2012
Yağmur yağıyordu. Çisem dışarıyı huzurla izliyordu.
Ama pencereden veya ağacın altından değil.
Her zaman Aras ile tanıştıktan sonra buluştuğu uçurumda bankta oturmuş üzerine yağan yağmura tebessüm ediyordu.
O sırada Aras Çisem'in arkasından dolanarak kulağına yaklaştı "Hasta oluyorsun sonra ben sana bakıyorum." dedi Aras.
Çisem anlık korkuyla arkasını döndü.
Ama Aras'ı gördüğünde yüzünde tebessüm oluştu.
Çisem Aras'ın bileğinden çekiştirerek yanına oturmasını sağladı.
Çisem ağrıyan başı ile zor düz dururken Aras geldiği için kafasını Aras'ın omzuna yasladı.
Aras şaşırmıştı.
Ama sonra burnuna güzel bir koku geldi.
Gül kokusuydu. Çisem'in saçları gül kokuyordu.
Aras defalarca koklamak istedi kızın saçını.
Çisem farkında olmadan Aras Çisem'in saçlarını kokluyordu.
Çisem elinde tuttuğu taş ile oynuyordu.
Aras'ın dikkatini çekti.
Çünkü normal çakıl taşı renginde değildi.
Mavi renkti.
"Rengi ne kadar güzelmiş." dedi Aras.
"Evet güzel, bugün bir çocukla kavga ettim bu renk yüzünden." dediğinde Aras kaşlarını çattı.
"Sebep?" dediğinde Çisem ciddiyetle cevap verdi.
"Mavi renk neyi simgeler dedim. O arkadaşlık dedi ben özgürlük. Çünkü arkadaşlık 2 kişi arasında olur. Renkler arkadaşı temsil ederse bu iki rengin birleşimi ile olur bence." dedi Çisem.
Aras konuşmasının mantığını sevdiği için devam etmesibi istedi."Neden?"
"Çünkü iki arkadaş hep birbirini tamamlar. Mavi ve sarı mesela yeşil eder. Mavi bir kişi sarı bir kişi, iki arkadaş birbirlerini tamamlamış oldu bufur arkadaşlık. Mavi tek kullanıldığı zaman arkadaşlık değil özgürlüktür. " dedi Çisem ardından nefes alarak devam etti.
"Mavi renk en az gökyüzü kadar özgür bir renkti."
• • •
Eve geldikten sonra biraz dinlendim ve ardından sıkıntıdan Müge anlı açtım.
"Binlerce kez yazıklar olsun sana Rıfkı!" diye bağırdım çekirdek çitlerden.
Adam gül gibi karısını aldatmış.
"Allah senin belanı versin!" dedim öfkeyle.
Karısını aldattığı kadına ben eski karımı özledim demiş.
"Allah seninde belanı versin metres," dedim bu defa.
"Sebahat abla eğer bu şerefsiz kocan sana döndü diye onu affedersen çok kötü olur!" dedim hiddetle.
O sırada kahkaha sesi geldiğinde kapıya baktım.
Şirketten gelmişlerdi.
"Kızım sen ne ile kavga ediyorsun?" dedi Güney gülerek.
Ona göz devirdim.
"Ya haklıyım." dedim ciddiyetle.
"Hangi konuda," dedi Poyraz gülüşünü saklamaya çalışarak.
"Şimdi bu Rıfkı karısını aldatmış sonra aldattığı kadına demiş ki ben karımı özledim. Böyle iş olur mu ya? Bütün erkekler aynısınız." dedim onlara nefretle bakarak.
O öyle deği-
Unut iç ses hatırlatma.
Bana şaşkınca bakıyorlardı.
"Kızım ben şirkette işteydim. Benim ne suçum var?" dedi Miraç hayretle.
Diğerleride onu onayladı.
"Yok yok sizinde suçunuz var." dedim inatla.
"Ne suçumuz varmış?" dedi Kuzey yanıma oturarak.
"Erkek olmanız." dedim bu cümlede sesim kısıldı.
Seviyorsun ama güvenli değiller.
Evet hiç bir erkek güvenli değil iç ses.
Ona güveniyordun ama.
11 sene oldu unutmuştur beni.
Belki unutmamıştır.
Olsun, unutmasada sevmez beni.
Neden te-
Sus iç ses!
Ama o seni sever.
Sevmez istemez beni.
Ama sen olsan onu isterdin.
Herkes ben değil.
O seni hâlâ seviyor.
Onu bıraktığım için benden nefret ediyor.
"Kızım daldın gittin yine." dedi Kuzey.
"Öyle aklıma bir şey geldi." dedim ona bakarak.
"Eyşan abla gelmiyecek miymiş?" dedi Güney.
Eyşan abla bizim aşçımızdı. Ama onu ölen annem kadar seviyordum.
O da beni severdi.
Kızı hasta olduğu için izin almıştı bir haftalık o gelene kadar yemekleri ben yapıyordum bulaşıkları diğerleri yıkıyordu.
"Yarın gelicekmiş. Ha açsanız mutfağa yemek hazırladım ısıtın yiyin." dedim.
"Sen?" dedi Kuzey.
Soruya göz devirdim.
Biliyorlardı annem öldükten sonra çok yemek yemediğimi ama soruyorlardı.
Sigara alkol ve kahve benim için kâfi.
"Yemeyeceğim yedim." dedim ama yalan değildi bugün 1 sene sonra ilk defa iştahla yemiştim.
Çok uykum geliyordu.
Karanfil kokul-
İç ses Aras'ın kokusuda karanfil olabilir.
Her şeyde bana onu hatırlatma.
"İnanayım mı?" dedi Kuzey gülerek.
Ona gülerek göz devirdim.
"İnan inan," dediğimde saçlarımı öperek mutfağa geçtiler.
Ben ise kaldığım yerden müge anlıya devam ettim.
~
"Ay aman be bir uyuyamadım." dedim sinirle.
Saat;3:45 ti ama ben hâlâ uyuyamamıştım.
Kalkarak odamdan çıktım.
İçerisi karanlıktı.
3.Benim karanlık ve dar alan fobim vardı.
Telefonumun ışığını yakarak merdivenlerden sessizce indim.
Bahçeye çıktım hava almak için.
Dışarıda yağmur yağıyordu.
Yağmur damlasını her hâlde seven ada-
İç ses sus deli olacağım gerçekten.
O adam bitti o adam unuttu beni.
Hatta evlenmiştir bile.
Ben onu bıraktım ben onu terk ettim o beni sevmez bundan sonra.
Yağmur görünce aklıma hâlâ o geliyor.
Bana Yağmur damlası ve Minik derdi genelde.
Büyüktü benden. Ben 14 O 19 yaşındaydı.
Ama yaş benim için sorun değildi.
Şuan ben 25 o 30 yaşındaydı.
Çok seviyordum çok seviyordu. Ama her şey sevgi ile düzelmiyor.
Bazı hatalar düzelmez.
Sonra dışarıda başka bir araba gördüm bizim evin yanındaydı.
"Kim lan bu!" dedim kendi kendime.
Hırsız?
Spor arabası var.
Bizimkilerin arabası?
Onların öyle arabaları yok.
O?
Kim?
O?
O kim iç ses?
O?
O değil. Gelmez o bana. Tanımıyordur o beni. Hatırlamaz belki, unutmuştur.
Kolyesini takıyorsun?
Ben unutmadım o unuttu. Ben sevmeyi bırakmadım o bıraktı. O beni terketmedi ben ettim.
Hak ediyorum her şeyi.
Ama onu hâlâ seviyorum hatta onun bana hediye ettiği kolyeyi takacak kadar.
Dış demirleri çekerek dışarı çıktım.
Aras?
O mu?
Evet o.
Beni gördü.
"Aras?" dedim şaşkınlıkla ona yürürken.
"Çisem?" dedi aynı şaşkınlıkla.
"Ne işin var burada?" dedim.
"Geziyordum benzinim bitti kaldım yolda." dediğinde kaşlarımı çattım.
"Bize gelseydin ya ne yapıyorsun burada?" dedim onun karşısına adımlayarak.
"Saat 4 ve ben size mi geleceğim bu saatte? Sen öyle mi yapardın?" diye sordu alayla.
Bu adamın benimle alıp veremediği neydi?
"Doğru bende öyle yapmazdım." dedim.
Sonra halimize bakarak ona döndüm tekrar. "Geliyorsun o zaman?" dediğimde alayla güldü ama beni onaylayarak peşimden geldi.
Evin kapısını anahtarla açarak eve girdiğimde arkamdan Aras geldi.
"Tek mi yaşıyorsun?" diye sordu merakla.
"Hayır Güney'lerle yaşıyorum." dedim.
Ailemi sorması gereken yerde sustu.
Ama ben kendimi açmak istedim.
Çünkü adam karanfil kokuyor.
Hayır anlatmak istedim.
"Babam ile görüşmüyorum belkide öldü. Annemi ise 3 sene önce toprağa verdim. Bir süre dedemle yaşadığımdan sonra dedemde öldü. El mecbur Güney'lere geldim. Normalde herkes sorun yapar burada erkeklerin arasında yaşamamı ama ben bunda sorun görmüyorum. Tabi gidecek yerim yok desem daha doğru olur ama abim gibidir hepsi." Ne anlatıyorsun amına koyayım?
Sus amına koyayım!
Bana anlamadığım ama çokça duygu barındıran şekilde baktı.
"Başın sağolsun," dediğinde tebessümle kafamı eğdim sağol demekti.
Sonra ayakta dikildiğimiz aklıma geldi. "Sen uyuyacak mısın yoksa kahve içer misin?" dedim.
"Uykum yok zahmet olmazsa kahve içerim." dedi.
"Tamam istersen sana üzerini değiştireceğin bir şeyler vereyim?" dedim düşünceyle.
Gülerek baktı bana"iyi olur." dediğinde anladım derecesinde kafamı sallayarak üst katta Kuzey'in odasına girdim.
Şükür yanlış bir pozisyonda yakalamadım onu.
Uyuyordu.
Odadan siyah eşofman ile siyah bir tişört çıkararak aşağı indim.
Aras koltukta oturuyor ve şakağını ovuyordu.
Ayak seslerimden bana döndü.
"Zahmet oldu." dedi ayağa kalkıp elimdekileri alırken.
"Hiç önemli değil üst katta sağda lavabo var orada değiştirebilirsin." dediğimde onaylayarak üst kata çıktı.
Elim bir anlığına kalbime gitti.
Hızlı atıyordu. Neden?
Oysa hiç bir duygu hissetmedim.
Saçma düşüncelerden ayrılarak mutfağa geçerek kahve yapmaya başladım.
Ben kahve yaparken o mutfağa gelmişti.
Üstümü değiştirmediğimi gördüğünde kaşlarını çattı.
"İstersen kahveyi ben yapayım. Sen üstünü değiştir." dedi.
Bas nikahı!
Sus iç ses.
"Teşekkür ederim ama gerek yok kurur birazdan." dedim, kahveleri fincana doldururken.
Masaya bıraktığımda bana baktı.
"Sen neden uyumadın?" diye sordu merakla.
Benim hakkımda bu kadar şey bilmesi doğrumu bilmiyordum ama bir şey yapmayacağına kanaat gererek anlattım.
"Ben annemin ölümünden sonra uyku problemleri yaşıyordum da ilaç kullanmaya başladım. Ama ilaçlara bağışıklığım var yani kriz ilacım dışında çoğu ilaçlar etki etmiyor." dedim acı olan şey konuşmam değil ağlamam gereken yerde gülmemdi.
Gözü bir anlığına doldu. Ağlayacaktı.
Sonra kendini toparladı.
"Anladım, peki bir soru sorabilir miyim?" dedi nazikçe.
Evettt.
İç ses evlenme teklifi etmedi.
"Tabi sorabilirsin." dedim yumuşak bir tonda.
"Annen nasıl vefat etti?" anlatmak istemiyordum.
Yada annemi öldürdüğümü söylemek istemiyordum.
Ona dolu olan gözlerimle baktım. Yutkundum ve gözlerimi geri kaçırdım.
"Özür dilerim, sormadım sayalım." dedi.
Ben hâlâ ona bakmamayı sürdürürken titreyen elini titrediğini bile fark etmediğim elimin üzerine koydu.
"Özür dilerim," dedi tekrardan.
Erkeklerin temasından kaç!
Elimi ateş çarpmış gibi geri çektim. "Önemli değil dediğim gibi hâlâ atlatamadım. Atlatırım yakında." Yalan dedi beynim susturdum onu.
Bana güven verici gözlerle baktı. "Atlatmak zorunda değilsin." dedi.
Dudağımda alaycı bir gülüş oldu."Zorundayım, beni koruyacak ne babam ne teselli edecek annem ne de sırtımı dayayacağım bir kardeşim var." dedim nefes aldım.
"Sevgilin?" sevgilim olup olmadığını merak ediyordu.
Nedense cevap verdim.
"Yok, en son ki şansımı da kendi ellerim ile geri çevirdim." dedim açıkça.
Eski sevgililerimden bahsedersem bana saçma soru sormayı bırakırdı.
Ama bu onun dudağının yukarı kıvrılmasına neden oldu. İlk defa içten bir şekilde güldüğünü gördüm.
"Kaç sene oldu?" dedi salak bu adam.
"10 sene oldu." dediğimde gülüşü genişledi.
"10 sene olduğu hâlde unutamadığına göre seviyorsun onu?" dedi.
"Unutulucak biri değildi." dedim sorduğu soruyu geçerek.
O da anlayışla karşıladı.
"Sen peki sevgilin oldu mu? Yani olmuştur tabi ama en sevdiğin unutamadığın biri?" diye sordum sorguda gibi hep bana soruyordu gına gelmişti.
Gözlerini gözlerimden ayırmayarak anlattı.
"Olmuştu. Hiç bir hatam olmamıştı onunla tanıştığımdan intibaren ama o beni bıraktı." dedi tepkimi ölçüyordu.
"Belki suç sende değildir." dedim bende böyleydim ama kendimi söylemedim.
Kaşlarını çatarak bana baktı."Aldattığını mı ima ediyorsun?" dedi.
"Hayır tam tersi sana sadık bir sevgilin vardı ama bazı şeyler onun istediği gibi gitmedi o da senden ayrıldı. Daha çok kendini sana layık görmedi." dedim onun anlayacağı şekilde anlatarak.
Kaşları düzleştir derken daha çok çatıldı.
"O bana layıktı. Neden böyle düşünsün?" dedi merakla.
Gülerek arkama yaslandım ama bu gülüş alayc-
acı bir gülüştü.
"Bilmem ama düşünüyorsa sebebi vardır." dedim.
"Senin var mı?" dedi masum bir merakla.
"Var." dedim.
Şimdi farkettim uykum ağırlaşıyordu.
Neden böyle oluyordu?
"Anladım," dedi ama yüz ifadesi anlamadığını belli ediyordu.
"Anlayamazsın, sadece eski sevgilin anlar." dedim.
İyice uykum gelirken dirseğimi masaya dayayarak elimi çeneme yasladım.
Telefonu çaldı. Benden müsaade isteyerek kalktı masadan.
Bu saatte kim aradı ki?
Sanane amına koyayım!
Doğru banane.
O konuşurken benim uykum bastırırken elim çenemden kaydı ve kafamı masaya sert olmayacak şekilde bıraktım.
Gözlerim kapanırken ayak sesleri hissettim ama gözlerimi açamadım.
"Hay Aras dönüp dolaşıp yine aynı yere geldin." dedi derin nefes aldı."Ama iyiki de geldim." dediğinde havaya kaldırıldığımı hissettim.
Ardından yumuşak bir yere bırakıldım.
Onun eli saçlarımı bulurken ben kendimi uykunun kollarına bıraktım.
_________________________________________