İçeriğe geç

YABANCI NEFES

Bölüm 1 · 16 dk okuma

YABANCI NEFES

Bölüm 1

YABANCI NEFES

Öncelikle, selamun aleykum!

Bu benim aylar önce yazdığım lakin şimdi tekrardan sil baştan yazdığım bir kurgu. Eski halinden bir farklı olacak kurgumu, zamanı geldiğinde kitap olma ihtimaline uygun olarak yazmaya çalışıyorum. Kısacası, bu hali kitapta geçmesini istediğim halidir.

Başlamadan önce askerlerimizin KARABAĞ SAVAŞINDA olduğu dönemi okuyacağız. Ardından hangi sebeple Türkiyeye gitme nedenini öğreneceğiz.

Ve ilk kez kitapta YARASA TİMİ ve YAŞMA-052 hakkında konuşulacak. Araştırmalarım üzre bunu yapan ilk benim. Allahın izniyle severek okuyacağınız bir kurgu olur!

YAŞMA-052: Düşmanın en zayıf anını kollamak için günlerce hareketsiz gözetleme yapabilen, gecenin en karanlık anında bile kimseye görünmeden ve ses çıkartmadan düşman karargahına bile girebilecek kabiliyete sahip olan askeri birliktir.

YARASA TİMİ: Ordunun en gizli bölmesidir. Hakkında sadece belirli bir bilgiye ulaşılıyor.

Kitapta geçen her şey sadece bana ve benim zihnime aittir. Hiçbir kitap ile benzetilme yapılmamasını ve yorumlarda başka kitaplardan bahsedilmemesini çokca rica ediyorum. Zira bu bana ve diğer yazarlara saygısızlıktır. Her kurgunun kendine özgü evreni vardır. Ve ben benim evrenimde başka olaylardan ve kötülemelerden bahsedilmesini istemiyorum.

Yok şu sahne o kitapta vardı, yok şu sahneyi ondan çaldın veya aldın farketmeksizin bunu söyleyen kişiler engellenecektir. Çünkü atılan iftiralar hem bana hem de kitabıma saygısızlıktır. Bunları okuyarak ve görerek moralimin bozulmasını istemiyorum.

Uyarımı dikkate alanlardan Allah razı olsun!

SEVGİ VE SAYGIYLA...

Kurguya geçmeden başlama tarihinizi yazarsanız sevinirim!

Küçükte olsa yorum yapmayı ve oylamayı unutmayınnn.

Bölüme başlamadan önce kitapta ismi geçen şehit Orxan Abbasov için ve diğer tüm şehitlerimiz için fatiha okuyalım...

YABANCI NEFES

Qubadlı 1962-ci ildə şəhər tipli qəsəbə, 24 iyul 1990-cı ildə şəhər adı verilmişdir. Burada asfalt zavodu, quşçuluq fabriki, daş karxanası, üç məktəb, iki xalq kitabxanası, mədəniyyət evi, kinoteatr və xəstəxana yerləşirdi. Qubadlı şəhəri Birinci Qarabağ müharibəsi zamanı, 31 avqust 1993-cü ildə Ermənistan silahlı birləşmələri tərəfindən işğal edilmiş, oranın azərbaycanlı əhalisi məcburi köçkün olmuşdur. Azərbaycan şəhəri İkinci Qarabağ müharibəsi zamanı, 25 oktyabr 2020-ci ildə azad etmişdir. (Qubadlı'ya 1962'de şehir tipi yerleşim, 24 Temmuz 1990'da ise şehir statüsü verildi. Burada bir asfalt fabrikası, bir kümes hayvanı fabrikası, bir taş ocağı, üç okul, iki halk kütüphanesi, bir kültür merkezi, bir sinema ve bir hastane bulunuyordu. Qubadlı şehri, Birinci Karabağ Savaşı sırasında 31 Ağustos 1993'te Ermeni silahlı kuvvetleri tarafından işgal edildi ve buradaki Azerbaycanlı nüfusu zorla yerinden edildi. Azerbaycan, İkinci Karabağ Savaşı sırasında 25 Ekim 2020'de şehri kurtardı.)

🦇

Ölüm, aldığımız her nefeste, baktığımız her yerde, attığımız her adımda önümüze çıkacak olan tek gerçekti.

Peki tek yâri ölüm olan askerler için gerçek neydi?

Ölmek mi? Yoksa ölümü bu denli hissederek yaşamak mı?

🦇

Derin bir sessizliğin gölgelediği ermeni karakolu, etrafını çevreleyen Karamaskelilerden ve geceleri ortaya çıkan Yarasalardan bir haberdi. Çünkü onlar geceyi ve gecenin duyulmayan sessiz serzenişini seviyordu.

Aslında gecenin serzenişi ta kendileriydi. Ve onlar buraya kadar gelerek bunu kanıtlamıştı.

Buraya nasıl geldiklerini, ne gibi bir mücadele ettiklerini bir Allah bir de kendileri biliyordu. Zira Eylül ayının sonlarından beri harakete geçen YAŞMA-052 ve YARASA timi düşmanın farkedemediği derecede ıssız bir şekilde savaşarak ilk Əlipaşa yüksekliğini ardından Cəbrayıl bölgesinin Dağ Tumas ve Dağ Maşanlı köyünü almayı başararak Qubadlı bölgesine giriyordu.

Durmadan kaybeden ve geri çekilen Ermenistan ordusu, Azərbaycan birliklerinin Laçın koridoruna doğru hızlı saldırısını önlemek adına karşı saldırı operasyonu hazırlamıştı. 20 Ekim'de Qubadlı'nın Qayalı köyünden Qaraağac köyünün güneyi ve Sarıyatak yönünde düzenlenen karşı saldırı, Azərbaycan ordusunun doğru ve yerinde düşlemiş olduğu planla bir kez daha başarısız sonuçlanıyordu. Şayet ermenistan ordusunun doğru keşif yapmaması olası saldırıyı dikkate alarak tepeye yerleştirilen ordudan bi haber olması ermeni grubun açığa çıkmasına neden olmuştu. Ve böylelikle askerleri bu yöne getiren araçlar, Azərbaycan askerlerinin varlığını yüksekte görünce komutasındaki askerleri Mahmudlu-Padar yolunun yarısında açık alanda durdurmak zorunda kalmıştı.

Açık alana çıkan grubun yeri zamanla tespit edilerek alınan kordinatlar sonucu bölge hemen RYAS (Smerch) füzeleriyle bombalanmış ve neredeyse tüm ermeni grubu yok edilmişti. Aynı gün Qubadlı'ya bağlı Saray köyünün kuzeyinden Zəngilan istikametine saldırı hazırlığında olan ermeni ordusunun konvoyuna drone'lar tarafından ateş açılarak imha edilmişti.

Ve bu kez karşı atağı def eden Azərbaycan ordusu Qubadlı şehrini tamamen kurtarmak adına ameliyata başlıyordu...

Kulağındaki kulaklığı küçücük bir dokunuşla aktifleştiren adam, kendinden emin bir ses tonunla konuşmaya başladı.

"Mən Yarasa Xüsusi Təyinat komandiri, Kapitan Turan Əhmədov." Tüfeğini göğsüne yaslayarak derin bir iç çekti. "Hamı qulağını dörd açıb mənə qulaq assın. Sadəcə bir dəfə danışacam." Tüm askerler kulaklarına dolan sert sesle yerinde dikleşti. (Ben Yarasa Özel Kuvvetler komutanı, Yüzbaşı Turan Ahmedov. Herkes kulağını dört açıp beni dinlesin. Sadece bir kez konuşacağım.)

"Bu gün aylardan 24 oktyabr 2020-ci ildi. Bu tarixi, bu günü heçkim unudmasın. Çünkü biz bu gün tarixi təzədən yazacağıq." Maskenin altından baygın bakan gözleri karakolda takılı kaldı. "Bu şəhərə gələnə qədər onlarca şəhid verdik. Onlarca yaralı yarı yoldan qayıtdı. Və bu torpağlarımızı tamamilə alana qədər davam edəcək." Saklanan tüm askerlere bakarak "Əgər sonuna qədər savaşmaq istəyirsizsə, yaşamağa çalışın. Çünkü biz bura ölməyə yox, torpağlarımızı, onlarca insanın yurdunu almağa gəlmişik." dedi. (Bu gün aylardan 24 Ekim 2020 senesi. Bu tarihi, bu günü hiçkimse unutmasın. Çünki biz bu gün tarihi yeniden yazacağız... Bu şehre gelene kadar onlarca şehit verdik. Onlarca yaralı geldiği tüm yolları geri döndü. Ve bu topraklarımızı tamamen alana kadar devam edecek...Eğer sonuna kadar savaşmak istiyorsanız, yaşamaya çalışın. Çünkü biz buraya ölmeye değil, topraklarımızı, onlarca insanın yurdunu almaya geldik.)

"Və almadan da geri qayıtmayacağıq." (Ve almadan da geri dönmeyeceğiz.)

Kendinden emin ve korkusuzca konuşması tüm askerlerin umuduna umut katmıştı. Öyle ki, tüm askerler sanki saatlerce, günlerce hiç savaşmamış, hiç yorulmamış gibi bir dinçliğe sahip oldu.

"Komandir, tapşırığınız nədir?" diyerek sordu aralarından keskin nişancı olan Oktay. (Komutanım, emriniz nedir?)

Bakışlarını havaya dikerek kulaklarına dolan kurşun sesine dikkat kesildi Turan. Azərbaycan ordusu dört bir yandan, hem Güney hem Kuzey hem de Doğu taraftan saldırıya geçmişti. Saatlerdir dinmek bilmeyen saldırıya, düşman askerler hava uçağıyla karşılık vermeye çalışmıştı.

Tabi, bizimkiler tarafından patlatılmasıydı.

On'a yakın yerden saldıran ordu, düşman askerlerini püskürtmeye yemin etmişti. Ve onlar geriye çekilmeden durmayacaklardı.

"Qarşı tərəfdən gələn tək bir güllə ilə hamısını məhv edin. Bütün leşlərə tək tək baxacam. Biri belə sağ qalmayacaq." (Karşıdan gelen tek bir kurşunla hepsini yok edin. Bütün leşlere tek tek bakacağım. Biri bile sağ kalmayacak.)

"Baş üstə komandir!" dedi hepsi. (Emredersiniz komutanım!)

Gözlerini kısarak buraya doğru gelen düşman askerine baktı Turan. İşaret parmağını kulağına bastırarak, "Hamı səsboğucu taxsın. Biriniz belə yerini bildirməsin. Bildirənin sifətini dağıdaram." (Herkes susturucu taksın. Biriniz bile saklandığınız yeri ifşa etmesin. İfşa edenin suratını dağıtırım.)

"Yarasa 2 (Orhan), şərəfsiz səndən 5 addım geridədi. Yarasa 4 (Elçin), sənə tam 10 addım uzağdı. İkisidə sağınızdan gəlir. Yarasa 3 (Cavanşir)-" son sözünü söyleyemedi çünkü düşman askeri tam da Cavanşir'in dibinde bitti. (Orhan şerefsiz senden 5 adım geride. Elçin sana tam 10 adım uzak. Cavanşir-)

Otların arasında saklanan Cavanşir, atılan herbir adıma dikkat kesildi. Çok geçmeden bir kaç saniye sonra önünde fenerin ışığı belirdi. Usta bir hareketle dikelerek ermeninin bacağından tutup çekti. Aynı anda hem çekmiş hem de ses çıkarmasına bile izin vermeden ağzını tutarak boğazını kesmişti. Sıçrayan kanlar kamuflajına bulaşırken parmaklarını ölmeye yüz tutmuş adamın gözlerine geçirdi. Çok nefret ederdi kamuflajına bulaşan kanlardan. Ölen herifin ardından feneri söndürerek saklanmak adına başka bir yere geçti.

Sırtını ağacın kocaman olan gövdesine yaslayan Elçin ve ona yakın bir yerde çimenlerin arasına saklanan Orhan, buraya doğru gelen ermenilerin konuşmalarına dikkat kesildi. Onları anlıyorlardı çünkü yarı Rus yarı Azərbaycanca konuşuyorlardı. Kendi dillerinde bile konuşamayan şahyiyetsizlerle savaşıyorlardı.

"Арцрун сказал, что если так пойдет, то мы сможем отступить." (Artsrun dedi ki, işlər belə getsə, geri çəkilə bilərik.) (Artsrun söyledi ki, böyle giderse geri çekilebiliriz.)

"Artsrun çox şey deyə bilər. Biz geri çəkilməyək yenədə." (Artsrun çok şey söyleyebilir. Biz yine de geri çekilmeyelim.) Arkasını dönerek ağaçtan tarafa döndü. Yanında duran arkadaşı etrafı gözetlerken bir yandan da konuşmaya başladı.

"Bizimkilər gecə çöldə çox gəzməyin, yarasaların hücumuna tutularsız, sonrada qara basar dedilər." (Bizimkiler gece dışarıda çok gezmeyin, yarasaların saldırısına uğrarsınız ardından karalar basar sizi dediler.)

Bahsedilen Yarasalar ve Karamaskelilerdi. Ve onlar rivayet olamayacak kadar gerçekti.

Elini üzerine silen adam, kirli elleriyle tekrardan silahını kavradı. "Hamısı yalan söhbətdi! Yalançı rəvayətlərdi danışırlar." Gülerek, etrafını gösterdi. "Onların ...... çatmaz bura gəlməyə." (Hepsi yalan sohbet! Yalan rivayetler konuşuyorlar. Onların ..... yetmez buraya gelmeye.)

(Küfürü sakın içinizden söylemeyin. Benim yüzümden size günah olmasını istemem. İnşAllah yanlış anlaşılmam.)

Duydukları sözler sonrası dişleri sıkan Orhan gözlerini meslektaşı Elçin'e dikti. Aynı anda ikisininde gözlerinde beliren intikam hırsıyla, ikilinin buraya gelmelerini beklediler. Atılan her bir adım onları ölüme sürüklüyordu. Yerinde dikelen Orhan, anlık baş sallayarak harekete geçti. Aynı anda onunla beraber harekete geçen Elçin, ermeni soysuzunun bileğini kavrayarak silahını aldı. Boşta kalan eldivenli elini ağzına kapattığı için bağıramayan ermeni, debelenmeye başladı. Lakin Elçin buna izin vermedi. Boynunu kırarak, geberen soysuzu yüz üstü yere bıraktı.

Aynı saniyeler içinde düşmanı etkisiz hale getiren Orhan, Elçinin aksine boynunu kırmadı. Önce silahını hızla kavrayarak, ağzını kapattı. Ardından kamuflajın cebinden çıkardığı hançeri hem karnına hem de göğsüne sokarak, ermeni soysuzunun acı çekerek ölmesine neden oldu. Hançerine bulaşan kanı, gözü açık bir şekilde geberen herifin kamuflajına silerek yer değiştirdi.

"Yarasa 5, mənə diqqətlə qulaq as." dedi, bir dizini yere yaslayarak silahın dürbünüyle etrafını gözetleyen Turan. (Yarasa 5, beni dikkatle dinle.)

"Buyurun komandir." dedi Oktay. (Emredin komutanım.)

"Soldan ikinci pəncərə. Görürsən?" (Soldan ikinci pencere. Görüyor musun?)

Tek gözünü kırparak söylenilen yere baktı Oktay. İki nöbetçi pencerenin yanında olan kapıda bekliyordu. Anlaşılan korumalarını gerektirecek bir neden vardı orada. Ya da nedenler.

"Gördüm komandir."

"Pencərədən içəriyi görə bilirsən?" (Pencereden içeriyi görebiliyor musun?)

"Bəli komandir, görürəm."

"İçərisi bombalarla doludu. Mən deyəndə oranı partladacaqsan. Onsuzda pəncərələri nə gündədi. İstər istəməz qıvılcım ətrafa daha çox yayılacaq." (İçerisi bombalarla dolu. Ben dediğim zaman orayı patlatacaksın. Zaten pencereleri kötü bir durumda. İster istemez kıvılcım etrafa daha çok yayılacaktır.)

"Baş üstə komandir."

Kulağına dolan bir diğer sesle askerini dinledi Turan. "Komandir nə vaxt hərəkətə keçəcəyik?" diyerek soruyordu Cavanşir. (Komutanım ne zaman harekete geçeceğiz?)

"Bizimkilərdən xəbər gələn kimi. Birazda gözləyin." (Bizimkiler haber verir vermez. Biraz daha bekleyin.)

Karakoldan dışarıya çıkan düşman askerlerin komutanı, nöbetçi askerlerle konuşmaya başladı. Lakin çok geçmedi ki sinirle bağırmaya başladı. Kendi dilinde bağırarak soysuz askerlerine tam da askerlerin olduğu tarafa ve diğer yola doğru gitmeyi emrediyordu. Anlaşılan etrafı gözetlemek için çıkan askerlerini sonunda farketmişti.

Silahlarını kavrayan tim komutanlarından gelecek olan haberi beklemeye başladı. Zaten bir kaç saniye sonra havada uçuşan kırmızı renk havai fişekle etrafta kurşunların uçuşması ve Turan'ın konuşması bir olmuştu. Havaya renk katan kırmızı ışık, Karamaskelilerin diğer tarafı temizlediğinin bir kanıtıydı. Yani artık sessizliğin değil, savaşın olacağı kısma bir kez daha geçmişlerdi.

"Yarasa komandası, ikinci bir əmrə qədər durmaq yoxdu! Qarşı tərəftən biri belə sağ qalmayacaq!" (Yarasa timi, ikinci bir emre kadar durmak yok! Karşı taraftan bir kişi bile sağ kalmayacak!)

Hepsi bir ağızdan, "Baş üstə komandir!" demişti. Ermeni soysuzlarından birinin kafasını vuran Orhan, ilerleyerek sırtını ağaca yasladı. Aynı zamanda birini daha vuran Elçin, bir kez daha meslektaşını yalnız bırakmayarak diğer tarafta saklandı. Orhan arkadaşına sataşarak, "Nə düşmüsən dalımca?" diye sordu. (Neden peşime düştün?)

"Sənsiz dayana bilmirəm Orxanım! Ona görə." diyerek başını yana eğdi Elçin. (Sensiz dayanamıyorum Orhan'ım! O yüzden.)

"Gic qırılmış! Sənə neçə dəfə dedim hamının içində mənə Orxanım demə deyə!?" (Geri zekâlı! Sana kaç kez söyledim herkesin içinde bana Orhan'ım deme diye!?)

"Hə yəni təklikdə Orxanım deyə bilər?" diyerek konuşmaya dahil oldu Cavanşir. (Ha yani tek kalınca Orhan'ım diyebilir?)

"Cavo qardaşıma qatılıram." (Cavo kardeşime katılıyorum.) dedi Elçin. Bir yandan konuşuyor bir yandan birkaçını aynı anda gebertiriyordu.

"Adə bolt reklamı! Get öz işinlə məşğul ol." dedi memnuniyetsizce konuşan Orhan. (Ulan uber reklamı! Git de kendi işine bak.)

"A-ah!" dedi elini maskenin sakladığı dudaklarına kapatan Elçin. "Qısqandı məni Cavanşir, görürsən?" (Kıskandı beni Cavanşir, gördün mü?)

"Gördüm gördüm." dedi gülerek. Ardından ciddileşerek ona doğru yaklaşan bir kaç kişiyi vurdu. "Hər tin başı bir yerdən çıxırlar! İt sürüsünü də keçiblər." dedi Orhan. (Her köşe başı bir yerden çıkıyorlar! Köpek sürüsünü de geçmişler.)

Durmadan bir yerlerden çıkan düşman askerleri, gelişi güzel kurşun sıkarak geriye çekiliyordu. Bunu farkeden Turan, "Yarasa komandası elə edin ki, hamı içəriyə girsin. Və mən diyən kimi, atəşi kəsəcəksiz. Qoy güllələri qurtarsın." diyerek sırtını dağılmış eve yasladı. Amacı mermi almak için içeriye giren askerleri, orada patlatmaktı. (Yarasa timi bir şekilde içeri girmelerine neden olun. Ve ben söyler söylemez ateşi kesin. Bırakalım da mermileri bitsin.)

"Yarasa 3. Olduğun tərəfin 4 metr uzağlığında pulemyot var. Mən sənə əmir verən kimi ora gedəcəksən." dedi, aklında dönen tilkilere uygun plan kuran komutan. (Yarasa 3. Olduğun tarafın 3 metre uzaklığında makineli silah var. Ben sana emir verir vermez oraya gideceksin.)

Olduğu yere çöken Cavanşir, "Oldu komandir." dedi.

Hızla yer değiştirerek karakoldan biraz uzaklaşan Turan, "Hamı bir kənara dağılsın. Aranızda 2 metr məsafə olsun. Mən deyən kimi atəşi kəsin." dedi. (Herkes bir kenara dağılsın. Aranızda 2 metre mesafe olsun. Ben söyler söylemez ateşi kesin.)

Yaklaşık 1 dakika içerisinde herkes yerine geçmiş ve aldıkları ateşi kesin emriyle ateşi kesmişti. Rastgele atış yapan düşman askerler, henüz gelecek olan tehlikeden bi haberdi. Tam tamına 20 dakika süren tek taraflı ateş, komutanlarının dur demesiyle kesilmişti.

"Yarasa 4 mən deyən kimi atəş açıb, Yarasa 3 qoruyacağıq. Yarasa 2 sən əmrimlə bərabər əlində nə qədər varsa bomba atacağsan. Eşitdiz məni?" (Yarasa 4 ben söyler söylemez ateş açıp, Yarasa 3 koruyacağız. Yarasa 2 emrimle beraber bomba atacaksın. Duydunuz mu beni?)

"Baş üstə komandir." dedi ikiside aynı anda. (Emredersiniz komutanım.)

"Yarasa 3, 3 deyən kimi qaçırsan. Elə elə ki, səni görməsin." (Yarasa 3 diyince koşuyorsun. Seni görmesine izin verme.)

Silahını kavrayan Turan, saklandığı yerden nişan alır almaz, "Üç!" diyerek bağırdı. Ve aynı anda Cavanşir koşmaya, geride kalanlar ise ateş açmaya başladı. Orhan, Turan'ın emriyle beraber düşman tarafa bomba atmaya başlarken Oktay kaçan askerleri nişan alarak vuruyordu. Bunu beklemeyen karşı taraf, şaşkınlıklarından dolayı yaralanmış saklanamadıkları için çoğu ölmüştü.

Arabanın etrafından dolaşarak dönen Cavanşir, arabaya atlayarak ermeni askerinin boynunu kırdı. Yetmedi cesedi arabanın bagajından aşağıya attı. Hız kesmeden silahı kavrayarak ateş etmeye başladı. Makineli tüfeği almak askerleri 2-0 öne geçirmişti.

"Komandir, hamısı gəri çəkilir." dedi Oktay. (Komutanım hepsi geri çekiliyor.)

Sırıtarak ateş etti Turan. İstediği olmuş, planı tutmuştu. Geriye saklandıkları alanı patlatmak kalmıştı. "Yarasa 5, qramtamyot yanında?" (Yarasa 5, RPG-7 yanında mı?)

Anlık yana koyduğu, RPG-7 baktı Oktay. O da komutanı gibi sırıtarak, "Bəli komandir." dedi.(Evet komutanım.) Heyecan dolu ses tonu komutanının ne demek istediğini anladığının kanıtıydı.

"Gözəl." Bir parmağını kulağına bastırarak "Qartal 1, Yarasa 1 danışır. Vəziyyət necədi." diyerek, Karamaskeliler komutanına seslendi. (Kartal 1, Yarasa 1 konuşuyor. Sizde durumlar nedir?)

Kulağına dolan boğuk çıkan sesiyle, "Yarasa 1, super! Eləbil tətildəyəm!" dedi. Sesinde saklayamadığı bir sevinç vardı. Aynı sevinç Turan'da da yer edinmiş ve sesine yansımıştı.

"Qartalları məntəqədən uzağlaşdırın. Oranı partladacayıq." (Kartalları karakoldan uzaklaştırın. Orayı partlatacağız.)

"Eh! Bizim də partlatmaq niyyətimiz var idi! Olmadı axı." (Eh! Bizim de patlatmak gibi bir niyetimiz vardı! Olmadı bu.).Şakayla karışık sitemle konuşmuştu.

"Siz keçən dəfə partlatdız. Qoyun bu dəfə biz edək." (En son siz patlatmıştınız. İzin verin bu kez biz yapalım.)

"Eh sənsəndə. İcazə verdim Yarasa 1, Atəşin bol olsun." (Eh sensin artık. İzin veriyorum Yarasa 1. Ateşin bol olsun.)

İkiside şakalaşıyordu. Lakin son konuşmadan sonra ciddiyete büründüler. Turan bu kez timine seslenerek, "Yarasa 2, vəziyyət bildir." diyerek emir verdi. Tekrardan silahını kavrayarak ateş etmeye başladı. (Yarasa 2 durum bildir.)

Orhan hızlı nefesler alıp verirken yumrukladığı ermeninin boynunu kesti. Vakit kaybetmeden oradan ayrılarak bir evin duvarına saklandı. "Qərb tərəf hamısı geri çəkilib. Geri çəkilməyənlərin hal hazırda leşinə baxıram." (Batı 9 yönü hepsi geri çekildi. Geri çekilmeyenlerin ise leşine bakıyorum.)

"Həri səni canavarım!" dedi Elçin coşkuyla. Bu hayatta en çok sevdiği şey karısı ve birilerine sataşmaktı. Hele timden birilerine sataşmak, onun en sevdiği aktiviteydi. (Hey gidi yiğidim!)

Orhan yüz buruştururken, "Ciddiyəm dur rədd ol! Biyabır oluram əlindən!" dedi. (Ciddiyim çık git! Rezil oluyorum senin yüzünden!)

Elçin'in gülüşü Orhan'ı daha çok sinirlendirirken "Öldürəcəm axırda özümü!" dedi. (Öldüreceğim en son kendimi!)

"Eh! Elə demə Orxan'ım! Sənsiz mən nə edərəm?" diye sordu yalancı bir duygusallıkla. (Öyle deme Orhan'ım! Sensiz ben ne yaparım?)

"Türklərin bir sözü var Elçin. Bilirsən?" diye sordu Orhan. (Türklerin bir lafı var Elçin. Biliyor musun?)

"Yoo." dedi Elçin.

"Azzar yo! Çor yo!" dedi Orhan.

"Kəsin səsinizi! Elə bil goy goya gəliblər." diyerek bağırdı Turan. Konu goy goy yapmamak değildi aslında. Konu her lafa atışıp durmalarıydı. (Kesin sesinizi! Sadece goy goya gelmiş gibisiniz.)

"Yarasa 4 görürəm çox danışırsan. Vəziyyət bildir."

Anında ciddileşti Elçin. Sıktığı kurşunlara anlık ara vererek, "Şərq tərəf təmizdi. Hamısı geri çəkilib." dedi. (Doğu 3 yönü temizlendi. Hepsi geri çekildi.)

"Yarasa 3?"

Cavanşir ciddi bir tonda konuşarak "Şimal Şərq tərəf, sağ qalan yoxdu." dedi. (Kuzey-Doğu taraf, sağ kalan olmadı.)

Sırıtan Turan, "Əla!" dedi. (Harika!)

Ardından karşı tarafın askerlerinden de bilgi alarak, patlanacak bölgeden uzaklaştıklarını öğrendi. Artık başlamanın zamanı gelmişti. "Yarasa 5, deyən kimi qramtamyotnan məntəqəni vurursan. Yarasa 4, cəld Yarasa 5 yanına gedirsən." (Yarasa 5, ben diyince RPG-7 ile karakolu vuruyorsun. Yarasa 4 çabucak Yarasa 5 yanına gidiyorsun.) Nişan alarak, "Hamı Yarasa 4 qorusun!" diyerek emir verdi. (Herkes Yarasa 4 korusun!) Bir kez daha kurşunların havada yankıladığı sesle, Yarasa 4 tim arkadaşının yanına koşmaya başladı.

Elçin'in ora varmasıyla beraber Turan derin bir nefes aldı. "Yarasa 5, hazırsan?" (Yarasa 5 hazır mısın?)

"Bəli komandir!" (Emredersiniz komutanım!) Tüfeğinin başından yan dönerek yana koyduğu RPG-7 eline aldı. O sırada Elçin, Oktay'ın yerine geçmiş nişan almıştı.

"İndi!" (Şimdi!) dedi Turan.

Ortamda gur bir sesle yankılanan patlama feryat seslerine karışmıştı. Ve bu kez kulaklarda çınlanan ağıtlar masumlara değil düşmanlara aitti...

🦇

"Möhtərəm Prezident, cənab ali baş komandan. Sizin əmrinizə əsasən Qubadlı şəhəri işğaldan azad olunmuşdur. Hal hazırda Qubadlı şəhərində Azərbaycan Respublikasının dövlət bayrağı dalğalanır. Yasaşın Azərbaycan! Yaşasın ali baş komandan! Yaşasın Qubadlı şəhəri!" dedi Karamaskeliler timinin baş komutanı. (Sayın Başkan, Sayın Başkomutan. Emriniz gereği Qubadlı şehri işgalden kurtarıldı. Şu anda Qubadlı şehrinde Azerbaycan Cumhuriyeti'nin ulusal bayrağı dalgalanıyor. Yaşasın Azerbaycan! Yaşasın başkomutan! Yaşasın Qubadlı şehri!)

Ardından hepsi bir ağızdan bağırarak, "Qubadlı Azərbaycandır!" dedi.

Onları büyük bir mutluluk ve gurur içerisinde izleyen Yarasa timi, Karamaskelilerin yani (Azərbaycan deniz kuvvetleri) askerlerinin aksine kadraja girmemişlerdi. Onlar varlığı bilinen sadece düşmanın son nefesini verirken görebildiği askerlerdi. Aslında onlar varken bile yoklardı.

Geceleri ansızın beliren, düşmanın korkulu rüyası olan kahramanlardı onlar...

Ekran önünde olan kadrajın bir de arkası vardı mesela. Tüm askerlerin nöbet tutmak zorunda olduğu şehit nöbeti...Ne kadar da zordu ama saatlerce konuştuğun gülüştüğün gördüğün kalbinin bir köşesinde saklı kalan arkadaşının ölüm nöbetini tutmak. Çoğu asker dişlerini ellerini yumruk yaparak tutuyordu bu nöbeti. Gözlerden yaş süzülmesin diye kendilerini o kadar çok sıkıyorlardı ki, patlamaları bombadan farksız olmayacaktı...

Turan tüm timini toplarken Orhan'ın gözleri toprağında karış karış gezdi. Kaç ah, kaç feryat sığmıştı bu memlekete? Kaç can öz toprağında son nefesini vermiş, kanı toprağa bulanmıştı?

Bir avuç toprak aldı eline. Yaş toprağın kokusunu çekti içine. Özlemle gözlerini kapattı. Oysa burnuna dolan koku toprak değil hasretini çektiği babasının kokusuydu. Titreyen parmakları arasından süzüldü toprak. Canı yandı ama bildirmedi. Zaten ne zaman bildirmişti ki? Bulduğu siyah poşetin içine ana yurdunun toprağını döktü. Yüzleşmesi gereken, verdiği sözleri tuttuğunu anlatması gerekiyordu birilerine. O birileri annesi ve babasıydı...

Kısa bir sessizliğin ardından "Orxan?" diyerek seslenen komutanına döndü Orhan.

"Bəli komandir?"

Turan yanına yaklaşarak bir elini omzuna koydu, sırf varlığını hissetsin diye. Belki maske yüzünden ifadesi gözükmüyordu ama sesi sıcacık ve şefkat doluydu. "Yaxşısan da?" (İyisin değil mi?)

Orxan başını öne eğerek, "Şükür." dedi. Sesi kısık çıkmıştı. Ne zaman birileri ona iyi mi diye sorsa sesi kısık çıkıyor mahçup oluyordu. Özellikle Turan sorduğunda.

"Həmişə yaxşı ol." (Hep iyi ol.)

Orhan baş sallarken, eliyle asker arabasını göstererek "Gedirik komandir?" diyerek sordu (Gidiyor muyuz komutanım?)

Başını sallayarak, derin bir nefes verdi. "Bəs geri qayıdacayıq? Hələ çox torpağımız əsir qalıb." diye sordu Orhan. (Peki geri dönecek miyiz? Hâlâ esirliğe mahkum olan çok fazla toprağımız var.)

"Əlbəttə ki, geri qayıdacayıq! Sən narahat olma." (Tabi ki geri döneceğiz! Sen merak etme.)

Orhan iç çekerek bir kez daha etrafına göz gezdirdi. Bir daha gelebilir miydi buraya? Ya da gelecek miydi?

Başını öne eğerek ilerlerken Turan onun bu çaresiz duran haline dayanamayarak kolunu omzuna attı. Onu kendine çekerken diğer elini kafasına koydu. Amacı ona tek değilsin, ben varım demekti. Çünkü Turan gerçekten vardı ve gölgesi hep timinin üzerinde olacaktı.

🦇

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.