Mertin Anlatımıyla
Plan başarıyla ilerliyordu içeri girmeyi başarmıştım. İçerisi karanlıktı aralık kapıdan gelen sokak lambalarının ışıkları hariç ışık kaynağı yoktu ve o ışıklarda bana pek yardımcı olmuyordu. Yavaş adımlarla ilerlemeye başladım,hem önümü göremiyordum hemde en ufak seste dikkatleri buraya çekme ihtimalim vardı, belirli bir süreden sonra nihayet gözlerim karanlığa alışmıştı. Bir yandan ilerliyor bir yandan da etrafa bakınıyordum. Giriş yeri genişti kapını hemen yanında bir masa ve yanlarında üç tane sandalye, oranın biraz daha ilerisinde bir mutfak tezgahı ve üstünde 2-3 tane dolap ve oranın hemen yanında da merdivenler vardı. Hemen merdivenlerin yanına gittim. Gittim gitmesine ama aşağısı buradan daha karanlıktı ve bana bir ışık kaynağı lazımdı.
Hemen mutfak tezgahının yanına gittim. İllaki fener ya da benzeri birşey vardır diye düşünerek tezgahın üstünü aramaya başladım. Ama ya karanlıktan dolayı ben göremiyordum ya da aydınlatmaya yarayan herhangi bir şeyleri yoktu. En son dolaplara bakarken tam ümidimi kaybedecekken raflardan birinde elime birşey çarptı. Onu elime alıp hafif gelen ışığa doğru tuttuğumda bunun el feneri olduğunu gördüm. Heyecanla feneri aldım merdivenlere doğru ilerledim, ışığı açtım ve aşağı inmeye başladım.
Kamilin Anlatımıyla
Herşey tam tıkırında gidiyordu. Mert içeri girmeyi başarmıştı, bizim oyalama işi de baya iyi gidiyordu. Hayrinin maşallahı vardı keşke bu performansını ilkokuldaki tiyatro gösterimizde de görebilseydik...
Role o kadar iyi girmiştik ki artık en son Kutay ve adamlarıyla ayaküstü sohbet eder hale gelmiştik. Evet evet yanlış duymadınız! Ben Hayri Kutay ve adamları deponun önünde baya bildiğiniz sohbet ediyorduk.(Bizde meraklı değiliz bunlarla sohbet etmeye ama mecburduk...)
Şuana kadar herşey yolundaydı ta ki gökgürültüsünü duyana kadar. Hemen Hayrinin kulağına eğilip:
Kamil:Hayri senin sprey suya dayanıklıydı değil mi?
Hayri bir süre duraksadı:
Hayri:H-hayır...
Kamil:İşte şimdi fena yandık...
Hayri:Peki senin makyajın suya dayanıklı mı?
Kamil:Hayır...
Ve tam o anda yağmur bastırdı. Hayrinin saçı siyahtan sarıya benim suratımsa palet gibi rengarenk oldu. Ve tabii ki yakalanmıştık Kutay bir benim palet gibi olmuş suratıma birde saçlarından yüzüne doğru siyah boya akan ve saçları geri sarıya dönün Hayriye bakıyordu:
Kutay:Vay vay vay! Demek kılık değiştirip aklınızca beni kandırdınız ha?
Daha sonra etrafına bakındı. Anlaşılan Mertin yokluğunu anlamıştı:
Kutay:Diğeriniz nerede?
Hayri:Kim? Biz iki kişi geldik.
Kutay:Yoksa... REMZİ HAMDİ ÇABUK İÇERİ GİRİN VE BANA O ÇOCUĞU YAKALAYIN!
Kamil:Hop hop! Orda dur bakalım Merti yakalaman için önce bizi geçmen lazım!
Kutay:Keşke bu cesaretinizin aynısını ben Akını yaklamadan öncede gösterseydiniz.
Hayri:Eğer ona birşey yaptıysan bizden çok çekersin haberin olsun!
Kutay:Yok canım alt tarafı sizin onu umursamadığınıza inandırdım o kadar.
Kamil:NE YAPTIN NE YAPTIN?
Hayri:Akın sana hayatta inanmaz hahahyt!
Kutay:Valla inanır inanmaz orasını bilemem ama içine kurt düşürdüm mü evet.
Kutay son cümlesini de bitirdikten sonra parmaklarını şıklattı ve adamları üstümüze doğru gelmeye başladı. Adamlardan biri benim kolunu diğeri de Hayrinin kolundan tutarak bizi içeri sürüklemeye başladılar. Ne kadar çırpınsakta bir işe yaramadı. Şuan ki tek umudumuz Mert idi...
Akının Anlatımıyla
Ben buraya geleli ne kadar oldu bilmiyorum. Bildiğim iki şey vardı:
1-Şuana kadar hiç korkmadığım kadar çok korkuyordum.
2-Abilerim büyük bir ihtimalle beni umursamıyorlardı.
Çünkü umursamış olsalardı abim hızır gibi yetişirdi imdadıma. Ya da biz kaçarken topuklamak yerine beni arkada bırakmazlardı. İlk başta Kutayın dediklerini inkar etmiştim ama galiba ilk kez yalan söylemiyordu. Aklıma bunlar geldikçe gözlerim doluyordu. Bu zamana kadar güvendiğim, sevdiğim abilerim bir anda beni terketmişlerdi...
Artık buradan kurtulacağıma dair bir umudum kalmamıştı. Ve zaten artık kurtulmak için çaba harcamaycaktım. Ne olucaksa o
lsun artık sonuçta beni umursayan kimse yoktu etrafımda...