"Ne yaptığını sanıyorsun lan! Güvenlik!"
Hyunjin'in gelip yakama yapışması ile biraz olsun kendime gelebilmiştim. Jisung çoktan ağlamaya başlamış kırgın gözleriyle bizi izliyordu. Sonra yavaşça ayağa kalktı. Elini Hyunjin'in beni tuttuğu koluna koydu.
"Sorun yok, üzgünüm ani tepki verdim git sen"
"Ama Jis-"
"Hyunjin."
Jisung'un net sesinden sonra Hyunjin bana öldürücü bakışlar atarak kafeteryadan çıktığında derin bir soluk almıştım. Ciddi anlamda korkutucu birine benziyordu.
"Jisung lütfen... En azından cinsiyetini söylesen?"
Kaşlarını çatarak yüzüme baktı. Kaşlarını çatınca alnında oluşan birkaç kırışıklığın ona kattığı güzelliği bile özlemiştim.
"Hakediyor musun Minho!"
İşaret parmağını bana doğru sallayarak kızmaya başladığında içimdeki dürtüye yenik düşüp onu kollarım arasına aldım. Çok sıkmamaya dikkat ederek sarıldım ona ve bebeğimize.
Kolları birkaç dakika iki yanda sallandı. Ardından sırtımda hissettiğim eller ile gülümsemem büyüdü. Onun sıcaklığını tam anlamıyla hissedebilmeye bayılıyordum.
O an fark ettiğim başka birşey ise, jisung'un Hindistan cevizi kokulu feromonlarına karışan yoğun limon kokusuydu. Bebeğimizin kokusu.
"Feromonlarınız öyle güzel bir harmoni içinde ki, bayılacak gibiyim güzelliğinizden"
Benden ayrıldı ama yüzüme bakmıyordu. Kalktığı sandalyeye geri oturunca bende oturdum. Eliyle yavaşça hafif hafif belirginleşmiş karnına masaj yaptı. Sonra tereddüt dolu bakışları yüzümde dolaştı.
"Alfa bir kızım var"
Bir kız çocuğu... Hem de alfa. Gözlerim doldu. Ne olursa olsun benim çocuğum olduğunu çok sonradan kabullenmiştim ama ne demişler geç olsun da güç olmasın.
"Kızımızın sonraki kontrolü ne zaman?"
Alt dudağını yalayınca gözlerim anlık olarak oraya kaydı ama hızlıca gözlerine geri çıkardım. Beni yanlış anlamasını istemiyordum.
"Söylemem"
Dediği ile iç çektim işimiz zor görünüyordu.
1 saat sonra.
"Ya jisung hadi noooooluurr!"
En sonunda elindeki dosyaları masaya çarptı ve ayağa kalktı. Bir saattir aynı pozisyonda ona yalvardığım için sinirlenmiş olmalıydı.
"Bir sonraki ayın 6'sında! Rahat bırak artık beni be adam! İşim var!"
Hızlı adımlarla kafeteryadan çıktığında arkasından gülümsedim. Zor olsa da öğrenmiştim. Güzel kızımı görmek için bir sonraki ayın 6'sına kadar beklemeliydim sadece.
----
Bir sonraki ayın 6'sı:
Gerginlikle oturduğum koltukta dizimi sallıyor bir yandan da sakinleşmek adına küçük kızımı taşıdığım karnıma masaj yapıyordum. Benim endişeli feromonlarım onun huzursuz tatlı limon kokulu feromonlarına karışırken ortaya çıkan koku hoş bir aroma yaratıyor burnuma dolarken biraz olsun sakinleşmemi sağlıyordu.
Bugün ilk defa Minho bebeğimi görecekti. Bebeğim beşinci ayını bitirmiş altıncı ayına başlamıştı bugün. Doğuma da az kalmıştı.
Doğrusu doğumdan ve sonrasından oldukça korkuyordum. Doğum esnasında bana ya da bebeğime birşey olacağı düşüncesi içimi kemiriyordu. Bana birşey olursa eğer ona bakacak bir babası daha yoktu çünkü. Minho onu asla kabul etmezdi. Beni etmediği gibi.
"Seungmin söylemesem mi ki ya çok çekindim şuan"
"Hadi ama Jisung, haftalardır bunun alıştırmasını yapıyorsun!"
Ağır adımlarla benden uzun olan sevdiğimin önünde durdum.
"M-minho hyung,ben... Ben senden hoşlanıyorum!"
Oflayarak ayağa kalktım,kalkarken biraz zorlandım. Karnım büyümüştü ve geçen hafta da izne ayrılmıştım. Şiş bir karınla doktorluk yapabileceğimi sanmıyordum.
Biraz ileri geri dolaştım. Randevu saatime yaklaşık 15 dakika kalmıştı ama Minho hala gelmiyordu. Ne bekliyordum ki? Önemseyip gelmesini mi? Bebeğimi gerçekten görmek istediğini mi? Hiç sanmıyorum.
Kalktığım koltuğa yeniden oturduğumda yan tarafımda ağlayarak karnını tutan 18'li yaşlarındaki kızı gördüm. Üzerinde benim okuduğum lisenin üniforması vardı. Kim bilir kim canını yakmıştı ve onu bir bebeğe mecbur etmişti? Ailesi ne derdi? Kız,burnunu çekerek başını hafifçe kaldırmış elini karnından çekmeden bana bakmıştı.
Ona gülümseyip yanımı patpatlayıp gelmesini bekledim. kız biraz çekinerek yanıma oturmuş ellerini önünde birleştirerek gözlerini karnıma dikmişti.
"Kaç aylık?"
Jisung içten bir şekilde gülümseyip karnını sıvazladı. Cidden fazla mı büyümüştü bu kız bebek?
"Bugün 6 oldu"
Kızın gözleri tekrar doldu ve ani bir duygu patlamasıyla ağlamaya başladı. Elim ayağıma dolaşıp ne yapacağımı bilemezken kızın omuzlarına dökülen kızıl saçlarını okşamaktan başka birşey gelmemişti elimden.
"B-ben bebeğimin ikinci ayını bile göremeyeceğim. O-o bebeğimi istemiyor."
Yüzünü ellerine gömerek ağlayan kıza içim acırken onun yerinde kendimi görmüştüm. Bende ağlamıştım Seungmin'e. Ancak onun ağlayacak kimsesi yok gibi duruyordu. Belki de vardı bilemezdim.
"Biliyor musun? Benim bebeğimi de istemedi babası."
Buruk bir gülümsemeyle kıza döndüğümde başını kaldırıp yüzüme baktı tekrar burnunu çektiğinde ağlamamak için çabaladığını fark etmek hiçte zor değildi.
"Aldırmanı istedi mi?"
Daha kötüsü diyemedim. Bebeğimi öldürmeye çalıştı diyemedim. Çünkü içimde bir yerlerde hala ona karşı saf bir sevgi duyuyordum. Sevgi acıtır mıydı? Çok canım yanıyordu. Sevgi acıtmamalıydı.
Benim de gözlerim hamilelik hormonları sağolsun hızla dolduğunda dudaklarımı birbirine bastırarak başımı iki yana salladım.
"Uzun hikaye, boşver."
Kız başını salladı. Çekingen bir şekilde bana baktı ve tekrar ellerine döndü. "Belki günün birinde... Anlatmak istersin hm? Hikaye dinlemeyi severim"
Başımı salladım, bu esnada da gözlerimiz buluştu. Onun maviye çalan yeşil gözlerinde 18 yaşındaki kendimi gördüm.
Gülüş sesleri.
"Sana bir teklifim var Han. İstediklerimi yaparsan ibne olduğunu kimseye duyurmayacağım emin ol."
Gözlerimi kırparak kendime gelmeye çalıştım. Gülümsedim ve elimi sıkması için uzattım. Reddetmemesi için içimden yalvarırken güzel bir gülümse ile elimi sıktı.
"Ben Chaeryeong. Sen?"
"Jisung, kaç yaşındasın?"
"18,ımm sen?"
"26"
Kız şaşkınlıkla bana doğru döndüğünde kıkırdadım. İnsanlar genelde yaşımı göstermediğimi söylerdi. Bu biraz da liseden bu yana hiç değişmemiş olmamdan kaynaklı olabilirdi ancak kendime göre gayet 26 yaşında bir yetişkindim.
"Hiç göstermiyorsun! 20 falan sanmıştım"
Buna gülerken ortamda hissettiğim tanıdık ancak bir o kadar da yabancı feromonlar burnuma doldu. Gelmişti,o gelmişti! Randevuya 5 dakika kala bile olsa gelmişti...
Chaeryeong'a veda etmek üzereyken numaramı istedi bende verdim. Ardından Minho'nun yanımıza ulaşmasını beklemeden ismimi okuyan doktorla sakin sakin yerimden kalkmaya çalıştım.
Kalktım da,tabii biraz uzun sürdü. Paytak adımlarla kapıya ulaştığımda Minho da yanıma ulaşmıştı.
Sarılmak için hamle yapacağı sırada ondan uzaklaştım. Bizi arkadan izleyen Chaeryeong'un da birşeyleri sezdiğinin farkındaydım.
"Jisung, bir kere sarılayım. Nolursun..."
Başımı reddetmek amaçlı iki yana salladım. Affetmeyecektim. Onu asla affetmeyecektim. Ya bebeğim ölseydi? Vicdanı rahat edecek miydi?
"Tamam, nasıl istersen"
Elini ensesine atmış kaşıdıktan sonra kapının kulbunu indirerek geçmem için bana yol vermişti. Başımı hafifçe eğerek ona teşekkür ettim ve içeriye girdim.
Doktorum, Changbin, bana gülümsedi ve yatmam için yatağı işaret etti. Bende ona gülümsedim, yattım ve yattığımda da üzerimdeki pastel yeşili rengindeki sweatimi sıyırarak şişmiş karnımı ortaya çıkardım.
"Bakalım bizim bebek nasılmış!"
Bir süre jeli sıktığı karnımda gezdirdi aleti. Gözlerimi bir an olsun ultrasonun ekranından ayırmıyordum. Onun küçücük bedeni gördüğümde gözlerim doldu. Bu halde siyah beyaz ekranda bile çok güzeldi benim kızım.
Changbin'in bakışları bir süre Minho'dq dolandı ancak Minho bunu farketmedi. Ultrasonun ekranına dalmış bir şekilde bakıyordu. Korktum, bebeğimi istemez diye. Bir kere daha yok etmeye çalışır diye. Ama beni yanılttı. Koyu renk gözleri yavaş yavaş sulandı. Pürüzsüz keskin çenesine doğru gözyaşları aktı. Hala ekrana bakmaya devam ederken bende karnıma bakarak ağlamaya başlamıştım.
Changbin'in de gözlerinin dolduğunu gördüğümde güldüm. Gülüşüm kahkahaya dönüştü.
"Sen niye ağlıyorsun?"
"Bilmiyorum, hüzünlü sahneniz dokundu."
Bu sefer Minho da güldüğünde Changbin dolan gözlerini sildi ve bana buruk bir gülümsemeyle baktı.
"Bebeğin kalp atışlarını dinlemek ister misin-iz?"
Minho hevesle başını salladığında yutkundum. 6 aydır geldiğim kontrollerde bebeğimi görmüştüm ama kalp atışını dinlemeye hiç cesaret edememiştim. Hala daha cesaret edeceğimi sanmıyordum. Reddetmek için ağzımı açacağım sırada Minho onayladığı için odada yankılanan kalp atışlarıyla dondum.
Pıt,pıt...pıt,pıt...
Zaten akmaya müsait olan gözyaşlarım tombul yanaklarıma döküldü. Nefesimin sıkıştığını hissettim. Bebeğim,oradaydı. Duymuştum. Minho da yanımdaydı. Belki mutlu olurdum ha?
Başımı hafifçe sağa çevirdiğimde Minho'nun şekilli dudağının büzülü olduğunu daha fazla ağlamamak için çenesini kastettiğini fark ettiğimde ona başımla işaret verdim ve doğruldum.
Peçete ile karnımı temizleyip sweatimi düzelterek odadan çıktım. Minho'nun Changbin'e birşeyler söylediğini duydum ama aklımı vermediğim için anladığım söylenemezdi
. Evlilik demişti. "Bebek için evlenmeli miyiz?" Diye sordu Changbin'e.
Sahiden,bebek için evlenmeli miydik?
___
Kizlar besinci bolum cok kisa diye altiyla birlwstirdim🫂