İçeriğe geç

Wendy

Bölüm 1 · 7 dk okuma

Wendy

Bölüm 1

Wendy

Wendy; simsiyah, düz saçlı, birine baktı mı delecekmiş gibi görünen ve siyahı andıran koyu kahverengi gözlü, gözünün altında hafif torba olan -bu torba iticilik ve korkunçluktan ziyade çekicilik katıyordu ona-, itici ve göz kanatacak büyüklükte değil, aksine çekici ve seksi denecek kadar büyük, dolgun ve güzel dudaklı, beyaz tenli, 167 boylarında, zayıf, ince belli bir kadındı. Yaşı 24’tü, üniversiteyi bitireli 1 yıl olmuştu, tabii 1 yıl sınıfta kalmıştı, felsefe bölümünü okumuştu üniversitede. Bir gün, yine işinden yorgunluk, bıkkınlık ve bunalgınlıkla çıkmış biçimde evine gitmek üzere otobüse binmişti. O gün gri renk bir etek, üstüne de siyah düz bir tişört giymişti. Tabii patron onu bu sebepten ötürü azarlamıştı. Otobüste otururken de yaşlı bir adam tarafından dikizleniyordu bacakları. İnce bir bacakları yoktu zayıf olmasına rağmen, çekici bir kalınlıktaydı bacakları ve çekiciliğiyle dikkat çekerdi. Kendisi de çok güzeldi, fiziği de mükemmeldi, bu da onu çekici ve seksi kılıyordu. Ayrıca güzelliği ve çekiciliğiyle de direkt göze çarpıyordu. Fakat çekici olması, otobüste yaşlı bir adamın onu kesmesini istediği anlamına gelmiyordu. Yanında oturan kadın da Wendy’nin rahatsız olduğunu farketmişti. -Bayım?’’ Yaşlı adam, sesi duyup Wendy’nin yanındaki kadına bakar. Wendy de başını çevirip yanındaki kadına baktı. -Gözünüzü kızımın üzerinden çeker misiniz?’’ Wendy iş yorgunluğunun, yaşam bıkkınlığının üzerine bunu duyunca çok rahatlar bir biçimde derin bir nefes alıp gülümsedi. Yaşlı adam da başını çevirdi, yürüyüp otobüsten indi, halbuki ineceği durağa daha 6 durak vardı. Wendy: -Size nasıl teşekkür edebilirim hanımefendi?’’ -Sorun değil yavrum, ben de 28 yaşımdayım zaten çok da yaş farkımız yok.’’ Wendy şok olmuştu, böyle bir iyiliği beklemiyordu. 28 yaşında olmasına rağmen 24 yaşındaki kendisine annesi rolü üstlenip onu kurtarmıştı. Ne kadar da hoş bir davranıştı! Wendy bunun altında kalmamak için çantasından bir sakız paketi çıkarıp kadına uzattı. -Hiç gerek yoktu canım, teşekkürler.’’ -Ben ineceğim, kendine dikkat et lütfen, dedi Wendy. Otobüsten indi. Yorgundu ve kafasını dağıtmak istiyordu. Ne yapsaydı ki? Evinin sokağının köşesindeki tekel hala açıktı, saat zaten daha 10’du, buna rağmen hava kapkaranlıktı nedense. Biraz düşündü ve içmeye karar verdi. Tekelden çıktığında elindeki poşette 2 kutu bira, 2 kutu da shot vardı. Evine gitti hızlıca ve üstünü değiştirmeden direkt koltuğa uzandı. Evi loştu, düşük maaşı yüzünden düzgün bir evde oturamıyordu. Derisi soyulmuş koltuk, çürümeye yüz tutmuş tahta bir masa, sineklerin bayıldığı sarı, loş ışıklı lambası, ufak bir tüpü ve tenceresi vardı. Sadece 2 tane odası vardı bu evin, salon ve tuvalet. Tuvalet de salon gibi leşti. Biraları açarak başladı. Önce yavaş yavaş, yudum yudum içiyordu. Karnı açtı halbuki, öğlen 2’den beri hiçbir şey yememişti. Aç karna alkol içmek ona ciddi zarar veriyordu. Fakat onun derdi şu an bu değildi, bunu takmıyordu şu an. Şu an sadece kafa bulup her şeyi unutmak istiyordu. İlk birasını bitirdi, şimdi 2. birasını açıyordu. Bunu daha hızlı içiyordu. Halbuki kusma ihtimali de artıyordu. 2. birasını da bitirdi. Midesi bulanıyordu hızlı içtiği için, ama zayıf olduğu için beynine direkt etki etmişti alkol. Başı hafiften dönmeye başlamıştı bile, gözleri hafiften kararıyordu. Shotlara geçti. 1. shotu tek seferde kafasına dikti ve bitirdi. Başı daha çok dönmeye, gözleri biraz daha kararmaya başladı. 2. shot kutusunu da açtı, onu da ilki tek seferde kafasına dikti ve bitirdi. Gözleri şimdi daha çok kararıyor, başı daha çok dönüyordu. Dengesini kuramıyordu. Koltuktan kalkmaya çalıştı fakat başı o kadar çok dönüyordu ki kalkamadı, hatta az daha koltuktan düşüyordu. E tabii, zayıftı Wendy, alkol anında etki etmesi normaldi, ayrıca karnı da açtı, alkolün bu kadar çok etki etmesi normaldi. Gözleri daha çok kararmaya, başı daha çok dönmeye, midesi daha çok bulanmaya başlamıştı. Yorgun hissediyordu. Kafası bomboştu. Birden telefonunun çaldığını duydu. Cebinden telefonu çıkarmaya çalıştı. Halbuki yanlışlıkla eteğini çıkardı. Sonradan farketti ki üstünü hala değiştirmemişti, eteğini pijaması sanmıştı, etekte cep mi olurdu! Sonra koltuğun başucundaki çantaya uzanıp telefonunu aldı içinden. Fakat telefon çalmamıştı. Wendy yanılmıştı. Sarhoş kafasıyla telefonunun çaldığını sanmıştı. Gözleri kararırken yavaş yavaş kapanmaya başladı. Birden gözlerini açtı ve bambaşka bir yerde buldu kendini. Uzandığı çimenlerin üzerinden kalktı, üstüne başına baktı. Ne altında eteği, ne de üstünde siyah tişörtü vardı. Üstünde bembeyaz, kolsuz ve ayak bileğinin 3 parmak yukarısına kadar uzanan güzel bir elbise vardı, dekolteli elbiseydi, göğsüne kadardı fakat göğsünün 2 cm yukarısındaydı, ayağında ise hiçbir şey yoktu, çıplak ayakla çimenlerin üzerinde duruyordu. Belinde ise altın renkte bir kemer vardı. Bu duruma oldukça şaşırdı. En son ne yaptığını, nerede olduğunu düşünmeye başladı. Hiçbir şey hatırlamıyordu, tek düşünebildiği şey, bulunduğu yerin ne kadar da güzel olduğuydu. Fakat burası da neresiydi? Çimenler kaşındıracak kadar uzun değildi, batacak kadar da kısa değildi. Etrafına daha da dikkatlice bakmaya başladı. Gökyüzü parlaktı fakat sıcak değildi. Daha çok gözü şenlendiren bir parlaklıktaydı. Arkasını döndüğünde çok güzel, sıralı biçimde dağların durduğunu fark etti. Dağların tepelerinde kar yoktu, yemyeşillerdi. Birdenbire hava karardı, iç karartmayacak bir biçimde, ve yağmur yağmaya başladı. Wendy buna çok sevindi, adeta neşeden havalara uçtu! Yağmuru çok severdi kendisi. Ne zaman yağmur yağsa ayakkabılarını, yağmurluğunu evde bırakır, şortunu ve tişörtünü giyerek çıplak ayakla sokağa çıkar, yağmurun altında öylece durarak ıslanırdı. Yağmura aşıktı resmen… çalışırken yağmur yağdığındaysa, camdan dışarıya aşık aşık bakarak gülümserdi, yağmura dalardı. Patron aniden gelip onu korkuturdu ve işine devam etmesini söylerdi. Wendy ise hemen kendini toparlayıp işine devam eder, fakat yine de arada bir camdan dışarıya bakardı. İşte, şu anda da yağmur yağıyordu, çıplak ayaklaydı, üzerinde de elbisesi vardı. Ne duruyordu! Kendini ıslanmaya bıraktı. Islandıkça ıslanıyordu. Yağmur damlaları, simsiyah saçlarını ıslatıyor, saçlarının ucundan süzülerek çimenlerin üzerine düşüyorlardı. Dudaklarına da yağmur damlaları düşüyor, dudaklarına düştükçe de bundan çok zevk alıyordu. Yağmur damlaları dekolteli elbisesinden göğsünün üzerine de düşüyordu. Resmen mutluluktan çıldırıyordu. Biraz koşuşturmaya, ilerlemeye başladı. Kendi etrafında dönerek, kollarını açarak koşuyordu. Biraz ilerleyince, karşısına birdenbire deniz çıktı. Denizi çok severdi, kuma da bayılırdı. Hemen denize doğru koşmaya başladı. Kumlara vardığında çok mutluydu. En son ne zaman bir denize gidip yüzmüştü ki? Yıllar yıllar önceydi sanırım… o anda bir şey farketti. Elbisesinin altında siyah bir bikini vardı, tesadüfen! Hemen heyecanla üzerindeki elbiseyi çıkarttı ve kenara fırlattı. Yağmur hala yağıyordu, bu sefer çıplak tenine direkt değiyordu. Ve bu onu çok daha mutlu ediyordu. İnce belinin üzerine, çıplak bacaklarına yağmur damlaları düşüyor, beline düşen damlalar süzülerek bikinisine, bacaklarına düşen damlalar ise süzülerek ayaklarına akıyordu. Birdenbire 20 metre uzakta bir silüet gördü, uzun boylu, 190 boylarında, hafif kısa saçlı, kaslı ve iri yapılı bir silüetti bu. Erkek gibi duruyordu bu silüet ve gittikçe kendisine yaklaşıyordu. Wendy korkmaya başlamıştı ki, bu silüetin eski sevgilisi Martin olduğunu fark etti. Bu onu çok mutlu etmişti çünkü eski sevgilisini çok özlemişti, ayrılmayı da istemiyordu. Onu görür görmez boynuna atladı ve kollarını boynuna sardı. Martin de kollarını Wendy’nin beline sardı, bir süre sarıldılar. Martin: -Seni çok özledim sevgilim.’’ -Ben de seni çok özledim, diye heyecanlandı Wendy. Wendy dayanamayıp Martin’in dudaklarına yapıştı. Onla öpüşmeyi o kadar çok özlemişti ki! Öpüşürken ağlıyordu resmen. Yaklaşık 40 saniye boyunca, yani uzunca bir süre öpüştüler. Yağmurda öpüşmek bambaşkaydı, hele özlediği ve öpüşmeyi çok sevdiği bir aşığıyla! Martin: -Denize girmeyelim mi?’’ Bu soruya çok sevinen Wendy, hemen Martin’in ellerinden tutup denize doğru çekti. Beraber denizde yüzdüler, oynadılar, gülüştüler. Özellikle de sarıldılar, öpüştüler. Birbirlerine aşık aşık bakıyorlardı, Wendy gözlerini Martin’den alamıyor, Martin de Wendy’den gözlerini alamıyordu. Çok aşıklardı. Birdenbire telefon çaldı. Wendy telefonu açtı. Patron: -Wendy Hanım, neredesiniz? 1 saat geciktiniz!’’ -Hı?’’ dedi Wendy anlamamış bir şekilde -İş diyorum iş!’’ -Ne işi? Denizdeyim ben!’’ -Ne denizi, çabuk gel yoksa maaşından keserim!’’ diye bağırdı patron ve telefonu kapattı. Wendy, bir şirkette bilgisayarın başında şirketin borsalarını kontrol eden bir çalışandı, asgari ücret alıyordu. Wendy saate baktı, saat 10’du. Gerçekten de 1 saat gecikmişti. Kalkıp üstünü başını kontrol etti. Altında bir şey yoktu, dün gece cebi var sanıp yanlışlıkla çıkardığı eteği yerdeydi. Üzerinde hala siyah tişörtü vardı, fakat terlemişti ve tişörtü beyaz beyaz lekelenmişti. Kalktı ve nerede olduğuna baktı. Koltuğun üzerindeydi, yerde 2 bira ve 2 shot kutusu vardı, içleri boştu. Başı inanılmaz derecede ağrıyordu. Wendy, onun yaşamak istediği hayat olduğunu fark etti. Eski sevgilisini gördüğü için de gözleri çok dolmuştu, onu gerçekten çok özlüyordu. -Keşke üniversitede okuduğum bölümle alakalı iş yapabilseydim…’’ Tabii ki de; hayaller, hayaller… SON

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.