İçeriğe geç

Y KARAKTERİ

Bölüm 6 · 6 dk okuma

Y KARAKTERİ

Bölüm 6

Arkadaş

İnine çekilen öfkem yerini her daim peşimi bırakmayan pişmanlığa bıraktı. Ne yapacağımı bilemez vaziyette dikildim. Sanki başka bir âlemdeydim ve bu olanları başka bir gözle izliyormuş gibi tepkisizdim.

"Bunun bedelini ödeyeceksin" dedi öksürüklerinin arasında. Genç görünümü hemen hemen bizimle yaşıt olduğunu gösteriyordu. Sarı saçları yüzüne dökülüyor, beyaz uzun elleri boğazını sarıyordu. Siyah gözleri yerden kalkarak odağını buldu ve bana baktı. Öfke, hiç olmadığı kadar elle tutulurdu.

"Ben çok üzgünüm" sesim öyle pişman öyle üzgün çıkıyordu ki ağlasam şaşırmazdım. Dizlerimin üstüne çöktüm ve eğildim.

"Özür dilerim. Sizi başka biriyle karıştırdım. Aslında koval-"

"Kes sesini" yerinden doğrulduğunu gördüm göz ucuyla. Üstünü başını temizledi.

"Sizi şikayet edeceğim." Sesi kısık ve keskindi. Hızla doğrularak arkamı gösterdim.

"Onun hiçbir suçu yok! Tüm hata benim!" Aniden kolumdan çekilip geniş gövdenin arkasına alınınca sözlerim yarım kaldı.

"Tüm hastane masraflarınızı karşılayacağız." Sakince sarf edilen sözler etki etmemiş olacak ki alaycı bir kahkaha attı.

"Ya uğradığım ruhsal hasar" cebinden telefonu çıkardığını gördüm.

"Polisi arıyorum. Bundan sonra saldırmadan önce iki kere düşünürsün."

Allah kahretmesin. Başım eğilirken bıkkınlıkla iç çektim. Tekrar karakola gidemezdim. O zaman tek çarem kalıyordu. Pişmanlığım yerini hemen soğukkanlılığa bıraktı. Dağıttığım saçlarımı tek elimle yüzümden çekerek geriye attım. Bu yapacağıma ben bile inanamayarak iki adımda kurbanın önüne dikildim. Ani değişen tavrımı kaşları çatılarak seyretti. Eline hamle yaparak telefonu çekip aldım. İki çift şaşkın bakış kırmızı tuşa basmamı izledi.

"SEN NE YAPTIĞINI SANIYORSUN!" bağırışlarının arasında telefonuna hamle yapıyor ama bir türlü alamıyordu çünkü ben ondan hızlıydım.

"Etrafına bir bak" dedim gayet olağan bir şekilde. "Bizim yaptığımızı kanıtlayabilir misin?" kaçamak bakışlarla etrafa bakındı. "Bu dar sokakta ne bir kamera var ne de görgü tanığı" Öyle bir sırıtmış olmalıyım ki irkildi ve geri adım attı. Jake the Killer gibi görünüyor olmalıydım. Şeytanım bile bu oyunumu eli ağzında inanamayarak izliyordu. E battı balık yan giderdi sonuçta. "İstesen de kanıtlayamazsın." Duvara dayandı sırtı. Onu hunharca vurduğum duvara. İçim burkulurken maskemi bozmadım. Eğer bu oyunu devam ettirmezsem başım çok büyük belaya girecekti.

Korkuyla açılan gözleri etrafı taramaya başladı. Ecel terleri dökmeye başlamıştı bile. Yana hamle yapmaya çalıştı ama kolumu duvara vurdum ve geçmesine engel oldum. İstese pek kolay beni bertaraf edebilirdi ama buna cesaret edemiyormuş gibi yerinde dondu.

"Şimdi ya bizimle hastaneye gelirsin ya da" bakışlarım boğazına kayarken sırıtmam iyice genişledi. Elleri boğazını kavrarken sertçe yutkundu. Hızla kafasını salladı. Geri çekilirken gülümsedim. "Harika. Öyleyse gidelim." Duvardan ayrılırken hızlı hızlı önümde yürümeye başladı.

Yavaşça çalınan alkışla arkama baktım. Yüzünde eğlenir bir ifade vardı ve dudakları kahkahasını her an bırakabilirmiş gibi büzüşmüştü.

"Harika bir oyunculuktu. Az daha beni bile kandırıyordun" Korkuyla elim ağzını kapattı. Şaşkınlıkla ağzının üstündeki soğuk ellerime baktı. Tüm bu tantana resmen kanımın çekilmesine neden olmuştu.

"Sus. Tüm bunların boşa gitmesini mi istiyorsun?" kısık sesim telaşlıydı. Bir yandan da arkamı dönüp bizi duyabileceği bir mesafedemi diye bakıyordum. Sıcak eller bileklerimi kavrarken önüme döndüm. Eğlenir ifadesi silinmişti ve yerini rahatsızlıkla karışık merak almıştı. Ellerimi hemen çektim gözlerimi de yoğun bakışlardan çektiğim gibi.

"Çok uzaklaşmadan hemen yanına gitmeliyiz" dedim ve hızla ona ulaşmak için yürüdüm.

Hastane kalabalık ve bir o kadar da gürültülüydü. Acil serviste perdelerle ayrılmış sedyenin önünde bekliyordum. Yorgun bakışlarla birkaç morluk dışında bir şeyi olmadığını ve dinlenmesini söyleyen doktor reçete yazıp gitmişti. Kısa süre sonra hemşire gelmiş ve serumuna ağrı kesici yapmıştı.

Hala benden bakışlarını kaçırıyor, rahatsızlıkla sedyede kıpırdanıyordu. Ortamı daha da germeye gerek olmadığından cebimden telefonunu çıkararak usulca yanına koydum. Elimin hareketi bile onu ürkütmüş gibiydi.

"İyi olduğunuza göre ben artık gideyim." Önünde eğildim. Kaçamak bakışlar beni süzdü. Arkamı dönüp çıkmaya yeltenecektim ki tekrar ona döndüm. Bakışlarını anında kaçırdı.

"Gerçekten üzgünüm" samimiyet kokan sözlerim pişmanlığı da barındırıyordu. "Bu arada siz muayenedeyken telefonunuz ısrarla çaldı ve bende açtım. Bay Lee birazdan burada olur." Gözleri şokla ve korkuyla bana kilitlendi. Bana gösterdiği korkudan bile daha büyük bir korkuydu. Sanki dehşete düşmüştü. Hızla yerinden doğrulmaya koluna bağlı küçük hortumu çıkarmaya çalıştı. Bir yandan da kendi kendine konuşuyor, alel aceleyle ceketini giymeye çalışıyordu. Ona yardım etmek için bir adım atmıştım ki ani bağırmayla yerimde çakılı kaldım.

"Ne yaptığını sanıyorsun sen" demişti sert ve oldukça sinirli bir ses. Aynı an da kafamızı çevirdik. Oldukça pahalı olduğu anlaşılan bir takım giyiyordu. Biraz toplu ve kısa boyluydu. Büyük ellerinde tuttuğu telefonu öyle bir sıkıyordu ki ekran kırılacaktı. Çattığı kaşlarının arasında gözleri kayboluyor, memnuniyetsiz suratı kızgınlıkla çarpılıyordu. Beni tamamen yok sayarak hızla sedyenin yanına gitti.

Sanki küçücük kalmak istercesine sedyede büzülüyor da büzülüyordu. Gözleri iri iri olmuş, dudakları sıkıca birbirine geçmişti. Titrediğini anlayabilmek için dikkatli olmaya gerek yoktu. Savunmasızlığı içimi merhametle doldurdu. Benim yüzünden hastanedeydi ve üstüne üstlük azarda işitiyordu.

"Vücuduna zarar gelmemesi gerekiyordu. Bu hafta fotoğraf çekiminiz vardı." Sinirle soludu. "Lanet olsun" pek pahalı saatine bakarken bir kez daha homurdandı. "Seni arabada bekliyorum. Hazırlan gel." Yüzüne bile bakmadan perdeyi çıkmak için araladı. Kim olduklarını bilmiyordum ya da neden böyle davrandığını ama kim olursa olsun böyle bir muameleyi hak etmiyordu.

"Böyle davranamazsınız. Ona iyi olup olmadığını sormadınız bile." Çıkışmam onu duraksatmış olacak ki bana döndü. Beni yeni fark ediyormuş gibi ilgisiz bakışlarıyla beni süzdü.

"Sen kim olduğunu sanıyorsun da bana hesap soruyorsun." Doğru noktaya parmak basmıştı. Pervasızca söylemlerim, hareketlerim gerçekten benim sonum olacaktı. Biraz daha eşelerse benim yaptığım ortaya çıkabilirdi. Fakat bu suçluluk duygusundan kurtulmalıydım ve o, o kadar savunmasız ve yalnız görünüyordu ki kendime engel olamamıştım.

"Ben onun arkadaşıyım" dedim kendimden beklenmeyecek bir özgüvenle. Adını öğreneli daha bir saat bile olmamıştı. Şaşkın dik bakışlar sırtımda delikler açıyordu.

"Arkadaş mı? Bana bundan bahsetmemiştin." Dedi meraklı bakışları ona kayarken.

Sarı saçlarının çevrelediği beyaz suratı ruhu çekilmiş gibi daha da solgunlaştı. Sedyeye daha da gömüldü.

"Biz" dedi tanıdık bir ses beni omuzlarımdan koluyla kavrarken. "Onu yolda baygın bulduk ve hastaneye getirdik. Kız kardeşimde çok arkadaş canlısı olduğundan hemen arkadaş olmuş demek ki"

Arkamdan gelmediğini sanıyordum. Ara sokakta olanlardan sonra gittiğini düşünmüştüm ama anlaşılan burada da beni takip etmişti. Durumun absürtlüğünü görmezden gelerek ayak uydurdum ve aptalca gülümsedim. Adamın şüpheli bakışları süzdü bizi.

"Rahatsız ettiğimiz için özür dileriz." Apar topar beni de beraberinde sürükledi. Acil servisin dışına çıkana kadar dik bakışlar ok gibi saplandı başıma.

Derin nefesler alıp verirken üstümden koca bir yük kalkmıştı.

"Gittiğini sanıyordum."

"Hastane masrafını ödüyordum." Durdum ve ona döndüm.

"Bunu ben yapmalıydım. Benim yüzümden başın belaya giriyordu. Bana tutarı söyle sana ödeyeceğim."

"Hayır" kararlı bir sesle. "Paranı istemiyorum. Seni kurtarmama karşılık vakti gelince senden bir iyilik isteyeceğim."

"Bunu kabul etmiyorum. Para vermeyi tercih ederim. Ne idüğü belirsiz bir anlaşmanın içine sokuyorsun beni. Ayrıca" alayla kıvrıldı dudaklarım. "Senden hiçbir zaman yardım istemedim bilakis benden uzak durman için defalarca uyardım seni." Derin bir nefes aldım. "Peşimden gelen de sensin beraber olduğumuzu söyleyen de. Bunlardan hiçbirini yapmanı ben istemedim. Şimdi kendi tercihlerin için beni zan altında bırakıp mesul tutamazsın. Beni aptal yerine koymana izin vermeyeceğim. Madem tutarı da söylemiyorsun o zaman işimiz bitti. Mümkünse bir daha görüşmeyelim çünkü ben amansız bir hastalığa yakalansam ve ilaçta tek sende olsa ölmeyi yeğlerim." Çıt çıkarmadan ifadesiz bir suratla beni dinledi. Arkamı dönüp giderken bu işin burada bitmesini diliyordum.

"Biz birbirimizi kollarız." kelimeler defalarca kez söylemiş gibi ezbere çıkmıştı ağzından.

"Ben SİZDEN BİRİ DEĞİLİM!" arkamı dönerek öfkeyle haykırdım. Yoldan geçen bir kaç kişi irkilerek bize baktı. Umursamadım. "Olmaya da hiç niyetim yok. Sende teklifinde umurumda değil." Ağzını açmasına fırsat vermeden olağanca gücümle koşmaya başladım. Kaçtım. Düşüncelerimden, yaptıklarımdan ve en çok da kendimden.

Bölüm sonu

2 yorum