İçeriğe geç

yabanci yakiSikli

Bölüm 15 · 4 dk okuma

yabanci yakiSikli

Bölüm 15

bilinmeyen ve mağarası

Arayan bilinmeyen bir numaraydı. Nedense biraz tedirgin olmuştum. Bu da kimdi şimdi? Belki de birileri beni işletecektir düşüncesiyle telefonu açmadım.

Biraz sonra Bağlama Kafalı Amine Ersoğan Anneler ve Cübbeli Armut Mahmut Hocalar tek bir sıra hâlinde, sağ ellerinde tespih, sol elleri kalplerinde ve başları eğik zikir çekerek Bayan Mescidden çıktılar.

Tosman ayağa kalktı, minnet dolu bakışlarıyla yanıma geldi. Tam elimi tutup öpecekti ki ben ona bir pandik attım.

Pandik atmamla beraber bir anda twerk atmaya başladı. Öyle hızlı twerk atıyordu ki zencigot twerkünden bile hızlıydı.

"Aman Tanrım, bu inanılmaz!" diye çığlık attım ve alkışlamaya başladım.

Dünyanın En İyi Twerkü Ve Teoman!

Teoman'ın götünden saçılan soğuk hava dalgası Ela'nın ve benim saçlarımı savuruyordu. Dayanamadık, Ela'yla biz de twerk atmaya başladık.

98. Twerk Savaşları böylece başlamıştı. Bizim götlerimizi hızlıca alt üst yapmamızla beraber oluşan o yüce sıcak hava dalgası, bir fırtına yaratıyordu sanki.

Üçümüz götlerimizi birbirimize döndük ve götlerimizi, birbirimizin götlerine çarpa çarpa twerk atmaya devam ettik.

Bu, götlerimizi sallamamız sonucu oluşan o yüce rüzgârlar, taa zencigotlere kadar gitmiş olacaktı ki; Bayan Mescid bir anda kocaman kaslı zencigotlerle dolmuştu. Her biri içeriye twerk ata ata giriyordu.

"Aman Tanrım!" diye sevinç çığlıkları attım. Ela da "AAAAAEEEEEĞĞĞĞĞĞĞHHH!!!" diye garip, mutantik bir sesle zencigotlerin arasına atladı.

Ve Teoman... İşte Teoman da o sırada, o götlerin hayrına bir şarkı patlatmıştı:

"Twerk rüzgârları ne zaman eserse, o zaman hatırlarım zencigotleri ve o kaslarını.

Öper zenciler götten yanaklarımı, güzel bir rüyada...

sanki tüm bu çukulata götler gerçekten varlar...

Akşama doğru azarlarsa zenciler, gotleri ve twerkleri... Ah burada olsan, çok seksi hâlâ; zencigotlerin twerkleri..."

Tanrım bir anda bu duygusal şarkıya ağlayarak twerk atmaya başlamıştım. Diğer herkes de aynen böyle yapıyordu. Herkes ağlıyor ve o kaslı götlerini sallıyorlardı.

Telefonumun çalmasıyla kendime gelebilmiştim sonunda. Göz yaşlarımı sildim ve arka cebimdeki telefonuma uzandım. Arayan az önceki numaraydı.

Bayan Mescidden dışarı çıktım ve telefonu açtım.

"Alo? Kimsiniz? Beni arayıp duruyorsunuz..?"

"Adacığım, canım... Beni hatırlamadın galiba. Olsun, olsun. Hatırlarsın şimdi sen." deyip güldü.

Bu ses... Bir yerden tanıdık geliyordu. Bu... O geceki beni kurtaran adamdı. Arabadan atladığımda amımın patladığı akşam beni kurtaran adam...

"Aa, siz! Affedersiniz ben sizi tanıyamadım. Numaranız da bende kayıtlı değildi. Gerçekten çok özür dilerim efendim."

"Bu kadar özre gerek yoktu." deyip tekrar güldü. Konuşmasına doğu ağzı hâkimdi.

"Siz, beni ne için aramıştınız?"

"Ah, Ada... Tam 1 hafta önce seni orada ormanda bulduğumda bir mucize gerçekleşmişti sanki."

Ne mucizesinden bahsediyordu bu adam? Dediklerinden hiçbir şey anlayamıyordum. Ama sözünü kesmek istemedim ve dinlemeye devam ettim.

"Ada, seni tekrar görmek istiyorum. O gece seni misafir ettiğim yerde: mağaramda."

Bu dediğini duyduğumda şok olmuştum. Teneffüs zilinin çalmasıyla herkes sınıftan çıkmaya başladı. Okulda birden gürültü başladığından ve insanlar bir anda çıkmaya başlayınca korkuyla çığlık attım.

"Ada? N'oluyor? ÇABUK ADA'NIN OKULUNA ADAMLARI GÖNDERİN, HEMEN!" diye birilerine emir vermişti.

"Ben, iyiyim. Gerek yok."

"Geliyorlar Ada. Seni burada hemen görmek istiyorum. Hemen!" diye hırladı ve telefonu kapattı. Onu tekrar göreceğim için heyecan duymuştum. Fakat yine de içimde bir korku, huzursuzluk vardı.

Aşağı, bahçeye indim. Bahçe kapısının olduğu tarafa doğru yürüdüm, etrafıma bakındım. Görünürde hiç araba yoktu. Ama biraz sonra okula beş on tane siyah Passat girmişti. Aman Tanrım bu oydu! Gerçekten de adamlarını göndermişti. Başka kim olacaktı ki?

En öndeki arabanın arka kapısı bir koruma tarafından açıldı. Ve içinden o çıkmıştı. Gür, simsiyah pos bıyıkları; bodur, kıllı ve tombul vücuduyla o çıkmıştı...

Okuldaki herkes ne olduğuna şaşırmıştı. Aralarında fısıldaşıyorlar ve gülüşüyorlardı. Hatta birkaç öğretmen bile onun yanına gelip foturaf çekildiler.

"YETER!" diye bağırdı en sonunda. Havaya belinden çıkardığı parlak silahla birkaç el ateş etti.

"ADA NEREDE?" diye bağırdı.

Hemen oraya doğru yürüdüm. Beni daha fazla rezil etmesine izin veremezdim. Bu yaptığı çok... Çok seksiydi...

"Buradayım!" diye bağırdım ona doğru.

"Ah, canım..." derken kollarını kocaman açmış ve bana sarılmaya hazırlanıyordu. İtiraz etmedim, yanına gidip ona sarıldım.

Nasıl olsa ona bir borcum vardı. Can borcum... Beni iyileştiren oydu: Yanlışlıkla bir kere sikerek...

Bu çok... çok duygusaldı...

"Hadi gidiyoruz." dedi benden ayrılırken. Arabanın arka kapısını açtı ve elimi uzattı. Ben de yine itiraz etmeden onu kabul ettim.

"Yalnız bir sorunumuz var. Yani benim var."

"Nedir? Hemen halledelim." dedi ve güldü.

"Çantam sınıfta kaldı. Onu alabilir miyiz?" diye utana sıkıla sordum.

Bana kocaman bir kahkaha fırlattı arabaya binerek. Fırlattığı kahkaha kafam gelmişti. Ama çok da acıtmadı, umursamadım.

"Takıldığın şey gerçekten bu mu? Hallederiz!" dedi ve onun mağarasına doğru yol almaya başladık...

Biraz sonra mağarasına gelmiş sayılırdık. Bu sırada biraz sohbet ediyorduk.

"Seni istesem ertesi gün bulurdum biliyorsun değil mi?" diye sordu.

"Yani, öyle gözüküyor." diyebildim.

"Seni bir hafta sonra aramamın nedeni nedir biliyor musun?" dedi ve elime uzandı. Yumuşakça bir eliyle elime birkaç kere vurdu. 'Nedir?' diye sorar gibi baktım ona.

"Mağaramı restorasyona aldırmıştım. Ve bugün ise onun açılış günü. Bugün senin de burada bulunmanı çok istedim. İşte geldik."

Kafamı sağa çevirdiğimde mağarasını görmüştüm. Bir koruma benim için kapıyı açtı ve inmem için elini uzattı. Arabadan indim, kafamı kaldırdım ve... Ve gördüklerim karşısında şok geçiriyordum... Mağaranın üstündeki tabelada yazan şey şuydu:

"İBRAHİM TATLISES'İN BÜYÜDÜĞÜ MAĞARA"

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.