İçeriğe geç

When the Sky Split

Bölüm 1 · 13 dk okuma

When the Sky Split

Bölüm 1

1. Bölüm

Iyi okumalar...

Lumina ve Nocturna. Birbirinin zıttı iki ülke. Şuan her ne kadar birbirine düşman olsalar da yüzyıllar önce bir arada dostluk içinde yaşarlardı. Peki ne oldu da kutuplaşma gerçekleşti?

Lumina'da yaşayanların ataları zamanla bu birliktelikten rahatsız olmaya başladı çünkü Nocturnalı vatandaşların dış ülkelerle araları daha iyi, devlet işlerinde onlardan daha başarılılardı. Yediremediler ve zamanla siyah kanatlılara kin tutmaya başladılar.

Ilerleyen yıllarla bu kinlerini içlerinde saklayamaz oldular. Siyah kanatlıların her geçen gün devlet üstünde hakimiyeti güçlendikçe beyaz kanatlılar gizli toplantılara başladı. Istedikleri netti. Tüm beyaz kanatlıların gözünde siyah kanatlıları kötü gösterecek ve böylece kurdukları güveni yerle bir edeceklerdi.

Halkın arasına bir tilki gibi sinsice sızdılar. O kadar temkinli ilerliyorlardı ki amaçlarını kimse anlamıyordu. Önce halkı ikiye böldüler. Nocturnalı insanların yapmadığı suçları yapmış gibi gösterdiler. Bunlar daha küçük suçlardı hırsızlık, çocukların birbirini zorbalaması gibi şeyler. Daha sonra devlet adamları gibi kıdemli insanlara iftira atıldı. Yalancı şahitler ve sahte kanıtlar ile âdeta Lumina halkının gözü boyanmıştı. Nocturna'lı devlet adamları onlara kurulan bu planın farkına varmışlardı varmasına da artık onlara güvenen beyaz kanatlı kalmamıştı.

Beyaz kanatlılar ambargo uygulamaya başladı, protestolar başlattı ve sokakta herhangi bir siyah kanatlı başı dik gezemez oldu.

Nocturna'lilar bu tavra daha fazla dayanamadığında adeta o suçlamalardaki kişilere dönüştüler. Iki tarafta birbirine zarar vermeye başladı. Böylece ülke kendi içinde bölündü. Ardından da Gümüş Savaş denilen büyük bir savaş gerçekleşti. Bu savaşın sonucunda onların bulunduğu evren yarıldı. Bugünün Lumina ve Nocturna toprakları oluştu. Bir de Void adı verilen bir yer.

Void iki ülkenin arasında bulunan bambaşka bir diyardı.

Lumina'da açık renkler güneşli havalar hakimken Nocturna'da koyu renkler ve kara bulutlardan tek bir güneş ışığının dahi girmediği bir hava hakimdi. Void ise bu ikisinin karışımıydı. Gümüş Savaş öncesine benziyordu. Lumina'nın canlılığı ve Nocturna'nin ölümünün birleşiminden oluşan bir uyum. Iki ülkeden kat ve kat daha iyiydi belki ama iki taraf için de Void lanetli ve tehlikeli bir yerdi. Onlar için bir cezaydı, verilen nimetin farkında değillerdi. En azından şimdilik.

Bazı meraklı avcılar kısa süreliğine Void'e uğrar ve buradaki kendisine yabancı gelen hayvanları avlardı. Bazen bir beyaz kanatlı ile bir siyah kanatlı avcı karşılaşırdı. Bu durumlarda iki taraf da birbirini yaralamaktan hatta öldürmeyen çekinmezdi. Nocturna'li bir Lumina'yı öldürürse canavar olurdu ama bir Lumina'li öldürürse intikamcı bir kahraman olurdu. Çünkü Lumina ışık demekti. Kim ışık varken karanlığı iyi taraf olarak seçerdi ki?

Evet, Nocturna'lılar kötüydüler, fakat Luminanın ışığı oradaki insanların yarısının taşlaşmış kalbini ısıtamıyordu. Orada Nocturnadakilerden daha kötüler var.

________¤_________

Aris daha 17 yaşında genç bir Nocturna vatandaşıydı. Babası devlet yönetiminde saygın bir yere sahipti. Küçüklüğünden beri Lumina nefreti ile büyümüştü. Bir çocuk çevresinde ne görürse onu uygulardı. Yani onda da Lumina nefreti vardı.

Aris arada sırada Void'e giden ve avlanan genç avcılardan biriydi. Daha çok canı sıkkın olduğunda kafa dağıtmak için gider, biraz avlanır ve geri dönerdi. Ilk başladığı zamanlarda, on beş yaşında, Lumina'lı biriyle karşılaşmıştı. O zaman toy olduğu için feci şekilde dayak yemişti. Karşılaştığı kişi otuzlu yaşlarında bir adamdı. Bu adam karşısındakinin bir çocuk olduğunu unutarak neredeyse yaşının yarısı kadar olan çocuğu ölesiye dövmüştü. Aris kendini kaçarak o adamın elinden kurtarabilmişti. O gün anlamıştı. Lumina'lılar küçücük bir çocuğa zarar verecek kadar vicdansızlardı. Bir daha böyle bir olay yaşamamak için kendini atıcılık, dövüş gibi alanlarda geliştirmişti. Belki bir kere gerçekleşen bir olay yüzünden bunları yapması abartı gelebilir lakin küçük bir çocuğun yaşadığı onur kırıcı ve can yakıcı bir olaydan dolayı bunu yapması gayet normal. Eh, bir de Aris erkek çocuğu olduğu için onuru daha çabuk kırılabiliyordu.

Şimdiki Aris küçükken verdiği bu karardan hiç de şikayetçi değil. Okulunda ve ülkesinde babasından kaynaklanmaksızın bir ünü vardı.

Aris arkadaş grubu ile birkaç güne başaracağı bir tartışmaya girişmişti. Genç bir delikanlı olduğu için kanı deli akıyordu. Zaman zaman böyle kavgalar oluyordu fakat endişelenecek bir dururum yoktu zira Aris zeki ve saygılı bir çocuktu da aynı zamanda. Yalnızca iki üç saat yalnız kalıp kafa dinlese ve kavga sebepleri hakkında düşünse sonraki saat arkadaşlarıyla barışıyor hâlde bulurdu kendisini.

Bu yüzdende Void'e gitmişti. Elinde büyülü oku ile etrafı inceleyerek ilerliyordu. Kara bulutların ardından sızan güneş görkemli siyah kanatlarının gölgesini yaş toprağa düşüyordu. Toprağın nemliliğkne bakıcak olursak yeni yağmur yağmıştı.

Bugün karşısına tek bir canlı bile çıkmamıştı. Bu onun kafa dağıtmak için çıktığı avlanmada boş boş dolaşmasına, sıkılmaya başlamasına neden olmuştu.

Dönmeye karar verdiği sırada ağaçların ardından bazı sesler duydu. Olduğu yerde durup gelen sesleri dinledi.

"Istemiyorum."

"Inan hiç umrumda değil canım ya."

"Dokunma!"

"Çok sıkıcısın. Duyanda etinden et kopuyor sanacak."

"Güzelliği kişiliğine yansımamış." Ve kahkahalar.

Iki erkek sesi ve bir kız sesi duyuluyordu. Herkes bu çocukların kızı rahatsız ettiğini anlardı. Aris sesin geldiği yere giderken o kızın Nocturnadan biri olduğunu düşünüyordu. Ağaçların kapattığı kuytu alana geldiğinde gördüğü Lumina'lı insanlar onu şaşırtmıştı.

Kız dağılmış bembeyaz saçları, yer yer topraklanmiş kıyafeti ile toprağın üstünde düştüğü için oturuyordu. Beyaz kanatları da yaş topraktan nasibini almış çamura bulanmıştı. Oğlan çocukları ise ayakta bazen birbirine vurup şakalaşıyor bazen de kızı elleri ya da ayakkabı uçları ile dürtüyorlardı.

"Bak şekerim, yapman gereken çok basit. Ama ben yine de senin için mala anlatır gibi anlatacağım. Bu iyiliğimi de unutma."

Aris ağacın arkasına geçerek onları izlemeye başladı. Lumina'lıların iğrenç biri olduğunu duymuş ve tanıklık etmişti. Bu tarz bir görüntü onu pekte şaşırtmıyordu.

"Babam bu yaptığınızı öğrendiğinde böyle eğlenebilecek misiniz acaba?"

"Ama babanın bundan haberi olmayacak, değil mi Elara?"

Konuşan genç, yerdeki kıza doğru eğilmiş onunla aynı hizaya gelmişti. Yüzündeki aptal sırıtış Elara'nın sınırını bozduğu için zaten yakın olan yüze tükürmüştü. Aris kızın bunu yapmasını beklemiyordu. Aynı şekilde o çocuklarda. Yüzüne tükürülen eliyle yanağını silmiş, yine aynı elini kıza kaldırarak "Orospu." Diye mırıldandı. Aris kıza vuracağını anladığında kendini saklandığı yerden çıkarken buldu. Ayaklarının altında çatırdayan dallar ile üçünün de bakışları onu buldu. Aris'in dudakları kıvrıldı. "Selam Luminalılar"

Yakından bakınca bu gençlerin de onun yaşlarında olduğunu fark etti. Kaşlarını çakan iki oğlan ve ortama bir de Nocturna'lı bir genç eklendiği için daha da ürkmüş bir kız vardı karşısında. Kendisi de şaşkındı. Neden müdahale etmişti ki? Çekip gidebilirdi ama bu aptalların kıza bir şey yapmasını istemediği için daha önce hiç yapmadığı, yapacağını bile düşünmediği o şeyi yapmak istemişti. Bir Luminalıya yardım etmek.

"Senlik bir durum yok Nocturna." Sağdakinin konuşması ile bakışlarını ona çevirdi. Haklıydı, onluk bir durum yoktu. Ama canı bu çocuklara hadlerini bildirmek, kafa dağıtmak için ggeldiği bu yerde amacını gerçekleştirmek ve kızı kurtarmak istiyordu.

"Neyseki başkalarının işine burnunu sokmayı severim." dedi. Okunu gerip el çabukluğu ile iki çocuğu da beyaz kanatlarından vurdu. Acı dolu çığlıklar boşlukta yankılandığında Elara kafasını dizine yaslayarak gözlerini kapattı. Kendisini rahatsız edenlere yapılan hoşuna gitmişti ama Nocturnalı birine güvenemezdi. Aris'in bu yaptığı onu koruduğu anlamına gelmezdi. Hâlâ tehlikedeydi.

"Sizi öldürmeden gidin şimdi."

Gençler direnmedi. Elinde büyülü ok olan birine karşı kazanamazlardı. Kanayan kanatları ile oradan yalpalayarak kaçtılar.

Elara olduğu yerde kıpırdamadan duruyordu. Gözleri hâlâ kapalıydı. Aris, yerde duran Lumina'lıya doğru ilerledi. Yürürken kızın daha fazla korkmasını engellemek için elindeki oklarını ve yayını kenara attı. Bu yaptığı belkide aptallıktı. Kız ona saldırabilirdi ama bunu yapacak olsaydı diğer çocuklara çoktan yapardı. Bu düşünceyle Aris silahlarını bu kadar rahat atmıştı. Çıkan hışırtılarla birlikte Elara kafasını kaldırıp bir adım uzağında duran gence baktı. Onun yüzünde dolanan bakışları yerde duran ok ve yaya düştü. Aris'in kıza elini uzatmasıyla Elara tekrar ona baktı.

"Iyi misin?" Elara ona uzatılan ele ve sahibine baktı. Eli tutma taraftarı değildi. Karşısındakini tanımıyordu, güvenemezdi. Bir de görkemli siyah kanatlar onu ürkütüyor, beyninde yeniden acil durum alarmları çalmasına sebep oluyordu.

Aris elinin tutulmayacağını anlayınca geri indirdi. Umrunda olmamıştı. "Onlar senden ne istiyorlardı?" Soruyu sorduğuna anında pişman oldu. 'Hadi ama Aris, bugün neden bu kadar meraklısın?' O iç sesiyle kendisine kızmaya devam ederken Elara, ona sorulan soruyu yanıtlamamış, yerden destek alarak kalkmaya yeltenmişti. Kızın kalkmaya çalışırken açılan elbisesi Aris'in bakışlarını ormanın derinliklerine çevirmesine sebep oldu. Kiz kalkıp üstünü başını düzeltene kadar da ona bakmadı. "Dilini mi yuttun? Cevap vermeyecek misin?"

Elara kafasını kaldırıp karışındaki çocuğa baktı. "Seni ilgilendirmiyor." Aris böyle bir cevap bekliyordu. Kaşlarını çatarak "Lumina'lılara da iyilik yaramıyor." diye sitem etti. Elara kısa bir an kendini kötü hissetti. Nankörlük ediyormuş gibi geldi. Bu yüzden biraz önceki agresifligini bırakıp "Tesekkur ederim" diye mırıldandı.

Aris, epeyce kısık söylenmiş bu cümleyi duymuştu fakat biraz önce kendisine kaba davranan kızdan daha yüksek sesli duymak istiyordu. Tamamen gurur meselesiydi. Kafasını kıza eğip yüzünü buruşturup "Duyamadım, ne dedin?" Diye sordu. Elara onun oyununu anlamıştı fakat inatlaşmak istemiyordu. Üstüne yapışmış çamurlar onu rahatsız ediyordu. Daha fazla böyle durmak istemiyordu. Kafasını eğdiği için ona yaklaşmış çocuğun kulağına eğilip "Teşekkürler." derken neredeyse bağırmıştı. Çocuğun yüzünde memnun bir sırıtış oluşmuştu.

"Hadi seni diyarına bırakalım."

"Nasıl yani?" Elara bunu beklemiyordu. Yardım etti, egosunu tatmin etti ve gider diye düşünüyordu.

"Düş önüme yani." Yan yana sessizce ilerlemeye başladılar. Giderken Aris ok ve yayını almıştı. Onlari elinde tutmuyor, sırtında takılı olan torbanın içinde tutuyordu.

Lumina diyarı girişine yaklaşınca Aris daha fazla ilerlemenin kendisi için tehlikeli olacağını düşündü. Adımlarını durdurup yanındaki kıza "Buradan sonrası sende." Dedi.

Elara bir şey demeden kafasını sallamış ve bildiği yoldan ilerlemeye başlamıştı. O iyice uzaklaşınca Aris arkasını dönmüş ve kendi diyarına doğru ilerlemeye başlamıştı.

3 Gün Sonra

Aris, okulunda sınıf arkadaşları ile boş derste açtıkları filmi izliyorlardı. Izledikleri film Nocturna'lılar tarafından çok sevilen, ödüller almış bir filmdi. Konusu Nocturna'lıların Lumina'lılar ile savaşması sonucunda kazanmasıydı.

Kafasını sıraya koyduğu koluna yaslayan Aris, ekranda gördüğü beyaz saçlı Lumina vatandaşını oynayan oyuncu ile aklına birkaç gün önce kurtardığı Lumina'lı kız geldi. Elara. Adını yanındaki çocuklardan duymuştı. Onun saçları bu filmdekinden daha parlaktı. Filmdeki saç bir peruktu tabii. Nocturna'da beyaz saç olmazdı lakin Lumina'da çok yaygındı. Aris ilk defa bu kadar bakımlı, gür, parlak ve uzun beyaz saç görmüştü. Kızın saçlarına özen gösterip bakım yaptığı belliydi. Muhtemelen varlıklı bir ailenin kızıydı. Zaten yanındaki çocuklara babasının onları mahvedicegini söylüyordu. Bu da düşüncesini kanıtlamıyor muydu?

Dikkatinin tamamen dağıldığını fark edince kafasındaki düşünceleri kovup odağını tekrar filme çevirdi.

Okuldan sonra eve uğramış aç olup olanağını soran annesine olumsuz cevap verip eşyalarını aldığı gibi Void'in yolunu tutmuştu. Öylesine dolaşmaya gidiyordu.

Şansına boşlukta yağmur yağıyordu. Kanatlarını yağmuru engellemek için kullandı. Zaten yağmurda uçamazdı, bari şemsiye görevi gorsunlerdi. Etrafta öylesine ilerliyordu. Bir yere gitme hedefi, birini görme düşüncesi yoktu ama ilerde ağacın altında oturan kızı gördüğünde bir önceki sefer karşılaştıkları yere geldiğini fark etti. Gerçekten böyle bir düşüncesi yoktu. Buraya şans eseri gelmiş olmalıydı. Evet, kesinlikle şans eseri. Kız onu fark ettiğinden geri dönmek saçma olurdu.

Kızın bulunduğu ağacın altına giderken Elara'nin yanında duran silahları gördü. Bir öncekinde zorla getirildiği için Elara yanına silah alamamıştı. Şimdi kendi isteğiyle geliyordu, olabilecek tehlikeler karşı yanında kendini savunmak için bir seyler getirmişti. Aris, silahları görene kadar kendi silahlarını kenara bırakmayı düşünüyordu. Kızı ürkütmemek, önün gözünde tehlike oluşturmamak içindi. Fakat kızın da yanında silahlar vardı. Bu yüzden bırakmasına gerek yoktu.

Ilerlerken Elara ağacın gövdesine yasladığı eşyalarını alarak kendisinden uzağa atmıştı. Bir önceki sefer Aris'in böyle yaptığını unutmamıştı. Hosuna giden bu davranışı şimdi de kendisi yapmak istiyordu. Zaten botlarının içinde küçük bir bıçak vardı. Her ihtimale karşı. Birkaç gün önce gözlemlediği kadarıyla çocuğun ona zarar vermeyeceğini düşünüyordu ama aklı ona bu Nocturnalı gence güvenmemesini söylüyordu.

Kızın böyle yapmasıyla şaşıran Aris, beklemeden ok ve yayını kenara bırakmıştı ve tabii ki onun da acil durumlar için gizlide bir hançeri vardı. Iki tarafta da bu gizli silahlardan haberdar değildi.

Aris ağacın altına girdiğinde dallar yağmuru engellemişti. Kıza yakın fakat bir o kadar da mesafeli oturdu.

Elara "Yine karşılaştık. " demişti ama karşıdan bir cevap alamamıştı. Ikili kulaklarında yağmurun sesiyle beraber etrafa izlemeye başlamıştı. Arada bir simsek çakıyor, gök gürlüyordu. Lumina da yağan yağmur daha sakin ve genellikle açık havada yağardı. Bu gök gürültüsü ve şimşek onun daha önce gördüğü bir şey değildi. Burada yağmur başladığından beri oturuyordu. Ilk başta şimşekten ve ardından çıkan sesten korkmuştu fakat şimdi alışmıştı. Sadece çok yakından ses gelince irkiliyordu o kadar. Onun bu irkilmeleri Aris'in sessizce gülmesine sebep oluyordu.

Uzun süren sesliliği Elara'nın sorusu bozdu. "Daha önce hiç gökkuşağı gördün mü?"

Aris neyden bahsettiğini anlamamıştı. "Neyi gördüm mü?"

"Gökkuşağı." Diye yeniledi Elara. Aris kafasını iki yana salladı, o şeyin ne olduğunu bile bilmiyordu. Sormak istiyordu ama kızın karşısında cahil gibi görünüp dalga konusu olmak istemiyordu. Öte yandan Elara onun bilmediğini anlamıştı. "Gökkuşağı, yağmurdan sonra açan güneş sonucu gökyüzünde 7 renkten oluşan bir şey. Açıkçası tam olarak bende bilmiyorum." Diye açıklamıştı. Aris kendini açık ettiğini fark edince bilgisizliğinden dolayı biraz utandı. Ama kızında pek bilgi sahibi olmadığını öğrenince bu utancı kayboldu.

"Ben de görmedim," diye devam etti Elara. "Bu Nocturna ve Lumina bir aradayken çok olurmuş, şimdi ise iki diyarda da görülmüyor. Nocturna'da şimşek ve gökgürültülü yağmurların ardından hiç güneş açmaz, Lumina da ise güneş ve yağmur olmasına rağmen hiç olmaz. Sanırım bu iki tarafa da bir ceza. Kitaplarda çok güzel görünüyor, biliyor musun? Açık ve koyu renkler, şimşek ve güneş bir arada." Kitaplarda mı?

"Kitaplarda derken?" Aris'in sorusu ile Elara ona döndü. "Babamın gizli kütüphanesinde vardı. Barış olduğu zamanlara ait bilgilerle dolu kitaplar. Çoğu şeyi hatırlamıyorum ama gökkuşağını hiç unutmuyorum. Ölmeden önce canlı canlı görmek isterim."

"Baban kim ki?" Kütüphanesinde böyle kitaplar olduğuna göre düşündüğünden daha da yetkili biriydi. "Babam, Lumina diyarının şuanki yöneticisi. " Aris'in kaşları şaşkınlıkla kalktı. Elara onun yüz ifadesine kıkırdayıp "Ne? Niye bu kadar şaşırdın, olamaz mı?" Diye sordu.

"Beklemiyordum," Kız neden bu bilgiyi ona söylemişti? Neden sadece bir kere gördüğü bir Nocturnaliya bu kadar güvenmişti? Aris'in ona zarar vereceğini hiç mi düşünmüyordu? Şuan Elara'yı kaçırıp Nocturnaya götürür ve babasına tehditle bir şeyler yatırabilirlerdi. Bunlara olanak vermiyor muydu?

"Neyse boşver babamı, biz gökkuşağı hakkında konuşalım lütfen. Sence burada gökkuşağı çıkıyor mudur? O kitaplarda yazan çoğu şey burada var ama gökkuşağı?" Kız birden Aris'e yaklaşarak "Sen burada avlanırken hiç gökyüzünde öyle bir şey gördün mü?" Diye soludu. Kendisi buraya gelmezdi. Sadece üç gündür geliyordu ve o aralıkta görmemişti. Hatta burada olduğu zaman diliminde ilk defa şimşekli yağmur görüyordu.

Aris yakınında olan kızın yüzüne bakmış, yakınlıktan rahatsız olup kafasını biraz geri çekip konuşmuştu. "Görmediğime eminim." Elara buna üzülmüştü. Galiba gökkuşağı burada da yoktu.

"Bazen diyorum ki 'neden bu savaş oldu ki, beraber barışla yaşasalar bir yerlerine mi batar' " Yönetici kızının böyle düşünmesi garipti. Kendi babası bu kadar önemli bir konumda değildi ama küçüklükten beri Lumina'ya karşı büyük bir nefretle yetişmişti. Elara'nin böyle düşünmesi gerçekten garipti.

"Lumina halkı senin gibi düşünmüyormuş anlaşılan. Iftira atarak bozmuşlar bu barışı. " normal bir şekilde konuşuyorlardı ama Aris laf atmadan duramamıştı işte. Bu kız diğer Lumina'lılardan daha farklıydı belki ama hâlâ daha o diyardan nefret ediyordu.

"Biz mi iftira atmışız? Asıl Nocturna halkı fesatlık yapmasaydı böyle olmazdı. " Bu kız da diğerlerinden farklı değildi anlaşılan. Biraz önce barış barış diye gezinirken şimdi Nocturnayı kötülemeye başlamıştı.

"Kesin öyle olmuştur. Biraz önce barış diye sayıklıyordun şimdi ne oldu?"

"Çünkü ülkeme iftira attın!"

"Iftira bizim değil, sizin işiniz canım."

"Kesin öyledir! Aptal Nocturna, işiniz gücünüz laf sokmak zaten. Seni farklı zanneden kafama sokayım. " Elara ayaklanmış, yağmuru önemsemeden ağacın altından çıkıp gitmek için attıgı eşyalarına ilerlemişti. Aris bir şey demeden onun gidişini çatık kaşlarıyla izlemişti.

Hepsi beyni yıkanmış bir avuç aptal diye düşündü. Aptal dediğini kızın bahsettiği gökkuşağını merak ettiği için yağmur dinene kadar orada beklemişti. Yağmur dinmiş ama ardından ne güneş açmış ne de gökkuşağı denen şey ortaya çıkmıştı.

~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~•~

Merhabalar. Ilk defa bu tarz fantastik bir şey yazıyorum ve güzel olması için çok ugraşıyorum bu yuzden eleştirilerinizi veya tavsiyelerinizi saygı çerçevesinde yorumlarda bana sunarsanız çok sevinirim. Gözümden kaçan yazım yanlışları varsa şimdiden özür diliyorum.

Karakterlerimiz şuan çok gençler ve onların içsel dünyasından yazmak biraz zor. Agresif birer ergenler çünkü kdbdjbs. Ama geçen bölümlerle olgunlasacaklar. Umarım suanki durumları size absürt, gülünç falan gelmiyordur.

Ve bunlar melek ya da şeytan değiller. Yalnızca kanatlari var.

Ayrıca bu evren hakkında okurken anlamadığınız yerler olursa sorabilirsiniz.

Sizce gökkuşağını görebilecekler mi?🌈

Görebileceklerse nasıl olacağını düşünüyorsunuz?

Oy verin ve yorum atın🙏🙏🙏

Bölüm sonu

31 yorum