İçeriğe geç

X [Taegi Fanfiction]

Bölüm 17 · 6 dk okuma

X [Taegi Fanfiction]

Bölüm 17

Bölüm 16: Eski Kötü Anılar

"NE YAPTIM DEDİN SEN AZ ÖNCE!?"

Taehyung soğuktan buz tutmuş burnunu çekti, etrafına yorgun bakışlar atarak bakıyorken ceplerinde titreye titreye aradığı sigara paketini bir türlü tutamayışına lanetler yağdırıyordu. Soğuktan gözleri yaşarıyor, ağlıyor gibi bir izlenim yaratıyordu ama Taehyung, az önce olanlardan sonra kesinlikle pişman falan değildi, muhtemelen asla da olmazdı.

"Üzgünüm, tamam mı?" Diye zorlukla mırıldandı. Sonunda titreyen ellerindeki paketten bir çöp çıkarıp dudaklarına yerleştirdi. Şimdi de aynı savaşı çakmak için yapmak zorundaydı, bunun düşüncesi bile onu bunaltmaya yetiyordu. "Hava bugün gerçekten çok soğuk."

"Konumuz bu mu gerizekalı!?" Jungkook gerginlikle saçlarını karıştıryor, öfleyerek sunacak bir yalan düşünüyordu zira Taehyung'tan önce ona yazmazsa bu suça ortak olmak zorunda kalacağını biliyordu. "Nasıl olur da benim numaramı Profesör Min'e verirsin? Senin için yazarsa ne bok yiyeceğim!?"

"Sadece bir süreliğine idare et beni, ölmezsin!" Son kelimesinde sinek kovalıyor gibi elini iki kere havada ardı ardına sallamış ve sonunda bulduğu çakmağıyla sigarasını yakmaya odaklanmıştı. Titreyen eliyle sper ediyor yine de yüzün esen buz gibi soğuk ayazı engelleyemiyorfu.

"Pekala da ölürüm!" Duruşunu dikleştirmiş, kaşlarını birbirine değdirmek istiyorcasına çatmıştı. Onun öfkeli halini belki de hiç görmediğinden bu hali korkunç gelmişti Taehyung'a. "Nasıl idare edeceğim? Senin ağzından yazamam ona, delirmedim daha o kadar!"

"O halde benim telefonumu al!" Dumanı tüten sigarasından sanki oksijeni soluyormuş gibi derin nefesler çekiyor ve burnundan usulca bırakarak ısıtmaya çabalıyodu. Arka cebindeki telefonunu uzattı, tek kaşını kaldırarak teklifine ne cevap vereceğini sorguladı.

"Annemler ararsa ne yapacağım?" Jungkook gerginlikle ellerini ovuşturdu, arkadaşının bu rahat tavrı onu rahatsız ediyordu.

"Telefonum suya düştü, de. Ben de öyle diyeceğim. Diğer herkese de basit yalanlar bulabilirsin. Zaten bizi kaç kişi arıyor ki?" Gözleri önünde uçuşan ve sigarasından dökülmüş olan küllere bakmış, hala kendisine sorgulayan gözlerle bakan adamı görmezden gelemeyeceğini fark ederek iç geçirmişti. "Ne olur sanki arkadaşın için bir fedakarlık yapsan, Kookie?"

"Yapmayacağımı söylemiyorum!" Hissettiği buruklukla bir anda söylemişti. "Sadece aklından geçenleri anlamıyorum. Yarın yokmuşcasına yaşıyorsun, böyle birisi olmadığını biliyorum."

"Sen ne biliyorsun ki benim hakkımda?" Küçümser bir havayla konuşmuş, birkaç aydır tanışık olduğu arkadaşının böylesine bilmiş konuşmasına az da olsa sinirlenmişti.

"Ne mi biliyorum?" Öfkeyle iç geçirmiş, gözlerini kapatarak bir süre sakinleşmeyi hedeflemişti. "Liseyi okul birincisi olarak bitirmişsin ama kimseye söylemediğin bir sebepten matematik yazmışsın. Her şeyi yazabilecekken, her şeyi yapabilecekken bu boktan bölüme gelmişsin. Ailen, arkadaşların, çevren... herkese değer veren disiplinli ve sorumluluk sahibi biriymişsin. Nasıl bu kadar değişebilirsin? Seni ne değiştiriyor, Taehyung!? Madem bilmediğimi söylüyorsun, o halde söyle de bileyim!" Jungkook nefeslenmiş, ardı ardına sıraladığı cümleleri yeni yeni idrak süzgecinden geçirirken sıkmış olduğu yumruklarının avuç içinde yarattığı sızıyla anbean gevşemişti.

"Bitti mi?" Dedi Taehyung, dümdüz bir tonda. Duyduğu her şeyin doğru olması bir yana, onun bunları nasıl öğrenmiş olduğu daha fazla karıştırıyordu kafasını. Yine de umursamaz durursa tüm bunları aklından er ya da geç çıkaracağını düşünüyordu.

"Bitti."

"O halde siktir olup gidiyorum." Jungkook'un telefonunu aldı, kendi telefonunu ona uzattı ve ağır adımlarla oradan ayrılırken sol kolunda bir uyuşukluk hissetti. Yine şu aptal X yüzünden bir yere düşmeden önce eve gitmesi gerektiğini düşündü.

Eve... Yoongi'nin yanına gitse, yanına kabul eder miydi onu?

*

"SEN NE HALT ETTİN AZ ÖNCE?" Yine sesini yükselmiş isim Kim Seokjin'di.

"Halt dışında bir argo bilmez misin sen?" Yoongi ise her zamanki gibi umursamaz davranarak arkadaşının tüm öfkesini belli bir yerde son bulmasını umuyordu.

"Lütfen başımda bağırışmayın, gerçekten şakaklarımdan içeriye doğru zonkluyor." Hoseok iç geçirip doğrulmuş ve sıcak bitki çayından bir yudum almıştı. Burnu akıyor, görüşü bulanıklaşıyor, bedemi alev alev yanıyordu. Nefes almakta zorlandığı bile oluyordu ama hepsi gribin basit etkilerinden olduğu için umursamıyordu.

"Yine neyin kavgasını yapıyorlar ki?" Dedi, Kim Namjoon meraklı gözlerle, hala ayakta duran ikiliyi en ince detayına kadar süzerken. Bir ipucu arıyordu ama ikisi de oldukça normal görünüyorlardı. Her zamanki gibi bağırışıp çağırışıyorlardı işte.

"Sizin arkadaşınız olacak Min Yoongi gerizekalısı az önce telefon numarasını bir öğrenciye sadece öğrencisi istedi diye verdi." Haklı çıkacağını bildiği bir güven vardı üzerinde. Arkadaşlarından onaylamaz sözcükler duymak için sabırsızlıkla bekliyordu.

"Gelene kadar sana kaç kez anlattım!" Elini eli üzerine vurmuş, tekrar tekrar kendisini açıklamaya başlamıştı. "Ondan zaten ben istemiştim!"

"Neden ama!? Mail denen şeyi boşuna mı icat ettiler sanıyorsun?" Jin öfkeden kıpkırmızı kesilmişti.

"Bekleyin bir, önce sakinleşin ikiniz de." Namjoon ayağa kalkmış; ikisini de ayrı koltuklara karşı karşıya oturacakları şekilde oturtmuştu. "Kime numaranı verdin, hyung? En başından anlat düzgünce."

"Kim Taehyung'a mı yoksa?" Dedi Hoseok, gözleri ardına kadar açık bir biçimde. Her ne kadar hala ateşi olsa da üşüyen parmaklarını sıcak fincana bastırıyordu.

"Evet!" Diye bağırdı Jin. "Ne gibi bir boktan özelliği varsa o çocuğun artık!? Ülke çağında ün kazanmış profesörün telefon numarasını elini kolunu sallayarak alabiliyor!"

"Beni hiç dinlemedin herhalde, hyung." Dedi Yoongi, iç geçirerek. Sakinleşmesi için büyük bir sabırla bekliyor fakat yavaş yavaş da kırılıyordu bu direnci. "Onu zaten istese de istemese de asistanım olarak alacağım. Numaram ona istese de istemese de bir şekilde geçecek. Erken olmuş olması neden bir problem yaratıyor, inan bana, anlamıyorum."

"Senin Profesör Shin'den ne farkın kaldı, hyung?" Dedi Namjoon, oldukça düz bir tonda, sanki birazdan yaratacağı harabeye karşı bir öngörüsü yokmuşcasına.

Eve bir anda ölüm sessizliği çöküverdi. Herkes yaşanılan bu iğrenç olaylardan sonra o kadının adını ağzına almamaya adeta yeminliydi fakat şimdi olanlar ve Namjoon'un tekrar dile getirilmesiyle gündemlerine bir saniye bile beklemeden oturan bu aptal konu, artık tamamen kapatılmak suretiyle giderdi, başka çaresi yoktu.

"Namjoon.." diye sessizce fısıldadı Hoseok, daha fazla dayanamayarak. "Ne zırvalıyorsun? Anlaştık sanıyordum."

"Yine de öyle olmadığını söyleyemezsin, hyung, değil mi?" Diye direndi Namjoon. Fazlasıyla realist davranmaktan çekinmiyordu.

"Bence sus artık, Namjoon." Dedi Jin, uyarırcasına bir ses tonuyla. "Daha fazla deşelemememiz daha iyi olur."

Yoongi öne eğdiği başını kaldırdı, derin bir nefes alarak gülümsedi, tıpkı öğrencilerine gülümsediği gibi. "Önemi yok." Diye mırıldandı usulca. "Geride kaldı. Yıllar önce olmuş bir olay için daha fazla üzülmemiz mantıksız. Belki de haklısınızdır."

"Öyle demek istemediğimizi biliyorsun." Jin, tüm öfkesini unutmuş gibiydi. Yoongi'nin yanına geçti ve korkak bir tavırla sarıldı ona. "Sadece seni korumak istiyoruz."

"Neye inanmam gerektiğini bilmiyorum, bu yüzden bana yalan söyleme, Jin." Diye fısıldadı Yoongi. "Ben eve gidiyorum. Kalkıştan bir saat önce dışarıda hazır olurum." Jin'in kolları arasından sıyrılmış, evi hızlı adımlarla terk etmişti.

"Umarım yaptığını beğenmişsindir, Namu!" Diye çatallı bir sesle haykırdı Hoseok, Yoongi'nin gittiğinden emin olduktan sonra. "O lanet çukurdan çıkması yıllar sürmemiş gibi bir de sen git üzerine. Gerçekten mükemmel bir dostsun."

"Dost dediğin acı söyler. Profesör Shin de ondan hoşlanıyordu, masum görünüyordu, haksız mıyım? Taehyung'ın arkadaşlarının da bizim gibi bir dönemdem geçmesini mi istiyorsunuz? Öncesinde önlemimizi almamızın ne sakıncası var?"

"Sen Yoongi için ne demeye çalışıyorsun, Joon?" Jin ayaklanmış, Yoongi'ye biriktirdiği tüm öfkeyi Namjoon'dan çıkarabileceğini düşünmüştü. Hak etmişti onun gözünde, hem de sonuna kadar.

"Bir şey demeye çalıştığım yok."ellerini önüne, masum oldupunu göstermek istercesine kaldırmıştı. "Sadece, böyle bir skandala daha gerek yok, diyorum."

"Yoongi öyle bir insan değil. Onu asistanı yapmak istiyorsa bu gerçekten yapmak istediğindendir. Senin kirli düşüncelerin yüzünden değil. Bir daha bunu anımsatmaya kalkarsan senin de unutulamayacak bir skandalın olacak." Yoongi'nin peşine gitmek için kapıyı çarparak çıktı Jin.

"İki dakika rahatça hasta bile olamıyorum." Dedi Hoseok öfleye püfleye. "Huzursuzluk çıkarmazsan ölürsün, değil mi, Namu?"

"Bir kadının zevklerini karşıladı diye onu suçlu bulmuyorum ama şu anki hareketleri sence çok mu masum, Hobi hyung? Aynı soruyu yine soracağım: onun Profesör Shin'den ne farkı kaldı?"

*

Y/N: Taegi'den nasıl Yoonjin'e kayıyorum, oynat bakalım.

Bu kadar açıldıktan sonra konuyu en sonunda bağlayabilirim umarım.

Okuduğunuz için teşekkürler...

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.