Amcan Salih ve amcanın karısı Sena, bu küçük cimcime de onların kızı Masal. Buradaki amcam Ahmet ve karısı Serpil, bunlarda onların çocukları Gökhan ve Hakan. Burada oturan senin babaannen Sultan ve Halan Gülsüm."

Herkes bir ağızdan;
"Çok şükür seni de aramızda gördük." dedi.
Yıldız bana bakıp;
"Yağmur, bir şey demeyi düşünmüyor musun?" diye sordu.
O an aklıma sadece buraya ait olmadığım geldi. Eğer dediklerine göre ben onların cocuklarıysam, daha ben bebekken beni bu kocaman aileye fazlalık görmüşler.
"Benim sizin kızınız olduğum konusunda eminsiniz yani?" diye sordum hepsini incelerken.
"Emin olmasak burada ne işin vardı Yağmur?" dedi Oktay.
"Madem öyle, neden beni bu kocaman ailenize fazlalık gördünüz? Benim suçum neydi?" diye sordum.

Herkes birbirine bakarken, Yıldız;
"Sandığın gibi değil, biz seni bırakmadık." dedi.
"Buraya beni getirirken evin var dediniz, evim nerede?" diye sordum daha fazla burada durmamak için.
"Bu anlattıklarımdan sonra diyeceğin şey bu mu yani?" diye sordu Oktay.
"Bu anlattıkların bana hiçbir şey kazandırmadı."
Gülsüm denilen kadın araya girip;
"Oktay bırak evine gitsin, biraz zaman ihtiyacı var." dedi.
"Peki, evin Bulut'un evinin hemen yanında yani karşı sokakta."
"Ama şuan evinin içinde eşya yok, istersen bu gece bura-" derken Yıldız sözünü kesip;
"Eşyasız evde kalmayı tercih ederim." dedim.
İçlerinde daha fazla kalmamak için geldiğim yoldan dış kapıya ulaştım ve evin dışına çıktım.

Mahalleyi incelerken ilk defa buraya geldiğimi fark ettim. Mahalle çok tatlı bir yere benziyordu, aynı dizilerdeki gibiydi. Tatlı renklere sahip binalar, sokakta oyun oynayan çocuklar, balkondan birbirine bağırıp konuşan teyzeler, kahvede okey oynayan amcalar vardı. Mahalleyi izlerken yüzüme tebessüm indi ve bir anlığına buraya gelme sebebimi unuttum.
"Burada kaldığın sürece buranın daha da güzelleşeceğini göreceksin."
Arkamdan gelen Yıldız'ın sesiyle birlikte düşüncelerimden sıyrılıp;
"Burada uzun süre kalacağımı nereden çıkardın?" diye sordum.
"Yanına tartışmak içine gelmedim." Eliyle iki katlı bir evi işaret edip;
"Orası senin evin sana ait, yarın eşyaların gelecek. Bugünlük bizim yanımızda kalmayı istemediğin için seni başka birinin evine göndersek orada kalsan?" diye sordu Yıldız.
"Kimin eviymiş o?"
"Mustafa'nın."
Mustafa, beni kaçırdıklarında odanın önünde duran adam.
"Orada neden kalayım? Ya bana ters bir hareket yaparsa?"
"Buradaki kimse düşündüğün gibi biri değil, aksine sen orada kaldığın için Mustafa orada kalmayacaktır."
Biraz düşündükten sonra bu teklifin iyi bir teklif olduğunu hissettim.
"Mustafa'nın haberi var mı?"
Yıldız Mustafa'ya elini kaldırıp yanımıza gelmesi için işaret etti ve Mustafa yanımıza geldi.
Ellerini önünde birleştirip;
"Efendim Yıldız abla?" diye sordu.
"Mustafa, Yağmur'un bu gece kalacak bir yeri yok, bu gecelik senin evinde kalsa sorun olur mu? Bize en yakın olan ev senin evin."
"Olur mu öyle şey Yıldız abla, kalabilir."

Mustafa ve Yıldız'ın konuşması bittikten sonra elimdeki valizimi kendi evime bıraktım ve Mustafa'nın evine geçtim. Ben Mustafa'nın evindeyken Mustafa gelmedi, sanırım dışarıda işleri vardı.
Hazır tek başıma kalmışken direkt Derin'i aradım. Telefon kısa bir süreden sonra açıldı.

"Alo Yağmur, ne oldu?" diye sordu telaşla.
"Bir şey olmadı, ben şey için aradım."
"Ne için?"
"Senin belge işin ne oldu? Ne zaman uygulamaya geçeceğiz?"
"Belgelerin olduğu yere ulaştım, yurdun içindeki odaların birinde oraya bugün gidebiliriz."
"Derin, ben düşündüm de yurttan Mert vardı ya onu da alırız, ben onun kardeşi gibiyim, benim için her şeyi yapar, o yüzden ondan da yardım isteyeceğim. Uyar mı sana?"
"Bana uyar da ne için yardım isteyeceğiz?"
"Oraya gizlice girmenin yolunu Mert biliyor, onun yardımıyla yurdun içine girebiliriz."

"Tamam, sen Mert'i ara ben de o sıra da hazırlanayım. Hazırlandıktan sonra gelir seni alırım. Konum atmayı unutma." dedi.

Mert benim yurttan arkadaşım. Birkaç defa yurda gizlice girdiğini görmüştüm ama tam olarak nereden girdiğini görememiştim. Mert'le yakın arkadaş olduğumuz için çekinmeden yardım isteyebilirdim o yüzden onu arayıp yardım isteyecektim. Telefondan Mert'in numarasını bulup aradım. Telefon birkaç kere çaldıktan sonra açıldı.

"Alo."
"Alo Mert, ben yağmur." dedim.
"Vayyy, bakıyorum da hatırlamışsın beni." dedi gıcık bir şekilde.

Haklıydı. Bu olaylar olurken beni defalarca aramış ve onlarca mesaj atmıştı ama ben hiçbirine dönüş yapmamıştım.

"Mert, öncelikle nasılsın, iyi misin?"
"İyiyim ben, her şey aynı. Asıl sen söyle, sen de durumlar nasıl?"
"Ben iyiyim ama seninle konuşmam gereken bir konu var. Birkaç gün içinde beni defalarca aramana rağmen ulaşamadın çünkü telefonum bende değildi."
"Neden?"
"Çünkü ben birkaç günlüğüne birilerinin zoruyla bir yere gittim ve orada onların zoruyla tutuldum."
Dediklerim üzerine Mert telefondan;
"Ne!?" diye bağırdı.
"Her şeyi anlatacağım sana."
"Dinliyorum."

...

"Nee! Ne demek anne ve babam, bu tamamen saçmalık. Bunca yıl yoktular ve şimdi mi geldiler?" dedi şaşırmış bir şekilde.

"Maalesef ki evet. Ama bir durum var, ben onların benim ailem olduklarına inanmıyorum."
"Nasıl inanmıyorsun? Gerçi sende haklısın, ben olsam ben de inanmazdım. Kessin senin aklında bir şey var, anlat bakalım." dedi, nasıl da tanıyor beni.

"Nasıl da anladın hemen. Şimdi şöyle, sen bizim yurda gizlice girilen yeri biliyorsun değil mi ?"
"Evet, neden ki?"
"Benim yurda gidip, beni bebekken bıraktıkları zaman verilen belgeyi almam lazım ama yurda gizlice girmem lazım. Bana yardım eder misin?"
"Sence eder miyim? Kızım saçmalama, bunu sorman bile saçma yani, tabi ki edeceğim. Ne zaman gidiyoruz?"
"Çok teşekkür ederim Mert! Sen hazırlan, Derin geldikten sonra birlikte seni almaya geleceğiz." dedim, gülümseyerek.
"Ne demek prensesim her zaman, hadi şimdi kapatıyorum, hazırlanmam lazım." dedi ve yüzüme kapattı.
Telefonu kulağımdan indirip kıkırdadım çünkü her zaman ki heyecanlı tavrını belirtip telefonu kapamıştı.

Derin ve Mert'e haber haber verdikten sonra ben de mahalleden çıkmak için Mustafa'nın evinden çıktım. Mahallenin çıkış yolunu bilmediğim için sokakta oyun oynayan bir çocuğu durdurup;
"Merhaba ablacığım, ben buraya yeni taşındım ve mahallenin çıkış kapısı nerede bilmiyorum, bana gösterebilir misin?" diye sordum.
"Valla abla ben sana çıkış kapısını gösterirsem Bulut abi beni keser." dedi.
Çocuğun dedikleri üzerine kaşlarımı çatıp;
"Bulut ne alaka?" diye sordum.
"Ben şu alaka. Buradan çıkmak istersen benim haberim olacak, bir yere gidersen ben de seninle geleceğim."
Arkamı döndüğümde Bulut'un yanıma geldiğini gördüm.
Sinirle gülüp;
"Bu dediklerinden neden benim haberim yok?" dedim.
"Benim de haberim yoktu ama Oktay abi bu kararı çoktan verdi."
"Oktay nerede?"
"Gitti.
"Nereye?"
"Bilmem."
Sakin olmak için birkaç defa nefes alıp verdim. Tam o sıra da Oktay yanımıza gelip;
"Ne oluyor çocuklar?" diye sordu.
"Oktay abi, Yağmur mahalleden dışarı çıkmak istedi ona senin verdiğin karardan bahsediyordum ama kabul edecek gibi durmuyor." dedi Bulut sanki kardeşini babasına şikayet ediyormuş gibi.
Oktay gülümseyip bana döndü.
"Nereye gideceksin?"
"Birkaç işim var ve ben bunun hesabını verecek değilim." dedim kendimden emin bir sesle.
"Peki, nereye gittiğini söyleme ama nereye gidersen git Bulut'ta seninle geliyor."
"Bizim anlaşmamızda böyle bir şey yoktu."
"Bizim anlaşmamızda senin güvenliğin söz konusuydu ve nereye gidersen git Bulut gelecek çünkü tek başına güvende değilsin."

Sinirle arkamı dönüp ellerimi saçlarıma geçirdim, birkaç kez nefes alıp verdikten sonra onlara döndüm.
"Anlaşmayı bozarım."
"Anlaşmayı bozarsan tekrardan o eve geri dönersin."
"Peki ya sizi polise şikayet edersem?" dedim çarpık bir gülümsemeyle.
"İşte onu yapamazsın." dedi Bulut o da aynı şekilde gülümsedi.
"O niyeymiş?"
"Çünkü polise gittiğinde bende gelirim."
Gözlerimi devirip;
"Sen ne halt yedin de ben güvende değilim?" diye sordum Oktay'a.
"Her şeyi sana anlatacağız ama sen dinlemiyorsun."
"Dinlediğim zaman her şeyi ayrıntısına kadar anlatacak mısın?"
"Elbette." dediği an Oktay'ın telefonu çaldı ve yanımızdan uzaklaştı.
"Şimdi nereye gittiğini söylersen seni oraya bırakabilirim." dedi Bulut gülerek.
"Gerekirse burada kaldığım sürece hiçbir yere gitmem, yeter ki seninle aynı ortamda bulunmayayım." dedim ve arkamı dönüp gidecekken tekrardan Bulut'a dönüp;
"Bu arada, bir dahakine çocukları tehdit etme, bir derdin varsa gel direkt bana söyle." dedim.
"Sen de mahalledeki yerleri, olayları, yaşananları çocuklara soracağına gel bana sor seve seve söylerim."
Bulut'un dediğine cevap vermeden tekrardan Mustafa'nın evine gittim. Salondaki koltuklardan birine oturup yeri izledim. Yurda Bulut'la gidemezdim, belgelerden, yaptığım plandan haberi olurdu. Eğer Oktay ve Yıldız bana yalan söylüyorlarsa ben bunu belgeyle ortaya cıkarabilirdim ve Bulut ben hiçbir şeyi ortaya cıkarmayayım diye beni engellerdi. Yurda gitmenin tek bir yolu vardı, bu mahalleden gizlice çıkmak. Mahallenin çıkışını bulmak için mahalleye gidip biraz gezmem gerekiyordu. İlk başta Derin'i arayıp gece gizlice çıkmak için haber edecektim ve daha sonra mahalleye çıkıp gezecektim. Elime telefonumu alıp Derin'i aradım. Derin telefonu saniyesinde açtı.

"Alo?"
Derin'e gece gizlice çıkma planımı anlattıktan sonra Mert'e haber vermesini istedim. Onlar gece için hazırlanacakları sıra da ben de çıkış kapısını bulacaktım. Mustafa'nın evinden çıktım. Mahallede binalara bakıp kimsenin dikkatini cekmemeye çalışıyordum. Kafamı kahveye doğru çevirdiğim an Bulut'un beni izlediğini gördüm. Hiçbir şeyi belli etmemek için gülümsedim ve mahalleyi gezmeye devam ettim. Kahvenin biraz ilerisine gidip sola döndüğüm an çıkış kapısını gördüm. Sevinçle olduğum yerde zıplarken;
"Boşuna sevinme, her yerde kamera var." dedi arkamdaki ses.
Arkamı dönüp;
"Kamera mı?" diye sordum. Oktay yanıma gelip;
"Evet kamera. Buradan gizlice cıkmazsın Yağmur." dedi.
"Sen bana özgür olacaksın dedin ama buraya hapsettin, planın bu muydu?"
"Hayır, seni buraya hapsetmiyorum, sadece dışarıdaki tehlikelerden korumaya çalışıyorum seni."
"Beni korumaya çalışma, ben kendimi koruyabiliyorum. Bu yaşıma kadar sokaklarda gezdim ben. Nerenin tehlikeli nerenin tehlikesiz olduğunu bilirim."
"Bu senin bildiğin tehlikelerden değil, bu farklı."

Neden bilmiyorum ama içimdeki ses Oktay'ı dinlemem gerektiğini söylüyordu ama onu dinlemem için yurttaki belgeye ulaşmam gerekiyordu. Mahallenin çıkışını bulduğum için tekrar Mustafa'nın evine döndüm. Aslında kameraların olduğunu öğrenmem iyi olmuştu. Derin'in arayıp mahallenin girişine biraz uzak mesafede olan yerin konumunu söyledim, buradaki zor görev bana düşüyordu. Evde otururken saatin geçmesini bekledim. Hava kararırken ve saat akşam onu gösterirken evin kapısı anahtarla açıldı. İçeri Mustafa girdi ve çekingen bir tavırla;
"Sizi rahatsız etmek istemedim, burada bir eşyamı almam gerekiyordu." dedi.
Onun rahatlaması gerektiğini gösteren bir tavırla;
"Burası senin evin, evine girmek için benden izin alma, hatta kendi evinde kalabilirsin. Seni yerinden etmek istemem." dedim.
"Sizin için sıkıntı olmaz mı?"
"Benim için sıkıntı olmaz."
"Peki, ben odamda olacağım bir şeye ihtiyacınız olursa seslenirsiniz."
"Teşekkür ederim." dedim gülümseyerek.
Mustafa kendi odasına gittikten sonra ben de koltukta oturup pencereden mahalleyi izledim. Bir saat sonra evde çıkmam gerekiyordu.

Bu yaşıma kadar gereksiz yere büyüttüğüm dertlerim vardı ve o dertlerime bir dert daha eklenmişti. Biliyorum, bunu da gereksiz yere büyütüyorum çünkü Oktay'ı dinlersem gerçekler ortaya çıkardı ve ben bu derdimden kurtulurdum, ama diğer taraftan da Oktay'ın yalan söyleyeceği konusunda kararlıydım. Ben bu hayatta kimseye güvenmezdim, en son yedi yaşında birilerine güvendim. Herkesin her konuda yalan söyleyeceğini düşünürdüm.
Telefonumun çalmasıyla birlikte düşüncelerimden sıyrılıp telefonumu elime aldım. Arayan kişi Derin'di. Telefonu açıp;
"Alo, geldiniz mi?" diye sordum.
"Dediğin yerde seni bekliyoruz." dedi.
Telefonu kapadıktan sonra oturduğum yerden kalktım. Mustafa'ya ses gitmemesi için sessizce hareket ettim. Dış kapıya doğru gidip kapıyı açtım. Evin dışına cıktıktan sonra sessizce kapıyı kapadım. İlk başta dikkat çekmemek için yavaş yavaş yürüdüm ve mahallenin çıkış kapısını gördüğüm an arkama bakmadan koştum. Derin'lere söylediğim yere hiç durmadan koşmaya devam ettim, en son Derin'in arabasını gördüğüm an oraya doğru ilerledim. Derin'in arabasına bindikten sonra;
"Sür!" dedim.
Derin arabayı çalıştırdıktan sonra mahalleden uzaklaşmaya başladı, ben de o sıra da nefesimi kontrol altına almıştım. Mert bana dönüp;
"İyi misin?" diye sordu.
"İyiyim sorun yok." dedim gülümseyerek.
Derin arabayı yurda doğru sürerken;
"Planı bir daha anlatır mısın?" diye sordu.
Boğazımı temizleyip;
"Mert bizi yurdun gizli kapısına götürecek. Yurda girdikten sonra sen bizi belgelerin olduğu odaya sokacaksın. Ben ve Mert belgeleri ararken sen kapıda kalacaksın ve birileri gelirse bize haber vereceksin." dedim.
Derin gerginliğini belli ederek;
"Yağmur, oradaki belgeleri gizlice almak suç, bunu biliyorsun değil mi?" diye sordu.
Mert araya girip;
"Ama o belgelere ulaşması gerekiyor." dedi.
"Plana uyarsak yakalanmayız, ama eğer bunu yapmak istemiyorsanız söyleyin."
Mert düşünmeden;
"Her zaman ki gibi, seninle birlikte, bol aksiyon içeren bir güne nasıl hayır diyebilirim ki?" dedi.
Derin'de ona karşılık edip;
"Korksam bile işin ucunda sen varsın ve ne olursa olsun seni yalnız bırakmayacağım." dedi.

Yaklaşık yarım saat sonra yurdun kapısına geldik. Derin arabayı park ettikten sonra arabadan indik.
"Beni takip edin." dedi Mert.
Ben ve Derin Mert'i takip ederken Derin'in ayağı taşa takıldı. Derin'in kolunu tutup;
"İyi misin?" diye sordum.
"İyiyim, devam edelim."
Mert'le birlikte yurdun gizli kapısına geldik. İlk önce Mert sonra Derin en son da ben kapıdan içeri girdim. Yurda girdikten sonra Derin'e;
"Belgeler hangi katta?" diye sordum.
"Üçüncü kat."
"Yani en son kat."
Yurtta gece on ikiden sonra ışıklar kapatılırdı, bu yüzden biz karanlıktaydık. Mert telefonunun flaşını açıp merdivenlere tuttu. Merdivenleri tek tek çıkarken, Mert;
"Yağmur, burayı hatırladın mı?" dedi pencerenin önünü göstererek. Pencereye baktığımda orada eskiden yaptıklarımız geldi aklıma. İlk orada ağlamıştım ve Mert beni görüp yanıma gelmişti.
"Hatırladım." dedi gülümseyerek.
"Normalde yurtlar erkek yurdu kız yurdu olarak ayrılmıyor mu? Sizin neden karışık? Ayrıca burası yurt bile değil, bildiğin üç katlı ev." dedi Derin.
"Çünkü burası yurt değildi bizim evimizdi." dedi Mert.
" Buranın sahipleri buraya kız erkek çocuğu ayrımı yapmadan çocuk getirdiler. Normal yurt olsa böyle bir şeye izin verilmezdi ama üç katlı ev olduğu için kimse itiraz etmedi. Bir süre sonra devlet tarafından burası yurt oldu." dedim bildiklerimi anlatarak.
En son kata ulaştık fakat Mert merdivenin son basamağına takılıp yere düştü. Derin Mert'in düşmesine sesli kahkaha atarken, Mert'i yerden kaldırıp;
"Derin, sessiz ol. Yakalanacağız.' dedim.
Mert ayağa kalkıp Derin'e;
"Sağol ya çok yardımcı oldun." dedi sitem ederek.
Derin gülmesini kesip;
"İyi misin?" diye sordu.
"İyiyim."
Son kata geldikten sonra Derin'in takip ettik. Koridorun sonunda arşiv odası yazan yere geldik. Odanın kapısını açacağım anda arkadan tanıdık bir ses;

"Yağmur? Mert?" dedi. Arkama dönüp baktım ve Derya abla ve Umut abinin olduğunu gördüm. Allah kahretsin!Yakalanmıştık.

"Aaa, Derya abla, Umut abi." dedi, Mert.
Derin kulağıma yaklaşıp;
"Yakalandık." dedi.
"Derin sus! Yakalandığımızın farkındayım."
"Sizin bu saatte burada ne işiniz var?" dedi Umut abi, ben de araya girerek;
"Umut abi, sizi görmek için gelmiştik." dedim.
"Bizi görmek için bu saati mi beklediniz?" diye sordu Derya abla.
Tam cevap vereceğim an yanımıza tanıdık bir yüzün yaklaştığını gördüm.
"Yağmur!"
"Bulut?" dedim kaşlarımı catıp.
"Biliyordum, kötü şeyler olacaktı." Derin telaşlı bir şekilde konuşurken Bulut'a;

"Bulut, senin burada ne işin var?" diye sordum.
"Asıl senin burada ne işin var?" dedi Bulut, sinirlendiği burnundan alıp verdiği nefesten belli oluyordu.
"Ya çocuklar, ne oluyor burada?" dedi Derya abla.
"Anlatacağım." dedim Derya ablaya.
Bulut hızlı bir şekilde bileğimden tuttu, Mert'te Bulut'un kolunu tutup;
"Temas etme." dedi.
Elimi Bulut'tan kurtardığım gibi Bulut Mert'te;
"Çok biliyorsun galiba." dedi.
"Yağmur hakkında her şeyi biliyorum."
"Ben de senin hakkında her şeyi biliyorum." Bulut'un dediği üstüne Mert bana baktı.

Bulut bana dönüp;
"Tamam sana temas etmeyeceğim, ama sen de benimle gel." dedi.
Buradan belgeyi almadan gidemezdim ama şuan bulunduğum durum kadar saçma bir durum yoktu. İşlerin daha da sarpa sarmaması için Bulut'un dediğini kabul ettim.
Derya abla ve Umut abiye dönüp;
"En kısa zamanda yanınıza gelip her şeyi anlatacağım." dedim.
"Anlatırsan iyi edersin." dedi Umut abi.

Bulut'la beraber yurttan çıkıp arabanın önüne geldik. Arabaya binmeden önce;

"Sen buraya neden geldin? Ne hakla beni takip edersin?" dedim.
"Sana o mahalleden gizlice çıkamazsın dendi, buna rağmen çıktın. Bak." deyip eliyle ileride duran siyah bir arabayı gösterip;
"Ben buraya gelmeseydim onlar seni buradan alacaklardı. Takip ediliyorsun, anla bunu artık." dedi.
Gözlerim irice açıldı;
"Nasıl yani? Ama ben neden takip ediliyorum?" diye sordum.
Bulut sakince nefes alıp vererek;
"Oktay abiyi dinlersen anlarsın." dedi.
Bulut'la beraber arabaya bindikten sonra Bulut arabayı mahalleye sürmeye başladı. Arabada ellerimle oynayıp siyah arabada olan insanları, benimle olan dertlerini düşünüyordum.
Bulut beni düşüncelerimden sıyırıp;
"Bu gece benim evime geliyorsun, Mustafa'nın evine değil." dedi.
"Sebep?"
"Çünkü Mustafa'yı çok güzel kandırıp kaçtın, beni kandıramazsın."
"Ben kimseyi kandırmadım."
"İster kandır ister kandırma, her sonuç benim evimde kalacaksın."
"Bana emir verme! Kalmayacağım diyorsam kalmayacağım."
"Sana emir vermiyorum."
Bulut'un dediğine gülüp;
"Benim evimde kalacaksın! Bu emir değilde ne?" dedim.
"Senin için emir olabilir ama benim için değil."

Bulut'la daha fazla tartışmamak için dışarıyı izledim. Mahalleye giriş yaptıktan sonra arabadan indik ve Bulut'un evine yürümeye başladık. Bulut'un evine geldikten sonra Bulut kapıyı açıp içeri girmemi bekledi. Ben evin içine girdikten sonra Bulut'ta girdi.
"Sakın ters bir hareket yapma! Canını okurum burada."
Bulut gözlerimin içine bakıp;
"Bir daha kaçmaman için aynı odada yatacağız." dedi.
Bulut'un kurduğu cümle üzerine kan beynime sıçradı. Bulut'un yakasını tutup duvara ittim.
"Seni o odanın içine gömerim!" diye bağırdım.
Bulut dediğime gülüp;
"Şaka yaptım, tepkini ölçmek için."dedi.
"Bir dahakine yaptığın şakayı g-" Bulut sözümü kesip;
"İzin verirsen yatmak istiyorum." dedi.
Ellerimi yakasından çekip, geriye çekildim.

Bulut odasına gittikten sonra bende koltuğa geçtim. Üzerime pikeyi örttükten sonra kafamı yastığa koydum. Günün verdiği yorgunlukla birlikte gözlerimi kapadım.

...

Sabah, gelen seslerle irkildim. Tam ayağa kalkacaktım ki Bulut beni oturtup;
"Eğil!" dedi.
Bulut'un elinde silah olduğunu gördüm ve kendimi geri çekerek;
" O silah ne? Bu sesler ne?" diye sordum korkuyla.
Bulut'ta endişeyle;
"Eve saldırıyorlar." dedi.
"Ne demek eve saldırıyorlar? Neden?"
"Sana zarar vermek için."

Evin etrafını saran silah sesleriyle birlikte daha çok gerildim. Küçükken yaşadığım bir olaya gittim. Ellerimle kulaklarımı kapattım. Gözlerimi sıkı sıkı kapalı tutup biran önce bu anın bitmesini bekledim. Küçükken bana söylenilen tekerlemeyi mırıldanmaya başladım.
"Minik ellerin, minik ayakların, minik bedenin titremesin.
Sen güçlüsün, kimseden korkma.
Yaşadığın şeyler hepsi geçecek hiçbir an aklında kalmayacak. Kimse senin bedenine sen istemediğin sürece dokunamaz. Kimse sana zarar veremez."
Defalarca tekerlemeyi mırıldandım.
Kaç dakikadır bu şekilde kaldığımı, kaç defa tekerlemeyi söylediğimi bilmiyorum.

Yıldız'ın kollarımdan tutup beni sarsmasıyla birlikte kendime geldim. Yıldız'ın ellerini kollarımda gördüğüm an kendimi geri çektim.
"Dokunma bana!" diye bağırdım.
Yıldız ellerini teslim olmuş gibi kaldırıp;
"Tamam bak dokunmuyorum, sakin ol. Bak sesler kesildi." dedi.
Etrafıma baktığımda bütün aile bireylerinin burada olduğunu gördüm. Evin pencereleri kırılmıştı. Oktay;
"Dayan Bulut, kan kaybediyorsun ama seni hastaneye yetiştireceğiz." dedi. Oktay'ın tarafına döndüğümde Bulut'un omuzundan vurulduğunu gördüm.
Hakan ve Gökhan'ın Bulut'u yerden kaldırıp arabaya taşıdılar. Etrafıma anlamsız bakışlar atarak;
"Bu ne?" dedim. Gözümden istemsizce akan yaşlarla birlikte zar zor ayağa kalktım. Dış kapıya doğru ilerlediği sırada Yıldız beni durdurup;
"Gitme, burada kal." dedi.
Onu dinlemeyip devam ettim.
Kapıyı açtığım an gördüğüm manzarayla birlikte bacaklarım titremeye başladı. Her yerde kanlı adamlar yatıyordu. Etrafımı izledikten sonra ellerimi saçlarıma geçirip dizlerimin üzerine çöktüm. O günde böyle olmuştu, beş yaşındayken de bu durumu yaşamıştım.

Oktay ve Yıldız'da benim önüme diz çöktüler.
"Biz senin sandığın normal insanlardan değiliz." dedi Oktay.
"Sana güvende değilsin derken bunu kast ediyorduk. Bize zarar vermek için seninle uğraşıyorlar." dedi Yıldız ve Oktay devam etti.
"Bir değil, iki değil. Bir sürü insan senin peşinde."
"Kimsiniz siz?Neden size zarar vermek için benimle uğraşıyorlar? Az önce yaşananlar neyin nesiydi?" diye sordum.
"Anlatacağım her şeyi ama önce hastaneye gitmem lazım. Bizimkilerle birlikte bizim eve git, orada bekle."
Oktay gittikten sonra Sena;
"İzin verirsen koluna gireceğim. Seni ayağa kaldırmak için." dedi.
Sena'ya kafamı salladım ve o da hemen koluma girdi. Birlikte onların evlerine gittik.

17 YIL ÖNCE

Küçük kız, girmemesi gereken bir sokağa girdi. Sokakta ilerleyip ailesini aramaya devam etti. Biraz daha ilerledikten sonra altında durduğu sokak lambası patladı, sokak karanlığa gömüldü. Karanlığın içinde kızın yanına biri geldi ve ona;
"Benimle gel, aradığın neyse seni ona götüreceğim." dedi.
Kız hiç beklemeden adamın dediğini kabul etti. İçinde aileme gidiyorum sevinci vardı. Ama adamın teklifini kabul ettikten sonra hayatını mahveden bir başlangıca imza attı.

Bölüm sonu

9 yorum