0.0
Prologue
Aşk… Nedir ki?
Bazen gökten düşme bir dolu gibi hissettirse de, bir yandan da kendimi yağmur sonrası hayata geri dönmüşçesine ferahlamış ve bir o kadar da eksikliğim tamamlanmış hissediyorum. Oysa ne çok karmaşık ve anlam vermesi zorlayıcı bir şeydi, bilinmez bir kavramdı bu aşk denen tehlikeli kimyasal. Nasıl olur da bu denli uzak durmaya çaba sarf ettiğim ve bir kere aklına girdi mi kalbine yayılan, adı umut olan bu zehiri ruhuna hem muhtaç bırakıyor hem de bunun bilincimde olmama rağmen elim kolum bağlı bir şekilde, beni felç bırakıyor. Öyle ki görünmez bir kuvvet ipleri uzuvlarıma dolamış durumda, ben daha çırpınamadan ipleri ileri geri oynaştırarak beni gönlü istediğince oynatıyor. Ben çok güçlüydüm, çok zekiydim. Ancak şimdi, farkında olduğum bu tehlikeye karşı nereden geldiğini anlamadığım karşı konulamaz bir sezgi nedeniyle bilerek kör oluyorum. Bilerek sonuçları gözden çıkarıyor ve kendi hayatımın yanması pahasına bu kıvılcımın bulutlara yükselmesine izin veriyorum. Bu kıvılcım, öyle terbiye edilemez göz korkutan bir aleve dönüştü ki, ilk defa içimde kopan bu kaosa engel olamıyorum. Güçsüz ve savunmasız hissediyorum. Bu savunmasızlığım karşısında fırsattan istifade kontrolü eline almış gönlümün bana acilen sığınacak bir çift kanat talimatı vermesini bitkin ve pes etmiş bir halde seyrediyorum. Duygularım, bana ihanet ediyor. Gururum korkuyor. Saklanıyor. Güçsüzlüğümden çıkagelen bu lanet savunmasızlık, beni bir arayışa itiyor. Arıyorum, içimdeki bu ateşi yatıştıracak bir çift teselli sözcüğü ve saçımı okşayacak yumuşak bir o kadar da güçlü eller arıyorum. Ölüm gibi gelen bu korkunun kaynağını araştırmaya cesaretim olmaksızın, kalkmışım gururumun yerdeki halı olup onu her bir kademimde ezdiğim ve ruhumu yakan bu yangını zapt edecek o güvenilir çatıyı arıyorum. Altında sığınacağım, daha beni iyileştirmeye mecalimin kalmadığı bu kırık ruhumu ona teslim edeceğim, her bir dokunuşunda sanki gücüm ve cesaretimin yenilendiği, arttığını hissettiğim gibi damağımda tatlı, sıcak yaz gününden kalma yumuşak bir incirin tadını anımsayacağım. Bu incir kendime olan özsaygı ve gururumun celladı olacak. Çünkü yaşadığım savunmasızlığın korkusuyla yanıp tutuşurken, kendimi korumak amaçlı muhtaç olacağım, onun dudaklarına. İçimde yükselecek bu yangın ve yanan tenlerimizin dokunuşuyla adeta tir titreyecek tüm bedenim. Alışkın olmadığım bu beyhude halimin şoktan ve yeni düşmanım korkudan ötürü muhtaç olduğum bu kahramanın kanatları altına sığınacak, kendimi bir kanadı sakat güvercinin, biriktirdiği son var gücüyle göklere uçmak için can tutuşması gibi ben de ona ulaşmak adına bayrakları indireceğim. Kör aşkımla güveneceğim ona, sanki beni kendimi tanıyamaz hale getiren bu hastalığın ilacı oymuş gibi, güveneceğim onun varlığına ve dokunuşuna. Bu içten, kadınlığımdan gelen sezgisel buhran ile kendime karşı kontrolüm tamamen bu ruhun sahibi en yaşlısı ve bilgesi tarafından alınmış durumda. Kadınlığım, aklıma karşı meydan okuyor. Gururum, kendim tarafından hiçe sayılıyor. Ve duygularım,
Düşüncesinin uykularımı kaçıracağı ve kendimi tanıyamaz hale getirecek şekilde benimle dans ediyor, beni tamamen düne kadar varlığını reddettiğim aşka en aşağılayıcı yolla inandırmaya itiyor. Böylece her mücadelede hırslı ve güçlü bir itibarla yüksek tahtlara rahatça yürüyen ben, aşkın ve bu zapt etmesi bir tufanı tahtadan bariyerle engellemeye çalışmak kadar üstünden geleceğimi zannettiğim nefsimin beni kontrolü altına alıp, tamamen elimdeki tüm güç ve cesareti almalarına ve savunmasız bir halde gururuma yenik düşmeme izin verdim. Bunların hepsini, özgürlüğü elinden alınmış bir kuşmuşçasına büyük bir muhtaçlıkla yaptım. Yapmam gerekeni yaptım. Özgürlüğümü kazanmak adına yaptım. En azından, bu teslimiyetimin bana kaybettiklerimin yanında muhteşem bir sevgi ve eksikliğimi doyuracak bir sevgili kazandıracağını biliyordum. Bu sayede, son kalan özgüvenimi onu sevmeye ve onu sevmek adına kalkışacağım bu ezdirici yolculuğa emin adımlarla ve kararımdan asla pişman olmaksızın ilerlemeye adadım. Bu sayede, asla kendime yediremediğim, kabullenmediğim ancak daha kendimin yokluğunu fark etmediğim o eksik yanımın, ruhumun saklı diğer parçasını keşfettiğimde aslında ona ne kadar da ihtiyacım olduğunu anladım ve gururuma rağmen, o ihtiyaca elimi uzattım.
Ve nedense tüm bunları yaparken bir kere bile sorgulamadım. Bir kere bile sorgulama ihtiyacı duymadım. Nedense akşamüstünün boyanmış olduğu lacivert göğe bakarken bir kere bile bunu yaptığımdan pişmanlık duymadığım gibi, ben de ona karşı duyduğum ve sadakatten bir kere bile ödün vermedim. Sanki o ılık sabahta çardağın rahat ahşabının üzerinde otururken yudumladığım sabahın ilk çayı gibi, kendimi hayatta, yaşıyor olduğumu hatırlatan o saf mütevazi müteşekkriliği onun içine çekiliyormuşçasına kollarımı boynuna doladığım anda hissettim. O benim için sabahın en erken saatlerinde uyandıktan sonra hissedilen yaşadığına dair sevintçi. O benim için ayın yıldızlara eşlik ettiği gibi, gökteki her bir yıldız kadar uğruna yazacağım onu sevmemin nedenleriydi. O benim için, mevsimlerin dahi ulaşmaya çekindiği, hiçbir şeyin bizi kendimiz dışında etkileyemediği o kendi alanımızın içinde hayatıma zevk veren oldu. Kendi alanımı koruduğum evimin içinde onun girmesinden asla rahatsızlık duymayacağım bir şekilde benim kendime ayırdığım vaktimi suistimal etmek yerine, ikimize ayırdığım anlarımızı zevklendirip bundan, yani ikimizden, son derece keyif almamı sağladığı için onu seveceğim. Hala kabuğuma çekilip kendi kişisel dünyamı ziyaret etmeme olanak sağladığı için hem kendimi seveceğim, hem de bana kendimi sevmeyi öğrettiği için onu ömrümün sonuna kadar minnetle seveceğim.
Ben ona karşı olan aşkımı bulutlara üfleyip, her yağmur yağdığında aşkımın çoğaldığı nedeniyle sevineceğim. Sonra da her bahar kapıya vurduğunda ve ılık esintinin çayır çimen kokusunu mutfağımıza doldurduğunu işittiğimde de yağmur olarak yağan aşkımın bahçemizde onlarca göz alıcı çiçek ve bitkinin doğumuna sebep olan olduğunu hatırlayacak ve seni yine seveceğim. Sonra gün gelecek, hava soüuyacak, en zorlu mevsim olan kış mevsimi camları buzla kaplayıp da yeri ve göğü ak rengine boyadığında, bu aşkımın masumluğunun beyaz renkle boyandığı bir tuvalmiş gibi adlandıracağım bu manzarayı ve ikimizin tuvali renklendirecek boyalar olduğunu varsayarak karın üstünde seninle birlikte dans edecek, sevginin kulaklarımızdaki müzik olduğu bu dansın de karın üstünde sanat eserimizi çizmesine izin vereceğim. Böylece beyaz ve soğuk kar dahi, bizim aşkımızın canlılığı sayesinde sevginin rengini kazanacak ve biz o dondurucu kış gününde bile birbirimizi ısıtmanın bir yolunu bulacağız.
Doğumumun senden ayrı olmasının yasını tutarken, ölümümün senin elini tutarken olacağını bilerek sanki bu hayatımda ölüm korkusundan noksan oluyorum.
Ve her ne kadar itiraf etmek istemesem de, ben seni seviyorum sevgilim.
-♤-
Nathan, bihaber bir şekilde ona ulaşmış mektup yığınından gözüne ilk çarpanı, yaldız sarısı mühürle lütuflenmiş olan kağıt parçasını avucu içine aldı. Parmakları kaliteli kağıdın üzerinde dolaşarak dokuyu ezberlemeye çalıştıkça içinde tanıdık bir takım duygular canlandı. Ve bu yalnızca aklında beliren "Belki..." sorusu ve tüylerini diken edecek kadar üzerinde etki bırakan sorunun devamı nedeniyle bu tanıdık duygular kendilerini tekrardan belli etti.