Polis memuru Pars meslektaşına doğru yavaşça ve temkinle döndü,
'Levent ekip çağırmadan bu kadar ilerlememiz sence ne kadar doğru?' diye sordu. Levent 21 yaşındaki bir kız çocuğu babası. O çocuğun ismi ise Gece Işıl Parla'ydı. Levent normal birşey söylemekten ziyade daha çok emir verirmiş gibi kararlı bir sesle
'Bu kadar ilerleyip geri dönmenin ne manası var? Ekipler canları istedi diye gelmedi de değil, sadece yemek molalarını erteledikleri için şu anda yoklar. Zaten orman bitmek üzere en azından karakola elimiz boş dönmeyelim' dedi. Pars Levent'in görmeyeceğini bilsede başını salladı. Ormanın artık çitlerle kapatıldığı tarafa geldiklerinde Pars derin bir iç çekip 'Hadi gidelim' demek üzereyken çalılardan hışırtılar geldi. Pars ani hazırlıksız yakalanmanın korkusuyla
'Abi valla Amerikan filmlerinde görüyorum hep, bir ses geliyor sonrada karakterler sese doğru gidince hışırtı ayaklanıyor adamların üstüne atlıyor bence biz geri basalım yoksa pişirmeye bile zahmet etmez bunlar'diye mırıldandı. Levent gülmemek için kendini tutuyordu fakat nasıl bir tehlikenin ortalarında olduklarını bildiği için Pars'a olabildiğince sessiz davranak bağırmaya çalıştı
'Par lütfen sus yoksa ikimizde öleceğiz. Bu arada tetiği çek yoksa ilk seni yiyeceğine şüphe yok' dedi. Pars yine Levent'İn görmeyeceğini bilerek kafasını salladı. Bir polis bir stajyer sırt sırta vererek dönmeye başladılar. Bu hareketin amacı birbirini korumaktı. Levent hayatını bile riske atarak hışırtıların üzerine atladı. Görünürde kimse yoktu. Levent'in arkasından ayrıldığını bilmeyen Pars Levent'in çıkardığı sese karşı minik,sessiz bir çığlık attı. Levent kafasını stajyere çevirdi ve
'Senden bırak polisi çaycı çalışanı bile olmaz' dedi. Tehlike henüz gün yüzüne çıkmadığı için rahat tavırlarla hareket ediyordular. Taki bir ses kulaklarını tırmalayana kadar. İlk önce bir kadın kahkahası koptu ardından yabancı ses
'Ah ahmaklar yolun başından beri arkanızda bir tüy gibi dolaşıyorum. Ama anlaşılan gözlüklerinizi evde unutmuşsunuz' dedi. Polis ve stajyer tetiklerini kontrol ettiler ve kadına döndüler. Kadının turuncu saçları yıldızlarla parlıyordu. Yeşil gözleri siyah maskesiyle uyum sağlayamıyordu fakat kadın bunu aldırış da etmiyordu. Vücut hatlarını belli eden bir tulum giymişti. Stajyer ve polis aynı anda aynı cümleyi kurdular
' Yerinde kal yoksa ateş ederiz. Eller yukarı, diz çök'
Kadın yine bir kahkaha attı ve umursamazca sordu
'En sevdiğiniz organınız hangisi beyler? Ona göre seçeceğim' Pars
'Teslim oluyormusun?!' diye bağırdı. Kadın 'ımm' diyerek ellerini çenesine götürdü.
'Hayır' demesiyle beraber Levent ve Pars silahı ateşledi. Kurşun, kadının saçının kenarında geçmişti. Ardından kadın sivri uçlu hançeri alıp tereddüt etmeden stajyere ve polise fırlattı. Pars'ın kolunda bir sıyrık açınca Pars
'Sorun yok' dedi. Elbette ki yüzü aynısını söylemiyordu. Kaşlarını sinirle çatmış ve acıyla yüzü buruşmuştu. Levent bir kere daha silahını ateşledi.
Ve ıska, kadına uçtan bile değmemişti. Kadın hızla stajyer ve polisin etrafında dönmeye başladı. Stajyerin bakışları kadını takip etti. Bir noktadan sonra ikilinin başı şiddetle dönmeye başladı ama pes etmeye niyetleri yoktu silahı tekrardan ateşledi ama kurşun boşluktaki ağaca denk geldi. Kadın rahatça polisin yanına geldi.
'Selam efendim. Size iki sorum var. Birincisi hangi organınız favorininizdir ikincisi ise tabut renginiz ne olsun?' Polis cevap olarak sinirle hırladı ve dibindeki kadına kurşun attı. Baş dönmenin etkisiyle yine ıskaladı ve kadın polisin elindeki silahı alıp düşünmeden Levent'e sıktı. Tam karnına doğru. Levent yere doğru düşerken kurşunun sesini duymadı. Size bir bilgi, eğer kurşunun sesini duyduysanız hayatınıza devam edebilirsiniz fakat vurulma sesini duymayan kişiyseniz mekanınız cennet olsun.