İçeriğe geç

Wrong love

Bölüm 1 · 12 dk okuma

Wrong love

Bölüm 1

J1 İNTİKAM ATEŞİ

İyi okumalar...

•

Dolunay'ın olduğu sessiz ve karanlık bir gece... *ding dong* "Ben bakarım" Mina koşarak kapıya gittiğinde abisi de yavaş yavaş arkasından gidiyordu. Gecenin bu saatinde kim gelmiş olabilirdi. Dikkatli olmalıydı kız kardeşi ona kalan son şeydi. Mina kapıyı açtığında soğuk bir rüzgar esti. Kimse yoktu. Bu sessizlik Mina'yı gerse de arkada abisini hissedince sakinleşti. Yerdeki mektubu görünce kaşları çatıldı. Yere eğildi ve mektubu aldı. Abisine döndü. Abisi de bir şey anlamamıştı. İçeri geçtiler mektubun üstünde K.M harfleri vardı Mina bunun ona geldiğini anladı.

Tam açacakken üstündeki Tavşan damgasını fark etti, çok sevimli gelmişti ona. Mektubu açtığında ise "Çok yakında görüşürüz fıstık." yazdığını gördü.

Abisine döndü kaşları çatılmıştı kim kardeşine böyle bir şey göndermeye cüret ederdi ki. Mektubu elinden aldı Mina'nın önünde arkasında tavşan baskısından başka bir şey yoktu çok garip gelmişti.

Mina'nın sözlerini kesti aklındaki düşünceleri "Okuldan birisi olmalı." dedi Mina.

‌ Ona da mantıklı gelmişti sonuçta okulda bir hayli popülerdi kız kardeşi ona aşık olan birisi göndermiş olmalıydı. Mektubu komodinin üzerine bırakıp salona geçtiler.

Televizyonu açtılar ama saçma sapan TV programlarından başka bir şey yoktu en sonunda Mina dayanamayıp "Ben uyuyacağım, yarın sınavlarım var." diyip odasına çekildi ikisinin de aklında mektup vardı ama ikisi de ağzını açıp da bir şey diyemedi.

Jeon Jungkook

Bir kadeh daha doldurdu Jeon bu kaçıncıydı kendisi de bilmiyordu. Kardeşinin ölümünün üzerinden sadece bir hafta geçmişti.

Küçük yaşta ailesini kaybetmiş sadece küçük kardeşi kalmıştı geriye. Annesine ölmeden önce söz vermişti koruyacaktı kardeşini, kılına zarar gelmesine izin vermeyecekti.

Bir haftadır mücadele ettiği iç savaşına bir son vermek zorundaydı artık, bir yudum daha alacaktı ki telefonuna gelen bir bildirimle vazgeçti.

Kim Seokjin'den gelmişti mesaj "Kardeşin intihar etmedi, intihar etmeye zorunlu bırakıldı."

Bir an için aklı durdu, ne yapacağını bilemedi; elleri titremeye başladı Jeon'un.

Ne demek intihar etmemişti? Acaba içkinin etkisinde miyim diye düşünüp tekrar okudu, bir daha okudu ve bir daha...

En sonunda arama tuşuna basmayı akıl edebildi. "Ne demek intihar etmedi Jessica?" diyebildi zar zor güçlükle konuşuyordu boğazı düğümlenmişti adeta.

Jin konuşmuyordu. Jungkook gitgide sinirleniyordu. Kardeşini kim intihara zorlamıştı? "JIN BANA BIR CEVAP VER!" En sonunda dayanamayıp bağırdığında Jin de cevap vermişti.

"Tamam söyleyeceğim ama hemen ani bir şeyler yapmaya kalkma." diyebildi Jungkook'un tepkilerinden korkuyordu özellikle şu an kafasının yerinde olmadığını düşünürsek iki katı korkuyordu.

"Seul Üniversitesi 1. sınıf öğrencisi Kim Mina kardeşinle aynı sınıfta.

Senin haberin olmasa da uzun süre Jessica'ya zorbalık yapmış, cesedi adli tıpta incelettirdim ve vücudunun çeşitli yerlerine kızgın demirlerle izler bırakılmış." Bunları söylerken bile içi sızladı Seokjin'in. Jungkook'un ise içindeki ateş daha da büyümeye başlamıştı. Kısa bir sessizlikten sonra devam etti Seokjin.

"Aynı sınıftan Mina'nın en yakın arkadaşına ulaştım ufak bir tehditle her şeyi itiraf etti. Jessica yapılanlara katlanamamış, çok ağır gelmiş bu yük ona." yine bir sessizlik oluştu Jungkook gözünden akan yaşları durduramıyordu artık.

Jungkook'un yutkunmasıyla devam etti Seokjin "Bir çok kere tehdit etmişler, tuvalete kitleyip sınavlara girmesini engellemişler." dedi.

O zaman aklına dank etti Jungkook'un. Son zamanlarda kardeşinin iyi olmadığını biliyordu. Okuldan üç kere aramışlardı, derslerinin çok düştüğü ve onunla dersler hakkında konuşması gerektiği ile ilgili. Böyle bir ihtimal aklının ucundan bile geçirmemişti.

"Son seferde ise dayanamayıp rehberliğe gitmiş Jessica, öğretmenler inanmamış okulun en popülerler ve örnek öğrencisinin böyle bir şey yapacağına ihtimal dahi vermemiş."

Jungkook güçlükle konuşabildi "Neden bana gelmedi, neden? O siktiğimin öğretmenine niye güvendi de bana güvenmedi?"

Seokjin onu duymamazlıktan gelip devam etti diyebileceği bir şey yoktu çünkü belki de bununla da tehdit etmişlerdi.

"En sonunda dayanamamış. Jessica intihar etmedi, intihar etmeye mecbur bırakıldı. Yaşadıkları çok ağır geldi bedenine." dedi Seokjin

Belki de Seokjin'in anlatmaması gerekirdi bu kadarını. Jungkook'un normal zamanda bile ne yapacağı belli olmazken şimdi ne olacaktı...

Uzun bir sessizlik oldu tekrardan Jungkook "Anladım." diyebildi sadece.

Seokjin bu anladım kelimesinin altında nelerin yattığını gayet iyi biliyordu.

Anlamıştı sadece yediremiyordu kendisine. Jungkook kardeşinin saçlarını okşarken bile çok dikkat ederdi kıyamazdı ona kılına zarar gelse dünyaları yakardı ki kılına zarar vermişlerdi artık Jungkook'un gözünü intikam hırsı bürümeye başlamıştı.

Telefon kapandıktan sonra on beş dakika boyunca olduğu yerde oturmuş duyduklarını idrak etmeye çalışıyordu. Jungkook uzunca bekledikten sonra ayağa kalktı zar zor. Sabahı beklemek gibi bir niyeti yoktu, içindeki ateş daha da büyümeye başlamıştı. Koridor boyunca yürüdü, koridorun sonuna gelince duvardaki tabloyu yere indirip koydu.

Bir kapı ortaya çıkmıştı, bu odayı iki yıl önce eve taşınmadan yaptırmıştı. Jessica'ya bile göstermemişti, ilk Jessica için kullanacak olması ise daha çok ağrıttı kalbini. Odanın şifresini girdi -1921- küçük bir klik sesiyle kapı açıldı.

Odaya girince tam karşıda dev bir ekran vardı ve bir kaç tane bilgisayar, aynı polis merkezlerinde olduğu gibiydi.

Yerde büyük boyutta satranç tahtası ve 64 adet satranç taşı vardı.

Sağ tarafta ise halat ipi ve bir sürü alet edavat vardı.

Bilgisayarlardan birisini açtı ve Seokjin'in daha önceden hacklediği Seul Üniversitesi Öğrenci Bilgi sistemine ulaştı.

Arama kısmına Kim Mina yazdı ve çıkan sonucu okumaya başladı.

Okulun en başarılı öğrencisi olduğu, kaç tane madalya kazandığı gibi Jungkook için önemsiz olan şeyler yazıyordu ki alta indiğinde aradığını bulduğunu fark etti."Ev adresi." kendi evine çok da uzak sayılmazdı hemen bir yere not etti adresi ve Mina'ya ait bir kaç fotoğraf, ders günleri ve saatleri hakkında bilgiler de vardı. Yazıcıdan hemen fotoğrafları ve gereken bilgileri çıkarttı, adres ile beraber mantar panoya astı.

Daha fazla devam edemeyecekti gözleri kapanmaya başlamıştı artık saat gecenin üçünü gösteriyordu.

Odadan çıkıp tabloyu yavaşça yerine yerleştirdi, yavaş adımlarla odasına doğru ilerledi. Şimdi fark ediyordu; bir haftadır evde taş üstünde taş bırakmamıştı. Yerler, eşyalar bardak kırıklarıyla doluydu. Odasına varınca çift kişilik yatağın üzerine bıraktı bedenini.

Düşünceler beyninin içini kemirse de artık daha fazla dayanacak gibi değildi uykunun kollarına bıraktı kendisini...

19 ŞUBAT 2023

Sabaha karşı çok şiddetli bir baş ağrısıyla uyandım, dayanılacak gibi değildi. Komodinin içinden ağrı bantlarını çıkardım ve küçük küçük kesip şakaklarıma yapıştırdım. Saat daha çok erkendi, biraz daha uyumakta fayda vardı.

Üç saat kadar sonra telefonun çalmasıyla uyandım, Seokjin arıyordu. Artık baş ağrım da geçmişti neyseki. Bantları şakaklarımdan çekip yere fırlattım.

"Efendim?"dedim, çok uykulu çıkmıştı sesim. Sessizlik oldu "Ne söyleyeceksen söyle!" diye bağırdım bir anda.

"O kıza zarar verecek misin?" diye sordu sesi hafif kısık çıkmıştı. "Sence?" diyebildim, hala sesimi kontrol edemiyordum uykudan dolayı.

"Anladım." diyebildi sadece aynı benim dünkü dediğim gibi - anladım -

"Bana eski bir depo bul, ıssız bir yerde fazla dikkat çekmesin." Dedim ve suratına kapattım telefonu.

Yataktan kalktım, evin bütün odalarını dolaştım ve benim üstesinden gelemeyecegim bir dağınıklık olduğunu fark ettim. Seokjin'e bir mesaj çektim

"Benim eve temizlik şirketi gönder. Saat 11 gibi gelsinler, şunu da söyle mutlaka; evde herhangi bir yere zarar gelirse ve Jessica'nın odasına girdiklerini fark edersem bedeli ağır olur."

Bir saatim vardı ben yokken evin hallolması da iyi olacaktı. Canım hiçbir şey istemese de mutfağa doğru gittim.

Ocağa su koydum "Hay sikeyim yaa bir sen eksiktin zaten!" tüpte bitecek zamanı bulmuştu. Dolaptan bulduğum bir iki şeyi masanın üzerine koydum, üstünkörü bir kaç şey attım ağzıma. Zaten içimden de gelmiyordu bir şeyler yemek.

Bulaşıkları hızlıca toplayıp üstümü değiştirdim, ceketimi de üstüme giydikten sonra evden çıkabildim. Son zamanlarda motor kullanmak alışkanlığım olmuştu nedense, sağ cebimden motorun anahtarını aldım ve çalıştırdım.

Anayola çıktım, on dakika sonra Seul Üniversitesine varmıştım. Etrafta bir sürü öğrenci vardı, motoru bir kenarda durdurdum. Saat 12.30'da okuldan çıkması gerekiyordu, 5 dakika kalmıştı.

On dakika sonra okuldan çıkmış ve yürümeye başlamıştı. Ben de geriden motorla fark ettirmeden takip etmeye başladım. Issız ara sokaklardan ilerliyordu, içimden bir ses şuracıkta işini bitirmem gerektiğini söylese de kendimi dizginlemeye çalıştım. Zarar vermeden önce kurbanı enine boyuna takip etmek lazımdı.

Kısa bir süre sonra eve girdi ve kapıyı kapattı, hem adresi doğrulamış hem de ufak bir gözlem yaparak geri dönmüş oldum. O sırada Seokjin'den mesaj geldi. Ondan Mina'nın kakaotalkını hacklemesini istemiştim. Şu hayatta Jessica'dan sonra en çok güvendiğim kişiydi Jin. Hacklenmesi gereken ne varsa halleder ardından da hiç iz bırakmazdı, bu özelliği çok işime yarıyordu.

"Mina abisine mesaj attı. Yarın arkadaşlarıyla bara gideceğini, akşam 21.00 gibi geleceğini yazdı. Haberin olsun ."

Artık işe koyulma vakti gelmişti, içimdeki öfkeyi biraz olsun azaltabilmek için bir an önce o kızın işini bitirmekle yanıp tutuşuyordum. "Oyun başlasın o zaman." yazıp gönderdim. Evin önüne gelince motoru garaja koydum, eve çıktım. Neyseki ev eski düzenli haline dönmüş, temizlikçiler ise çoktan gitmişti.

Oyalanmadan ceketimi bir köşeye fırlatıp koridorun sonuna doğru ilerledim. Tabloyu yere koyup kapı şifresini girdim, açılır açılmaz koşarak içeri girdim. Sağ taraftaki çeşit çeşit eşyaların arasından demirden özenle hazırladığım tavşan mührünü buldum, masadan bir kağıt kalem ve zarf çıkardım. Çok düşünmeden kağıda "Çok yakında görüşürüz fıstık." yazdım özenle katlayıp zarfın içine koydum. Cebimden sigara içmek için kullandığım çakmağı çıkardım, demiri ısıtmaya başladım. Yeteri kadar ısınınca kızgın demiri kağıda bastım ve odadan çıktım.

Gece yarısını geçmek üzereydi. Artık evden çıkma ve küçük kızımıza son zamanlarının olduğunu hatırlatma vakti gelmişti.

Ayakkabılarımı giyip sokağa çıktım, adeta kendimi soğuk havaya teslim ettim.

Kendimi çok iyi hissediyordum hemde bir haftadır hiç olmadığı kadar iyiydi.

Şapkamı takıp motora bindim on dakika sonra evin önünde durdum ve Seokjin'e kısa bir mesaj attım.

"Evet küçük kızımıza bir uyarıda bulunma vakti gelmiş."

Issız bir yer olduğunu için kamera sayısı çok azdı. Mina'yı takip ederken üstünkörü yerlerini belirlemiştim daha sonra da Seokjin'e kontrol ettirdim ve şu anda da kameraları devre dışı bırakmak için benden haber bekliyordu.

"Eve doğru gidiyorum." yazdım. "İki dakika sonra gidebilirsin." diye yanıt geldi.

Şapkamı biraz daha eğip elimle yüzümü kapattım her ihtimale karşı.

Zarfı kapının önüne bırakıp zili çaldım ve hızlı adımlarla sokakta köşeyi döndüm.

Motora binince Jin'e "Hallettim." yazdım. Motoru çalıştırıp gecenin karanlığında ilerledim, Han nehrinin önüne gelince biraz hava alma isteği geldi ve motoru durdurup bir çok insanın intihar ettiği noktaya doğru ilerledim. Arka cebimden sigara paketini ve çakmağı çıkardım. Uzun zaman sonra ilk defa bu kadar keyifle içiyordum, çok kalmamıştı bir gün sonra halledecektim. Prensesimiz son güzelik uykusunu uyusun zira bir dahakine bir daha uyanamayacaktı.

İkinciyi de içtikten sonra tekrardan motora binip eve doğru yol aldım. Eve varınca garaja motoru bırakıp kapıya doğru ilerledim, anahtarı cevirip içeri girdim. Yatağa gidecek kadar gücüm kalmamıştı, koltuğa attım bedenimi ve derin bir uykuya bıraktım kendimi. Yarın çok güzel olacaktı.

Kurduğum alarmın sesiyle uyandım, içimde tarifsiz bir mutluluk vardı.

Bir insanın nefesini kesmek, ebedi hayata sürüklemek normal insanlar için korkunç ve acımasızca olsa da içimde herhangi bir acıma duygusu yoktu aksine keyif alıyor; can çekişeceği dakikaları sabırsızlıkla bekliyordum.

Islık çala çala yataktan kalktım giysi dolabına gittim.

"Hmm ne giysem acabaaa?" diye mırıldandım. Siyah kot pantolon, siyah bir sweatshirt ve siyah bir ceket çektim üzerime. Beni en iyi yansıtan renk siyahtı, dolabımda siyahtan başka bir iki renk vardı zaten. Çeşit çeşit şapkaların arasından Siyah baget şapkayı da takıp ayna karşısına geçtim. İçimde büyük bir enerji patlaması vardı, ayna karşısında ıslık çalarak küçük bir dans provası yaptım.

Koridorun sonuna gelince yavaşça tabloyu yere indirdim şifreyi girdim.

-1921- küçük bir klik sesinden sonra kapı açıldı, içeri girdim. Sağ taraftaki aletlerin olduğu yere doğru ilerledim, yerde bulduğum bir poşeti de elime aldım.

En önemli şeyi ilk başta yerleştirdim: mühür... Benim kardeşimin canını nasıl yaktıysa onun da canı yanacaktı, kızgın demirleri nasıl sırtına yapıştırdıysa ben de mührümü eline basacaktım. Ölse bile bedeninde kalacaktı. Daha güzeli, ölmek için yalvaracaktı. O zaman ise en büyük sürprizimle karşılaşacaktı. Bir kaç tane de sağlam ip bulup poşetin içerisine attım.

Odaya küçük bir göz attım, başka ihtiyacım olan bir şey yok gibiydi.

Hızlı adımlarla odadan çıktım ve her şeyi eski haline getirdim.

Mutfağa doğru ilerledim, bir kaç yudum şarap içmekte sakınca yoktu kanımca.

Tezgahın üzerinde duran kadehe uzandım, yarısına kadar kırmızı şarapla doldurdum. Küçük yudumlarla içmeye başladım. Evimin manzarası çok güzeldi; bir tarafı ormana bakıyordu ve insanın içini açıyordu, salonun bir tarafı boydan boya camla kaplıydı orman bütün güzelliğiyle karşımda duruyordu.

Şarabın geri kalanını da kafama dikip kadehi tezgaha bıraktım.

Evden çıkarken bir yandan Seokjin'i aradım "Sistemi hazırlamaya başla, akşama büyük şov başlıyor."

"Okay, hemen başlıyorum." dedi. Fazla belli etmese de onun da içinde intikam ateşi çoktan tutuşmuştu. En az benim kadar istiyordu o kaltağı öldürmeyi.

Telefon kapandıktan sonra garaja doğru ilerledim; köşede uzun zamandır kullanmadığım siyah arabam gözüme çarptı, onunla gitmeye karar verdim.

Arabaya binip elimdeki poşeti yan koltuğa bıraktım. Arabayı Seokjin'in evine sürdüm, öncelikle sistemi kontrol etmemiz lazımdı. Yarım saat sonra evin önüne gelince fark ettim, artık onun da ya bana yakın bir yere taşınması veyahutta benim evimde yaşamaya başlaması gerekiyordu. Bundan sonra beraber çok işimiz olacaktı ve evlerimizin uzaklığı biraz sıkıntılıydı.

Seokjin Seul'de küçük bir apartmanın 2. katında oturuyordu. Merdivenlerden çıkıp kapının önüne geldim, zili çalmak yerine kapıya tıklatım üç defa. Aradan çok geçmeden kapı açıldı. "Gel gel, hallettim her şeyi." diye bir çırpıda söyleyip koşarak bilgisayar odasına girdi. Ben de hızlı adımlarla girdim odaya, cidden söylediği gibi bütün sistem hazırdı. Yüzüme büyük bir gülümseme yayıldı, artık geriye sadece akşamı beklemek kalmıştı.

Üç dört dakika sonra kapı çalınca hafif kaşlarım çatıldı. "Birisini mi bekliyordun?" diye sordum.

"Yok yok, aç karına kan kokusu tutmasın diye tavuk sipariş verdim."

Seokjin'in sözleri üzerine küçük bir kahkaha attım. Jin koşarak kapıyı açtı ve tavukları alıp parasını ödedi.

Salonda yere yakın bir masa vardı tavukları oraya bırakıp mutfağa doğru ilerledi, ben de o arada paketleri açmaya başladım.

İki dakika sonra Jin elinde iki bardak ve bir şişe viskiyle geldi.

Keyfim iki katına çıkmıştı, en sevdiğim içki türlerinden biriydi viski.

Biz tavukları yerken zaman da akıp geçiyordu. İki kadeh de içki içip saatimi kontrol ettim akşam 20.00'a geliyordu Jin'e dönüp "Are you ready?" dedim büyük bir keyifle. "Her zaman." diyince yavaştan kalktım, kapıya doğru ilerledim.

Hızlı adımlarla apartmandan çıkıp arabaya attım kendimi. Yarım saat kadar sonra Seokjin'in attığı adrese gitmiş, Mina'nın çıkmasını bekliyordum.

"Offf nerde kaldı bu kız? İşlerimin aksamasından nefret ederim." diye söylendim kendi kendime.

Sabrımın tükenmeye başladığı noktada sarhoş bir şekilde arkadaşlarıyla karanlık sokağın içerisinde yürümeye başladı. Ben de arabayla yavaş yavaş belli etmeden takip etmeye başladım, zaten oldukça sarhoş görünüyorlardı.

Mina ve arkadaşları on dakika sonra ayrılmışlardı, şimdi işte keyfim yerine gelmişti.

Hızlıca arabayla Mina'nın yanından geçip ilerideki karanlık sokaktaki inşaatın altında durdurdum arabayı.

O ise bilmiyordu celladının yanından geçip gittiğini.

Yanından geçen adamın yaklaşık bir iki saat içinde nefesini keseceğini tahmin bile edemezdi.

Arabadan inip beklemeye başladım. 10-9-8....1 gözümü kapattım, derin bir nefes alıp sokağa fırlattım kendimi. Tam karşımda Mina duruyordu, gözüne korku yayılmaya başlamıştı. Bağırmasına fırsat vermeden ağzını kapatıp arabaya doğru sürüklemeye başladım. Bir yandan çırpınıyor bir yandan da alkolün etkisinde olduğu için salladığı yumrukları boşa gidiyordu. Elimdeki kolonyalı bezi burnuna kapattım çok geçmeden hareket etmeyi bıraktı.

Hemen arabanın arka kapısını açıp koltuğa yatırdım, ben de ön koltuğa gidip arabayı çalıştırdım.

Seokjin'in daha önceden ayarladığı depoya varmamız bir saate yakın sürmüştü. Biraz ıssız bir yerde olması daha iyiydi kamera olma ihtimali sıfıra inmişti.

Deponun önünde durdurdum arabayı, Mina kendine gelmeye başlamıştı.

Hareketlenmeye başlayınca saçlarından tuttuğum gibi deponun içerisine attım, çığlıkları umrumda bile değildi. Kaçacak hiç bir yeri yoktu.

------------------------------------------------------------



Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.