"N'OLUYOR ULEYN BURADA?" İbrahim Baba çok sinirlenmişti.
Yanağım duvara yapıştığından hareket edemiyordum.
"Ahh yardım edin," diye bağırdım "yanağım duvara yapıştı!"
İbrahim Baba odaya girip bana baktı. Bir anda suratıma tükürdü. Anında yanağım duvardan ayrılmıştı. Bu adam beni tedavi etmede nasıl bu kadar iyi olabilirdi, ah tanrım?
"Sağ ol, İbrahim Baba."
"Siz ikiniz hele benimle gelin bakayım."
Çok sinirliydi. Normalde olduğundan da hızlı yürüyebiliyordu şaşırtıcı bir şekilde. Bu adam kendini de tedavi etseydi ya!
Mağaranın daha da içine doğru ilerliyorduk. Aslında burası artık saray sayılırdı. Çok fazla altın vardı. Tanrım...
Portakallı pipi de üstüne hiçbir şey giymemişti hâlâ. O kaslı vücudu beni saniyede 98 litre boşaltıyordu bile. O andaki östrojen hormonumun miktarı o kadar fazlaydı ki beni o an yanlışlıkla bir kere sikse beşize anında hamile kalırdım.
Biraz sonra siyah kapılı bir yere gelmiştik. İbrahim Baba kapının önünde duran korumalara uzaklaşmalarını söyledikten sonra kapının kilidini açtı ve ilk önce bizim girmemizi istedi. Portakallı pipi de önce benim girmemi işaret etti. O an onun centilmenliği karşısında yine boşaldım. Altımdan akan suları fark eden portakallı pipi hemen yerleri yalamaya başladı.
"Helhelehelehele..."
"N'apıyorsun ya sen öyle altımda?" diye çıkıştım ona.
"Ben bu suya bağımlıyım güzellik!" dedi portakallı pipi sırıtarak.
İbrahim Baba içeride tam karşımızda durup "YETER! GİRİN İÇERİ TERBİYESİZLER!" diye kükredi bize doğru.
Onun sesiyle bütün mağaray(mağara-saray) titremişti. Herkes deprem oldu korkusuyla çığlık çığlığa odalardan çıkıp dışarı koşmaya başladılar. Neyse ki kapıdaki korumalar durumu megafonla açıklamışlardı.
Biz de içeriye girmiştik bile. İbrahim Baba altın kaplamalı makamına oturmuştu. Elinde ise tespihiyle zikir çekiyordu:
"Bismillah bre zencigot, bismillah bre zencigot, bismillah bre zencigot..."
Portakallı pipi ile ikimiz de ellerimizi önümüzde birleştirmiş bekliyorduk. Portakallı pipi bir ara bana yakınlaştı ve pantolonumun göt yırtığından götümün sağ yanağını avuçladı. Kıkırdadım.
İbrahim Baba'ysa sonunda konuşmaya başlamıştı.
"Bre edepsizler, namussuzlar sizi! Böyle olmaz! Oğlum, sen bu masum kızın namısını nasıl KİRLETİRSİN?!"
Ne? Portakallı pipi İbrahim Baba'nın oğlu muymuş? Portakallı pipi korkuyla İbrahim Baba'ya baktı.
"Baba, ben bir şey yapmadım ki! Hiçbir şey yapmadık biz!" Çaresizce haykırıyordu, portakallı pipi'm.
"KES!" diyerek susturdu onu İbrahim Baba. "Böyle olmaz dediysem olmaz. Namıs bir kere kirlendi mi yapılacak tek şey vardır-"
"İyi de İbrahim Baba, bir hafta önce beni bu evde yanlışlıkla bir kere sikip tedavi eden sen değil miydin?" diye ciyakladım ona. Bu sözleri söyledikten sonra korkuyla portakallı pipi'ye ve sonrasında da İbrahim Baba'ya baktım.
Portakallı pipi çok şaşırmış görünüyordu. İbrahim Baba'ysa götünden tıslıyordu. Bana öyle bir bakıyordu ki götümle kafam yer değiştirmek üzereydi.
"Demek, bir nankörlük yaparsın ha İbrahim Baba'na? Senden bunu beklemezdim Ada kızım. Ama bu sen ve benim aramda. Oğlumla yaptığınız edepsiz, ahlaksız, terbiyesiz hareketlerinse çözümünü bulmak biz büyüklere kalmıştır. EVLENECEKSİNİZ!!"
Ne diyordu bu adam!? Gözlerimde yaşlar birikmeye başlamıştı bile. Korkuyla portakallı pipiye baktım. Hiç rahatsız olmuş gibi durmuyordu. Ağlamaya başlamıştım.
"Hayır İbrahim Baba! Ben bununla evlenmem! Ben başkasını seviyorum! Olmaz evlenemem! Hem daha ben 18 yaşında bile değilim!" diye çığlıklar atmaya başladım.
İbrahim Baba güldü. "Bunlar oğlumla evlenmene engel değil! Bu namıs işi hemen bugün çözülecek! Ona buna malamat olmayak. Hadi çıkın dışarı, düğüne kadar gözüm görmesin sizi!"
Ağlaya ağlaya odadan çıkıp kapıyı da çarptım. Ne yapacağımı bilmiyordum. Kaan beni terk etmişti. Ela bir kere yanlışlıkla Bayan Mescidde sikilmişti. Okulumu mafyalar basmıştı ki bunlar İbrahim Baba'nın adamlarıydı. Şimdi ise bilmediğim, tanımadığım bir portakallı pipi'yle evlenecektim.
Hayır, evlenemezdim! Hemen mağarayın çıkışına doğru ilerledim. Oradaki bulduğum bir korumaya çantamın nerede olduğunu sordum. Bana arabadan hemen getirebileceğini söyledi ve gerçekten de kısa bir süre sonra yanıma gelmişti çantamla. Arabada telefonumu içine koyduğumdan hızla çantamı karıştırmaya, telefonumu aramaya başladım. Hemen Kaan'ı arayacak ve ondan yardım isteyecektim.
Telefonumu bulur bulmaz hemen Kaan'ı aradım. Birkaç çalmadan sonra açmıştı.
"Alo? Kaan?"
"Ada konuşmak isteme-"
"Kaan kurtar beni!"
"Ne? neler oluyor?" Endişelendiği sesinden belliydi.
"İbrahim Tatlıses, beni KAÇIRDI! MAĞARAYINDAYIM!"
"Yine mi o herif..?"
"KAAN LÜTFEN ÇABUK GEL BENİ OĞLUYLA EVLENDİRECEK!"
"NE?"