09/10/2020
Sevgi ile açılan gözler nefret ile kapanır.
Hayat her zaman zor ve yorucudur, bunları biliyordu genç kız.
Genç kızın hayatındaki acıları unutturan herkesi kaybettikten sonra sadece annesi kalmıştı.
En büyük acılarının birini 15 yaşında geride bırakmıştı.
Ona 'en kötü acı!' diyordu ama bugün tek kimsesi olan annesinin ölümünü gözleriyle görmüştü.
Genç kız dışarıdaydı.
Tıp okuyordu. Doktor olacaktı.
Annesi istemişti bunu, 'kızım doktor olacak hayat kurtaracak.' derdi annesi.
Kızı annesinin bu saf heyecanına tebessüm ederdi.
Onun dileğini gerçekleştirmişti.
Doktor olacaktı.
Ne kadar zor bir bölümü olsada ilerki zamanlarda mutlu ve rahat bir yaşamı olacağı için şikayet etmeden ders çalışıyordu.
Annesi bilmiyordu belki ama kız annesinin omzundaki yükleri almak ona yük olmamak için hem çalışıyor hem okuyordu.
Babası iyi biri değildi.
Annesi ile anlaşmıyordular.
Annesi ile ayrı yaşıyordu kız.
Babasının iyi biri olmadığını annesi ile kavga eden babasının ağzından kıza hitaben 'seni annen bile sevmiyor! Tecavüz sonucu doğdun.' diye bağırmıştı babası acımadan, utanmadan.
Kızın dünya başına yıkılmıştı o gün.
Babasının iyi biri olmadığını öğrenmişti ama emin değildi.
Bu eminliği bugün 9 Ekim 2020 tarihinde anlamıştı genç kız.
9 Ekim onun doğum günüydü.
9 Ekim onu sevdiği adamdan ayıran kader günüydü.
9 Ekim onun annesinin ölüm günüydü.
Genç kız dışarıda çalıştıktan sonra kütüphaneye bir de yorgun hâlde ders çalışmaya gelmişti.
O kadar yorgundu ki hem fiziken hem ruhen.
Kalemi tutacak eli konuyu anlayacak aklı istifa etmişti görevlerinden.
Kız uykusu geldiğini anladığında eve gitmeye karar vermişti.
Eve hızlı adımlarla geliyordu.
Korkuyordu.
Karanlıktan, sokaklardan.
Öğrenmişti akşamları kızların dışarı çıkmaması gerektiğini.
Öğretmişti akşamları kızların dışarı çıktıklarında ki cezalarını.
Eve yaklaştığında bahçenin etrafında lüks arabalar vardı.
Babası gelmişti.
Babası hep geliyordu.
Kız adımlarını hızlandırarak eve girdi.
Babası kızını gördüğünde kahkaha attı.
"Geldi evin oruspusu!" dedi tükürürce.
Kız babasının lafını takmadı.
O hep böyleydi.
Babasından gözlerini çektiğinde yerde babasının ayağının dibinde kanlar içinde uzanan annesini görmüştü.
Babası dövmüştü.
Kız annesinin yanına adımladığında babasının korumaları kızın kolunu tutarak adım atmasını engellediler.
Kız çığlık atarken annesi ağlıyordu.
Babası ise bu durumdan keyif alıyordu.
Sonra karısına döndü adamın gözü.
Çıplak bir nefret vardı adamın gözlerinde.
Kadının ise çaresizlik.
Adam karısının saçlarını eline dolayarak güçlüce çekti.
"Dokunma anneme!" diye bağırdı kız ağlamalarının arasından.
Adam onu umursamadan cebinden bıçağı çıkardı.
Kız daha çok çırpındı bıçağı görünce.
Annesi gözlerini kapattı bıçağı görünce.
Adam karısının tenine bıçağı yaklaştırdığında kızın çırpınmaları arttı.
Adam karısının teninde 23 çizik oluşturdu.
24. de aklına gelen düşünce ile karısını bıçakladı.
Oluk oluk kan akarken adam bıçağı bıraktı.
Ellerine baktığında kan olmuştu.
O karısını öldürmeyecekti.
Karısı ölmemişti daha.
Yaşayabilirdi.
Korumalar kızı bıraktığında kız annesinin kanlı bedenini gördüğünde gücü çekilmiş gibi yere düştü.
Ama annesinin yanına emekleyerek yaklaştı.
"Ambulansı ara!" diye bağırdı kız.
"Anne, anne uyan! ANNE!" diye bağırmaya başladı kız.
"Ambulansı aramayacağım. Sen dikeceksin!" dedi adam kızına.
Kızı şaşkınca babasına baktı.
"Yapamam, ambulansı ara!" dedi kız çaresizce.
"Arayamam, annen beni şikayet eder." dedi adam.
"Suçu üzerime alırım sadece annemi ara." ama ikiside biliyordu ki kadın yaşarsa doğruları anlatırdı.
"Annen beni şikayet eder aptal fahişe! Sen dikeceksin yoksa o sokak aralarında olan kamera kayıtlarını paylaşırım." dedi adam. Kızı şaşkınlıkla ona baktı. Babasının bunu bildiğini bilmiyordu. "Ama sana acımıyorum bile hak etmişsin." dedi nefretle
"Kabul ediyorum." dediğinde adam şaşırdı.
Bunu kabul etmeyeceğini sanıyordu.
Son çare kızına telefonu uzattı.
Ambulansı araması için.
Adam kadırısının kafasına silahı dayadı ve kızına sadece bu cümleyi kurdu. "Eğer ambulansı ararsan anneni öldürürüm ama uslu bir kız olup kendin dikersen annen yaşar." dediğinde sesinde hiç bir acıma duygusu yoktu.
Kız telefonu almadı ve ağlayarak eline iğne aldı.
Annesinin yarasını dikecekti.
Kızın elleri zangır zangır titrerken bunu yapması zordu.
Annesinin kestiğini uyuşturduktan sonra dikmeye başladı.
İlk dikişi başarmıştı.
Ama en az sekiz dikişlikti annesinin karnındaki yara.
Kız bunu umut görerek tekrar kendinden emin bir şekilde bir dikiş daha attı.
O kadın annesi değildi, hastaydı.
Kız bu cümleyi tekrar ederken zihninden bir ses yankılandı.
"O kadın senin annen!"
Kızın elindeki iğne kaydı ve annesinin karnına saplandı.
Kan çoğalırken kız telaşla annesine odaklanmaya çalıştı.
Ama olmadı, delirdiğini düşündü.
Kabus sandı.
Kimsecikler yoktu.
Babası gitmişti.
Tekti.
Hayır tek değildi.
Annesi yanındaydı.
Annesinin cesedi yanındaydı.
Kız annesinin son nefesi bitene kadar izledi.
Ölmüştü, annesi ölmüştü.
Öldürmüştü, annesini öldürmüştü.
Kız saatlerdir annesinin bedenine bakıyor ve zangır zangır titriyordu.
Kilitlenmişti.
Sonra kapı aralandı. Genç bir adam girdi içeri.
Kız kimseyi görmüyordu fark etmemişti.
Adam hızla kızın yanına çökerek kızın yüzünü avuçladı.
"Kızım!" dedi adam korkuyla.
Ama o adam ne o kızın babasıydı ne de kız onun kızıydı.
Onun babası annesini bıçaklayandı.
Cesedinin önünde göz yaşı döken adam değildi.
O gün kız ağlamamıştı bile.
O gün annesinin sevdiği adam ilk defa omuzları sarsılarak ağlamıştı.
Adam kızın dedesine haber vermiş ve kızı hastaneye göndertmişti.
Adam sevdiği kadının cesedini kendi taşımış, gömmüştü.
Kimse yerini bilmiyordu, bilmeyecekti.
O gün kimse fark etmemişti ama mutfakta pasta vardı.
O pasta kızın doğum günü pastasıydı.
O pasta Çisem'in ölüm günü tatlısıydı.