İçeriğe geç

Ya'aburnee

Bölüm 1 · 30 dk okuma

Ya'aburnee

Bölüm 1

Gözlerimi kapatarak tenime çarpan rüzgarın, tenimde bıraktığı o güzel hisle birlikte düşüncelere dalmıştım.

O adamın fişini çekmeme çok az kalmıştı.

Beni nasıl yerle bir ettiyse ben onu yerin dibine gömecektim. Gözlerimi açtım ve gülümsedim. Herşeyin bitmesine çok az kalmıştı.

O yoğun tanıdık kokunun burnuma gelmesiyle gözlerimi yumdum. Sevdiğim adam gelmişti. Hayatımda bunca karanlığın ortasında beni ayakta tutan aydınlığım gelmişti.

"Erken dönmüşsün deniz." dedim gökyüzünü izlerken.

"Arkanda gözün mü var?" diyince gözlerimi devirdim. Tam bir öküzdü.

Ona döndüm ve kahvenin en güzel tonundaki gözlerine baktım.

"Senden önce kokun geliyor. Arkamda gözüm olmasına gerek yok."

Söylediğim cümle onu gülümsetmişti. O güzel gülüşünü izlerken bende gülümsüyordum.

"Sen bugün ayrı bir tatlısın sanki" diyerek bana yaklaştı ve tam önümde durdu.
"Sende bugün ayrı bir öküzsün sanki" dedim.
"Tam da ne zaman öküz diyecek diye düşünüyordum. Hiç bekletmedin sağol fare" diyerek gözlerini devirdi.

Sırıtarak kollarımı boynuna sardım. Onu çok özlemiştim. Nerdeyse 1 yıldır sadece telefonda görüşmüştük.
Anında kolları belimdeki yerini alırken öküzlüğünü yapmaktan geri durmayarak

"Beni bu kadar özlediğini belli etme fare" dedi.
Başımı boynundan çekerek yüzüne baktım ve kaşlarımı çattım.
"Karan bu dünyada tanıdığım en öküz erkek sensin. Valla bak senin üstüne tanımam." dedim yapay bir sinirle.
Parmaklarıyla burnumu sıkıp sırıttı
"Sende bu öküze aşık olmuş minik bir faresin." diyince sırıttım.
"5 sene oldu hala fareden vazgeçmedin mi?" dedim.

Elini yanağıma koyup parmağıyla yavaşça okşarken
"Ben bu fareden asla vazgeçmem" diyerek gülümsedi ve gözlerime yoğun bir ilgiyle bakmaya başladı.

Gülümsedim. Bende bu öküzden asla vazgeçmezdim. Ne kadar büyürsek büyüyelim o hep benim öküzüm olarak kalacaktı.

"Biliyor musun?" dedim gülümsemeye devam ederken. Sorarcasına bakmaya başlayınca
"Huzursun." dedim.

Evet o huzurdu. Benim huzurum. Benim mutluluğum, ışığım, herşeyim...
5 senedir beraberdik. En güzel şeyleri beraber yaşamış, beraber büyüyüp öğrenmiştik.
Karanlığın tam ortasındayken çekip almıştı beni aydınlığa. Onunla sevmiştim ben güneşi. Gökyüzü onunla anlamlı gelmişti...

Her içim sıkıldığında, kendimi kötü hissettiğimde geldiğim bu uçurumdan denizi seyrederdim. Deniz bana huzur ve mutluluk verirdi. İçimi rahatlatır düşüncelerimi alıp götürürdü uzaklara.
Karan da deniz gibiydi benim için. Onu her gördüğümde içim huzurla doluyordu.

Biranda kahkaha atmaya başlayınca düşüncelerimden sıyrıldım.
"Ne oldu be" dedim. Benim romantikliğimde bu kadardı işte.
"Birde bana öküz der" diyerek gözünü devirdi.
"Söylesene" dedim merakla.

Telefonu bana çevirip Yusufun fotoğrafını gösterdi. Bende Karan gibi kahkahalara boğulurken elimi karnıma bastırdım.
"Ya bu..." derken gülüşümü durduramadığım için lafım yarıda kesilmişti.
"Ayşe yapmış" dedi Karan sırıtırken.

Gülüşümü zar zor durdurduktan sonra fotoğrafa tekrar baktım.
Yusufun yüzünde makyaj, başında ise sarı uzun bir peruk vardı. Kaşlarını çatarak kameraya bakmıştı.
Tekrar güldüm ve
"Yusuf bunu nasıl kabullendi ya" dedim.

"İddaya girip Ayşe kazanınca kabullenmek zorunda kaldı" dedi. Sırıttım.
Yusufla üniversite zamanlarında tanışmış ve hemen kaynaşmıştık. Birbirinden tamamen zıt karakterlerimiz olsada birbirimizi çok sevmiş ve kardeş gibi olmuştuk.
Ayşe ise Karanın çocukluk arkadaşıydı. Hep beraber vakit geçirmeye başladığımız dönemlerde Ayşe Yusufa aşık olmuştu.

Yusuf aşktan korkan bir çocuktu. Ve o zamanlarda tek bir kızın elini bile tutmamıştı. Ayşe onun tam tersi bir çok kişiyle beraber olmuş ama hep acı çekmişti. Yanlış insanlarla beraber olması ona acıdan başka bir şey getirmemişti.

Bu yüzden Ayşe her ne kadar Yusufa karşı büyük hisler beslesede bir adım atamamıştı.
Tanışmalarının ardından 1 sene geçtikten sonra Yusuf Ayşeye aşık olduğunu fark etmiş ve ona açılmıştı.
Yaşadıkları bazı olaylar hislerini gün yüzüne çıkarmıştı. Şimdi çok güzel giden bir ilişkileri vardı.

"Onlar seninle beraber gelmediler mi?" dedim. Karan Ayşe ve Yusuf 1 senedir yurtdışındaydı.
Karanın gerçekleşmesini istediği çok büyük bir hayali vardı. Bu yüzden yurtdışında kalıyordu. Hayalinin ne olduğunu bilmesemde kabul etmiştim. Çünkü bunu çok istiyordu. Onu göremiyor ve çok özlüyordum. Ama onun hayaline engel olamazdım. 2 sene daha sabretmem gerekiyordu sadece. Sonra birdaha hiç ayrılmayacaktık. Karan'ın sürekli burada olmaması bir bakıma iyiydi. O burada olsaydı bu kadar ilerleyemez ve ailemin intikamını alamazdım.

"Onlar 2 ay sonra gelecekler güzelim" dedi.
Aklım o adama gidince kaşlarımı çattım. İçim nefretle doluydu. Ne yaparsam yapayım, ne kadar acı çekerse çeksin içim soğumayacaktı.

"Hare iyi misin güzelim?" diyip yanağımı okşayan Karana baktım.
5 senedir beraber olsakta olandan bitenden haberi yoktu. Bana engel olmaya çalışacaktı. Onu bu işlerin içine sokmak istemiyordum.

"İyiyim" dedim gülümsemeye çalışarak.
Ama sadece çalıştım. Yüzümdeki tek bir mimik bile oynamamıştı.
"Yine anlatmayacak' mısın?"dedi.

Ona sıkıca sarıldım.
" Sadece sarılsak olmaz mı? "dedim gözlerimi kapatarak.
Kolları anında belimi sararken
" Sadece sarılalım. "dedi. Eliyle saçlarımı okşarken kokusunu içime çektim.
Kalbimin acısı onun kokusuyla dinmişti sanki.

Aklıma gelen şeyle Karan'dan ayrıldım ve
" Sen neden erken geldin? Oraya gelince anlatırım demiştin."dedim.
Derin bir nefes aldı.
" Gel oturalım. "diyip uçurumun kenarına oturdu. Yanına oturup ona döndüm.

Bu uçurum bizim özel yerimizdi. Derdimiz olduğunda burada beraber ağlardık. Mutlu olduğumuzda burada beraber gülerdik. İlk dansımız bu uçurumda olmuş ve tamda burda tanışmıştık. Hislerimizi burada söylemiştik. Herşeyi burada yaşamıştık.

"Ailemle aram pek iyi değil biliyorsun. Ama şuan çok zor dönemlerden geçtiklerini öğrendim. Buraya gelip onlara destek olup bu işi çözmeliyim."dedi.

Karan'ın ailesiyle tanışmamıştım. Bir kez dahi olsa görmemiştim. O da pek ailesinden bahsetmezdi. Çünkü araları pek iyi değildi. Tek bildiğim buydu.

" Nasıl çözeceksin? İstersen bende yardım edeyim. Elimden gelen ne varsa yapmaya hazırım. Unutma senin ailen benim ailem."dedim gülümseyerek.
Hafif bir tebessümle bana baktı
"Harem seni çok seviyorum biliyorsun değil mi?" dedi.
"Belki bir öpücük alırsam bilebilirim" diyince sırıtarak
"Öyle'mi?" dedi ve hızla dudağımı öpüp geri çekildi.

Utançla yüzümü kapatarak
"Ya ama ben bundan bahsetmemiştim." dedim. Gülüşü kulağıma gelince derin bir iç çektim.
Gülüşü tarif edemeyeceğim kadar güzeldi.
"Bizde böyle işine gelirse fare" diyince ellerimi yüzümden çektim.
"İşime gelmiyorsa?" diyip kaşlarımı çattım.
"Yine öperim." diyip hızla bir öpücük daha kondurdu dudaklarıma.
"Ya off" diyip tekrar yüzümü kapatınca kahkaha attı.

Elimi yüzümden çekip kolunu cimcikledim.
Gülüşünü zar zor durdurup
"Tamam tamam."dedi nefes nefese.

Gülümseyerek gökyüzüne baktım.
Keşke hep yanımda kalsaydı. Gitmese, hep böyle yanımda olsaydı. Onun için katlanıyordum özlemine.
Onunla gitmeyi bende istiyordum. Oda, gel demişti. Ama gidemezdim. Kardeşimi burada bırakıp onunla gidemezdim.

Aklıma yine o adamın gelmesiyle tırnaklarımı avucuma bastırdım. Hayatımı mahfetmişti. Herşeyimi çalmış, ailemi benden almıştı. Bende onun hayatını mahfedecektim.
Tek derdi saygınlığı ve parası olan bu adamı bitirecektim. Bize yaşattığı onca acının bedelini ödeyecekti. Kardeşimin çaldığı hayatın bedelini ölse ödeyemeyeceğini biliyordum. Ama biz nasıl mutlu olamıyorsak, o adamın bize yaptıklarını hala çekiyorsak oda çekecekti.

"Babama bulaşan biri var ve onu bulmalıyım. Senlik bir şey yok yani güzelim." diyen Karan'la düşüncelerimden sıyrıldım.
"Her ne kadar aile olamasakta onlara karşı içimde beslediğim kocaman bir sevgi var. Onların canı yandıkça benimde canım yanıyor. Onu bulup babama yaptıklarını ödeteceğim. Onların canını kimse yakamaz ben varken."diyince yüzüne baktım.
Kaşlarını çatmış gökyüzüne bakıyordu.

Karan ailesine gerçekten çok değer veriyor ve onların canının yanmasına dayanamıyordu. Ailesi tarafından içinde kocaman bir yara olsa bile onlara kıyamıyordu. Sevgi dolu bir aile olabileceklerine dair umudu bitmiyordu. Bir yanı hep çocuktu. O çocuk olan yanı hep bu umudun peşine gidiyordu.

Elimi bacağındaki elinin üzerine koydum.
"Her zaman yanındayım bunu bil. Ve lütfen kendini tehlikeye atacak bir şey yapma" dedim.
Elinin üzerindeki elimi alarak gözlerini yumdu ve avucumun içini öptü.
"İyiki varsın." diye fısıldadı.
Gülümsedim.
"Sende iyiki varsın deniz." dedim.

Gözlerini açtı ve bana baktı
"Kendimi tehlikeye atmayacağım. Ve şunu da bilmeni istiyorum" diyince dikkatle ona baktım.
Dudakları kıvrıldı ve
"Benim ailem sensin." dedi.

Derin bir nefes aldım. Bir kez daha anlamıştım ki ben Karan'dan vazgeçemezdim.

Başımı omzuna yasladım ve gözlerimi yumdum.
"Benim ailem sensin." diyerek tekrarladım cümlesini. Başını başıma yaslayarak derin bir nefes aldı. 5 sene olmasına rağmen gülüşü, bakışı hatta aldığı nefes bile kalbimin ritmini değiştiriyordu.

Bir insan nefessiz yaşayamazdı. Ve o benim nefesimdi. Onu bırakacağım gün öleceğim gün olurdu...

------

"Ben çıkıyorum Toprak" diyerek yanağına bir öpücük kondurdum.
"Nereye abla? Karan abi yine seni çaldı benden." diyip kaşlarını çattı. Güldüm.

"Yok bu sefer Karanla değil Fıratla buluşacağım." dedim.

Karanla konuşmamızın üzerinden saatler geçmişti. Ailesiyle görüşmesi gerektiğini söyleyip yanımdan ayrılmıştı. Şimdiden onu çok özlemiştim.

"Abla vazgeç artık." diyince kaşlarımı çattım.
"Toprak lütfen birdaha bana vazgeç deme." dedim sinirle.
"Ne yaparsa yapsın biz hayatımıza bakalım, lütfen abla. Korkuyorum senin için." dedi.

Sinirle saçlarımı geriye attım.
"Toprak anne ve babamın ölümüne sebep olan, seni tekerlekli sandalyeye mahkum eden o adam hiçbir şey olmamış gibi hayatına devam edemez!" dedim sesimi yükselterek.

Gözleri dolmaya başlayınca derin bir nefes alıp verdim ve ona sarıldım.
"Ben iyiyim. Bana bir şey olmayacak. Tamam mı? Bak o şerefsiz bizim, senin hayatını mahfetti. Ve şimdi mutlu mutlu ortalarda geziyor. Yaptığıylamı kalsın?"dedim.

Kollarını sıkıca boynuma sardı.
"Senin için gerçekten çok endişeleniyorum abla. Sana da bir şey olursa yaşayamam ben." diyince
"Şş hiç bir şey olmayacak."dedim.
Parmaklarımla gözyaşlarını sildim.
"Hem söz vermedin mi sen bana? Hani bir daha ağlamak yoktu? "dedim sahte bir sinirle.
O tatlı gülüşü kulağıma gelince gülümsedim.

"Yarın akşam bitecek tamam mı? O adamı iyice çökerteceğim. Ne saygınlığı ne de parası kalacak. O zaman her şey bitecek. Bunlar ona ölümden beter gelecek."dedim kaşlarımı çatarak.
"O zaman söz ver bana" diyip benden ayrıldı ve yüzüme baktı.
"Yarından sonra birdaha o adamla uğraşmayacaksın." diyince derin bir nefes alıp verdim.
"Ama..." diyince
"Abla, lütfen." diyerek sözümü kesti.

Hiç içime sinmiyordu. Biliyordum içim yine soğumayacaktı. Ne yaparsam yapayım içim soğumayacaktı. Bunu bile bile uğraşmaktan geri kalmıyordum. Anne ve babamın gözümün önünden gitmeyen ölümü, kardeşimin geçirdiği sinir krizleri, ağlamaları hiçbirini unutamıyordum. Bu yüzden her gün içimdeki nefret büyüyordu. Her defasında daha büyük darbeler bırakıyordum. İçim hiçbir zaman soğumuyordu.

"Söz" diyince gülümsedi.
"Hadi git bekletme Fırat abiyi" diyince bende gülümsedim.
"Sende yemeğini soğutma" diyerek sandalyeyi masaya ittim.
"Teşekkür ederim abla" diyince hiçbir şey demeden hızla evden çıktım.

Kapıyı kapatıp elimi sızlayan kalbime bastırdım. Gözlerimden yaşlar firar ederken daha fazla dayanamayarak yere çöktüm.
O bunu haketmemişti. Onun hayalleri vardı. Geleceğinide hayallerinide çalmıştı ondan.

Derin bir nefes alarak ayağa kalktım. Sakinleşmeliydim. Ellerimle yüzümü sildim ve yürümeye başladım. Nefretimin büyümesine sebep olan her gün gözümün önünde kardeşimin çöküşünü izlemekti. Her geçen gün yaşama umudunu yitiriyordu. Çünkü hayallerini, yaşama hevesini kaybetmişti.

Bir şeye çarpmamla düşüncelerimden sıyrıldım.
"Biraz dikkat etsene be" diyen Karana şaşkınlıkla baktım.
"Karan?" dedim.
Kaşlarını çatmış sahte bir sinirle
"Bak bak bana çarpmış özür dilemek yerine ne yapıyor" diyince güldüm.
Sırıtacak gibi oldu ama sonra rolüne devam etti.
"Ee özrüm nerde?" diyince gülüşümü durdurarak bende ona eşlik ettim.

"Şey özür dilerim." dedim. Sırıtarak
"Ama benim istediğim özür bu değil." dedi. Tek kaşımı kaldırarak
"Neymiş?" dedim.
Başını sola çevirerek yanağını gösterdi.
"Belki bir öpücük kurtarabilir" diyince gülerek yanağını öptüm.
Gözlerini yumup sırıtışı hala yüzündeyken iç çekti.

"Kurtardı mı bari" dedim gülümseyerek.
Gözlerini açtı ve
"Eh yani" dedi.
Gözlerimi devirerek
"Öküz."dedim.
"Fare. "dedi.

Sonra aklına yeni geliyormuş gibi yüzü ciddi bir hal aldı ve
"Sen bu saatte nereye gidiyorsun?" dedi.
Gözlerimi kaçırarak ne diyebileceğimi düşündüm. Karan'ın ne Fırat'tan ne de intikamımdan haberi yoktu. Ona yalan söylemek istemiyordum ama yarın akşam ki planı konuşmak için Fırat'ın yanına gidiyorumda diyemezdim.

"Markete gidiyordum abur cubur bir şeyler alacaktım işte." dedim. Aklıma gelen tek şey bu olmuştu.
"Tamam o zaman beraber gidelim sonrada Toprağı görürüm." dedi.

Ne diyeceğimi bilemez halde kalmıştım. Bir şekilde Karanı göndermem gerekiyordu.

"Ben hemen gidip gelirim. Sen istersen Toprağın yanına geç." dedim aceleyle.
Tek kaşını kaldırdı ve
"Niye beraber gidelim işte." dedi.
"Toprak yanlız kalmasın şimdi. Hemen gidip gelecektim zaten içim rahat değil. Sen yanında olursan içim rahat eder." dedim.
Aklıma bundan başka bir şey gelmemişti. Karan bir şeylerden şüphelenmese iyiydi. Fazla zeki biriydi ve her an şüphelenebilirdi.
Şüphelenirsede öğrenmeden kesinlikle bırakmazdı.

"Tamam ama hemen gel."diyince derin bir nefes vererek hızla ona sarıldım.
"Seni çok seviyorum." diyip ayrıldım ve yanından geçip hızla yürümeye başladım.
"Hare" diyince durdum ve arkamı döndüm.
Sırıtarak bana bakıyordu.
"Bu öküz sana çok aşık bil istedim." dedi ve arkasını dönerek eve ilerlemeye başladı. Bu sefer arkasından bakakalan ben olmuştum.

Yüzümdeki gülüş gitmezken arkamı döndüm ve yürümeye başladım. Sanki üzgün olduğumu hissedip geliyor ve beni mutlu ediyordu...

Sade cipside market arabasına koyup ilerlemeye başladım.

"Onu çalarsak bu borcun altından hiçbir şekilde kalkamaz ve şirketi satmak zorunda kalır. Doğru anladım değil mi?" diyen Fırat'a baktım.
"Evet doğru anladın. Tüm varını yoğunu bu borcu ödemek için kaybedecek. Onun için para ve saygınlık önemli. Parasını kaybedince saygınlığıda kalmayacak."dedim sırıtarak.

"Hare biliyorsun bu işin en başından beri yanındayım. Ama bu çok tehlikeli. Bırak birine çaldıralım. Sen bu işe bulaşma." derken elime aldığım bisküviyide market arabasına koydum. Yüzümdeki sırıtış gitmiş yerini ciddiliğe bırakmıştı.
"Biliyorum Fırat ve bunun için teşekkür ederim. Ama ne kadar kararlı ve kafasına koyduğu şeyi yapan biri olduğumu biliyorsun. Onu ben çalacağım. Hayatını kendi ellerimle bitireceğim."dedim.

Fırat onaylarcasına başını sallayarak iç çekti
"Anlıyorum. Ama çok dikkatli olman lazım. Bende orda olacağım. 10 kişilik bir grupta ayarladım. Plan değişmeyecek." dedi. Gülümsedim ve elimle sırtına vurdum.
"Bu sefer 30 saat dil dökmediğin için teşekkür ederim." dedim.
Kızgınlıkla bakarak
"Ne yapayım ne kadar konuşsamda beni dinlemiyorsun. Başına bir şey gelecek diye korkuyorum." dedi.

Fırat sadece yardımcım değil en iyi dostumdu. Ona verdiğim değer fazlaydı. Ve bende onun benim için korktuğu gibi korkuyordum. Onu tehlikeye atmak istemiyordum. O yüzden planlarımın içine onu çok fazla dahil etmek istemesem de dinlemiyordu.

"Bir şey olmaz." dedim sırıtarak.
"Tabi tabii." diyerek market arabasına baktı.
"Bu kadar abur cuburu ne yapacaksın" diyince elimle karnıma vurdum güldü.
"Anladım." dedi.

Marketten aldıklarımızı ödedikten sonra hızla eve geldim. Acele ediyordum çünkü Karan'ın bir şeylerden şüphe etmesini istemiyordum.

Anahtarla kapıyı açtım ve içeri girdim. Kolumla kapıyı kapatıp mutfağa ilerledim ve poşetleri masanın üzerine bıraktım.

İçerden Toprağın gülüşü gelince gülümsedim. Karan Toprağa çok iyi geliyordu. Birbirlerini öz kardeş gibi görüyorlardı. Toprak Karanı tanıdığı ilk andan beri çok fazla seviyordu.

Yanlarına gitmeden önce çayı demledim ve tabakları hazırladım.
"Bu ablan beni deli edecek."diyen Karanla içeriye kulak kesildim.
"Neden ki?"dedi Toprak.
"Aşkından." diyince dudaklarım kıvrıldı.

Tabakları alıp oturma odasına geçtim. İkisininde bakışları bana dönünce
"Ben senin aşkından çoktan deli oldum Karan bey."dedim.
Sırıttı ve
"Biliyorum çiçeğim. Bana kör kütük aşıksın. Bu kadar belli etmene gerek yok" diyince gözlerimi devirdim.
Tam öküzsün diyecekken
"Tamam biliyorum öküzüm."dedi. Güldüm ve tabakları masanın üzerine koydum.

"Sen onu bunu bırakta nerdesin bakiyim. Hemen gelirim dedin yoksun." diyince şirince sırıtarak yanına oturdum ve ona döndüm
"E varım ya görmüyormusun aşkım." dedim. Tek kaşını kaldırarak bana baktı.
"Aşkım diyerek beni kandırabileceğini düşünüyorsan... Doğru düşünüyorsun."diyince Toprakla beraber güldük.
"Fenasın abla" dedi Toprak.
"Fena ama bunları yemeyen bir sevgilisi var." diyen Karanla yutkundum. Yalan söylemekten nefret etsemde onu bu işlere karıştırmak istemediğim için mecburdum.

"Bir arkadaşla karşılaştıkta sohbete dalmışız. Ayrıca sizin yanınıza gelmeden önce çay demleyip tabakları hazırladım." dedim.
Karan kolunu arkamdan koltuğun başlığına koydu ve
"Kimmiş bu arkadaş?" dedi.
Evet Hare kim bu arkadaş açıkla bakalım.

"Yakışıklımı bari?" dedi Toprak kıkırdıyarak. Karan'ın kıskançlığı hoşuna gittiği için yapıyordu.
Gözlerimi kısarak Toprağa baktım.
Karanın gözleri anında beni bulurken
"Yakışıklı?" dedi. Kaşları da çatılmıştı.
"Ya yok ne yakışıklısı" dedim Toprağa kötü kötü bakarak.
"Ha normal yani dikkat ettin."diyen Toprakla derin bir nefes vererek Karana baktım.
Kolunu koltuk başlığından çekerek tamamen bana döndü.

"Ne bakıyorsun ya" dedim. Bu Toprak çok fenaydı.
"Toprak ne diyor Hare?"diyince
"Toprağı bilmiyormusun ya" dedim. Karan Toprağa döndü.
"Birazcık şaka yapmıştım."diyince Karan sırıttı ve ayağa kalkarak Toprağın yanına gitti.
"Bu şakanın bir cezası olmalı" diyince Toprak korkmuş olmalı ki sandalyesini geriye iterek Karan dan uzaklaştırdı.
"Ama ufacık bir şaka" diyip yutkununca.
"Ama ufacık bir şaka" diye tekrar etti Karan onu.

Daha sonra Toprağı gıdıklamaya başladı.
"Yaa" diyerek kahkahalara boğulan Toprakla bende güldüm. Karandan uzaklaşmaya çalışıyordu.

Gülüşlerim tebessüme dönerken iç çektim. Toprağın gülmesi beni bu dünyada en mutlu eden şeylerden biriydi. Normalde yaşamdan kopmuş gibiydi. Karanla onu zor düzeltmiştik.
Karan benim yaralarımı farkında olmadan sarmaya başlamıştı. Onu çok seviyordum. Toprağı bu hale getirmemde en büyük pay onundu. Bu yüzden onu çok seviyordum. Şefkati, merhameti, vicdanı, Toprağa abi oluşu, beni kırmadan incitmeden sevişi, fikirlerime düşüncelerime değer verişi...
İyiki çıkmıştı bu adam karşıma. İyiki.

Ayağa kalktım ve Karana sarılıp başımı sırtına yasladım.

"Ama ben sana sarılamıyorum olmuyor böyle" diyince güldüm.
"Banane sarılma" dedim.
"Fare" dedi sahte bir sinirle güldüm.

"Ama kıskanıyorum." diyen Toprakla beraber Karandan ayrıldım ve Toprağa sarıldım.
Karan dudaklarını büzüp bizi izlerken Toprakla beraber güldük.
"E ama şimdide ben kıskandım." diyince Toprak kolunu açtı ve
"Gel" dedi.
Karan anında Toprağa sarıldı. Üçümüz birbirimize sarılırken hepimiz gülümsüyorduk. Mutluluk buydu işte. Benim için mutluluk buydu...

------

Karan'ı beklerken denizi izliyordum. Gülümsedim. Burası gerçekten çok güzel bir yerdi. İlk defa geliyordum ve yine her zaman ki gibi ilklerimi Karanla yaşıyordum.

Dün gece Karan gitmeden önce bugün için kahvaltı sözü almıştı. Toprakta gelecekti fakat liseden birkaç arkadaşı onu ziyarete gelince gelememişti.
Evde kalmamıda istemediği için zorla göndermişti.
Kimseye güvenmediğim ve içim rahat etmediği için Fırat'tan onun yanına gidip ona göz kulak olmasını istemiştim.

"Evet düşünceli fare, seni biraz düşüncelerinden ayıracağım." diyen Karana irkilerek döndüm. Ne zaman geldiğini ne kadar süredir beni izlediğini bilmiyordum.
"Neden?" dedim kaşlarımı kaldırarak.
"Sana sormam gereken 2 şey var çünkü." dedi.

Bu sefer sırıtmıyor ve ciddi bir şekilde bana bakıyordu.
Derin bir nefes aldım. Ona yalan söylemek istemiyordum ama ne soracağını tahmin ettiğimden yalan söylemek zorunda olacağımı da biliyordum.

O sırada birkaç dakikalığınada olsa beni kurtaran garsona baktım. Bana düşünme fırsatı vermişti.
Dün ki arkadaşın kim olduğunu soracaktı. Tanıdığı birini söylemeliydim.

Garson kahvaltılıkları masaya koyduktan sonra
"Afiyet olsun" diyerek gitti. Karan gözlerini garsondan bana çevirdi.
"Neyi soracağımı tahmin ediyorsundur." diyince gözlerimi kaçırdım.
"İpek" dedim tekrar gözlerimi gözlerine sabitleyerek.
Dikkatle bana bakıyor yalan söyleyip söylemediğimi anlamaya çalışıyordu.
"Sana inanıyorum. Sen bana yalan söylemezsin çiçeğim." diyerek şefkatle gülümsedi.

Kendimi dahada suçlu hissederken gözlerimin dolmaması için büyük bir çaba sarf etmeye çalıştım. Ona her yalan söylediğimde ve bana inandığında kalbim acıyordu.

"Diğer soru neydi?" dedim. Sesim kısık çıkmıştı. Karan bunu fark etmiş ama önemsememişti.
"Geldiğimden beri seni çok düşünceli görüyorum. Kafana taktığın bir şey varsa söyle bana. Beraber çözelim. İçini hiçbir şeyin sıkmasını istemiyorum. Böyle olunca bende rahat edemiyorum. Kafama takıyorum seni."diyince gülümsedim.

Söylediği çok hoşuma gitsede yalan söyleyeceğim için yüzüm yine asıldı.
Öksürerek boğazımı temizledim ve
"Toprağı düşünüyorum." dedim.
Tamam bu da pek yalan sayılmazdı. Toprağı her an düşünüyordum.
Ya da içimi rahatlatmak için bir bahaneye ihtiyaç duyuyordum.
Masanın altındaki dizimin üstündeki elimi yumruk haline getirip sıktım.

"Toprak zamanla düzeliyor ve düzelmeyede devam edecek. Çok fazla yol aldık. Pes etmezsek onu yine yaşama bağlayabiliriz. Uzun süre buradayım ve bunun için uğraşacağım. Sen yeter ki sıkma canını."diyerek gülümsedi.

Masanın altındaki elimi Karan'ın masadaki elinin üzerine koyup umutla baktım.
"Gerçekten tekrar eski haline getirebilir miyiz onu?" dedim.
Gülümsemesi devam ederken
"Elbette. Hatırlamıyor musun eskiden odasından bile çıkmıyordu. Şimdi ise insanlarla iletişim kuruyor, gülüyor. Ve eminim biz uğraşmaya devam edersek onu halkın içinede katabiliriz."dedi.

Karan'ın verdiği umuda tutunuyordum. Söyledikleri beni çok mutlu etmişti. Ayağa kalktım ve onun yanına gidip arkasından boynuna sıkıca sarıldım.

"İyiki varsın"dedim gülerek.
Bir yandan boynunu öpüyordum.
Karan gülerek
"Güzelim yapma demiyorum ama burası halka açık bir yer aile var aile" diyince kaşlarımı çatarak omzuna vurdum.
"Öküzsün öküz!" diyince gülüşleri dahada artmıştı.
"Faresin fare!" diye beni taklit edince yerime geçip oturdum ve somurttum.
"Eli ağır bir fare" diyince göz ucuyla ona baktım. Sırıtarak bana bakıyordu.
Hiçbir şey demeden denizi izlemeye başladım.

"Bak halka açık bir yerde bu kadar tatlı olma" dedi sahte bir sinirle.
"Hıh" diyip omuz silktim.
"Demek trip vakti diyorsun Hare hanım" diyince gülmemek için dudağımı ısırdım.

Yanımda birinin varlığını hissettiğimde o tarafa döndüm. Karan yanımda ayakta dikilip sırıtarak bana bakıyordu.
"Ne?" dedim sorarcasına bakarak.
"Bak şimdi düşündümde pek önemli değil." diyip biranda beni kucağına alınca şaşkınlıkla ona baktım.

Bir çok yüz bize dönerken
"Ne yapıyorsun Karan ya indir beni" dedim kaşlarımı çatarak.
"Banane" diyerek mekanın çıkışına doğru ilerlemeye başladı.
Herkes sırıtarak bize bakarken yüzümü göğsüne gizledim.
Utanmıştım!

Karan mekandan çıkıp arabasına doğru ilerlerken
"Ya tamam Karan indir beni ya atmayacağım trip falan." dedim.
Yüzünü bana çevirince burunlarımız birbirine çarptı.
Sırıtarak
"Bunu o tribi atmadan önce düşünecektin. Ceza vakti." diyip burnunu burnuma sürttü.
"Ya trip attığım için cezamı çekeceğim" diyerek güldüm.

Bu arada arabaya giden yolu değiştirip deniz kenarına inmiştik.
Karan beni yere indirdi. Sorarcasına ona bakarken
"Sana 40 kere dedim dimi Hare" dedi ciddi bir yüz ifadesiyle.
Tek kaşımı kaldırdım. Ne olmuştu ki bir anda?

"Bu kadar tatlı olma dedim!" dedi sahte bir sinirle. Kaşlarım eski halini alırken güldüm.
Burunlarımızın değeceği kadar yaklaşıp
"Birdaha böyle gülme" diye fısıldadı.
Yutkunarak dudaklarına baktım.
Kalbim deli gibi hızlanmıştı.
Burnumun üstünü öpüp geri çekildi ve elimi tutarak kendiyle beraber benide kuma oturttu.

Elini elimden çekip yukarıya katlanan kıyafetimi düzeltti.
Gülümseyerek onu izlemeye başladım.
Biranda bana dönünce öküzlük yapıp bu anı bozacak sandım ama tam tersi başını yana eğip gülümseyerek beni izlemeye başladı.
"Çok güzelsin" dedik aynı anda.
Sırıttı.

Daha sonra beni baştan aşağıya süzünce sorarcasına baktım.
"Bu eteği beğenmedim" dedi kaşlarını çatarak.
Uzun yırtmaçlı siyah bir etek giymiştim. Oturunca bacağım dahada fazla açılmıştı.
"Böyle şeylere takılmadığını sanıyordum?" dedim.
"Takılmıyorum zaten." diyince
"Ee o zaman" dedim gözlerimi devirerek.
"Eteği beğenmedim fare. Güzel değil yani." dedi. Sırıttım.

Karan çok kıskanç bir insan olsada asla beni kısıtlamıyordu. İlk zamanlar kıyafetler hakkında konuşurken her bireyin özgür olup istediğini giyebileceğini ve buna kimsenin karışamayacağını söylemişti. Arada tatlı kıskançlıklar yapsada iş asla kavgaya ve kısıtlamaya gitmiyordu. Olması gerekende buydu zaten.

"Bacağın biraz fazla açılmış sanki" diyip gözlerini kaçırınca güldüm.
"Ya onu geçte bunu niye beğenmedin ki?" dedim.
"Bu tarz etekleri sevmiyorum."diyince onaylarcasına başımı salladım.
Kısa kol, karnımı açıkta bırakan mavi tişörtle yüksek bel uzun yırtmaçlı bir etek giymiştim.
Saçlarımı düzleştirip açık bırakmış hafif bir makyaj yapmıştım.
Siyah saçlarım sırtıma geliyordu.

Karan'ın aksine göz rengim yeşildi. Arada birde çimen göz derdi. Ve yine Karan'ın tam tersi tenim beyazdı. Karanınsa buğday gibi bir teni vardı.
Onun dudakları kalın benimkiler ise inceydi. Benim tombul yanaklarım varken ve yüzüm yuvarlakken o keskin yüz hatlarına sahipti.
Birde kocaman gözlerim vardı. Arkadaşlarım genelde eşşek gözlü derlerdi.

"Ama sana çok yakışmış" diyen Karana sırıtarak baktım.
"E tabi yakışacak" diyince tek kaşını kaldırarak sırıttı.
"Bu egoyu kimden aldın sen" diyince gülerek
"Senden" dedim. Bu sefer somurtan taraf Karan olmuştu.
Başını diğer tarafa çevirip kollarını bağlayınca kahkaha attım.
"Cidden trip mi atacaksın?" dedim gülüşlerimin arasından.
"Hıh" diyip omuz silkince gülmeye devam ettim.
Şuan nasıl tatlı gözüktüğünü bir bilse...

"Ya Karan tamam hadi özür dilerim" dedim kolunu tutup onu sallayarak.
"Cık" diyince ofladım.
"Ne yaparsam tribi bırakırsın?" dedim.
Anında bana döndü. Gözleri parlıyordu.
"Yani fazlada zorlamasın" dedim endişeyle. Kimbilir ne isteyecekti öküz.
Ayağa kalktı ve elini bana uzattı. Elini tutup ayağa kalktım.
Sorarcasına ona bakıyordum ama o hiçbir şey demeden elimden tutup beni arabaya doğru sürüklemeye başladı.
"Ya Karan söylesene ne istediğini" dedim.

Arabanın yanına gelince hiçbir şey demeden sürücü koltuğuna geçti. Oflayarak bende yanındaki yerimi aldım...

Yol boyunca sormama rağmen tek kelime etmeyen Karan'a sinirle bakıyordum.
Evin önündeydik.
Bana döndü ve gülümsedi.
"4 saat sonra hazır ol. Uçuruma gideceğiz." dedi.
"Ne isteyeceğini söylemeyecek misin?" dedim sinirle. Bu sinirimin nedeni merakımdı. Öküz merak ettirmese direk söylese ölürdü sanki.
"4 saat sonra öğreneceksin çimen göz."diyince oflayarak kapıyı açtım. Tam inecekken kolumu tutmasıyla ona döndüm.
"Bir şey unutmadın mı?" dedi sırıtarak. Bir yandan da yanağını gösteriyordu.
Gülümseyerek yanağına doğru yaklaştım.

Tam yanağından öpecekken bana dönmesiyle dudağından öpmüştüm. Gözlerim fal taşı gibi açılmıştı. Geri çekilecekken eliyle ensemden tuttu ve geri çekilmeme izin vermedi. Gözlerimi kapatarak öpüşüne karşılık verdim. Kalbim hızla çarpıyordu. İçimdeki o güzel hissi tarif etmeye kelimeler yetmezdi zaten.

Benden ayrıldı ama uzaklaşmadı
"Seni çok seviyorum" diye fısıldadı dudaklarımın üzerine.
"Seni çok seviyorum" diye tekrar ettim onu.

Bir süre sonra birbirimizden uzaklaşınca
"Hadi git artık yoksa bırakmayacağım seni" diyince başımı onaylarcasına salladım ve arabadan indim. İkimizde sırıtıyorduk.
Tam kapıyı kapatacakken
"Hare" demesiyle durdum.
"Efendim" dedim.
"Toprağa selam söyle" diyince sırıtışım tebessüme döndü.
"Söylerim" diyip kapıyı kapattım ve eve ilerlemeye başladım.
Elimi kalbime bastırdım. Hala çok hızlı atıyordu. İçimdeki o güzel his hala oradaydı. Bu hissi hiçbir zaman kaybetmek istemiyordum.

Çantamdan anahtarı çıkarıp kapıyı açtım ve eve girdim.
Yüzümden gitmeyen gülüşle oturma odasına geçtim.
Toprak televizyon izlerken bana döndü.
"Anlaşılan çok güzel geçmiş" dedi gülümseyerek.
Koltukta yanına oturunca televizyonun sesini kıstı.
"Hıhı öyle oldu biraz" dedim. Toprak kahkaha atınca kaşlarımı kaldırdım.
"Abla resmen gözlerinden kalpler çıkıyor" diyince bende güldüm.
"Ha bu arada Karan'ın sana selamı var" dedim. Gülümsedi.
"Ben Karan abiyi çok seviyorum ya. Ayrılırsanız öldürürüm sizi" dedi tehdit edercesine parmağını sallayıp.

Ayrılmak? Bunu daha önce hiç düşünmemiştim. Kalbimin acımasıyla derin bir nefes verdim. Ayrılık lafının geçmesi bile canımı bu denli yakarken ayrılmak...

"Asla." dedim kesin bir şekilde.
Onu asla bırakmazdım. O beni bırakacak olsa bile ondan asla vazgeçmezdim.
"Aferiin"dedi i harfini uzatarak.
Gülümseyerek ona döndüm.
"Ee sen neler yaptın arkadaşlarınla anlat bakalım." dedim.
Derin bir nefes verdi.
"3 gün sonra parti yapacaklarmış. Benide davet ettiler. Bende bakarız dedim."diyince heyecanla
"Gidecek misin peki?" dedim.
"Hayır." diyince yüzüm düşmüştü.
"Neden? git işte kafanı dağıtırsın."dedim.

Kimseye güvenmesemde Toprağın artık eskisi gibi olmasını istiyordum. İnsanların içine karışmasını, gülüp eğlenmesini, yaşama sıkıca tutunmasını istiyordum.

"Abla halimi görmüyor musun?" dedi üzgünlükle.
Kaşlarımı çattım.
"Ne varmış halinde?" dedim sinirle.
"Tamam tamam kızma hemen" diyince iç çektim.
"Toprak ben senin kendini bu eve hapsetmeni istemiyorum. Ben senin yaşamanı istiyorum. Bu yaşamak değil."dedim.
Toprak başını önüne eğip
"Ama abla..." derken lafını keserek
"Beni biraz seviyorsan eğer o partiye gidersin." dedim ve yanından kalkıp odama geçtim.

O partiye giderse halkın arasına karışması için ikna edebilmem daha kolay olurdu. Toprağı sürekli olarak kalabalık yerlere sokmalı ve insanların ona olan bakışlarını umursamamasını ona bir şekilde öğretmeliydim.

Telefonum çalınca düşüncelerimden sıyrıldım.
Cebimdeki telefonu çıkarıp açtım ve kulağıma yasladım.
O sırada akşam giyeceklerimi hazırlamaya başladım.
"Hare bir şeyler öğrendim."dedi Fırat.
"Söyle" dedim.
"Biliyorum adamın ailesiyle ilgilenmiyorsun. Ama bunu bilmek istersin diye düşündüm." diyince kaşlarımı çattım ve
"Kendinde söylüyorsun. Adamın ailesiyle ilgilenmiyorum. Parası ve saygınlığı umrumda olan." dedim.

Ailesinin bir suçu yoktu. O benim ailemin hayatını bitirsede ben bunu yapamazdım. O kadar acımasız değildim.

"Bunun iki oğlu varmış bir tanesi yurtdışından yeni gelmiş. Ve akşam ki partide onlarda olacaklar."diyince ilgimi çekmeyen konu biranda ilgimi çekmeye başlamıştı.
Onlarda o partide olacaksa çok dikkatli olmalıydık.
"Onların fotoğrafını bul. Akşam buluştuğumuzda bakarım. Onları görmem lazım ki ona göre hareket edelim." dedim.
"Pekala. Aynı yerde saat 8'de buluşuruz. Adamlarda orada olacak."dedi.
"Tamam. Görüşürüz."diyerek telefonu kapattım.

Murat denen şerefsiz bizim sayemizde borca batmıştı. Ve bu borcu ödemek için ya şirketini verip herşeyini kaybedecek, ya da yine çinlilerden borçla aldığı özel yapım kaseyi verecekti. O parayı ve saygınlığını kaybetmemek için çinlilerle anlaşma yapıp kaseyi almıştı. Bu akşam düzenlenen partide borçlu olduğu kişiye bu kaseyi verip borçlarının hepsinden kurtulacaktı sözde. Bu parti olayıda göz boyamak içindi.

Borçlandığı adamlar belalı tiplerdi. Ve eğer bu akşam bir aksilik çıkarsa ki çıkacaktı adamlar bunu rahat bırakmazdı.

Sırıttım. O kaseyi çalacak olan kişide bendim. Herşey ayarlanmıştı. Kameralar korumalar hepsi halledilecekti. Herşeyi en ince ayrıntısına kadar hesaplamıştık. Bu akşam o adamı bitirecektim. Bir kaç saat sonra herşey bitecekti. İçimin soğumayacağını bilsemde cezasını çekecekti...

Karan'dan

Ciddi bir yüz ifadesiyle şirkete girdim.
Çalışanlara başımla selam verdikten sonra babamın odasına ilerlemeye başladım.

Bu akşam babam için çok önemliydi. Hiçbir aksilik çıkmaması gerekiyordu.
Kapıyı açtığımda Yankı ve babamın yüzü bana dönmüştü.

"Gelinin yanındamıydın?"diyerek sırıtan babama gülümsedim.
" Tabii başka kimin yanında olacak"dedi Yankı.
"Neyse" diyip ayağa kalktı ve karşıma geçti.
"Bak Karan bu kase bizim için çok önemli biliyorsun oğlum. Eğer bu kasenin başına bir şey gelirse hayatım biter"diyerek kaşlarını çattı.
"Bizimle uğraşanlar bu kaseyi çalmak isteyebilir abi" diyen Yankıya döndük.
"Ama sadece isterler" diyerek sırıttım.

Babamın canını yakmak isteyen her kimse canını bin kat yakacaktım. Babamla uğraşmak neymiş Karan'dan öğrenecekti.

"Ben korumaları ayarladım. Kaseyi bu odada tutacağız. Bu odada kaldığı sürece tehlikede." dedi Yankı.
Gözlerimi Yankı'dan alıp babama baktım. Kaşlarını çatmış düşünüyordu. Sonra bir anda bana döndü.
"Karan, o kase bu odadan çıkana kadar sende burada kalacaksın. Benimle uğraşan her kimse buraya gelecek!"dedi.

Başımı onaylarcasına sallarken kaşlarımı çattım
"Benim anlamadığım bir şey var" dedim. İkiside bana dönmüştü.
"Senin kimseye bulaştığın falanda yok. Seninle kim bu denli uğraşmak isteyebilir baba? " dedim.
Yumruklarını sıktı.
"Bilmiyorum. Ama öğrendiğim an onun nefesini keseceğim!" dedi ve odadan çıkıp sertçe kapıyı kapattı.

"Babamı ilk defa bu kadar sinirli görüyorum" diyen Yankı'ya baktım.
"Babamın bu hayatta en değer verdiği şey para ve saygınlık. Bunu bilen biri uğraşıyor. Çünkü hep para yönünden saldırıyor. Ama kimseye bir zararı olmayan bir adamla bu denli uğraşmak niye?" dedim.
"Belkide kıskançlıktan veya rekabetten dolayıdır abi" diyince
"Hayır. Sırf kıskançlık ve rekabetten senelerce uğraşmaz. Ve hep para yönünden onu vurmaz. Babamın paraya ne kadar değer verdiğini biliyoruz. Belli ki babamla uğraşan kişide bunu biliyor olmalı. Ne derdi varsa babamın hayatını bitirmek istiyor. Biliyorsun para ve saygınlık babam için hayat demek."dedim kaşlarımı çatarak.

İyice sinirlenmeye başlamıştım. Eğer bunca sene her fırsatta babamla uğraşmışsa bu kaseyi almak için buraya gelecekti.
O zamanda ben onunla çok güzel bir uğraş içerisine girecektim!

"Abi sakin ol" diyip elini omzuma koyan Yankı'ya baktım.
"Olamıyorum!" dedim.
Derin bir nefes alarak sırıttı
"Yengemi ara" diyince kaşlarım eski haline dönmüş yüzümde ufak bir tebessüm oluşmuştu.
Evet Hareden bahsedilince sinirli kalamıyordum.
"Aramayacağım." dedim sırıtarak. Sorgularcasına bana bakan Yankıyı umursamadan kapıya ilerledim.
"Ne yapacaksın?" diyince ona dönmeden
"Direkt yanına gideceğim." dedim.
Sırıtışım yüzümden düşmezken hızlı adımlarla odadan ve şirketten çıktım.
Şuan tek ihtiyacım olan şey Hareydi. Ve 4 saat bekleyemeyecektim...

Hare'den

Akşam için herşey hazırdı. Giyeceğim kıyafete kadar herşey...

Toprağın yanına geçip oturduğumda bana dönerek
"Abla çok dikkatli ol olur mu?" dedi.
Gülümsedim.
"Merak etme herşey yolunda. Bana hiçbir şey olmayacak. İçin rahat olsun." dedim. Bir aksilik çıkmayacağına emindim.
Toprak başını omzuma yasladığı sırada mesaj gelmişti.
Telefonu açıp gelen mesaja baktım.

Gönderen: Ya'aburnee

Çimen göz 5 dakikaya hazır ol. 4 saat dayanamadım :D

Sırıtarak mesaja baktım. Sondaki gülücük sırıtışını gözümün önüne getirmişti.

Kime: Ya'aburnee

Düşünmem lazım :d

Bu mesajı yazarken çoktan odama geçip aynada kendime bakmaya başlamıştım bile.

Ya'aburnee beni sen göm, ben senden önce öleyim, senin ölümüne dayanamam anlamına gelen bir kelimeydi. Bu kelimeyi internette dolaşırken görüp çok beğenmiştim. Aklıma hemen Karan gelmiş ve onu bu şekilde kaydetmiştim.

Beni o gömsün, ondan önce ben öleyim...

Telefonuma gelen mesajı anında açtım.

Gönderen: Ya'aburnee

Yanına gelmeme çok az kaldı. Düşünme işinde biraz hızlanmalısın :)

Gülerek telefonu pantolonumun cebine koydum. Saçlarımı özensiz bir şekilde topuz yaparak odamdan çıktım.

"Abla nereye?" dedi Toprak.
"Karanla görüşeceğim. Ondan sonrasını biliyorsun. Erken gelmeye çalışırım. Dikkatli ol." diye bağırdım ve kapıyı açtım.
Çığlık atarak bir adım geriledim.

"Ne oluyor be" diyince derin bir nefes verdim.
"Ödümü patlattın öküz! Niye kapıyı çalmıyorsun?" dedim sinirle.
"Yeni geldim çünkü. Tam çalacakken sen açtın kapıyı" diyip sırıttı.
Çatılmış olan kaşlarımı parmaklarıyla eski haline getirip
"Fazla kaşlarını çatma erken yaşlandırır" diyerek güldü. Omzuna vurunca benden uzaklaştı. Elini önünde tutarak gülüyor, güldüğü içinde söylemek istediğini söyleyemiyordu. Bu haline sırıttım.

Kollarımı açarak
"Gelsene" dedim. Gülüşünü durdurarak sırıttı.
"Benim farem beni özlemiş mii" dedi i harfini uzatarak. Gülümsedim.
"Şirinlik yapma" der demez gelip beni kollarının arasına aldı. Gözlerimi yumup derin bir nefes aldım. Kollarının arasında kaybolmuştum resmen. Yapılı ve 1,95 boyu olan bir erkek arkadaşa sahipken aksi mümkün değildi.

"O konuda sen uzmansın ben senden öğreniyorum." diyince gülüşüm büyüdü.
Benden ayrılarak
"Hadi gidelim. Daha isteyeceğim bir şey vardı unuttun mu?"derken tam isteyeceği şeyi sorgulamaya başlayacakken anlayıp
"Oraya gidince öğrenirsin" diyip arabaya ilerledi.
Meraklıyım diyorum!

Oflayarak bende arabaya ilerledim ve yanındaki yerimi aldım. Evet birazcık sabredebilirim sanırım...

Uçuruma gelmiştik. Arabadan inip hemen uçurumun kenarına oturdum. Hava kararmak üzereydi. Güneş batıyordu. Şuan manzara çok güzeldi.

Yanıma oturan Karan'a baktım. Elindeki gitarı görünce şaşırmıştım.
"İsteyeceğim şeye gelelim" diyince ne isteyeceğini anlamıştım.
"Karan ben hayatta şarkı söylemem" dedim kararlı bir ses tonuyla.
"Yoo söyleyeceksin. Yoksa trip atarım" diyince ciddi mi diye ona baktım. Sırıtarak bana bakıyordu.
"Ya ama benim sesim güzel değil ki" dedim.
Sırıtışı samimi bir tebessüme dönerken
"Senin sesin bu dünyada duyduğum en güzel ses."dedi. Kalbimin ritmi hızlanırken yutkundum.
O kadar ciddi ve samimi söylemişti ki
"Peki. "dedim.

Gülümseyerek gitarı kucağına yerleştirdi. Elleri tellerde gezerken batan güneşe bakıp düşünüyordu.

"Sen bana aklımla başım arasındaki mesafe kadar yakınsın" diyerek şarkıyı söylemeye ve gitarı çalmaya başlayınca ona döndüm.
Gülümsedim. Bu şarkıyı ikimizde çok seviyorduk.

"Sen bana aklımla başım arasındaki mesafe kadarda uzaksın." diyerek devam ettirdim. Gözleri yoğun bir şekilde bakarken ikimizde gülümsüyorduk.

"Sen bana haramsın. Tövbe tutmaz iflah olmazsın sen asla." diyerek sırıtınca kaşlarımı çattım. Öküz işte.

"Sen benim kanayan yaramsın kabuk bağlamazsın kanarsın." der demez
"Kanarım" diyerek devam ettirdi.

Gülüşüm yine yüzümdeki yerini aldı. Şimdi beraber söyleyecektik.

"Kanarım kanarım, ateşlere yürürüm yanarım, kül olurum savrulup denize, yağmurlara karışıp yağarım. "

Bu kısmı beraber 2 kere söyledikten sonra gitarı çalmayı bırakmış ve bana yaklaşmıştı.
Elini yanağıma koyup gülümsedi.

"Senin için ateşlere yürürüm yanarım."diyip anlını anlıma yasladı. Gülümseyip gözlerimi kapattım.
"Senin için kül olurum savrulup denize, yağmurlara karışıp yağarım."dedim.

Bu dünyada vazgeçemeyeceğim biri daha vardı o da denizim, huzurum Karanımdı...

-------

"Herşey hazırsa gidebiliriz." dedim Fırat'a bakarak.
Saat 8 buçuğa geliyordu. Karan'la 2 saat önce ayrılmıştım. Bu akşam işleri olduğunu, bir aksilik çıkmazsa 12 gibi bize uğrayacağını söylemişti.

Bu benim açımdan güzel olmuştu. Şüpheleneceği hiçbir şey olmadan halledecektim.

"9 da başlayacaklarmış. 9 dan önce o kaseyi oradan almamız gerekiyor."diyince başımı onaylarcasına salladım.
Kolumda bir el hissedince başımı kaldırıp Fırat'a baktım.

"Hare bak istersen adamlardan birine çaldıralım. Lütfen bak inat etme." diyince kaşlarımı çattım.
Gözlerini devirdi.
"Sadece gözlerin gözükse bile kaşlarını çattığını anlayabiliyorum." dedi. Derin bir nefes verdim.
"O zaman vereceğim cevabıda anlamışsındır. Ben kimseyi tehlikeye atamam."diyip geri çekildim. Böylece kolumdaki elide çekilmiş oldu.

"Ama kendini tehlikeye atıyorsun!" diye sesini yükseltince kaşlarım iyice çatıldı.
"Öncelikle o ses tonuna dikkat et. Sonrasında ise benimle misin değil misin sadece bunu söyle?" dedim.
Derin bir nefes aldı
"Afedersin. Sadece senin için endişeleniyorum. Tabi ki seninleyim." dedi.
"Güzel. O zaman herkes arabalara" diye bağırdım ve arabaya ilerlemeye başladım. Bütün adamlar arabalara ilerlerken Fıratta peşimden geliyordu.

İçimde bir gram korku yoktu. Sadece tuhaf bir his vardı. Ne olduğunu çözemesemde beni rahatsız ediyordu. Geri plana atmaya çalıştım. Bu iş olup bittiğinde belki içim bir nebze olsun rahatlardı.

Arabaya binmiş mekana ilerliyorduk. Herşey bittikten sonra Karan'a anlatacaktım. Ona yalan söylememin gizlememin bir anlamı kalmayacaktı artık. Bana kızacağını çok kötü tartışacağımızı biliyordum. Ama bunu devam ettirmek istemiyordum. Herşeyi öğrenecekti.

Araba durduğunda çevreye bakındım.
Bizim adamlar görevlerini yerine getirmek için harekete geçmişlerdi bile. Sadece biraz bekleyecek sonrada o Murat denen adamın hayatını bitirecektim. Bize yaşattıklarını çekmeyecekti belki ama oda çekecekti.

Karan'dan

Kasenin bulunduğu odada 6 kişiyle beraberdim. Üstümdeki ceketi çıkarıp koltuğa attım.

"Ben şimdi konuşma yapmak için içeriye geçiyorum. Bir aksilik olmasın sakın!" diyen babama baktım. Endişeli bir şekilde gözünü kaseden ayırmıyordu.
"Merak etme. Gelirse belasını benden bulacak."dedim. Babam onaylarcasına başını salladı ve odadan çıktı.

Kaşlarımı çatarak kaseye baktım. Babamın paraya olan düşkünlüğünü anlamıyordum. Onun için para herşey demekti. Her ne kadar doğru olmasada babamın mutluluğuyla uğraşan kişinin hayatını mahfedecektim!

Derin bir nefes alarak siyah gömleğimin bir iki düğmesini açtım. Adamlara baktığımda gözlerini kaseden ayırmadıklarını gördüm.

"Ben geliyorum şimdi" diyerek dışarıya çıktım. Kapının önündeki adam bana baktı
"Sen içeriye geç. Birazdan geleceğim o zaman yine gelirsin."diyince
"Peki Karan bey." diyerek içeriye geçti ve kapıyı kapattı.
Cebimdeki sigara paketinden bir tane alıp yaktım ve dudaklarıma götürdüm. Gergindim. İçimde çözemediğim beni aşırı derecede rahatsız eden bir his vardı.

Hare'den

Telefonun çalmasıyla Fırat'a baktım.
" Vakit geldi." diyince onaylarcasına başımı salladım ve içtiğim sigarayı camdan aşağı attım.
"Hare" diyen Fırat'a baktım.
"Lütfen dikkatli ol." diyince onaylarcasına başımı salladım ve arabadan indim.
Fırat'ın tarafına geçtim ve
"Oğullarının fotoğrafını göster" diyince hemen telefonu eline aldı. Ama telefon kapalıydı.
"Şarj mı bitti Allah kahretsin!" diyen Fırat'a göz devirdim.
"Neyse önemli değil bu da nazar olsun" diyerek ilerlemeye başladım. Arkamdan gülüşünün sesi gelince bende gülümsedim.

Mekanın dışındaki duvara ilerledim ve içerden dışarıya doğru attıkları merdivene tırmandım.
Duvarı çıkınca içeriye atladım.
Kaseyi alınca yine bu yoldan gelip Fıratın arabasına binecektim.

İçerden Murat denen şerefsizin sesi gelince yüzümü buruşturdum. Konuşma yapıyordu. Fazla vaktim yoktu acele etmeliydim.

Kasenin yanındaki korumaların hepsi içeriye verdiğimiz gaz yüzünden bayılmış olmalıydı. Kapıda kalan korumayı halletmem gerekiyordu sadece ve bu çocuk oyuncağıydı.

Arka kapıyı açmışlardı hemen içeriye girdim. Uzun koridorda hızlı adımlarla ilerlerken kapının önündeki adama baktım. Kendimi duvara yaslı olan dolabın arkasına gizlemiştim. Arkası dönüktü ama çok tanıdık geliyordu. Kaşlarımı çattım. Saçma sapan şeyler düşünmeyi bırakıp işime odaklanmalıydım.
Dolabın yanındaki vazoyu alıp sessizce ona yaklaştım.

Tam bana dönecekken vazoyu kafasına vurmamla beraber yere düşüp bayılmıştı. Adama hiç bakmadan hemen odaya girdim. Maskeden dolayı ağzım ve burnum kapalıydı sadece birkaç saniye nefesimi tutmam lazımdı.

Koltukta ve yerdeki baygın adamları es geçerek kaseyi aramaya başladım. Bulmam uzun sürmemişti çünkü tam ortaya açık bir şekilde koymuştu aptallar.

Karan'dan

Başıma yediğim darbeyle gözlerim kararmıştı. Gözlerimi açtım ve kaşlarımı çattım. Aklıma kasenin gelmesiyle anında ayaklandım.
Koridordan gelen sesle o tarafa döndüm. Baştan aşağıya siyah giyinmiş biri o tarafa koşuyordu.

Peşinden koşmaya başladım. Bir yandan sövüyordum. Nasıl dikkatli olmamıştım? Onca adamın arasından nasıl almıştı bu kaseyi!

Ona yakınlaşınca
"Hey dur!" diye bağırdım. Duracağını düşünmüyordum ama durmuştu. Ve bu beni şaşırtmıştı.
Bu bir kızdı. Vücudundan belliydi. Kaşlarım iyice çatıldı. Kız bana döndü. Sadece gözleri görünüyordu. Geriye bir iki adım atınca anında hızlandım ve tek elimle kollarından tutarak onu duvara yasladım.

"Konuş lan sahibin kim? Babamdan ne istiyorsun!" diye bağırdım.
Bana bakakalmıştı. Sanki şaşırmış gibiydi. Gözleri dolmaya başlayınca güldüm. Ama sinirli bir gülüştü.
"Konuşmayacaksın demek. O zaman kim olduğunu kendim öğrenirim"diyerek diğer elimi maskesinin altına getirdim. Çırpınmaya başlayınca ona dahada yaslandım.

Gözlerimi gözlerine dikince çatık kaşlarım normal halini almıştı.

Gözleri tıpkı Hare'nin gözleriydi...

----------------

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.