Beria'dan... Yağmur'la konuşurken bir anda ağzıma kapanan bir elle telefonum alındı ve arama kapatıldı. Sırtım bir duvara çarptığında cebimdeki biber gazına uzandım ama bileğime bastıran elle öylece kalakaldım. Karşımdaki adama korkuyla baktığımda gözlerinde gördüğüm yumuşamayla konuştu. "Sus, sakın ses çıkartma. Eğer sessiz olur dediğimi yaparsan sadece biraz konuşup seni bırakırız. Öbür türlü bayıltmak zorunda kalırım. Geç arabaya." Başımı korkuyla salladım. Götürüldüğüm arabaya bindiğimde karşımdaki koltukta da baygın hâlde Baran duruyordu. Onu görünce daha çok korktum. Yağmur neye bulaşmıştı böyle fark etmeden? Telefonum da beni getiren ve şuan yanımda oturan adamdaydı. Sıkıntıyla uflayıp ellerimi saçlarıma geçirdim ve bir süre öyle bir süre de camdan dışarıyı izleyerek yolun bitmesini bekledim. Araba durduğunda yanımdaki adam eline bir kumaş alıp bana yöneldi. Gözlerimi bağlayacağını fark edip burnumdan soluyarak öyle durdum. Şuan sadece beni bırakma ihtimallerine odaklanmıştım. Kolumdan çekiştirilerek arabadan indirildim. Nereye götürülürsem anasının peşinden giden civciv gibi ilerliyordum. Birkaç kapıdan geçip bir yere oturttular ve ayaklarımdan bağladılar. Her an ölecekmiş gibi hissediyordum. Fazla mı film izliyorum ne? Gözlerimi açtıklarında beyaz duvarları ve bembeyaz mobilyaları olan bir yatak odasıyla karşılaştım. Nasıl ya loş bir depo değil burası? Filmler gerçek değilmiş kırıcı. Neyse saçlarım bozulmadı en azından. Etrafı inceleyince kahkaha patlattım. En başından beri dibimden ayrılmayan adamdan başka kimse yoktu. Kaşları çatık bana baktı. "Hey neye gülüyorsun? Yazık psikolojisi bozuldu herhalde. Lazımsın sen bize kendine gel kahve çiyan." Anında ciddileştim. "Sensin çiyan. Kara fare." "Sus deme onu!" Karşımda iki büklüm olan adama şaşkınlıkla baktım. Hey ben hile buldum. "Fare." "Sus ağzını bantlattırma sus!" "İyi tamam tamam." "E söyle bakalım kahve çiyan, kimin adamısın, neden dinledin bizi?" "Merak." "Neymiş o merak? Hangi düşmanın pusu kurmak için uydurttuğu merak? Acemi cadı seni." "Kimsenin adamı değilim. Arabada karşıma oturttuğunuz çocukla arkadaşım dün karşılaştı tanıştı. O yüzden çocuğu merak etmiştim izliyordum. Hani iti var kopuğu var arkadaşım nasıl biriyle tanıştı anlamında. O sırada baktım bi araba geldi. Sonra arkadaşımın adını duydum korktum onu nerden tanıyorsunuz diye, sonra da dinlemeye çalıştım ama hiçbir şey duyamadım başka." Eliyle bir anda önce boğazımı sonra çenemi kavrayıp hafifçe sıkarak konuştu. Gözlerinden nefret akıyordu. " Bana bak kahve çiyan, herkesi kandırırsın Melih Demir'i kandıramazsın! Bana yalan söyleme, o çevredeki herkes o tipte siyah araba gördüğünde organ mafyası sanıp topuklarını vura vura kaçar. Sen neden kaçmadın?!" " Çünkü arkadaşıma bir şey olmasından korktum! Her yıl yüzlerce kadının adının yazdığı o kadın cinayetleri listesine onun da girmesinden korktum! Hatta siz benim elimdeki telefonu kapattığınızda o çocukla tekrar görüşmesin diye uyarmak için gördüklerimi anlatıyordum! Hemcinsimin kurdu değil yurdu olmak için! Biz oğlan bebesi değiliz tehlikede doğsak da tehlikeden kaçarız çünkü o an bir ortamda varolduğu için bile öldürülen canlılarız!" Anında beliren öfkemle karşımdaki adama. kin kusmuş dolan gözlerim akmasın diye kendimi sıkıyordum. Her sözümde çenemdeki eli daha da gevşemiş sonda ise beni tamamen bırakıp birkaç adım gerilemişti. Ben susunca konuştu. " Ya tamam bana ne bağırıyorsun? Şey ben gidiyorum. Bu gece burada kalacaksın sonra bırakırlar muhtemelen. Korkma prosedür gibi bir şey. Bizzat bırakacağım seni mahallene kahveli bonibon. Sözüm olsun. Eğer yapmazsam da bu oda mezarım olsun." Karşımda az önce aç aslan gibi kükreyen adamın şimdi benzi kireç gibi olmuş, sesi titriyordu. Başımı onaylarcasına salladığımda konuştum. " Şey, çıkacaksan şuradaki yastıklardan birini verir misin? Sorun değilse yani..." Arkamda kalan yatağa ilerleyip büyük yastıklardan birini alıp getirdi. Bana uzatıp arkasını döndüğünde aklına bir şey gelmiş gibi geri döndü. " Yastığa istediğini yapabilirsin. Parçalasan da sorun değil. Akşam gelip ayaklarını da çözerim. Merak etme." Sözleri bitince bu sefer gerçekten odadwn çıkıp gitti. Kapı kapandıktan birkaç saniye sonra duvara bir yumruk vurulduğunu tahmin ettiğim bir ses geldi. Uzaklaştığından emin olduğumda yastığa yüzümü dayayıp dev birkaç çığlık attım. Biz kızlar, kadınlar sürekli bir erkek tarafından susturulmak, bastırılmak zorunda mıydık? Dünyanın neredeyse her yerinde bu böyleydi ve kaçacak bir deliğimiz yoktu. Yastığı yüzümden çektiğimde ağlaya ağlaya derin nefesler aldım. Sonra tüm hıncımı elimdekinden çıkarıp yünlerini parça pinçik edene kadar mıncıklayıp etrafa saçtım. Az da olsa rahatlamış hissettiğimde elimdeki son parçaları da yere savurup ellerimi saçlarıma geçirdim. Ailemi, Yağmur'u düşünüyordum. Yağmur'un şuan deli gibi korktuğundan emindim. Akşama kadar onları düşünüp durmuş ve delirecek gibi olmuştum. Kapı açılma sesi geldiğinde oraya baktım. Melih'i gördüğümde kan çanağı olmuş gözlerimle ona baktım. Yüzünden pişmanlık ve çaresizlik akıyordu. Elinde bir tepsi ve bir poşetle gelmişti. "Yemek ve giysi getirdim. Ha bir de..." Cebine elini uzattığında telefonumu görmemle gözlerim parladı ve ağzımdan tek bir şey çıktı. "Yağmur!" "Al, aileni ve arkadaşını ara. Çok uzun konuşturamam. Ailen merak etmesin diye veriyorum. Uydurursun bir şeyler." Başımı sallayıp önce Yağmur'u aradım. Onunla konuştuktan sonra annemle konuştum. Bu gece Yağmur'larda kalacağımı gündüz ise sahilde olduğumu söyleyip telefonu kapattım. Tepsiyi ve poşeti odadaki makyaj masasının üstüne bıraktı, ayaklarımı çözdü. Tabii ki telefonumu da geri aldı. "Şu kapı banyoya açılıyor, kızsal şeyler dahil ihtiyacın olabilecek her şey var orada. odanın bir içeriden bir dışarıdan kilidi var. Dıştaki kilitli olacak zaten ama güvende hissetmezsen diye bu anahtar iç kilidin. Uyandığında aç ki seni çıkarayım buradan." Sessizce onayladım sadece. " Bu arada, Baran da sizin gibi masum. Baba kurbanı. Arkadaşın Yağmur, en çok ona güvenebilir. Şuan ayıldı içeride başka bir odada onu tahmin edeceğin pis işlere bulaşması için ikna etmeye çalışıyorlar. Yeraltı dünyasına hoş geldiniz. Maalesef. İyi geceler." Sözünü bitirip çıktı. Bilekleri acıyan ayaklarımı yerde sürüyerek masaya ilerleyip poşeti açtım. Düz pembe uzun kollu bir pijama setiydi. Tepside ise tost, su ve bir portakal vardı. Alakalarını sorgulasam da karnımın gurultusuna ses verip yedim. Ardından banyoya geçip verdiği pijamaları giydim. Kapıyı kilitleyip ağlayarak uyudum. Yağmur'dan... Saatlerdir Beria'ya ulaşamıyordum. Baran da mahallede görünmüyordu. Beria'nın telefonda söyledikleri ve sözünün yarım kalması üzerine fazlasıyla korkmuştum. Saat 22.00 civarı telefonum çaldığında Beria'nın aradığını görüp rahatlamış bir hisle telefonuma koştum. Hızla aramayı açtım. "Alo, Beria. Neredesin sen? Aklım çıktı iyi misin?" "Yağmur,öncelikle iyiyim.ama sana bir şey söylemem lazım." Elimi kalbime götürüp derin bir nefes aldım. Bir şey olmuştu. "Söyle balım?" "Sana en son telefonda dediğim var ya, işte o arabanın sahipleri beni ve senin oğlanı kaçırdı. Beni düşman ajanı gibi bir şey sanmışlar. Olmadığımı anlayınca yarın bırakacaklarını söylediler ama Baran'a nolacak bilmiyorum ama sanırım tehlikede değil. Babasıyla bağlantılı bir şeymiş korkma. Şuan annemler endişelenip polisi aramasın diye telefonu verdiler. Eğer annem seni ararsa bu gece bizde kalacak de olur mu? Şarjı bitmiş o yüzden arayamadı falan de. Ben gelince konuşuruz güzelim. Kapatmam lazım. Uyarıyorlar." "T-tamam kanka anneni ben hallederim. Siz iyi olun yeter bana. Dikkat et. Görüşürüz." " Görüşürüz." Az önce duyduklarımı sindirmeye çalışıyordum. En yakın arkadaşım ve yeni tanıştığım adam kaçırılmıştı. Ama başka bir sıkıntı vardı. Baran babasının adamları tarafından kaçırıldıysa tehlikeli bir ailesi vardı ve annem Baran'ı tanıyordu. Annemle konuşmam gerekiyordu. Ama önce sakinleşmeliydim. İçimden bir his rüyamın gerçekleşmeye başladığını ve Baran'ın beni tehlikeye çekmeye başladığını söylüyordu. Bir şeyler oluyordu ve elimden gelen bir şey olmalıydı. Sevdiklerimi korumam gerekiyordu. Ya da Baran'dan uzaklaşmam. İkincisi tehlikeli geliyordu çünkü çoktan bir kolumu kaptırmıştım bu işe. Panik atak geçirmek üzere gibi hissediyordum. Nefesim düzensizleşmiş, kalp ritmim değişmiş, başım dönmeye başlamış ve zihnim uğultuyla dolmuştu. Derin nefesler alarak banyoya gitmeye çalıştım. Yüzümü yıkamak iyi gelir diye düşündüm. Adımlarım geri geri gidiyor, banyo gözüme çok uzak geliyordu. En sonunda odamın duvarına çöküp nefesimi toparlamaya çalışırken buldum kendimi. Hiçbir şey düşünemiyordum ve beynimdeki uğultu canımı yakıyordu. Dua ettim, kendimle konuştum aklıma gelen en ufak şeyleri denemeye başladım. Yavaş yavaş sakinleşiyordum. Ellerimin arasında kalan bastırdığım başım artık daha az acıyor ve daha az uğulduyordu. Neredeyse tamamen kendimi toparladığımda kalkmayı başarmış banyoya geçmiştim. Yüzümü ve ensemi soğuk suyla yıkadığımda iyi gelmişti ve sakinleşmiştim. Yüzümü kuruladığımda telefonumu alıp salona annemin yanına gittim. Tek başına oturduğunu gördüğümde daha rahat hissettim. "Yağmur, iyi misin kızım? Rengin solmuş, betin benzin atmış sanki." Gülümseyip annemin yanına oturdum. Ellerini tuttuğumda konuşmaya başladım. "Annem, sana bir şey söyleyeceğim ve soracağım ama doğruyu söyle olur mu? Yardımına ihtiyacım var." "O ne demek kuzum ben sana ne zaman yalan söyledim. Sor anlat tabii dinliyorum." "Anne Baran kim? Tehlikeli biri olduğuna bizzat şahit oldum ve şuan bir sıkıntı var bilmem gerekiyor. Baran kim?" "Leyla teyzen var ya uzakta yaşıyordu." "Evet?" "İşte onun oğlu. Sizi uzun süre uzak tutmamız gerekti birbirinizden çünkü teyzenin eşi tehlikeli biri. Hem de çok fazla. Teyzen Baran'ı korumaya çalışıyor. O yüzden biraz izole yaşıyor. Mecburen. Bir sıkıntı var demiştin. Noldu?" "Babası Baran'ı kaçırttı bu sabah. Beria görmüş o telefonla anlattı." Annemin gözleri dolmuş korkuyla eli ağzına gitmişti. " Korkma anne şuan bir şeyi yokmuş. " " Kızım sen nerden biliyorsun nolduğunu?" " Çünkü arabayı izlerken görünce düşman şeyi sanıp Beria'yı da almışlar. Polise vermesinler diye aratmışlar. Ordan." " Koruyamadık... Seni de Baran'ı da koruyamadık... Ama Leyla demişti hem de kaç kere. Oğlumu da sevdiklerimizi de yakacaksın bırak bu işleri demişti o adam yine de inat etti kibrine yenik düştü. Oğlunu yakacak farkında değil. " Annem ağlayarak mırıldanıyordu. Ona sarılıp sırtını sıvazladım. Hayatımın yeniden yazıldığı bir döneme giriyordum sanki. Annem bir anda geri çekildi. "Leyla. Leyla'yla konuşmamız lazım. Beraber olursak size yardım edebiliriz. Telefonum nerde aramam lazım!" Sehpanın üstünde gördüğüm telefonunu alıp anneme verdim. Telefonla konuşup bir şeyleri onayladıktan sonra aramayı kapattı ve bana döndü. " Sabah teyzenlere gidiyoruz. Hadi git yat erken kalkarız. Özür dilerim kızım. Koruyamadım seni. " " Şşşt anne yok öyle bir şey. Sen elinden geleni yaptın ve yapıyorsun." Anneme sarılıp ondan ayrılınca odama gittim. Birkaç işimi halledip yatağıma geçtim. Tüm gece kesik kesik bir uyku uyuduktan sonra sabah olmuş, vakit gelmişti. Merhamet çığlığının besmelesine kapılmıştık. Asıl hayatım başlamak üzereydi...
Bölüm 3
3. Bölüm ~ Sağ Kolu
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.