Hare'den.
Şok olmuş bir biçimde Karan'a bakıyordum.
Hala karşımdakinin Karan olduğuna inanamıyordum. Ama oydu işte. Aşık olduğum gözleriyle bana bakan, ailemin hayatını mahfeden adamın oğlu karşımdaydı.
Kaşları normal halini alan Karan tekrar kaşlarını çattı.
"Artık kim olduğunu görelim değilmi" diyip tekrar maskeyi tuttu.
Kendime gelip biran önce buradan kurtulmalıydım.
Dizimi bacak arasına sertçe vurup o an ki boşluğundan faydalanarak onu ittim.
Küfrederek yere düşen Karana baktım ve daha fazla beklemeden koşmaya başladım.
Koşuşumla beraber göz yaşlarımda akmaya başlamıştı.
Binadan çıkıp merdivene tırmanarak duvarın diğer tarafına atladım.
"İstediğin yere kadar kaç, seni bulacağım!" diyen Karanın sesi beni olduğum yerde tutmuştu.
Duvarın diğer tarafındaydı ve çıkan seslerden anladığım kadarıyla duvara vuruyordu.
Canını yakması canımı yakıyordu. Olduğum yerde kalakalmıştım. Hareket dahi edemiyordum.
Ama biliyordum ki aynı merdivenden Karanda tırmanıp beni yakalayabilirdi. Buradan hemen gitmemi söyleyen beynime uyamıyordum. Orada kalakalmış sessizce ağlıyordum.
"Ne oldu gelsene!" dedi Sertçe Fırat.
Arabadan inmiş, yanıma gelip kolumu tutmuştu.
O sırada gelen sesle Karanın aynı merdivenden çıktığını anlamıştık.
"Siktir..." diyerek beni peşinden sürekleyen Fırat'a baktım.
Arabanın kapısını açar açmaz arabaya bindim.
O da sürücü koltuğuna geçer geçmez gaza bastı.
Dikiz aynasına baktığımda Karanın yumruklarını sıkmış, kaşlarını çatmış halde arkamızdan baktığını görerek gözlerimi sıkıca yumdum.
Rüya olması için içimden dua etsemde değildi. O adamın oğluydu Karan. Bunu kendi ağzıyla söylemişti.
Kalbim alev alev yanıyordu.
"Hare ne oldu iyimisin?" diyen Fıratla yüzümdeki maskeyi çıkarıp ona döndüm.
"Fırat" dedim güçsüz çıkan sesimle. Aniden bana dönünce gözlerimi kırpıştırdım. Ağladığımı farketmişti.
Arabayı yolun kenarında durdurup tamamiyle bana döndü.
"Sen neden ağlıyorsun ne oldu?" diyince derin bir nefes aldım.
Şuan hiçbir şey söyleyecek halim yoktu. Bir an önce eve gitmek istiyordum.
"Beni eve götür lütfen. Hiçbir şey sorma." dedim. Fırat bir süre sessizce beni izledikten sonra onaylarcasına başını salladı ve tekrar arabayı çalıştırıp gaza bastı.
-----------
Karan'dan
Sinirle yumruklarımı duvara geçirirken durup derin bir nefes verdim. Onu yakalamışken nasıl elimden kaçırmıştım!
Hare'nin gözlerine benzeyen gözleri beni afallatsada kendime gelebilmiştim. O kadar saçmaydı ki düşündüğüm. O an bunu farketmiş ve kendime gelmiştim.
Babamın beni seveceğine olan umudum tükenmek üzereydi. Onu elimden kaçırdığımı duyunca çıldıracağını biliyordum.
Gözlerimi yumdum. Sırf parasını, saygınlığını kurtarmak için buraya gelmiş olmam onu mutlu etmiş ve bana çok ilgi dolu yaklaşmıştı. Ama şimdi yine aynısı olacaktı.
Sakin olmaya çalışarak binaya girdim.
Bir koruma telaşla bana doğru gelince olduğum yerde durdum.
"Karan bey babanız..." diyince devam etmesine izin vermeden çatık kaşlarımla babamın odasına ilerledim.
Kapı açıktı ve babamın bağrışları tüm koridoru inletiyordu.
Odaya girdiğimde korumaların babamın karşısında dizilmiş ve başları eğik halde olduğunu gördüm.
"Ulan ben sizi buraya ne halt yemeye diktim!" diye bağırdı.
Yankı arkada çatık kaşlarla babamı izlerken derin bir nefes aldım.
"Baba" der demez bana dönmüştü.
"Onu bulacağım sen sakin ol" dedim sakin olmaya çalışarak.
Kaşlarını çatarak hızla yanıma geldi.
Biranda başım sağa dönünce kaşlarımı çattım.
Bana doğru tükürüp
"Yazıklar olsun lan sana, bir kaseye sahip çıkamadın piç!"dedi. Gözlerimi yumdum.
"Baba, abim böyle olsun istemezdi."diyen Yankıyla gözlerimi açtım ve başımı babama çevirdim.
Babam Yankıya dönüp
"Kes lan sesini!" diye bağırdı.
"Sırf paranı kurtaracağım diyeydi o ilgili hallerin dimi ! Sen aslında beni hiç sevmedin. Ne annemi ne Yankıyı ne de beni hiç umursamadın! Senin tek derdin paraydı hep. Benimde tek derdim aile olabilmekti. Beni sevmendi. Ama sen canından bir parça yerine şu kağıt parçalarını seçtin baba. Umarım o kağıt parçaları seni mutlu eder. Çünkü artık peşinde baba, baba diye dolanacak Karan diye biri yok! "dedim sinirle. Babam bana dönüp elini kaldırmıştı ki bileğinden tuttum.
" Bu defa değil! "diyerek bileğini sertçe geri ittirdim ve hızla odadan çıktım.
Arkamdan Yankı'nın bağırışlarını umursamadım. Canım yanıyordu.
Tek gerçek ailemin yanına, Hare'me gidecektim. Onun bir gülüşü bile beni iyi ediyordu. Şuan sadece ona ihtiyacım vardı. O güzel sesine, minicik bedenine...
Hare' den.
"Hare ne olduğunu şuan sormayacağım. Ama kendine geldiğin zaman bana anlatacaksın." diyen Fırat'a hiçbir şey demeden arabadan indim ve eve ilerledim.
İçi boş bir bedenden ibarettim sanki. Ruhsuzdum. Sadece benden izinsiz akan göz yaşlarımı hissediyordum.
Her ne kadar düşünmeyi ertelemeye çalışsamda başaramıyordum. Karanın sözleri ve nefretle bakan gözleri gözümün önünden gitmiyordu.
Birde kardeşimin ilk zamanki halleri.
Kardeşime, aileme, bana bunları yaşatan adamın oğlunu seviyordum ben...
Bunları düşünürken çoktan eve girmiştim. Hiçbir ses gelmemesiyle Toprağın uyuduğunu anlamıştım. Genelde Toprak oturma odasında televizyon izlerdi.
Derin bir nefesle Toprağın odasına girdim. Tekerlekli sandalyesinin yana yatan kolu sayesinde yatağa zorda olsa geçebiliyordu.
Kıvırcık sarı saçları yastığa dağılmışken dudakları hafif aralık bir şekilde uyuyordu. Göz yaşlarımı silerek yanına ilerledim ve yatağa oturdum.
O güzel yüzünü izleyip saçlarını okşamaya başlarken kalbimin acısı dahada şiddetlenmişti.
Göz yaşlarım yeniden akmaya başlamıştı.
O kadar zor günler atlatmıştık ki. O adam yüzünden annem ve babam gözümün önünde yanarak can vermişti. Kardeşim o adam yüzünden yürüyemiyordu. Tüm hayallerimizi geleceğimizi mahfetmişti. Ve Karan onun oğluydu.
Hızla yataktan kalkıp Toprağın odasından çıktım ve kendi odama geçtim.
Yere oturup sırtımı kapıya yasladım ve sesli bir şekilde ağlamaya başladım.
Karan onun oğluydu. Bu gerçek beni yerle bir ediyordu.
Gözlerim acımaya başlasada umursamadım. Kalbimin acısı dinmiyor ve bu acı beni yakıyordu.
Derin nefesler almam bir işe yaramıyordu.
Anneme, babama ve kardeşime ihanet etmiştim bunca zaman. Haberim olmasada ihanet etmiştim. Suçluluk duygusu, sevdiğim adamın o adamın oğlu çıkması beni acılara boğmuştu.
Zar zor ayağa kalkarak çalışma masama ilerledim.
Çerçevelenmiş fotoğrafımızı elime aldım ve gülen suratımıza baktım. Göz yaşlarım fotoğrafın üstüne düşünce gözlerimi sıkıca yumdum.
Cebimde titreyen telefonumla fotoğrafı masanın üstüne bırakarak göz yaşlarımı sildim.
Derin bir nefes alarak cebimden telefonu çıkardım ve gelen mesaja baktım.
Gönderen: Ya'aburnee
Sana çok ihtiyacım var çiçeğim.
Mesajı görür görmez elim kalbime gitmişti. Ağlayışım şiddetlenirken yatağa oturdum ve telefonu yatağın üzerine bırakıp ellerimle yüzümü sildim.
Sakinleşmeliydim. Başka şeyler düşünmeliydim. Belkide uyumalıydım.
Telefon tekrar titreyince derin bir nefes aldım.
Yavaşça telefonu elime aldım ve gelen mesajı açtım.
Gönderen: Ya'aburnee
Bana sarılmana ihtiyacım var.
Boğazımdaki yumru ne kadar yutkunsamda gitmiyordu.
Suçluluk duygusu bir türlü gitmiyordu. Ama ondan daha yoğun olan şey Karan'dı. O benim sevdiğim adamdı. Ben onu hayatıma alarak, onu severek aileme ihanet etmiştim.
Herşey bitecek miydi?
İşte beni yiyip bitiren bu düşünceydi. Herşeyin bitmesi. Rüya görüyordum sanki ve şimdi o rüyadan uyanma vakti gelmişti.
Kalbimin acısı kendini dahada belli ederken ağlamamak için kendimi sıkmaya başlamıştım.
Ben ondan vazgeçemezdim ki. Hangi insan mutluluğundan vazgeçebilirdi?
Yataktan kalkıp banyoya girdim. Aynaya ifadesizce bakıyordum.
Kızarıp şişmiş olan gözler ve solgun bir yüzden ibaret ruhsuz bir bedendim.
Musluğu açıp yüzüme 2,3 kere su vurdum ve musluğu kapatarak tekrar aynaya baktım.
Karan dan önce bu yüzü görmeye alışıktım. Ama Karan geldikten sonra birdaha bu yüzü görmemiştim. Şimdi tekrar bu yüze bakıyordum.
Oysa o hep gülmemi isterdi. Mutsuz olduğumu gördüğü an hemen moralimi düzeltirdi.
O solmuş bir çiçeğe can vermişti. Ve yine o can verdiği çiçeğin solmasına neden olmuştu.
Yüzümü havluyla kuruladıktan sonra odama geçtim ve dolabı açtım.
İçinden siyah bir tişört ve kot pantolon alıp yatağın üstüne attım.
Üstümdekileri çıkaracakken cebimdeki kaseyi hatırlayıp çıkardım.
Bu gece son olacaktı değil mi? O adamı bitirecektim.
Evet o adamı bitirmiştim. Ama o adamla beraber kendimide bitirmiştim.
Derin nefesler almaya başladım. Bunu yapmamın sebebi ağlamama engel olmaktı.
Kaşlarımı çatarak kaseyi masanın üzerine koydum ve yatağın üstündeki kıyafetleri giydim.
Telefonu alıp cebime koyduktan sonra odamdan çıkıp dış kapıya ilerledim. Her zaman ki yerime gidecektim. Bana huzur veren o denizi izleyecektim. Gökyüzüne anlatacaktım onu.
Kapıyı açtığımda gördüğüm yüzle afalladım.
Karan tam karşımda kızarık gözleriyle duruyordu.
Yutkunarak gözlerimi kaçırdığım anda kollarını bana sardı.
Kollarım havada kalmışken ağlamamak için kendimi sıkmaya başlamıştım.
"Hare'm, güzelim, çimen gözlüm..." diyince gözlerimi yumdum.
Nefes almakta zorluk çekmeye başlamıştım. Kalbimdeki acı o kadar yoğundu ki nefesimi kesiyordu.
"Sana çok ihtiyacım var." dedi.
Bunu der demez kollarım benden izinsiz sıkıca sarmıştı bedenini.
Benimde sana çok ihtiyacım var.
Uzun bir süre sonra benden ayrılıp gözlerime baktı.
Gözünden bir damla yaş düştüğünde elimi yanağına koydum ve parmağımla göz yaşını sildim.
"İyi misin, ne oldu?" dedim güçsüz çıkan sesimle.
"Bizim yere gidelim mi?" dedi çocuksu çıkan sesiyle. O kadar masum söylemişti ki.
Derin bir nefes aldım.
"Gidelim." der demez elimi tutup beni arabaya götürdü...
----------------
Rüzgar saçlarımı savururken Karan bana döndü.
"Babam beni hiç sevmedi Hare. Herşey para içindi. Bu zamana kadar ondan adam akıllı ilgi görmedim. Gördüğüm zamanlarda ise parasını, saygınlığını kurtarmak için yardıma geldiğim zamanlardı. Sahte ilgiler, sahte sevgiler işte."diyince gözlerimi uçurumun aşağısındaki denize çevirdim.
Hayatımı mahfeden adamı anlatıyordu Karan bana. Ondan sevgi görmediğini aile olamadığını anlatıyordu. Bunca zamanda hep onu anlatmıştı. Suçluluk duygusunun yanında Karanın canının yanması daha ağır basıyordu.
Bunun için bile suçluluk duyuyordum.
"Aslında bunu biliyordum. Ama bir yanım hep umut ediyordu işte" diyip derin bir nefes verdi.
Gözlerimi ona çeviremiyordum. Ona baktıkça canım yanıyordu. Onun şuan bana baktığını hissedebiliyordum.
"Peki ya şimdi ne oldu o umuda?" dedim güçlü çıkarmaya çalıştığım sesimle.
"Para için babamdan tokat yiyince yok oldu."der demez ona dönmüştüm.
Gözlerindeki kırgınlık kalbimin acısını kat kat arttırmıştı.
Yanağına baktığımda hafif bir iz olduğunu fark ederek kaşlarımı çattım. O adamdan daha çok nefret etmeye başlarken elimi yanağına hafifçe dokundurdum. Sanki canı yanacakmış gibi temkinliydim. Gözlerini yumup başını elime doğru çevirdi ve avucumun içini öpüp gülümsedi.
Dolu gözlerimle onu izliyordum.
Rüzgar şiddetini arttırmışken yağmur çiselemeye başlamıştı.
Bu Karanı son görüşüm olacaktı. Yani öyle olmalıydı.
Kelimeler dilimin ucunda birikmiş dışarı çıkmıyordu. Canını yakmak istemesemde buna devam edemezdim.
Gözlerini açıp bana baktı. Gülümsemeye devam ederken
"Bu akşam bir kez daha anladım." dedi şefkatle bana bakarak.
"N-neyi" dedim kekeleyerek. Dudaklarım titriyordu. Kalbim alev alev yanıyordu.
"Tek ailem olduğunu." diyince nefesimin kesildiğini hissetmiştim.
"Karan" dedim güçsüz çıkmasına engel olamadığım sesimle
"Çimen göz" dedi gülümsemesi yüzünden düşmezken.
Sırtımı ona dönerek yutkundum. Ağlamamak için derin nefesler almaya başladım. Nasıl gözlerine bakıp ayrılmak istiyorum diyecektim? Nasıl onu bırakacaktım?
"Hare'm ne oldu iyi misin?" diyip bana yaklaştı.
Ellerimi yüzüme bastırıp geri çektim ve ifadesizliğe boğuldum. Düşünmeyi ertelemeye çalıştım. Düşünmezsem hissetmezdim.
Ona döndüm ama yüzüne bakmadım.
Daha doğrusu bakamadım.
Elini yüzüme getirecekken 1 adım geri gitmiştim.
"Hare ne oluyor?" diyince gözlerimi zar zor yüzüne çıkardım.
Kaşları çatılmış bana bakıyordu. Üzerinde hafif bir şaşkınlıkta vardı.
Yutkundum ve öksürdüm. Sesimin güçsüz çıkmaması gerekiyordu.
"Karan ben bir karar verdim."dedim.
Tek kaşını kaldırarak
"Ne kararı?" dedi. Daha sonra tekrar kaşlarını çatarak bana bir adım yaklaştı.
"Ayrıca neden bir anda böyle soğuk davranmaya başladın?" dedi.
Bana attığı adımla tam geriye bir adım atacakken anında belimden tuttu.
"Ne yapıyorsun Hare!" dedi sinirle.
Afallayarak arkama baktım. Ayağım boşluğa gelmişti. O beni tutmasa düşecektim.
Koluyla diğer tarafa geçmemi sağladı.
Ellerimi göğsüne koyarak onu ittirdim.
"Tamam Karan bırak." diyince belimdeki koluyla beni kendine çekti.
"Ne demek bırak? Bırakmıyorum."dedi ifadesizce.
Beni kendine çekmesiyle iyice yakınlaşmıştık ve bu beni çok zorlamaya başlamıştı.
"Karan bırak dedim!" dedim sesimi yükselterek. Kaşlarını çattı ve
"Bende bırakmıyorum dedim Hare"dedi sakin olmaya çalışarak.
"Ben..." diyip sustum. Bu kadar yakınken söyleyemiyordum. Kalbim söylemeyi reddediyordu.
"Ne sen Hare? Bir anda ne oldu sana anlayamıyorum!" dedi sinirle.
Her ne kadar sinirlensede belimi bırakmıyordu.
"Bir karar dedin ve şimdi bana böyle davranıyorsun!" diye bağırdı sinirle. Kaşlarımı çattım.
Kaşlarımı çattığımı görür görmez bakışları yumuşadı ve diğer kolunuda belime sardı.
"Özür dilerim. Bağrılmasından hoşlanmıyorsun biliyorum. Ama bana böyle davranmana dayanamıyorum Hare" diyince yutkundum.
Birde benden özür diliyordu. Gözlerimin dolmasına engel olamamıştım.
Gitmemden korkarmış gibi kollarını sıkıca belime sarmıştı.
Elimi belimdeki koluna koydum ve
"Karan lütfen bırak." dedim.
Kollarını belimden çekip benden bir adım uzaklaşınca boşluğa düşmüş gibi hissetmiştim.
"Al bıraktım! Ne olacak şimdi Hare? Söylesene!" dedi sinirle.
Yutkundum. Şimdi ona sarılmak ve hiç bırakmamak istiyordum. Sinirli sesini değilde gülüşünü duymak istiyordum.
"Herşey burada başladı..." diyerek başladım söze. Fakat sesim güçsüz çıktığı için öksürüp sesimi düzelttim. Gözlerimi gözlerinden kaçırıyordum. Gözlerine bakarsam onu bırakmak yerine ona sıkıca sarılırdım biliyordum.
Bir anda yağmur şiddetini arttırmıştı. İkimizde sırılsıklam olurken gözlerimden yaşlar akmaya başlamıştı.
"Herşey burada başladı ve yine herşey burada bitsin Karan" dedim güçlü çıkarmaya çalıştığım sesimle. Fakat başarılı olamamıştım. Bunu söylemek bile çok zordu benim için. Ben mutluluğumu bırakıyordum.
Gözlerimi yüzüne çevirdiğimde şaşkınlıkla bana baktığını gördüm.
Hızla bana yaklaştı ve
"Hare'm ne diyorsun sen?" dedi yumuşak sesiyle.
Başını onaylamazca sallayıp güldü
"Şaka yapıyorsun değil mi?" diyince dayanamayarak ağlamaya başladım.
Gülen yüzü bir anda yok olurken ellerini saçlarına geçirdi.
"Sen ciddi misin?" dedi sesinden kırgınlık akarken.
Hiçbir şey demeyerek yanından geçip gidecektim ki bir anda arkamdan bana sarılmasıyla durmak zorunda kalmıştım.
"Sırtını bana dönme" dedi güçsüz çıkan sesiyle.
"Lütfen Hare." diyince gözlerimi yumdum. Gözyaşlarım yağmura karışıyordu. İlk tanıştığımız günde yağmurdan sırılsıklam olmuştuk, ayrıldığımız günde...
"Ben sensiz yapamam ki. Ben hiç düşünmedim sensizliği. Gitme benden çimen göz" dedi.
"Karan..." derken sözümü keserek
"Sen beni bırakamazsın ki Hare'm sen gidemezsin benden. Sen benim tek ailemsin. Alma seni benden. Alma ne olur" dedi.
Ona döndüğümde ağladığını görmemle kalbimdeki yangın büyümüştü.
Ellerimi tutup başını onaylamazca salladı
"Biz seninle neler atlattık, nelerin üstesinden geldik beraber. Yine yaparız Hare'm yeter ki gitme benden. Öldürme beni" dedi.
Artık dayanacak gücüm kalmamıştı. Buradan gitmeliydim.
Kollarımı boynuna sıkıca sardığım gibi oda belime sarmıştı.
Kokusunu içime çekip ağlamaya devam ediyordum.
Uzun süre o halde yağmurun altında kalmışken boynunu öptüm.
"Gitmeyeceksin değil mi?" dedi güçsüz ve umut dolu sesiyle.
Hiçbir şey demeden ondan ayrıldım ve son kez gözlerine baktım.
Gözleri iyice kızarmıştı. Ve umutla bana bakıyordu.
Hızla arkamı döndüm ve ilerlemeye başladım.
O sırada kolumdan tutup önüme geçen Karan la durmak zorunda kalmıştım.
"Ben çok gururlu bir insanım Hare" diyince zar zor yüzüne baktım. Yağmurdan saçları anlına yapışmış kızarık gözleriyle, korkuyla bana bakıyordu.
"Ama sen olunca gurur denen şey kalmıyor."dedi.
Yutkundum ve söyleyeceği şeyi beklemeye başladım.
Dizlerinin üzerine çöküp belime sarıldı.
" Yalvarırım Hare lütfen gitme."dedi ağlayarak.
Şok olmuş bir şekilde Karan'a baktım ve onu kaldırmaya çalıştım.
" Karan... "derken sözümü keserek
"Ölürüm, sensiz ölürüm. "dedi.
Daha ne kadar yanardı insan?
Sevdiğim adam karşımda çaresizce ağlayarak gitme diyordu. Yanıyordum. Sönmek bilmeyen bir ateşin içinde kavruluyordum.
Ellerimi güçsüzce Karan'ın belimdeki kollarına koyup çekmeye çalıştım.
"Karan..."diyip sustum. Sesim çok kısık çıksada duymuştu.
Başını yukarıya kaldırdığında kızarmış olan gözlerini görür görmez gözlerimi kaçırdım.
"Lütfen bırak gideyim."dedim.
Derin bir nefes vererek kollarını sıkılaştırdı.
"Hare" dedi yorulmuş bir sesle.
Ayağa kalkmış ama hala belimi bırakmamıştı. Bana bakan gözlerini hissediyordum fakat ona bakamıyordum.
"Ben bu acıyı yaşayacak kadar kötü bir şey yapmadım."dedi. Gözlerimi yumdum ve derin bir nefes çektim içime. Keşke kabus olsaydı. Uyandığımda geçecek olan bir kabus. Ama değildi...
Daha fazla dayanacak gücüm yoktu. Güçsüzce bir kez daha onu ittirince bu sefer geri çekildi.
Gözlerimi zorda olsa yüzüne çevirdiğimde gözlerini yummuş sessizce ağladığını görmüştüm.
Anında gözlerimi yere çevirdim. Burada daha fazla kalamazdım.
Hızlı adımlarla yanından geçip yürümeye başladım.
"Sen beni bıraksanda ben seni bırakmayacağım Hare." diyince olduğum yerde kaldım ve ona döndüm.
İfadesizce bana baksada gözlerinden geçen kırgınlığı yakalamıştım.
Burada daha fazla kalırsam koşup ona sarılacağımı biliyordum. O yüzden hızla arkamı dönüp oradan uzaklaşmaya başladım...
--------------
"Sen ye güzelim. Ben aç değilim."dedim Toprağın saçlarını okşayarak.
Derin bir nefes alarak odama doğru ilerleyecekken
"Neden yedin mi sen?" dedi neşeli sesiyle. Bugün normal halinden daha neşeliydi. Bunun mutluluğunu yaşayamıyordum. Kalbimdeki dinmeyen acı buna izin vermiyordu.
"Yedim." dedim yalan söyleyerek. İçimden hiçbir şey yemek gelmiyordu.
Odama girip kapıyı kapattım ve yatağa uzandım.
Gözlerimi tavana dikmiş dün geceyi düşünüyordum.
Hiç aklımdan çıkmıyordu. Karan'ın döktüğü göz yaşları, bana yalvarması...
Dün geceden beri kalbimin acısı geçmemişti. O kadar ağlamıştım ki artık ağlayamıyordum. Gözlerim sızlıyordu. Ne uyumuş ne de yemek yemiştim. İçimden hiçbir şey yapmak gelmiyordu.
Ayağa kalktım ve pencerenin hemen yanındaki koltuğa oturdum.
Pencerenin önündeki sigara paketinden bir tane alıp yaktım ve dudaklarıma götürüp derin bir nefes çektim.
Sigara bile rahatlatmıyordu beni. Bu acıyı dindirmiyordu.
Düşünmemeye çalışsamda aklımdan çıkmıyordu.
Ben sadece Karan'ı değil kendimide öldürmüştüm.
Tek dayanağımı kendi ellerimle itmiştim.
Bu düşüncelerle ikinci sigaramı yakarken gözlerimi masanın üstündeki fotoğrafımıza çevirdim.
Artık oradaki gibi mutlu olamayacaktım. Çünkü orda yanımda olan kişi şimdi yanımda değildi.
Güzel bir rüya görmüştüm 5 yıldır. Ama şimdi hayat uyandırmıştı beni. Rüya bitmiş, gerçekler başlamıştı.
Sigarayı küllükte söndürüp ayağa kalktım ve masaya ilerledim.
Fotoğrafı elime aldım. Karan'ın gülümseyen suratına bakınca dudaklarım kıvrılmıştı.
Parmağımla fotoğrafı okşarken derin bir nefes verdim ve çekmeyeceyi açıp fotoğrafı oraya koydum.
Gözümün önünde olması daha çok canımı yakacaktı. Bundan daha fazla ne kadar canım yanabilirdi bilmiyordum ama...
"Abla Fırat abi seni istiyor!" diye bağıran Toprakla irkildim ve derin bir nefes alarak odadan çıktım.
Toprağa ilerlerken elinde telefonumla bana baktığını gördüm.
Telefonu bana uzatınca aldım ve kulağıma yasladım.
"Efendim Fırat" dedim ruhsuzca.
O sırada dış kapıya doğru ilerliyordum.
"İyi misin? Dünden beri aklım sende kaldı Hare." dedi.
"İyiyim." dedim. Ama ses tonum tam tersini söylüyordu.
"İyi olmadığını anlayacak kadar tanıyorum seni. Ama şimdi sana söyleyeceğim şey seni iyi edecek eminim" dedi.
Kapıyı açıp dışarı çıktım.
Kapıyı tekrar kapatarak yürümeye başladım. Şuan beni hiçbir şeyin iyi etmeyeceğini biliyordum. Ama Fırat bilmiyordu.
"Evet dinliyorum" dedim.
Kendi yerime gidecektim. O hep huzur veren deniz belki yine huzur verirdi bana. Acımı çekip alırdı benden.
"O şerefsiz Murat kaçmış. Biliyorsun borçlandığı adamlar belalı. E şirketide satmak istemiyor."dedi neşeyle.
" Başı büyük dertte. "diyip güldü. Yüzümde tek mimik oynamamıştı. Gram mutluluk hissetmiyordum. Oysa bunun beni mutlu etmesi gerekiyordu değil mi?
"Güzel... Fırat daha sonra konuşsak mı? Biraz işim varda."dedim.
"Hare kötüysen yanına gelebilirim." dedi.
Olduğum yerde durdum. Tam ona cevap verecekken bahçe kapısının önünde ki Karan'ı görmemle donup kalmıştım.
Orada oturmuş elleriyle yüzünü ovuşturuyordu. Kıyafetleri nemli gözüktüğüne göre bütün geceyi burada mı geçirmişti?
Gözlerimi kaçırdım ve
"Gerek yok. Daha sonra konuşuruz." dedim ve cevabını beklemeden telefonu kapatıp cebime koydum.
Ona bakmadan buradan hızlıca gitmeliydim.
Yürümeye devam ederken bahçe kapısından çıktım.
O sırada Karan beni farketmiş olmalı ki hemen ayağa kalktı.
"Hare" diyince olduğum yerde durdum. Galiba buradan öylece gidemeyecektim.
Yanıma yaklaştı ve durdu.
Ne söyleyeceğini bilmiyormuş gibi bakıyordu.
"Neden geldin?" dedim.
Derin bir nefes verdi.
"Eskiden neden geldin değilde, iyiki geldin derdin." diyince sessizce yutkundum. Ağlamamalıydım. İfadesiz kalmalıydım. Duygularımı dışa vurursam Karan peşimi bırakmazdı.
"O eskide kaldı." dedim ifadesizce.
"Daha dün iyiydik Hare. O boktan gece gelene kadar iyiydik!" dedi sertçe. İrkilerek geriye bir adım attım.
"Ne yapıyorsun sen Hare'ye!" diyip Karan'ı iten Fırat'a baktım.
Gözlerim faltaşı gibi açılırken şaşkınlıkla Fırat'a bakıyordum.
Fırat Karan'ın onun oğlu olduğunu biliyordu. Fotoğrafını görmüştü. Ama Karan Fırat'ı daha önce hiç görmemişti. Pot kırmaması için içimden dua etmeye başlamıştım ama Fırat benim Karanla olan ilişkimi bilmiyordu ki.
"Sen niye karışıyorsun? Sen kimsin ulan!" diyip sinirle Fırat'ın üzerine yürüyen Karan'ın önüne geçtim. Zaten sinirliydi. Üstüne Fıratta gelince daha çok sinirlenmişti.
"Sakin ol" dedim Karan'ın gözlerine bakarak.
Karan gözlerini Fırat'tan alıp bana baktı. Kaşları normal haline dönerken bir süre öylece birbirimize baktık.
O kadar kırgındı ki bana sevdiğim. Gözlerinden bir çok duygu geçiyordu. Ama en yoğunu kırgınlığıydı.
"Hare'den hes..." diye devam edecekken anında Fırat'a döndüm ve lafını kestim.
"Beni rahatsız etmiyor. Aramızda konuşuyoruz. Bir sorun yok yani. Siz gidebilirsiniz."dedim son cümlemi bastırarak.
Fırat'ın yüzü şaşkınlığa boğulurken gözlerimi belerterek ona bakmaya başladım.
"Kim bu da ona hesap veriyorsun Hare?" diyen Karan'a baktım. Kaşlarını çatmış direkt Fırat'a bakıyordu.
En sonunda şaşkınlığı geçmiş olacak ki
"Ben bu mahallede oturuyorum. Uzaktan Hare'yi rahatsız ediyormuşsunuz gibi geldi."dedi.
Gözlerim bir Karan'a bir Fırat'a gidiyordu. Fırat söyleyecek başka yalan mı bulamamıştı!
Karan zeki biriydi. Ve hafızası çok kuvvetliydi.
Karan tek kaşını kaldırarak
"Ben bu mahallede oturan herkesi tanıyorum nerdeyse. Seni niye hiç görmedim?" dedi.
Al işte. Gözlerimi yumdum. Şuan olmak istediğim ortam kesinlikle bu değildi.
"Yeni taşındım."dedi Fırat. O sırada gözlerimi açıp Karan'a baktım. Yüz ifadesinden anladığım kadarıyla pek inanmışa benzemiyordu.
Karan ifadesizce
"Madem yeni taşındın, Hare'nin adını nerden biliyorsun?" dedi.
Fırat derin bir nefes aldı ve
"Yeni taşındım dediğim 2 ay falan oldu. Evde tuz kalmamıştı Hare'den istemeye gittiğimde tanıştık." dedi.
"Pekala öyle olsun."diyerek kolumdan tutup beni peşinden çekiştirmeye başladı.
Fırat'tan iyice uzaklaştığımız sırada olduğum yerde durdum.
"Kolumu bırakır mısın?" dedim.
Elini kolumdan çekip bana baktı.
"Konuşacağız." dedi sinirli sesiyle.
"Karan artık konuşulacak bir şey kalmadı. Beni rahat bırak." diyerek gözlerimi kaçırdım.
"5 yıl umrumda değil Hare. Bu aşkı harcamana izin vermeyeceğim!"diye bağırınca yerimde sıçradım.
Onu daha önce sinirli görmüştüm. Ama hep başkalarına karşıydı. Şimdi bu sinirinin bana olması canımı yakıyordu.
"Benim bir şey harcadığım yok."dedim. İnatla gözlerine bakmayı reddediyordum.
Bana yaklaştı ve eliyle çenemi tutup yukarıya kaldırdı.
"Sen benim hayatımı, tek ailem dediğim kişiyi benden alıyorsun. Kendini benden alıyorsun Hare!" dedi sert bir ses tonuyla.
Burunlarımız değecek derecede yakındık birbirimize. Ve ben hala gözlerine bakamıyordum.
"Karan..."derken sözümü kesti.
"Canımı çok yakıyorsun Hare." dediği an gözlerimi gözlerine çıkardım.
Dolu gözleri ve çatık kaşlarıyla bana bakıyordu.
Kalbim yine yanmaya başlarken gözlerimi kırpıştırarak dolmasını engellemeye çalıştım. Bu yakınlıkta durmaya devam edersem bunu engellemem mümkün değildi.
Ellerimle Karan'ı ittim. Gücümün onu geriletemeyeceğini biliyordum. Kendisi geriye çekilmişti.
Derin bir nefes aldı ve gözünden damlayan yaşı sildi.
Gözlerimi kaçırdım. O hariç her yere bakıyordum.
"Sen sadece bizi değil, benide öldürdün. Bunu unutma tamam mı?" dedi çocuksu çıkan sesiyle. Gözlerimi yumdum.
Şimdi olmaz Hare, dayan.
Gözlerimi açtığımda Karan'ın arkasını dönmüş gittiğini görerek dizlerimin üstüne çöktüm. Artık dizlerimde, kalbimde taşımıyordu beni.
Gözyaşları yanaklarımı ıslatırken elimi kalbime bastırdım.
O benim kalbimdi. Onun canını yaktıkça benimde canım yanıyordu.
"Hare iyi misin?" diyen Fırat'a baktım.
Çatık kaşlarıyla bana bakıyordu.
Ellerini bana uzatınca ellerini tuttum ve ayağa kalktım.
Ellerimle yüzümü silsemde gözyaşlarımın yenileri hemen gelip ıslatıyordu yanaklarımı.
"Gel." diyip kollarını iki yana açan Fırat'a baktım. Buruk bir tebessümle bana bakıyordu. Hiç düşünmeden ona sarıldım. Kolları anında belimi sararken başımı omzuna yasladım. Ağlamam dahada şiddetlenmişti.
"F-Fırat ben..." derken sözümü keserek
"Şş bir şey söyleme. Kendini iyi hissedene kadar konuşma tamam mı?" dedi. Sustum ve ağlamaya devam ettim.
Durduramıyordum. Kalbim yanıyordu yine. Ve ben ağlayışımı durduramıyordum. Sarılmak bana huzur veren şeylerden biriydi. Ama sadece Karan'a sarıldığımda bu huzuru hissediyordum.
Eliyle saçlarımı okşamaya başlayan Fıratla derin bir nefes verdim.
Fırat'tan ayrılarak ellerimle yüzümü sildim. Birazda olsa sakinleşmiştim.
"İyisin değil mi? Ne oldu Hare anlatır mısın?" diye cümlelerini peş peşe sıraladı.
"Anlatacağım. Ama biraz kendime gelmem lazım." dedim güçsüz çıkan sesimle.
"Tamam. Gel bir yerde oturup konuşalım. Araba şurdaydı" diyip evimin olduğu tarafı gösterdi. Başımla onaylayarak o tarafa doğru yürümeye başladım.
Fırat'a anlatıp anlatmama konusunda kararsızdım. Nedenini bilmesemde içimde kötü bir his oluşmuştu. Bu kadar güvenirken neden böyle hissettiğimi anlamıyordum. Belkide vereceği tepkiden korkuyordum. Fırat benim dostumdu ve ters bir tepki vermesini istemiyordum...
Yankı'dan
Bıkkınlıkla camdan dışarıya bakarken derin bir nefes verdim. Tüm gün babamın bağrışlarını dinlemiştim. Ama umrumda değildi. Umrumda olan abimdi. O şekilde gitmesi beni endişelendirmişti. Hare ablanın yanına gittiğinden emindim. Onu tek iyi eden şey olduğunu biliyordum. O yüzden tanımasamda çok sevmiştim onu.
"Karan'ı aradın mı?" diyen babama döndüm. Çatık kaşlarıyla bana bakıyordu.
"Aradım. Ama telefonlara bakmıyor." diyerek tekrar camdan dışarıya bakmaya başladım.
"Başı dertte olan o değil, benim. Keyfini sürsün piç."diye tıslayan babama döndüm.
"Şirketi satarsan başın dertte olmaz."dedim kaşlarımı çatarak.
Gözleri anında beni bulurken histerik bir kahkaha attı.
"Tüm paramı onlara yedireceğimi mi sandın?" diyince derin bir nefes verdim.
"Canından daha mı değerli baba?" diyince kaşlarını çattı.
"Para demek, herşey demek. Bunu büyüyünce anlarsın." dedi.
Tekrar cama döndüm. Ne dersem diyeyim anlamayacaktı. Gözü paradan başka bir şey görmeyen bir adama neyi anlatacaktım. Ailesi bile umrunda değildi.
Buraya bile onunla gelen bendim. Kendisi çağırmamıştı.
"Yankı"diyen anneme döndüm.
"Karan'ım nerde?" diyince kaşlarımı çattım. Abime verdiği değerin çeyreğini bana verseydi keşke.
"Bilmiyorum telefonlara bakmıyor." diyip tekrar camdan dışarıya bakmaya başladım.
"Oğlumu nasıl orada bırakıp buraya gelirsin!" diye bağıran annemle derin bir nefes verdim.
"Sahip çıksaydın o zaman oğluna. Onun yüzünden başım dertte! Hala oğlumda oğlum." diye bağırdı babam.
"Karan'ın..." diye söze giren annemi susturan,babamın tokadı olmuştu.
Anında arkamı döndüm ve hızla annemin yanına ilerledim.
Yanağını tutmuş babama bakıyordu.
"Kes lan sesini. O piç oğlun yüzünden bu haldeyiz hala konuşuyor!" diye söylenerek odadan çıktı.
Annemi kollarımın arasına aldım ve sıkıca sarıldım.
"Annem üzülme sen tamam mı? Canın fazla yandı mı? Özür dilerim onun adına. Ama biliyorsun onu." diye cümlelerimi peş peşe sıraladım. Annemi çok seviyordum. Ve bu babamdan gördüğü ilk fiziksel şiddet değildi.
"Karan'ı bul bana Yankı!" diye sesini yükselten annemden ayrılarak ona baktım.
Abimden başka bir şey düşünmüyordu.
Boğazımdaki yumrunun geçmesi için yutkundum.
"Peki." diyerek ona arkamı döndüm ve hızlı adımlarla odanın çıkışına ilerledim.
Annem beni hiçbir zaman görmediği gibi şimdide görmüyordu...
Odadan çıkmış dış kapıya ilerlerken kapının açılmasıyla olduğum yerde kaldım.
Abim gelmişti. Annemin isteği olmuştu. Tam odama ilerleyecekken abimin yüzünü görmemle yanına ilerledim.
Çökmüş gibiydi. Göz altları şişmiş, yüzü ifadesizdi.
"Abi iyi misin?" diyince gözleri bana dönmüştü.
Kapıyı kapattı ve
"İyiyim." diyerek yanımdan geçti. Annemin olduğu odaya doğru ilerlerken bende peşinden gitmeye başladım.
"İyi olduğuna emin misin?" dedim peşinden ilerlerken.
İkimizde odaya girer girmez annem oturduğu sandalyeden anında kalktı.
"Karan" diyip sevinçle abime ilerledi.
"Bok gibiyim!" diye bağırarak bana dönen abime baktım. Annemde olduğu yerde kalmıştı.
"Almak istediğin cevabı aldın mı?" dedi sertçe.
"Abi..." derken sözümü keserek
"Kimin umrunda ki benim ne halde olduğum? Gözü paradan başka bir şey görmeyen adam mı teselli verecek bana!" diyerek anneme döndü.
"Ya da parası için babamla beraber olup, her gün başka adamla gezen annem mi!" diyince şaşkınlıkla anneme döndüm. Gözleri irice açılmış abime bakıyordu.
"Oğlum ne diyorsun sen?" dedi annem şaşkınlıkla. Yine abime doğru ilerlemeye başlamışken abim elini havaya kaldırdı.
"Yaklaşma bana. Senin sahte sevgine ihtiyacım yok!" diye bağırınca annem olduğu yerde kalmıştı.
"Anne, abim ne diyor?" dedim.
Kaşlarım çatık halde anneme bakıyordum. Abimin dediği şeyi ona konduramazdım.
Annem sessizliğini korurken abim anında bana döndü.
"Hani annemin beni daha çok sevdiğini düşünüp beni kıskanıyorsun ya..."derken ona baktım. Elleri yumruk halde çattığı kaşlarıyla bana bakıyordu.
Onu kıskandığımı anladığını biliyordum. Abim zeki bir insandı. Anlamamış olmasına şaşırırdım.
"Bu kadın sana ne kadar değer vermiyorsa banada vermiyor."diyip anneme döndü.
"Tek derdi babamın öğrenip onu boşamaması ve paraların ona kalması. Yoksa beni sevdiği falan yok!"diyince anneme baktım.
Kaşları çatık bir halde abime bakıyordu.
"Elinde kanıt bile yok." diyince isterik bir gülüş atan abime döndüm. Bana dönerek
"Al sana anne sevgisi" diyip odadan çıktı.
Derin bir nefes aldım. Bu kadarı gerçekten çok fazlaydı. Gözlerimi anneme dikmiş öylece bakıyordum. Her ne kadar kendide bir nevi itiraf etmiş olsada hala inanamıyordum. Anneme bunu konduramıyordum.
"Babana tek kelime edecek olursan..." diye söze başlayınca yüzümü buruşturdum. Başımı onaylamazca sallayıp odadan çıktım. Benim bir babam yoktu biliyordum. Ama annem olmadığını yeni öğrenmiştim...
Hare'den.
Tüm şehri gözümüzün önüne seren bir restorana gelmiştik. Uzakta kalan denizi izlerken Karan'ı düşünüyordum. Bana olan kırgınlığı, gitmemem için çırpınışları beni günden güne öldürüyordu. Onu unutmak zorunda oluşum diri diri yanmaktan daha acı vericiydi.
"Hare"diyen Fırat'a irkilerek baktım.
Gözlerini bana sabitlemişti. Uzun süredir beni izlediği belliydi.
"Artık sana iyimisin diye sormayacağım. Biliyorum, iyi değilsin. Ama neden?" diyince derin bir nefes verdim. Karan'ı Fırat'a anlatmak kolay olmayacaktı.
"Fırat biraz önce gördüğün..." diye söze giriş yaparken sözümü keserek
"Biliyorum." dedi.
Tek kaşımı kaldırdım.
"Ailesine yanaşmayalım benim onlarla derdim yok diyen sen, gidip ailenin içine sızmak için oğluyla beraber oluyorsun." diyip kaşlarını çatınca yüzümü büyük bir şaşkınlık kaplamıştı.
"Ve büyük ihtimalle dün geceden sonra o herifi terk ettin. O da şimdi gelmiş nedenini sorguluyor." dedi.
Öylece kalakalmış Fırat'a bakıyordum. Böyle düşüneceği aklımın ucuna bile gelmemişti. Ona bir şekilde doğruyu söylemeliydim.
"Fırat bak, aslında öyle değil."diyince isterik bir gülüş attı.
"Ailenin ve senin hayatını mahfeden adamın oğluyla isteyerek beraber oldum demeyeceksin değil mi?" diyince yutkundum.
"Sana kızacağım Hare. Ama o herifle beraber olduğun için. Kızım sen manyak mısın? İstediğin ne bilgi varsa söyleseydin ben sana her bilgiyi getirirdim. Birde kalkmış bana ailesiyle işimiz yok derken oğluyla olduğunu gizliyorsun."diyince boynumu ovuşturup elimi masaya koydum.
Doğruyu Fırat'a söyleyemeyecektim.
Vereceği tepkiyi artık az çok tahmin edebiliyordum. Yalan söylemekten, bir şeyler gizlemekten nefret etsemde Fırat'ın vereceği tepki beni korkutuyordu.
"Oğluyla olmamı istemeyecektin. Hem her bilgiyi dışardan öğrenemeyiz. Aile içindede onu yıkabilecek şeyler vardır diye düşündüm." dedim.
"Bu konuyu daha sonra konuşacağız."diyip elini elimin üstüne koydu.
"Seni kötü eden şeyin ne olduğunu öğrenmek istiyorum." diyince gözlerimi elimin üstündeki elinden alıp Fırat'a diktim.
"Ailesine zarar vermek istemiyordum. Oğlunuda öyle kötü görünce ne bileyim" diyince şefkatle bana baktı.
"Sen dünyanın en merhametli insanısın. Üzülme. Bir kaç ayda sana bağlanmış olamaz" diyip gülümsedi.
Bende gülümsemeye çalıştım ama sadece ufak bir tebessüm oluşmuştu.
Elini elimden çekip bana bakmaya devam etti.
"Ben hep yanındayım. Bunu unutma." diyince onaylarcasına başımı salladım.
"Biliyorum. Sen benim en yakınımsın. Canımdan bir parçasın."dedim. Gülüşü büyürken
"Bana abi gibisin. En yakın arkadaşımsın. Dostumsun."diyerek gülümsedim.
Fırat her zaman her konuda destek olmuştu. Dosttan çok abi gibi görüyordum onu. Ona çok fazla değer veriyor ve onu çok fazla seviyordum.
Düşüncelerimden sıyrılıp Fırat'a odaklandığımda, yüzünde buruk bir gülümseme ile denize baktığını gördüm.
Kaşlarımı çatarak
"Ne oldu?" diyince bana baktı. Yüzü anında düzelirken
"Hiç, yok bir şey." diyip normal bir şekilde gülümsedi.
Çatal bıçağı eline alıp sipariş ettiği balığı yemeye başlayınca manzaraya döndüm.
Derin bir nefes alarak manzarayı izlerken
"Aç olmadığına emin misin? Bak bu balık çok lezzetli." diyince ona baktım.
"Mm mükemmel"diyip devam edecekken kahkaha atmamla sustu.
O kadar komik gözüküyordu ki
"Ben balık seviyor muyum?" dedim gülüşlerimin arasından. Dudağını büzünce gülüşlerim artmıştı.
"Aman yemezsen yeme. Ben yerim." diyip balığa gömüldü. Zar zor gülüşümü durdurarak onu izlemeye başladım.
Bir anda yemeyi bırakıp bana baktı.
"Ama sen böyle bakarken nasıl yiyebilirim"diyince kaşlarımı kaldırdım.
"Utanıyorum deme" dedim. Elleriyle yüzünü kapatıp
"Çok mu belli ettim? " diyince güldüm.
"Eh yani" dedim.
Tekrar balığa gömülürken suratım asılmıştı. Bir kaç dakika unutmuş olsamda yine aklıma gelmişti.
Ellerimle yüzümü ovuşturup Fırat'a döndüm.
"Sigaran var mı?" diyince gözlerini balıktan alıp bana dikti. Ağzındakileri yuttuktan sonra cebinden paketi çıkarıp masaya koydu.
"Fazla içmiyorsun."diyince başımı onaylarcasına salladım.
Sigaraya sığınıyordum ama o bile beni rahatlatmıyordu ki.
Paketten bir tane alıp yaktım ve derin bir nefes çektim. Manzarayı izlerken bir yandan hızlıca sigarayı içiyordum.
"Dünden sonra mutlu olacağını düşünmüştüm. Ama çok kötüsün" diyen Fırat'a baktım. Kaşlarını çatmış bana bakıyordu.
Her şeyi anlatmak, içimi dökmek istesemde tepkisinden korktuğum için içime atıyordum.
"Boşver beni. Arada geliyorlar bana öyle" diyip gülümsemeye çalıştım.
Derin bir nefes verdi.
"Nasıl boşvereyim seni Hare?"dedi. Tam cevap verecekken telefonun çalmasıyla sustum.
Fırat'ın telefonu çalıyordu.
Cebinden çıkarıp arayana baktıktan sonra
"Bir dakika geliyorum hemen." dedi. Onaylarcasına başımı sallayıp manzaraya döndüm. Oda kalkıp çıkışa doğru ilerlemişti...
Manzarayı izleyip sigara içmeye devam ediyordum. Bu içtiğim 3. sigaraydı. Ne kadar içersem içeyim içimdeki sıkıntı gitmiyordu bir türlü.
Karşımdaki sandalyenin çekilmesiyle o tarafa döndüm. Fırat'ı görmeyi beklerken gördüğüm kişiyle gözlerim şaşkınlıktan irice açılmıştı...
-----------