İçeriğe geç

X [Taegi Fanfiction]

Bölüm 2 · 8 dk okuma

X [Taegi Fanfiction]

Bölüm 2

Bölüm 1: Dersler

"Tanrım!" Koşmasına rağmen yetişemeyeceğine ikna olduğu dersin saatini, sanki değişmesini umut ediyormuşcasına tekrar tekrar kontrol ederken gözlerini kapattı ve yüzünü buruşturdu Jeon Jungkook. "Nefret ediyorum bu dersten!" Durup birkaç saniyeliğine soluklandıktan sonra parlak gökyüzüne çevirdi yorgun bakışlarını. "Bu havada ve bu saatte bu derse girmeyi hak edecek ne yaptım, tanrım!?"

Kendini toparlamış, öğrenci kimlik kartını okutup okuluna girmiş ve merdivenleri ikişer üçer çıkarak sonunda geç kaldığını sandığı dersliğin olduğu koridoru bulmayı başarmıştı. "Ah!" Nefeslendi. 4 haftadır geç kalmaktan ucu ucuna kurtulduğu derse yetiştiği için memnundu. "Sonunda..." koşarak sınıfa girmek üzereyken profesörle çarpışmak kesinlikle beklentileri arasında değildi. "P-profesör..." kendini hızla toparlamış ve özür dilemeye hazırlanmıştı.

Her yere saçılmış kitaplarını büyük bir özenle, sakince toplayan genç profesör yavaşça doğruldu ve ciddi ifadesini bozmadan konuşmaya başladı. "Jeon Jungkook. Bugün yine çok erkencisin(!)" Sesi ne sitemkardı ne de kızgın. Sadece düşüncelerini dile getirmiş basit bir insanı anımsatıyordu.

"Ah... Merhaba, Profesör Min." Elini saçlarına atarak gerginlikle gözlerini kaçırdı, bu gerici ortamdan kurtulmanın yollarını ararken dağılmış kağıtları toplamaya yönlendirdi kendisini. "Nasılsınız? Bir şeyiniz yok ya."

"İyiyim." Yavaşça doğrulmuş, Jungkook'un elindeki kağıtları da kitapları üzerine alarak hafifçe gülümsemişti. "Kim Taehyung için mi geldin?"

"Hayır! Yani neden onun için geleyim ki? Dersinizi dinlemek için geldim elbette." Gururla göğsünü kabarttı, alacağı övgüleri kafasında sıralamaya başladı. Ayrıca neden Taehyung için öyle demişti ki? Bir şey mi fark etmişti? Gerçi fark edecek ne vardı ki?

"Dersimin ortasında çıkmayacaksan gelebilirsin elbette." Elini davetkar bi biçimde içeriye doğru uzattığında, Jeon Jungkook; mahcup bir tavırla içeri geçmiş, sıraları bir bir kontrol etmiş ve Kim Taehyung'ın yanındaki klasik yerini almıştı.

Kim Taehyung, saatler öncesinden okulda olmaya alışıktı. Başını yine sırasına koymuş, rüyalar aleminde kısa bir gezşntiye çıkmayı göze almıştı. Jeon Jungkook onu daha fazla rahat bırakmayı düşünmüyordu. Kibarca elini omzuna koydu, sakince sarsmaya başladı. "Hey, Tae! Profesör çoktan geldi. Uyanmalısın."

"Hmmm?" Çatallı sesi ve kıpkırmızı kesilmiş gözleri uykunun en güzel evresinde olduğunu rahatlıkla belli edebiliyordu. "Profesör Min mi geldi?" Gözlerini acımasızca ovalarken bir çocuğun saf merakıyla sordu sorusunu.

"Evet!" Omuzlarını düşümüş ve hala küt küt atan kalbine rağmen defterini çıkarıp derse odaklanması gerektiğini hatırlatmıştı kendisine. Sabahtan beri geçirdiği onca aksiyon dolu saatten sonra elbette adrenalinin geçmek bilmeyen etkisini hissetmek zorunda kalacaktı. "Buraya gelmesini istemiyorum, lütfen kalk!"

"Ondan bu kadar nefret etme." Sırasının altındaki defteri ve kalemleri gelişigüzel masaya koyduktan sonra herkesin ders için hazırlanıyor oluşuna bıkkınlıkla baktı. "O, bu okula hala gelmem için bana sebep oluşturan tek kişi."

"İğrenç bir aşıksın." Diye homurdandı Jeon Jungkook, 4 haftadır yaptığı gibi onunla Profesör Min arasında bir şey varmış gibi yaparak onu delirtiyordu. "Bir dededen farkı yok. Profesör Kim'le beraber sabahları yaşlı amca sohbeti yapan birinden ne bekliyorsun ki tam olarak?" Park Jimin, duyduğu bu sözler karşısında şaşırmayı bırakalı çok olmuştu zira Jungkook profesörlerinin odasından çıkmak bilmeyen inek öğrenci sıfatını tam olarak karşılıyordu gözünde.

"Profesör Kim'den nefret ediyorum, anma şu bunağı." İç çekmiş, tahtaya çoktan formülleri yazmaya koyulmuş olan Profesör Min'le göz teması kurabilmek adına kendini toplamıştı. "Resmen Profesör Min'i kullanıyor. Gelmediği günlerde ona ders anlattırıyor."

"Tanrım, susun artık!" Hemen önlerinde oturan Park Jimin de sırasına yan oturmuş, dikkatli gözlerle Profesör Min'i dinlemeye çalışıyordu ki dudaklarından hızla firar etmişti bu kelimeler. "Onlar yıllardır arkadaşlar. Haklarında kötü konuşmaya nasıl yüz bulursunuz?"

"Sen de her şeyi biliyorsun Jimin " dedi Jungkook yine homurdana homurdana. İkisi arasındaki bu 'her şeyi bilme' mevzusu yeni değildi. "Yakında özgeçmişleriyle ilgili ödev verirlerse sana danışacağıma emin olabilirsin."

"Öyle mi dersin, Jeon? Asıl ben sana danışacağım, şüphen olmasın. Hangi tip prezervatif kullandığına kadar biliyorsundur sen!" Alayla gülmüş ve önüne dönmüştü. O sırada küplere binmiş olan Jungkook'u sakinleştirme görevini Profesör Min üstlenecekti.

"Jeon Jungkook." Arkalara sesini ulaştırabilmek için ses tonunu arttırmış ama yumuşak yüz ifadesinden ödün vermemişti.

Jungkook eliyle yüzünü kapatıp sessiz bir küfür mırıldanarak ayağa kalktı. "Evet profesör?" Neden hep kendisini seçtiğini düşündü. Jimin konuşturuyordu onu, bariz belliydi ama neden hep kendisine sesleniyordu?

"Bu soruyu çözmemde bana yardım edebilir misin, diye merak ediyorum." Elindeki tebeşiri sorunun yanındaki boşluğa kibarca vurmuş, buz gibi gözlerini bir an olsun Jungkook'un üzerinden çekmeye yanaşmıyordu.

"B-ben mi, profesör?" Kazanmaya çalıştığı birkaç dakikada da soruyu nasıl çözeceğine dair birkaç fikir düşünmeye çalıştı. Tahta resmen baştan sona soruyla ilgiliydi ve çözümü yapabileceğine olan inancı, sabah erken geleceğine olan inancıyla örtüşüyordu.

"Başka Jeon Jungkook var mı, göremiyorum." Sınıfı uğultulu bir kahkaha tufanı sardığında Kim Taehyung elini kaldırdı.

"Ben çözebilirim, profesör." Arkadaşını kurtarma görevini üstlenmiş, büyüklüğünü ortaya koymuştu. Yine de alacağı geri dönüşten pek de emin değildi. Profesör Min'di bu, diğerleri gibi değildi ki...

"Öyle mi? Sen gel o zaman Kim Taehyung. Ne de olsa tek bedende gibisiniz. Sen çözersen Jeon Jungkook adına da bir şüphem kalmayacaktır." Yine başlayan uğultu, fısıldaşma ve gülüşmeler arasında ayağa kalktı Kim Taehyung. Jeon Jungkook artık anlıyordu. Bu adam sabah akşam durmadan beraber çalıştıklarını bir şekilde görmüş olmalıydı.

Jeon Jungkook ve Park Jimin büyük bir merakla, merdivenleri yavaş yavaş inen ve dengesini sağlamakta zorlanıyor gibi görünen Kim Taehyung'a bakıyorlardı.

Kim Taehyung sonunda eline bir tebeşir aldı ve elini masaya koyarak destek alan, ağırlığını tek bacağına yükleyip boştakini önüne atarak dengesini kazanmış adamın ruhsuz gözlerine birkaç saniyeliğine baktı. "Bana kalırsa bunu geçen hafta anlattığınız teoremle çözmemiz gerekiyor." Diye, tıpkı Jeon Jungkook gibi zaman kazanmaya çalıştı.

"Tahta senin." Merdivenlere yöneldi, en arkaya geçip kollarını kavuşturdu ve tahtayı büyük bir hızla dolduran Kim Taehyung'a dikkat kesildi. Çok zeki diye geçirdi aklından. Biraz daha çalışsa bir buluş bile yapabilir ama neden yanaşmıyor anlamıyorum. Kederli kederli merdivenleri tırmandı ve en sona gidip diğer öğrencilerin neler yaptığına göz ucuyla baktı. Hüsran... asistanım hanginiz olacaksınız acaba, bunca beter notla?

"D-doğru gibi.." dedi Park Jimin heyecanla. Arkasında oturan Jeon Jungkook'a dönmüş ve heyecanla gülümsemişti. "Bugün de yırttın gibi duruyor. Ona çıkışta çay ısmarlamalısın."

"Taehyung olmasa ne yapardım, inan bilmiyorum Jimin." Başını masya bırakmış ve içinde tuttuğu nefesi hızla dışarı vermişti. Hala kalbi deli gibi atıyordu heyecan ve korkudan adrenalinin kanını bulandıran hissini bile tadabiliyordu.

Tebeşiri eski yerine bıraktı. "Bitirdim." Kim Taehyung tahtadan çekilmişti, sonucunun doğruluğunu profesöre göstermek için.

"Çok güzel. Teşekkürler Kim Taehyung." Merdivenleri hızla inerken sınıfa seslendi. "Anlaşılması zor bir yazısı yok fakat yine de anlamadığınız bir yer varsa sormaktan çekinmeyin. Topolojik uzayı anlamak için bize gereken ilk şey elbette kümelerin temeli ve bazlar olacak fakat zaten bunu bilen sizlere tekrar anlatmakla vakit kaybetmek saçmalık olurdu, değil mi?.."

Kim Taehyung, kalbi deli gibi atar haldeyken yerine oturdu ve derin bir nefes alarak tekrar profesöre odaklandı. Ne yanında oturan ve onun dedikodusunu sürdüren arkadaşları vardı aklında ne de uykusuz kaldığı o gece. Düşünebildiği tek şey memnun görünen profesörün yüz ifadesiydi.

Saatler birbirini kovaladı. Min Yoongi gözlüğünü çıkarıp hala ayakta kalabilen sayılı öğrencilerine şöyle bir göz attı. Tam olarak düşündüğü kişilerin ayakta kaldığını gördüğünde kendi kendine meydan okumasını kazanmanın mutluluğunu birkaç saniyeliğine yaşadı. "Uzattım, değil mi?"

"Sorun değil, Profesör Min." Dedi öndeki çocuk hevesle. Belki de artık dersin bu şekilde biteceğini düşünüyordu.

Min Yoongi'nin gözleri Kim Taehyung ile buluştu. Ödev için tahtaya yazdığı soruyla cebelleşen öğrencisine bir süre için gururla baksa da bunun, sınıfın geri kalanı için sorun olacağını düşünerek kitaplarını toplamaya koyuldu. "Pekala, haftaya kitabınızın 75. Sayfasındaki 6. Soruya uğraşmanızı istiyorum. Ödevleri odama ya da güvenliğe bırakabilirsiniz. İsimlerinizi yazdığınızdan emin olun. İyi akşamlar."

"İyi akşamlar, profesör!" Uyanık olanlar hep bir ağızdan konuşmuşlardı ve mutlulukla toparlanıp evde uzanacakları o zamanı düşünmeye başlamışlardı.

Bu gürültüye irkilerek uyanan Jeon Jungkook, yanındaki boşlukla şoka girmiş ve gözlerini ardına kadar açarak arkadaşını aramaya başlamıştı fakat çoktan merdivenleri koşarak inen arkadaşının dudaklarından dökülen tek şey profesörün adıydı. Başını iki yana sallayarak iç geçirdi ve kendine gelmeye çalışarak diğerleri gibi toplanmaya başladı. Jimin vücudunu esnetip koşturan Taehyung'a biraz özenerek biraz da kıskanarak baktı. Onun enerjisinin yüzde biri bile kendisinde olsa bölüm birincisi olacağına emindi.

"Profesör Min Yoongi!" Elindeki kağıtla koşturuşunu gülerek izlemiş ve elini alnına sertçe vurmuştu. "Aptal... gerçekten hayatı bu kadar seviyor musun, aptal Kim?" Onun da çantasını topladı ve aşağıda bekleyeceğine dair kısa bir mesaj çekti.

"Profesör Min!" Sonunda durmayı başarmış adam, kolu ve beli arasında umursamazca tuttuğu kitapları düzeltti, elini saçlarına atarak soluklanmasını beklediği öğrencisine biraz bıkkınlık biraz da gururla döndü.

"Evet, Kim Taehyung, seni peşimden sürükleyen şey nedir?" Sesi yorgun geliyordu ve bunu görmezden de gelemezdi zaten fakat yine de bir umut için kendisine zaman ayıırabileceğini düşnüyordu.

"B-ben... sorunuzu çözdüm profesör. Vaktiniz varsa..." neden kekelediğini bile bilmiyordu. Sınıf ortamında her şey kusursuz ilerlerken baş başa kaldıklarında tamamen batırıyordu.

"Elbette... bakalım nasıl çözmüşsün.." gözlüklerini düzeltip önlüğünün ceketindeki dolma kalemini çıkardı. Kendisine verilen kağıdı özensizce taşıdığı defterlerin üzerine koydu ve göğüs hizasında tuttu. "Gerçekten hızlısın. Matematiği seviyor gibisin."

Biraz olsun sevmiyorum, diye geçirdi içinden Kim Taehyung. Sadece sizi seviyorum. "Eskiden sevmiyordum ama bakış açımı değiştirdiniz "

"Bunu duymak ne hoş..." yüzüne yerleşen tebessüm eşliğinde sayılarda gezdirdi bakışlarını. Demek bu yüzden uğraşmıyorsun, yazık oluyor, diye aklından geçirmeden edemedi. "İşlemlerin doğru aslında ama birleştirirken m ve k'yı almamışsın, bir nedeni var mı?"

"Ş-şey... onların kesişimi vermesi gerekiyor sanıyordum. Yani birleştirirsem neyle neyin kesişimi verecek ki onu?"

"Doğru elbette ama sonuçta bazdan türettiğin bir topoloji bu. Eğer bazın doğruysa zaten sağlayacaktır. Ekstra olarak bakmama gerek yok. Gerisi doğru." Kalemini kapatmış, cebine özensizce atmış ve tam aksi bir biçimde kağıdı öğrencisine uzatmıştı.

"Teşekkürler profesör Min, kafam karışmış olmalı." Hafifçe eğilmiş, dudaklarını birbirine bastırarak bu rezilliğini kaç günde atabileceğini düşünmüştü.

Min Yoongi babacan bir tavırla Kim Taehyung'ın zaten dağınık olan saçlarını şöyle bir karıştırdı. "Önemli değil, sorunu anladığın ve düzelttiğin sürece ne kadar hata yaptığının bir önemi olmaz. İyi akşamlar, Kim Taehyung."

"İyi akşamlar profesör Min " çoktan uzaklaşan ve kağıdına küçük notlar eklemiş olan Profesör Min'e hayranlıkla baktı. "Saçlarıma... dokundu..." diye sessizce mırıldandı. "Bana dokundu... oysa onu obsesif sanıyordum.."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.