İçeriğe geç

X [Taegi Fanfiction]

Bölüm 11 · 6 dk okuma

X [Taegi Fanfiction]

Bölüm 11

Bölüm 10: Mandalina

"Merhaba, profesör.." cilveli bir ses tonu ve oldukça sempatik bir tebessümle yaklaştı, Profesör Choi Kyung Mi. "Görüşmeyeli çok oluyor. Hala aynı okulda aynı sınıflara giriyoruz ama ismimizin başında kısacık bir unvan var diye ayrı odalara kapatılıyoruz."

Yoongi, kendisiyle yaşıt genç kadının rahatsız olmaması adına sigarasını diğer eline aldı ve başını hafifçe eğerek selamladı meslektaşı ve geçmişteki en büyük düşmanını. "Bunun için çok çabalamıştınız." Diyiverdi. Asabı bozuktu, Jin'le aralarında geçenlerden sonra ona karşı hiçbir şekilde yakınlık beslemek istemiyordu

"Evet.. Evet öyle yapmıştım... küçüktüm, cahildim, gözüme bir hırs büründü.." iç geçirmiş, bir anlığına maziye dalmıştı. Okul birincisi kimliğine öyle sıkı sarılmıştı ki hayatı ellerinden kayıp gitmişti. Oysa o zamanlar herkesle bir rekabet halinde olmanın yaşama tutkusu olduğunu düşünürdü.

"Evet evet, biliyorum..."

"Sen de az değildin." Dirseğini Yoongi'ye kibarca vurmuş, yine o sıcak gülümsemesini takınmıştı. Flörtleşen yeni tanışmış çiftler gibi görünüyorlardı uzaktan.

Yoongi umursamadan bir nefes daha çekti ve parlak gökyüzüne dikti bakışlarını. "Jin'e güvenme." Diye fısıldadı sonunda. "Onu ne kadar sevdiğini biliyorum, biliyorsun."

"Aramıza..." Yoongi'nin sigarasını aldı, kendi dudaklarına yerleştirdi ve keyifli bir nefes çekti. "...Kurmuş olduğum bu tatlı köprüyü öğrenmişsin. Senin o fazlasıyla ahlaklı olan ruhunun koşarak buraya geleceğini biliyordum."

"Saçmalayıp durma." Yeni bir sigara çıkarırken genç kızın ne zamandan beri bu zehri ciğerlerine çektiğini düşündü zira en son hatırladığında ders dışında bir bağımlılığı yoktu.

"Yoongi-ah..." diye fısıldadı genç kız. Başını yanındaki adamın geniş omzuna yaslamış, gözlerini kapatmıştı. "Jin'le ilgili dedikodum çıktığında ne kadar sevindiğimi anlatamam sana."

"O günlerde çok kafaya takmış görünüyordun oysa. Saatlerce ağladığını bilirim."

"Hepsi güzel bir tiyarto sahnesinin en etkili perdesini oynamaktan ibaretti. Jin, benim için sana ulaşmakta kullanacağım basit ama etkili bir basamaktan fazlası değildi ve sonunda burada yalnız başımıza kaldığımıza göre oldukça da başarılıymışım." Kulağına yaklaşmış, ılık nefesini boynuna çarpıtmıştı. "Her şeyde olduğum gibi..."

*

"Sikeceğim ya, yine mi geç kalıyorum şu soktuğumun dersine!? KİM TAEHYUNG!"

Herkesin merakla ortalıkta bağıra bağıra koşan genç oğlana bakmasının sebebi belki de gereksiz tatavasından kaynaklanıyordu, kimse tam olarak bilmiyordu. Merdivenleri ikişer üçer tırmanarak turnikelerdeki kart okutma işlemi için beş dakika kadar uğraştıktan sonra gruba geç kalacağıyla ilgili bir mesaj bıraktı fakat ondan öncesinde Kim Taehyung'a attığı mesajların nereye gittiğini düşünmekle meşgul etti kafasını.

"Profesör Min!" Koridorun başından, koridorun en sonundaki sınıfa girmek üzere olan profesöre adeta ses tellerini koparmak istercesine bağırdı. "LÜTFEN BEKLEYİN, EFENDİM!"

"JEON JUNGKOOK!" Aynı şekilde karşılık verdi ve gülerek ağırlığını tek bacağına yükledi Min Yoongi. "BAĞIRMAMAN KAYDIYLA SENİ BEKLERİM."

"ÇOK TEŞEKKÜR-" profesörün sessiz olmasıyla ilgili verdiği işareti anlayıp eğildi ve koşar adımlarla sınıfa girdi.

Garipti.

Kim Taehyung ilk kez bu aptal derste yoktu.

Merdivenleri koşar adım tırmandıktan sonra Park Jimin'in yanındaki yerini aldı. "Hey, Jimin."

"Tae nerede? Hasta mı?" Tüm şaşkınlığını ortaya seren Park Jimin'e karşılık aynı şekilde şaşkınlığını sunan Jeon Jungkook, bir süre ikisi arasında derin bir sessizliğin oluşmasına sebep oldu.

"Seninle sanıyordum. Ona tonla mesaj attım ama bana dönmedi!"

"Tanrım, ben de öyle! Ne zaman gelsem burada olduğu için merak edip yazmıştım ama iletilmedi bile. Belki hala yoldadır."

"Kim Taehyung, profesör Min'in mi dersine geç kalacak?"

"Ne bileyim, belki bir aksaklık olmuştur."

"Hazırsanız derse başlayalım." Tüm bu kuru uğultuya şıklattığı parmağıyla son veren profesör Min Yoongi gözlüğünü zarif burnu üzerinden itti ve sorularda bakışlarını dikkatle gezdirmeye başladı. Bugün yeni konuya geçmesi gerektiğini biliyordu fakat Taehyung burada değilken başlamanın ona haksızlık olacağına derinden inanıyordu. "Sınav kağıtlarınızı neredeyse yarıladım ve bir tane bile 100 alamayan olması gerçekten çok acı. Bugün bu sorunun üzerine gideceğiz."

"Gerçek anlamda sıçtık." Diye fısıldadı, Park Jimin. "Nadiren böyle der ve ben ilk defa kağıdımı ciddi anlamda doldurmuştum." Elini hızla yüzüne vurup dertle saçlarına geçirdi. "Bıktım bu dersi almaktan, tanrım, nolur yardım et bana!"

"Sırayla soruları çözeceğiz. Eminim ki eksiklerinizi görmek, final sınavında sizlere yardımcı olacaktır."

Park Jimin sertçe başını masaya bıraktı. "Lütfen mezar taşıma 'Profesör Min öldürdü' yazın. Vasiyetimdir."

Saatler birbirini kovalarken yeni uyanmış olan Kim Taehyung kararmış odaya dikkat kesildi. Ne zamandır buradaydı? Profesör Min çoktan gitmiş miydi? En korkutucu olanı ise bu okulda sıkışıp kalmış olabilir miydi?

Başını saldayesine yaslamış tavanı izleyerek hala problemi üzerine düşünen Min Yoongi sonunda attığı mesajdan gururlu ve bir o kadar da yüreği ağzında bir biçimde öylece otururken hissettiği hareketlilikle göz ucuyla koltuğa baktı. "Kim Taehyung." Diye fısıldadı. "Uyandın mı?"

"P-profesör Min?"

"Bekle, ışığı açayım." Ayağa kalkmış, dikkatle küçük odanın içinden ışığı açacak olan anahtara yönelmiş ve kibarca basarak gözlerinin alıştığı karanlığın bir anda yok oluşunu kısık gözlerle izlemişti.

"Gece yarısı olduysa gerçekten ağlarım." Işığın aydınlattığı odayı dikkatle süzdü ve vardığı ilk sonucu sesli bir şekilde dile getirmekten çekinmemişti.

"Hayır, hava tam bile kararmadı aslında. Perdeler fazla kalın sanırım." Bu sefer de perdelere yönelen profesöre dikkat kesildi Kim Taehyung. "Mandalina yer misin?"

"Hayır, teşekkürler."

"Alerjin mi var?"

"Hayır."

"Sevmiyor musun?"

"Hayır, ben olsam öyle demezdim "

"O zaman neden reddediyorsun? Vücudunun vitamine ihtiyacı var."

"O-o kadar da gerek yok."

"Var dediysem vardır." Masanın üzerine önceden hazırlanmış mandalinalardan birisini uzattı. "Soyamazsan..."

"Hayır. O kadarını halledebilirim."

"Daha iyi hissediyor musun?"

"Evet."

"Bana yalan söyleme. Eğer hala kötü hissediyorsan doktora gideceğiz."

"GERÇEKTEN İYİYİM!" bir anda çıkışmasına karşı irkilen Min Yoongi kaşlarını yavaş yavaş çattı. "Doktora falan gerek yok."

"Seni derse uyandırmadım, hala ateşin vardı." Sandalyesine geri oturmuş olan profesör, arkasına yaslanarak açılmış pencereden dışarıda gezen öğrencilere kısa bir anlığına bakış attı.

"Ama bugün yeni konuya-"

"Geçmedim." Sözünü kesmiş, hızlı laf atışları arasından ilk rahat nefesini almıştı. "Soru çözümü yaptık ve sana da mail olarak attım. Bakmak isteyebilirsin."

"Size gerçekten çok zahmet verdim."

"Bir dahakine hasta hasta okula gelmeyerek teşekkürünü edebilirsin."

"Sizin dersinizi seviyorum!"

"Ben de benim dersimi sevişini seviyorum."

Kim Taehyung bir an için yüzüne akan kanın alevden yapıldığı hissine kapılmıştı. "G-gerçekten mi?"

"Evet." Kahvesine uzanmış, bir yudum almıştı. "Nerede oturuyorsun? Seni bırakayım."

"Hayır, yakın zaten. Hemen giderim."

"Otobüste bayılıp kalacakmışsın gibi görünüyorsun."

"Gerçekten iyiyim, daha fazla sizi zor duruma sokmak istemiyorum. Gerçekten ilginize çok minnettarım."

"Ben de insanım, Taehyung. Bu kadar minnet etmene gerek yok." İç çekip gözlerini kapattı. "Hatta biraz da eksiğimdir." Hala Jin'in söyledikleri aklını karıştırıyordu.

"N-nasıl böyle dersiniz, profesör!? Siz bu okulun adını yükselten isimlerden birisiniz. Dersimize girmeyi kabul ettiğiniz için daha fazla teşekkürü hak ediyorsunuz."

"Ben başaranlar arasında değildim, sadece yardım ettim. Bir anda bu konuma oturmak beni memnun etmiyor. İlk asistan olduğum zamanları hatırlıyorum... tüm öğrenciler profesörler hakkında dedikodularda bulunurdu, çoğunda da aklmdan 'böyle olmayacağım' diye geçirirdim fakat pek de farklı olmadı." Fincanına dertli dertli baktı. "Daha fazla seni sıkmayayım."

"Siz benim idolümsünüz!"

"Ne?"

Kim Taehyung bile az önce ne söylediğinden habersiz kendisine bakan şaşkın bakışlardan kurtulacak bir yalan arıyordu fakat dudakları kendiliğinden aralandı. "Siz benim idolümsünüz. Bu bölüme isteyerek gelmedim ama siz beni buraya bağlayan tek kişisiniz. Sizinle bu şekilde sohbet edebiliyor olmak beni gerçekten memnun ediyor."

Hala şaşkınlığı süren Min Yoongi hafifçe gülümsedi. "Uzun zamandır... öğrencilerle böyle samimi sohbete girmemiştim."

Taehyung elleriyle oynarken gözlerini kapattı, bu cesaretin bir daha ayağına gelmeyeceğini düşündü. "Sadece merakımdan soruyorum, profesör, lütfen beni yanlış anlamayın..."

"Ne soracaksın? Kaç kişinin bana açıldığını falan mı?"

"Siz gerçekten profesörsünüz!" Diye dikeldi Taehyung. "Çok utanç verici ama insanların bunu yapma cesareti gösterip göstermiyor olmaları beni merakta bırakıyor."

"Merak etme, cesaret ediyorlar elbette ama etik anlayışım var. Öğrencilerimle çıkmam."

"Gerçekten mi? Hiç çıkmadınız mı?"

"Şu ana kadar hiç sevgilim olmadı."

"Oh... şey... anladım.."

"Farklı bir şey mi bekliyordun?"

"Çok sevilesi duruyorsunuz, şimdiye kadar birinin çoktan size kalbini son zerresine kadar, ufacık bir şüpheye dahi düşmeden adadığını düşünmüştüm sadece. Hepsi bu."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.