Onun, o kelimeleri bana doğrultmasına ihtiyaç duymaksızın kendi zihnime aktı. Akan sıcak bir zehir misali, rengi ve kokusu birer küçük önemsiz detaydan ibaret, etkisinin oldukça korkunç bir felç olduğu bu tehlikeli sıvı beni kınarmışçasına işittiğim kelimeler sayesinde kulağımdan girdi, oradan da yavaşça aşağıya doğru akarak kalbimin yolunu tuttu. Belli ki gönlüme giden yolun bu olduğundan emindi. Ancak ortada söylenen kelime yoktu. Tüm bu hissettiğim yoğun ve karşı konulamaz etki, tamamen söylenmemiş cümlelere aitti. Hayatım boyunca sayılı şeyden ürküp, korktum. Bunlardan en güncel olanı ve nabzımı zorlayanı da, oydu. Ondan gelecek herhangi tereddütsüz ve zamansız bir itiraftı. Neyin itirafı olduğu pek bir önem de taşımıyordu. İliklerime kadar kanımın fokurdamasından ötürü beni titreten olanak aslında onda göreceğim teslim edilmişlikti. O kendini duygulara teslim ettikten ve nihayet önce kendine, sonrasında da bana kibir ve yargısının ardında yatan utangaç duyguları itiraf ettikten sonraki o kısa süreden ölesiye korkuyorum. Çünkü bahsettiğim bu istenmeyen olayın yaşanmaya başlaması ile, farkındalığımın beni uyardığı ve artık kaçacak deliğimin olmayacağını anladığım o çaresiz kısa zaman içinde, onun karşımda aynı çaresizlikle bana itirafta bulunmasını ve benden bir yanıt bekleyişini seyretmek zorunda kalacağım. Karar vermekten yana asla bu denli zorluk çekmedim. Ve bu yaşıma kadar, doğru kararı ıskalamadım. Ancak bu defaki kişisel saldırıya karşı vermem gereken önemli ve belki de geleceğimi şekillendirecek o mühim karardan yana hazır değilim, ne tür bir karşılık vereceğim adına en ufak bir fikrim yok. Ve bu daha önce başıma gelmemişti. Daha önce asla hazırlıksız olmamıştım, hazırlıksız düşeceğim bir duruma kendimi sokmamaya özen göstermiştim. İnsanları ve onların hareketlerini hep tahmin edebilmişimdir, kendi kendime bunun Tanrıdan bana bahşedilen bir armağan olduğunu varsaymışımdır hep. Oysaki şimdi, onun yapacakları tahmin edememekten değil, tam olarak ondan işiteceğim sözleri ve çaresizce teslim oluşunun aynası olduğu yüz ifadesiyle acınası bir şekilde kıvrılacak göz kapaklarını tahmin edebildiğim için, bunun aslında bana Tanrıdan gelen bir lanet olduğu kanısına daha yakın hissetmeye başladım. Çünkü kaçış yolu bulamayacağım bu kaosun kalbine ilerliyorum, bunun bana ne gibi sonuçlar doğuracağını bile bile. Elimde olmadan, tıpkı onun gibi, çaresizce. Tanrı biliyor ki, onun kendini çaresizce teslim edişine tanık olmaktan öyle ölesiye korkuyorum ki, çünkü biliyorum, onu o halde gördükten sonra benim de ayaklarımın ve gururumun bağı çözülecek, uzun zamandır içimde taşıdığım bu yoğun duygu yükün eşliğinde dizlerimin üzerine düşecek ve kendime bu hisleri itiraf etmekten başka bir çarem kalmayacak. Çünkü Tanrı şahidimdir, o benim ruhumun yansımasıdır ve onun hisleri bana çevrilmiş bir aynadır.
Eğer onun itirafından kaçınırsam, belki…
Belki sonsuza dek bu talihsiz ve kalp yoran müstakbel birliktelikten kaçınacağım.
Peki ama bunu yapacak iradeyi kendimde bulabilecek miyim?
Onun bile, güçlü kibir ve önyargısını yerecek kadar üste binen yoğun… Olumlu hisleri öylesine yenilmezken, benim dışarıdan sağlam duvarlar örmüş izlenimini kazanmayı başarmış ancak oldukça zayıf ve narin olan iradem nasıl bununla başa çıkabilecek?
Aveline’in bedeni titredi. Ardı kesilmeyen bu düşünceler onun kanını dondurmaya yetiyordu. Genç kadın, az önce aklına tüm bu senaryo ve fikirlerin belirmesine olanak sağlayan elindeki kitabını avucu içinde sıktı. Okuduğu birkaç sayfanın içindeki yabancısı olduğu bu hislere bu denli güçlü ve uygunsuz kaçan bir açlığın doğuracağını tahmin edememişti, ısınan kanı ile önce yüzündeki teni pembeleşirken bu ısı geriye kalan uzuvlarının tenini de renklendirdi, kızın artan adrenalin ve nabzı kıza canlılık getirdi sanki. Sürekli endişe ile yutkunuyor, telaşla mavi irisleri titreyip duruyordu.
Aveline, bu yolun sonundan hiç hoşnut değildi. Ancak yıllarca kendini inandırmaktan arındığı bu gerçek, perdenin arkasında hep bir gün yaşanacağını bildiği ve itiraf etmese de bunun adına umutlandığı bir vakaydı. Kâinatın yazdığı bozulmaz bu kuraldan bir kaçış yoktu, genç kadın gelişigüzel bunun farkındaydı. Kim bilir, hala hazır olmadığına dair kendini kandırıyordur belki de.