İçeriğe geç

VURGUN

Bölüm 27 · 13 dk okuma

VURGUN

Bölüm 27

27

Duyduklarımı sindirmek hiç kolay olmadı. Yere düşmemek için kollarını tuttuğumda yüzümden ellerini çekmiş gözlerimin içine bakıyordu.

En saf bakışlarım harelerinde gezinirken gözlerinin parlaklığı ağzımdan çıkacak tek bir cümleyle sönecekti. Biliyordum.

Farkına vardığım hislere tam şuan bir isim koyamazdım ama isteklerim doğrultusunda hareket edecektim. Geri adım atmayacaktım.

İçime işleyen sözleri artık yanlış bir şey olmadığını kanıtlamıştı.

Savaş'ın göğsünün içinde yaşamak istiyordum. Tüm kalbimle.

Eskiden hayatımda olan yeri ile şimdiki yeri asla aynı değildi. Dokunuşları sadece koruyucu değil aynı zamanda yakıcı olmaya başlamıştı. Bunu ilk hissettiğim andan itibaren bütün yakınlıklarımız her dakika gözümde canlanıyordu.

Kulağa inanılmaz gelebilirdi. Fakat biz artık iki arkadaştan daha öteydik. Birbirimize değdiğimizde bile kalbim titriyorken bir şeyleri inkar etmek saçmalık olurdu.

İç sesimle dahi utançtan boğuluyorum.

Tanrım karşımdaki adam Savaş ! Nasıl olur da biz böyle bir tutkunun içine düşebilirdik ki ?! Akıl alır gibi değil !

-"Artık yatalım istersen."

Ne ?

Hadi ama !

Ne kadar uzun süre düşüncelere dalmıştım ?!

Savaş'ın ifadesizleşen yüzü ve bedenimden çekilen elleri ile endişelenip kaybetme hissiyle parmak ucumda yükselip boynuna sarıldım.

-"Göğsünün içinde uyumak isterim. Eğer izin verirsen." derken utanmaktan zorla konuşmuştum ve yüzüme yayılan gülümsemeyi kapatmak için yüzümü göğsüne yaslamıştım.

Saniyeler geçtikçe kıpırdamadan öylece duruyordu. Nefes alıp vermese yaşam belirtisi almayacaktım.

En sonuna beni kaslı kollarıyla sarıp sarmaladığında heyecandan içerlerimi sallayan kalbimin sesini duyabiliyordum.

-"Seni oradan hiç çıkarmayacağım."

Dakikalar boyunca sarılı kaldığımız o noktada biliyordum ki ikimizde sıkılmamıştık. Sarıldıkça sarılıyor bir santim bile uzaklaşmıyordum.

Savaş ise yüzünü saçlarımla boynumun arasına gömmüş vücudumu uyuşturuyordu. Tenim ürperdikçe başımı oynatıyor sakallarının batmasına sebep oluyordum.

-"Seni uyutmak isterdim ama burada pek mümkün değil." Sesi uzun bir süre sonra çıkmıştı.

Tebessüm edip en sonunda bedenlerimizi ayırdım.

-"Korkarsam gelirim ama." dediğimde ikimizde gülümsemiştik.

Yüzündeki gülümseme solmadan dudaklarını alnıma bastırdı.

-"Gel hep gel."

Aynı duygu seline kapılıyordum ki televizyonu kapattı. Salon tamamen karanlığa bürünmüştü. Dışarıdan gelen bahçe ışıklarıyla çok az aydınlanan salonda telefonlarımızı aldık.

-"Gel bakalım." diyip elimi tuttu. Elim elinin içinde karıncalanmıştı.

Nefesimi heyecandan tutmuştum. Arkasından merdivenleri çıkarken kalacağım odanın önüne kadar benimle yürüdü.

Elimi çekip kapıyı açtım ve ona baktım.

-"İyi geceler." dedim yanaklarımın sıcaklığını hissederken.

Sıcacık bakışları içimi ısıttı.

-"İyi uykular güzelim." dedikten sonra odasına gitmek üzere arkasını döndü.

Ben ne mi yaptım ?

Uyuyana kadar yatakta deliler gibi tepinip durdum.

'

Sabah gecenin etkisinden dolayı hem geç uyanmış hemde galiba sırıtarak gözlerimi açmıştım.

Bütün gece sırıttım mı acaba ?

Ah deliriyorum evet.

Örtüyü ittirip yataktan çıktım ve yatağı düzelttim. Banyoya girip elimi yüzümü yıkadım. Saçlarımı Rümeysa'dan aldığım tokayla tepemde salaş bir topuz yapıp odadan çıktım.

Çıktığımda yüzleştiğim gerçekler dün gece gibi hemen geçmeyecekti. Gün yüzünde daha fenaydı ! Ben Savaş'a nasıl davranacağım ? Yada yüzüne nasıl bakacağım ?

Tüylerim diken diken olurken hemen Rümeysa'nın kapısını çalıp odaya daldım.

Üzerine tişört geçirirken ani girişimden dolayı çığlık atmıştı.

-"O nasıl girmek ?! Ay aman neyse gece heyecandan uyuyamadım. Otur neler olduğunu anlat gözünü seveyim." Kolumdan çektiği gibi birlikte yatağa oturmamızı sağladı.

-"Bende tek başıma taşımayacağım anlatmam lazım !"

Konuştuklarımızı yüzeysel olarak fazla derine inmeden çabucak anlatmıştım. Bunlar bile kendini yere atmasına şoktan kıpırdayamamasına sebep oldu.

-"Rümeysa kalk şimdi bayılmanın sırası değil. Ne yapacağım ben ?!" diye sessizce bağırdım.

-"Abim gitmiştir zaten çoktan. Bu saate kadar kalmaz evde. Gerçi bu dediklerinden sonra seni görmeden de gitmez gibi." diyince yatağa yüz üstü yatıp çığlık attım.

-"Ben burada kalacağım. Kapıyı kilitle." diye sızlandım.

-"Hayır canım kaçmak yok. Bir kere annem evde değil ve bu anı değerlendirerek adımlar atmalısınız. Hemen kalkıyorsun !"

Bacağımdan çekerek yataktan kaldırdığında ellerimi yüzüme kapatmış tuhaf sesler çıkarıyordum.

-"Al bunları giyin de inelim. Karnım acıktı."

Uzattığı kıyafetleri o telefonuyla uğraşırken hızlıca giyindim. Etek ve bluz vermişti. Ayakkabı dolabından da bir spor ayakkabı seçip ayağıma geçirdim.

Topuz olan saçlarımı bozmadan ayaklarımı geri gide gide Rümeysa ile odadan çıktık.

Hızlı adımlarla merdivenlerden inmiştik ki salonda oturmuş gazete okuyan Savaş'ı görür görmez sertçe yutkundum.

-"Günaydın abi !"

Allah seni kahretmesin Rümeysa. Ne güzel görünmeden gidecektik !

Belini çimdiklediğimde kıkırdayarak elimden kaçmıştı.

-"Günaydın mı ? Öğle oldu." diye aksi bir yanıt verdi.

Sessiz bir iç çekişle nihayetinde ona baktım.

-"Ancak uyanabildik. Sen neden işe gitmedin ?" diye sordu Rümeysa.

Ya bırak işte gidelim ya.

-"Pazar günleri şirketi tek başıma açamam." Ah doğru.

-"Evet ya bugün pazardı değil mi ? Neyse çok acıkmışsındır biz kahvaltıyı hazırlayalım." Rümeysa'nın önünden kaçar gibi mutfağa girip buzluğu açtım. Kafamı içine sokmamla Rümeysa attığı kahkahayla mutfağı inletti.

-"Ay çok eğleneceğim çok !"

Onun neşesi karşısında homurdanıp yüzüm soğuyunca kapattım.

-"Dalga geçme. Ne hazırlayacağız ?"

-"Dolapta ne varsa."

Birlikte dolaptan seçtiğimiz bir sürü malzemeyi tezgaha bırakdık. Leyloş'un sarıp dolapta beklettiği börekleri kızartmak için tava çıkartıyordum ki yüreğimi ağzıma getiren adam içeri girdi.

Elin tuttuğu kahve bardağını musluğun yanına bırakmıştı. Kolu koluma değerken Savaş'a böyle hisler beslenmenin utanç verici yanını bir kez daha anladım.

-"Kahvaltı yapmayacak mısın ?" dedi Rümeysa elinde ki sosisleri özenle keserken.

Onların tarafına doğru bakmıyor yağın ısınmasını bekliyordum.

-"Şey ben telefonumu alıp geleceğim." Gözlerimi büyütme isteği getiren satıcı Rümeysa'nın apar topar gidişiyle onu parçalamayı aklımın köşesine yazdım.

Yok yok utanmamalıyım.

-"Çekilir misin biraz ?" Savaş'ı elimle ittirdikten sonra çekmeceyi açmıştım ki çeneme parmaklarını sardı.

-"Sende yüzüme bakar mısın biraz ?" diyip hafifçe başımı kaldırdığında yine de gözlerimi ondan başka her yere değdirdim.

Parmaklarının baskısı azaldığında usul usul belime süzülen elleri beni göğsüne hapsetti. Solumda olan yüreğim boğazıma çıkmış orada atmayı sürdürüyordu.

-"Ben aynı benim unuttun mu ?" dediğinde göğsüne yanağımı bastırıyordum.

Duygularımız aynı duygular değildi.

-"Unutmadım." dedim fısıltıyla.

Eğilip omzuma minik bir öpücük kondurdu.

-"Öyleyse yüzüme bakmaktan çekinme."

Bu gerçekleşen şeyler inanılır gibi değildi. Ya bir rüyanın içindeydim yada haberim olmadan çok içmiştim. Ayık kafayla bu gerçeği yaşayamazdım.

Gerçeğime bakmak için başımı kaldırdım. Kahveleri sıcak bir görünüme bürünmüş yüzümde özgürce geziniyordu.

Gerçekti.

-"Kahvaltı hazırlamalıyım." dedim bir kaç dakika süren bakışmamızın ardından.

Ocağa doğru dönerken kollarını çözmemişti arkamda sarılı duruyordu.

Börekleri birer birer tavaya dizdim ve derin bir nefes alıp sırtımı göğsüne yasladım. Uzun boyunun avantajıyla başımın üzerine rahatlıkla dudaklarını bastırıyordu.

Ayak sesi duymamla dirseğimle ittirdim. Kollarını istemeyerek homurdanma eşliğinde çekmişti.

-"Ala aramış."

Benim telefonumu da almış olduğunu görünce elinden alıp Ala'yı geri aradım.

-"Alo nerdesin sen ? Zaten aklım sendeydi açmayınca endişelendim."

Börekleri çevirmek için çekmeceden maşa aldım.

-"İyiyim iyiyim duymadım. Rümeysa ile kahvaltı hazırlıyoruz. Onlarda kalmıştım." dedim ve çok içten olarak iyi olduğumu hissettim.

-"Yalnız olmadığına sevindim. Bende seni kahveye çağıracaktım."

-"Misafirlerin yok muydu ?" diye sordum kaşımı kaldırıp.

-"Ay gitti onlar. Sabah erkenden uçakları vardı. Azad'ın da ağız burun kaydığı için daha fazla durmadı. Gülmemem lazım ama Savaş çok fena benzetmiş adamı ya."

Gözlerimi devirdim. Şiddet kime olursa olsun hoşuma gitmiyordu.

-"Hiç gülme sinirlerimi geriyorsun." dedim ona.

-"Aman tamam be. Rümeysa'ya söyle kahvaltı yapın bana gelin. Arslan da Savaş'la konuşmaya gidecekmiş öyle söyledi. Evde mi Savaş ?" diye sorunca içimden umarım araları bozulmaz diye geçirdim.

-"Evet burada. Sorarım gelirsek haber veririm sana."

-"Olur kuşum görüşürüz." dedi.

-"Görüşürüz canım." diyip kapattıktan sonra kızarmış börekleri çevirdim.

-"Ne diyor ?" diye sordu Rümeysa.

Arkama baktığımda Savaş'ın gitmiş olduğunu gördüm.

-"Kahveye gelin diyor. Gidelim mi ?"

-"Olur gideriz. Abim bir şey dedi mi ?" Fısıltısını duyurmamak için bana yaklaşmış öyle sormuştu.

-"Yok bir şey söylemedi." dedikten sonra kahvaltı için bir sürü yiyecek hazırlamış bahçe masasını donatmıştık. Son olarak çay dolu bardakları masaya koyduğumda bir kuş sütü eksikti.

-"Savaş ? Hadi gel hazır." diye seslendim masaya otururken.

Rümeysa da arkadaşıyla biraz ileride telefonla konuşuyordu ve kapatıp masaya geldi.

O karşıma otururken Savaş yanıma oturmuştu.

-"Biz Ala'ya gideceğiz." dedi Rümeysa sessizce kahvaltımızı yaptığımız sırada.

-"Ben bırakırım sizi."

Havayla doldurduğum göğsümü yavaşça indirip çaydan bir yudum aldım.

-"Akşam da Alisa'nın yanında olacağım. Birlikte kalacağız." Masanın altından bacağıma vurulan ayakla başımı kaldırdım.

-"Evet şey evde yalnız canım sıkılıyor." dedim hızlıca.

Savaş'tan gizlemek hiç hoşuma gitmese bile eğlenmek için göz ardı ediyordum .

-"İyi bakalım. Elinize sağlık her şey çok güzeldi." Sandalyesini geri ittiğinde ona döndüm. Ne çabuk doymuştu.

-"Afiyet olsun." dedik Rümeysa ile aynı anda.

Gözleri bende takılı kalınca başımı önüme çevirip saçma bir şey yapmamak için kendimi sıktım.

Sanki ilk kez tanışıyoruz !

-"Çay koy içelim bari. Çok keyifliyim çok."

Gülümseyip ayağa kalktım ve evin duvarında fişe taktığımız çaycıyı aldım geldim.

Bir süre daha sohbet etmiş çayımızı içmiştik. El birliğiyle masayı toplayınca kısa sürdü.

Savaş ortalıklarda görünmeyince yukarı çıkmıştım. Rümeysa davette kalan çantamı aldığı için ondan alıp elbisemi ve topuklularımı bir çantaya koydum. Hazır olduğumda Rümeysa'nın yanına gittim ve makyaj malzemeleri ile yüzümü biraz canlandırdım.

-"Abime baksana giyinmiş mi ?" dediği gibi ona gözlerimi pörtleterek baktım.

-"Banane ya senin abin sen bak."

-"Sen baya yeni gelin gibi nazlanmaya başladın. Olmaz böyle yengem olmaz. Bir yerden başlamak lazım."

Ağzım geriye açılırken aynı zaman gülüyordum.

-"Sakın bir daha öyle söyleme !" diye cırlayıp odasından çıktım. Tek derdi beni yerin dibine sokmaktı. Hiç acıması yok bu kızın.

Ellerimle yüzümü yelleyip Savaş'ın kapısına geldim.

Saçmalamanın lüzumu yoktu. Her zaman onun yanına rahatça girip çıkıyorsam şimdi de yapabilirdim. Evet durumlar çok aksi yönde gelişmiş olabilir fakat....ah hayır kendimi teselli edemeyeceğim. Deli gibi utanıyorum.

Derin derin nefesler alıp kapıyı bin bir güçlükle tıklattım.

-"Gel." Tok sesi kapıya çarptığında parmak uçlarımda hissettiğim titremeyi görmezden gelerek kolu aşağı indirdim.

-"Biz hazırız." dedim yalnızca başımı uzatıp.

Üzerine yapışmış beyaz bir gömleği ilikliyordu.

-"Gelsene içeriye." Hızlanan soluklarım sebebiyle tereddüt etsem bile geri adım atmadım. Odasına girip kapıyı kapattım.

Geniş ve ferah odası bana epey boğucu hissettiriyordu. Ellerimi önümde birleştirip etrafı inceledim. Ayakkabıları ayakkabılarımın ucuna değdiğinde başımı kaldırmıştım.

-"Ne yapıcaksınız bugün ?" diye sorarken topuzumdan kaçan kısa saçı kulağımın gerisine ittirdi ve elini çekmeden yanağıma yerleştirdi.

Ne yapıcaktık ki ?

Bildiklerimi de unutturuyor bu adam bana.

-"Hiiç. Sen ?" dedim öylece gözlerine dalıp giderken.

Hafifçe gülümsemiş diğer elini de yanağıma koymuştu. Eğilip burnumun ucunu öptü.

-"Birlikte vakit geçirmek isterdim ama Arslan çağırdı. Sanırım sende bütün gün kızlarla olacaksın."

Her ne kadar utanıyor çekiniyor olsam bile yanından ayrılmak istemediğimi fark ettim. Yanak içlerimi ısırıp boynuna uzandım.

-"Doğru günlük dozumu almam gerekiyor." Burnunu boynuma sürttüğünün mayışmış halde gülümseyip omzuna yaslandım.

-"Böyle konuşursan gidemem." dedim içimde tutmadan.

Belimi okşayıp kendine çektikçe çekti daha sıkı sarıldı.

-"Öyleyse daha fazla konuşurum. Çünkü senden ayrı kalmak istemiyorum. "

-"Ala bu sefer beni kesebilir." Her seferinde onu ekiyor gidemiyordum.

-"Ee ben sana ne zaman doyacağım ?" Yanaklarım kıpkırmızı kesilirken yüzümü boynuna soktum.

Bayılacaksam kokusunda bayılmayı tercih ederim.

Bu kadar açık ve cüretkar konuşmalarına alışık değildim. Her kelimesi kalbimi tekletiyor ağzımı kurutuyordu. Nasıl tepki vereceğimi bilmediğim anlarda ise böyle sus pus kalıyordum. Ne olacak benim halim ?

-"Şey...ııı...Rümeysa bekliyordu." dedim ağzımın içinde geveleyip.

-"Pekala gidelim bari." diyip kollarını gevşetti. Ayaklarım yere tam basınca yukarı kaymış mini eteğimi düzelttim.

O cüzdanı ve telefonunu alırken bende odadan çıkmıştım. Karton çantayla kol çantamı alıp Rümeysa'ya haber verdim.

Hep birlikte arabaya bindik. Arkada ikimiz oturmuştuk Savaş da önde oturuyordu.

Bizi Ala'nın evine bırakırken yalnızca birbirimize bakmış öyle ayrılmıştık. Akşama kadar daha doğrusu Arslan eniştem gelene kadar oturmuş Ala'ya zorla bu olanları anlatmıştım. Anlatırken utançtan ölüyordum. Ala ise şoktan çocuğumu doğurucam diye bağırıp kendini yerden yere atmıştı.

En az benim kadar inanma güçlüğü çekmişti. Aslında direk olarak net bir şey söylememiştim. Sadece aramızda geçenleri üstü kapalı anlatmıştım. Yakınlığımızı , hislerimizi. Bu bile Ala'ya çıldırması için bir sebepti.

Oradan ayrılana dek sadece bunu konuştuk.

Bizim eve gitmek içinse taksi çağırmıştık. İkimizde birbirimize sırıtıp duruyorduk. Odama ışık hızıyla koşarak çıktık ve hemen saçlarımızı yapmaya başladık. Ben dalgalandırırken Rümeysa düzleştirmişti.

-"Abim hiç aradı mı seni bugün ?"

-"Yok." dedim dikkatle maskara sürerken.

-"Ya ararsa ?"

Omuz silktim.

-"Mesaj atarım şimdi aramaz daha."

-"Doğru öyle yap. Ne giyinsem ki ?" diyip makyajını bitirdikten sonra kalktı ve dolabıma ilerledi.

Benim de bitince yanına geçtim. İkimizde uzun bir süre düşündük. En sonunda Rümeysa minicik olan askılı kırmızı bir elbise seçti. Üzerine siyah deri ceketi giyince ayakkabı seçmeye gitmişti.

Aklıma yatan parçaları alıp iç çamaşır da aldıktan sonra banyoda giyindim. Tek omuzlu bir bluz ve pileli etekten oluşan kombinin üzerine beyaz bir ceket geçirdim. Evet tam olmuştu.

Rahatça dans edebilmek için aynı fikirde anlaşmış spor ayakkabı giyinmiştik.

Geriye tek bir şey kalıyordu o da evden çıkmak. Çıkmadan önce Savaş'a eve geldiğimize dair mesaj atmıştım ve arabama binmiştik. Kulüp yarım saatlik bir mesafedeydi. Tunç'un konukları olarak gireceğimiz içinde kapıdaki uzun kuyrukta vakit kaybetmeden içeri girdik.

Etraftakiler ciddi anlamda çıldırmış gibi eğleniyorlardı.

Rümeysa ile dj kabinine yakın en öne geçtiğimizde etrafa bakmaktan birbirimizi görmüyorduk.

-"Abim olmadan ilk kez böyle bir yere geliyorum desem ?"

Gözlerimi büyüttüm.

-"Bende ilk kez kız kıza geliyorum desem ?" diyince kahkaha attık.

Çünkü hep Ala ile gelirdik ve haliyle eniştem de bizimle olurdu.

-"Sen burda dur ben içki kapıp geliyorum. " dedi ve çantasıyla ceketini bırakıp uzaklaştı. Bende boğucu havası yüzünden ceketimi çıkartmıştım.

Saat gittikçe ilerlerken bir yandan içiyor bir yandan deli gibi zıplayarak dans ediyorduk. Tunç o kadar iyi hareketli parçalar açıyordu ki dans etmeyen bir insan dahi yoktu.

-"Of story atamamak çok kötü !" diye homurdandı Rümeysa garsondan aldığı içkiyi diklerken.

-"Boşver eğlenmeye bak."

En çok dinlediğimiz parçanın remix hali kulübe yayıldığında aynı anda kıvrak hareketlerle kalçamızı oynatıp kahkahaya boğulduk.

-"Sana mecburum ama geri dönemem !"

Şarkılara bağırarak eşlik etmek en güzel terapiydi.

Ve uzun zamandır ilk kez negatif enerjinin bir gramını bile hissetmiyordum. Tamamen akışa bırakmış acayip gülüyorduk.

-"Eğleniyor muyuz kızlar ?"

İkimizin arasına giren beden ve belime dokunan sert parmaklar ile vücudum buz kesildi.

Savaş ?

Dişlerimi dudaklarıma geçirip kaskatı durdum. Kahretsin.

Nasıl buldu bizi ?!

-"Abicim ?"

Yüksek sesli müziğe rağmen Savaş'ın sinirli soluklarını duyup hissediyordum.

-"Abicim ya...ee keyifler nasıl ?" Dudağını büküp masaya baktı.

-"Vay güzel içmişiz !"

Sıçmıştık desem kaba mı kaçar ?

-"Vallahi biz içmedik abi. Gelen geçen boşları koymuş. "

Bu kız öldürecek beni.

-"Ben sana burdan bir koyarım şimdi görürsün Rümeysa."

Çaresizce bakışlarımız birleşirken durumu kurtarmak için hiçbir fikrim yoktu.

-"Neyse şimdi siz eğlenmeye devam edin. Mutluluğunuzu bozmayayım ama sonrası için aynı şeyi diyemeyeceğim." dedikten sonra dediği gibi bir şey yapmadı ve geçen garsondan bir şişe bira alıp içti.

Bu durumda eğlenmeye devam etmemizi mi bekliyordu ?

Boğazımı temizleyip ona doğru yavaşça döndüm. Eli hala çıplak belimde sabit duruyordu. Dudaklarımı aralayıp sesimi duyurmak için ona yaklaştım.

-"Gidelim istersen ?" diye sordum korka korka.

Dudaklarımı ısırmaktan derisi kopmaya yüz tutmuştu.

Başını iki yana sallayıp büyük bir yudum daha aldığı birayı masaya bırakıp ceketini yanında yeni gördüğüm Murat'a uzattı.

Önümüzde dans edip şarkıya playback yapan Tunç fazla yakın olduğu için Savaş'ı görmüş başını eğerek selam vermişti. Savaş'ta elini kaldırıp verdiği selamdan sonra bir dal sigara yaktı.

Yapacak bir şey bırakmamıştı. Dakikalar boyunca sessiz sedasız put gibi şarkıları dinlerken yavaştan açılıyorduk. Nereye kadar durabilirdik ? Her türlü azarı işiteceğimiz için bari değsin diye kendi aramızda konuşmuştuk.

Artık öğrendiğinden dolayı da rahatlıkla story çekiyor paylaşıyorduk.

Savaş ise fırtına öncesi sessizlikle masaya dirseklerini koymuş içerken sol kolunu tutup masadan çektim.

Azıcık birazcık yumuşatsam kötü mü olur ki ?

Bana kaşlarını çatmış bakarken ona yaklaşıp kolunu tekrar masaya bıraktım. Böylelikle bedenlerimiz birbirine değiyor ve iyi hissettiriyordu. Masayla arasında kaldığımda biraz daha arkama geçip uzun bedeniyle sırtımı göğsüne yasladı.

Kulağıma doğru eğilince gözlerim Rümeysa'ya kaymıştı. Karanlıkta çok seçemesem bile telefonuyla ilgilendiğini görüyordum.

Sakallarını boynuma sürtünde bütün tüylerimin birer birer kalkışını hissedip nefesimi tuttum.

-"Seninle daha sonra hesaplaşacağız küçük yalancı. Evdeymişsiniz öyle mi ?" derken nefesi boynumu yalayıp geçti. Titrememek için kendimi olabildiğince sıktım.

Başımı çevirip konuşacakken dudak dudağa kalmamız beni bitirmişti.

Ruhum bedenimle bir savaş içerisine girmiş içimde bir oraya bir buraya savruluyordu. Aynı kalbim gibi dışarı çıkmak isterken nefes alamayınca saniyesinde önüme döndüm.

Her yakınlaşmamız hiç hayal etmediğim kadar yakıcı ve can alıcı mı olacaktı ?

•••

Herkese merhaba iyi geceler 🌸

Yorumlarınızı bekliyorum nasıl buldunuz ? ❤

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.