Gün ağaralı olmuş insanlar işleriyle uğraşmaya başlamıştı bile. Üsteki, neredeyse, herkes çalışıyordu. Antrenman odası doluydu bugün. Herkes üstlerindeki parlak yeşil taşlı eşyaları çıkarmıştı. Kimse sanrılar görmek istemezdi ne de olsa, kimse sonlarının öncekiler gibi olmasını da istemezdi. Antrenman odasında Timur ve Sarman karşılıklı çalışıyordu, yakın dövüş düelloları yapıyorlardı. Belgin tek başına antrenman odasındaki aletlerle bacaklarını geliştirmek için çabalıyordu. Hepsinin kıyafeti çalışmak için rahat ve ince kıyafetti. Antrenman odasının kapısı açıldı, Aygül içeri bakındı. Diğerleri gibi iyi dövüşemezdi, taşını düzgünce kullanamazdı, çalışmalarına da katılmazdı. İçeriye girince kapı ardından kapandı. Belgin’in yanına aletlerin oraya gitti. Belgin ona ne olduğunu soruyormuş gibi baktı. Aygül buraya işi yoksa antrenmana gelmezdi. Aygül iyice yaklaşınca konuştu. -Antrenmanın ne zaman biter? Belgin durdu ve oturduğu aletten kalkıp bir havlu aldı, -N’oldu ki? -Önemli bir şey oldu. İşiniz bitince o ikisine de söyle ana salona toplansınlar. -Ne olayı, nolmuş? A-Nereye gidiyorsun? Merakta bırakma beni! -Sonra öğrenirsin, dedi ve Aygül antrenman odasından sakince çıkıp ana salona, monitörlerinin başına döndü. Belgin onun gidişini izledi. Hep böyle yapıyordu, kendini merakta bırakıp gidiyordu. Önemli bir şeydi o olay kesin. Belgin alnındaki teri elindeki havluyla sildi ve çalışmasına döndü. Birkaç saatin ardından antrenman odasındakiler odadan yorgunca ayrıldılar. Gerçek bir dinlenmeyi hak etmişlerdi. Yorgunluklarını atmaya odalarına duş almaya gittiler. Ana salona ilk Sarman vardı. Koltuklardan birine oturdu. Saçları daha tam kurumamıştı ve üstten yarım toplamıştı. Gözlüğünü süveterinin kumaşıyla sildi. -Belgin’e önemli bir olaydan söz etmişsin? -Evet. Herkes gelsin, anlatacağım. Koridordan Timur belirdi. Hiç düşmeyen o gülümsemesiyle ana salona girdi, koltuklara oturdu. Bir süre sonra ise Belgin de geldi, haberi duymak için meraktan ölüyordu. Beklemeye gelemeyen biriydi her şey hemen olmalıydı ona kalsa. Hızlıca oturdu ve Aygül’ün anlatmasını bekledi. Aygül etrafındakilere baktı herkesin kendinin dinlediğine emin olunca konuşmaya başladı. -Dün sizden, Timur ve Belgin, sonra kalan kamera görüntülerini temizlerken bir şey fark ettim, daha doğrusu birini. Üsttekilere sordum ve- Timur ile Belgin birbirlerine baktılar, olağan dışı bir şeyi veya birini fark etmemişlerdi. -Gelin isterseniz, göstermesi daha kolay olur, dedi ve herkesi monitörün başına çağırdı ve birkaç dosya içinden bir görüntüyü açtı ve başlattı. Video normal duruyordu Belgin bina tepesinde taşı korumakla görevli kişilerle dövüşüyordu. Aygül belirli bir saniyede videoyu durdurdu. Arkasındaki herkes olayı anlamaya ve Aygül’ün düzgünce anlatmasını bekledi. Aygül imlecini ileri binanın tepesine götürdü ve görüntüyü büyüttü. Bir çift kızıl ışık. Konuşmaya başladı. -Burası Timur’un bulunduğu yerin tam zıttı, diyerek iki ışığın bulunduğu yeri gösterdi. Sonra görüntüyü iki ışığın bulunduğu binaya daha yakın bir kameradan çekilmiş olana değiştirdi. Işık direk olarak kameraya dönüktü. Sanki o şey, her ne ise, bunu biliyormuş gibiydi. -Bizim peşimizde, dedi Aygül. -Ne? Dün be bunu görmedim. Dürbünümle de kontrol ettim, etrafta sis vardı, eğer bir şey olsaydı benim hissetmem gerekirdi, diyerek çıkıştı Timur. Olanları Belgin ve Sarman anlamaya çalışıyordu. Bu neydi? İnsan mıydı? -Bizim peşimizde derken? Diye sordu Sarman şüpheci bir şekilde, gözleri monitörde ki görüntüdeydi, gözlüğünü düzeltti. -Taşların peşinde diye düşünüyorum. Ama üst belli bir cevap vermiyor, tanımlayamadıklarını söyleyip duruyorlar. Ne Aras ne Eren Abi ile iletişime geçemedim. Dikkatli olmalısınız. Bunun hakkında hiç bir bilgim yok... Üsttekiler görevleri ertelerler mi bilmiyorum. Ertelemezlerse hepiniz etrafınıza ince, geniş bir rüzgar veya sis tabakası koymalısınız, sadece Timur’un sislerine bağlı kalmamanız daha güvenli olur. Herkeste bir şaşkınlık vardı, kimse daha önce böyle bir şeyle karşılaşmamıştı. Siyah saçlı kadın devam etti, -Şimdilik ona ‘Erlik’ diyelim, Aygül iki kızıl ışığın kameraya bilerek baktığı görüntüyü büyüttü ve ışığın üstünde kalan kısımdaki iki boynuzlu Erlik Han sembolünü gösterdi. Belgin kendince sesli yorum yaptı, - Bizi-Bizi biliyor ve tanıyor gibi hissediyorum. Sanki şuan ona baktığımızı biliyor gibi, dedi. Aygül başını onaylarcasına salladı. -Timur’un sisinden nasıl geçtiğini anlamadım, üst araştıracağını söyledi. -Üst hep bir şeyler diyor zaten. İşin sonunda her şeyi yapan yine biz oluyoruz, dedi Timur. Ben...Ben biraz daha çalışacağım, eğer bu ‘Erlik’ kişisi sisimden bu kadar rahat geçiyorsa başkalarında geçer. Timur hızlı adımlarla ana salondan çıktı, onlardan çok, yakında böyle bir şey vardı ve o fark etmediği için kendine kızmıştı. Odasına girip hızlıca taş kolyesini aldı ve taş antrenman odalarına gitti. Odadaki herkes sessizleşti. Aygül tekrar söze başladı, -Dikkatli olun. Sarman başını salladı, Timur’a bakmaya odadan ayrıldı. Kapının önündeyken duraksadı, vazgeçti. Biraz zaman tanımanın daha iyi olacağını düşündü.
Bölüm 2
Bölüm 2, ‘Erlik’
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.