İçeriğe geç

VİSAL MİSALİ

Bölüm 1 · 8 dk okuma

VİSAL MİSALİ

Bölüm 1

1.BÖLÜM "VİSAL MİSALİ"

Göz yaşlarım içinde karşımda duran polis memuru şerif Stilinski'ye baktım.

"Bir senedir ne bir haber nede bir iz var. Kaç yaşında kadın nereye gidecek? Bir senedir bir şey yaptığınız yok. Sadece bizi oyalıyorsunuz." Şerif Stilinski üzgün bakışlarını benden çekerek konuştu.

"Visal anlıyorum seni büyükannene böylesine bağlı olman çok güzel ama bizimde elimizden bir şey gelmiyor anla. Yetişkin olduğu için fazla bir şey yapamam. Belki kafasını dinlemeye küçük bir sahil kasabasına falan gitmiştir. Eğer bir şey olmuş olsaydı şimdiye çoktan." Dedi sustu.

Sinirle ayağa kalktım.

"Cesedini bulurdunuz değil mi Bay Stilinski.." Odasından çıkarak kendimi dışarı attım. Yağmurlu havada etrafıma baktım.

"Neredesin büyükanne?" Bir senedir dilimden düşmeyen serzeniş yağmurun altında da devam etti.

********

Beyaz ahşap kapıyı açarak eve girdim.

"Visal sen mi geldin?" Babamın sorusuna kısa cevap vererek üstümdeki montumu çıkarıp vestiyer askısına taktım.

"Hıhı."Salondan çıkarak bana baktı.

"Nerden böyle? Dışardaki sağanak yaşta baya ıslanmış gibisin." Gözlüklerini düzelti. Islak saçlarıma ve kıyafetlerime baktım. Kafamı salladım haklıydı.

"Üşütmeden değiştir üstünü. Okula uğradım gelirken seni almak için ama okulda değildin." Lanet okul! Bitse de kurtulsam.

"Son senem çok önemli değil artık dersler." Üst kata çıkmak için beyaz boyalı ahşap merdivenlerin basamaklarını çıkarken Babamın söylenmesini duymaya devam ettim.

"Üniversite tercihi yapacaksın Visal bir sene zaten notların düşüşte. Kendine çeki düzen ver ve o lanet notları yükselt." Merdivenin kenar kolçağını tutarken yaşaran gözlerim ile ona döndüm.

"Büyükannemi sevdiğini düşünürdüm Baba.. Onun birden böyle sır gibi kaybı neden bir tek beni etkilemiş gibi.." Derin bir nefes çekti içine. Omuzları havalandı tekrar umutsuzluk içinde çöktü.

"Seviyorum ve sevmeye de devam edeceğim Visal. Tekrar geldiği zaman bizi bıraktığı günkü gibi mutlu bulsun isterim. Senin gibi dağıtmış perişan bir vaziyette onun karşısına çıkmak istemem." Dedi gözlerindeki acıyı gördüm. Omuzlarım çöktü haklıydı babamın nasıl büyükannemi sevdiğini bildiğim halde onun sevgisini sorguluyordum. Babamı altı yaşında sokaktan alıp ona manevi bir anne olmuştu.

"Baba özür dilerim ben sadece." Parmaklarımı merdivenin kolçağın vurarak bir ritim oluşturdum. Kelimler artık boğazımda düğüm olup kalıyordu.

"Hadi üstünü değiştir gel konuşalım." Kafamı yavaşça salladım. Odama doru dönüp hızlı adımlarla merdiven basamaklarını çıktım.

*******

Babamla akşam yemeğinden önce biraz sohbet etmiştik. Annem iyiliği için onun yanında büyükannemden fazla bahsetmemem gerektiğini de söylemişti. Küçük kardeşim İdal yaşının da verdiği toylukla pek bu konulara dahil olmuyordu. On beş yaşında derslerinden önce arkadaşları gelen kokana lise öğrencisiydi.

"Sana dediğini duydun değil mi?" Odamın kapısının dışından gelen konuşmalar ile kafamı masaya koydum.

"Kulağım olduğu için duydum ikizim." Dedi kendini beğenmiş ikiz Benjamin.

"Senden hoşlandığını da anladın o zaman." Aybars burnunu sokmadığı iş yoktu.

"İkizim olduğun için senden nefret ediyorum. Hiç kapanmayan acil servis gibi hissediyorum artık kendimi. Dokuz ay aynı yerde kaldığımız yetmiyor muydu? Bu nedir evde aynı oda okulda aynı sınıf aynı sıra. Bırak artık peşimi bir özelim olsun ya arkadaşım." Yorgun dudaklarım yukarı doğru kıvrıldı. Onların bu aralarında ki bağ garipti. Benjamin ne kadar böyle söylese de Aybars'tan uzak duramıyordu. Ne zaman Aybars burnunu onun özeline sokma bu cümleyi ezberlemiş gibi söylerdi. Yan taraftaki odalarına geçince sesleri biraz daha boğuk gelmeye başlamıştı. Kafamı masaya koyarak derin bir nefes çektim içime.

Büyükannem acaba bizi terk mi etmişti?..

Yoksa bir senedir Bay Stilinski'nin de dediği gibi ulaşırdı bize. Ama bizi terk edecek bir şey yapmamıştık ki biz ona..

Bir senedir hiç mi özlememişti bizi?.

Derin bir iç çekerek odamdan çıktım. Bodrum kata giderek Büyükannemin hobi masasının başına oturdum. Ahşap tahtaya dokundum parmaklarımı gezdirdim üstü tozlanmaya başlıyordu.. Yokluğu masasından bile belli oluyordu oysa her gün buraya gelirdi çizimler yaparak kafasını boşaltırdı.. Artık yoktu burada, gitmişti.

Dolan gözlerimle gülmeye başladım.

Şuan burada olduğumu görse bir hafta bana bunun tribini atardı. Özel alana her zaman saygı duyulması gerektiğini söyler ve uygulardı. Hobi odası olarak kullandığı bu bodrum katına o varken asla girmezdik. Dikkatini dağıttığımızı söyleyerek kovardı bizi. Elim çekmeceye doğru gitti. Çektim içinde duran parşömen kağıtlarından bir tane alarak masaya koydum. Masanın üstündeki kalemliklerde duran benim ve kardeşlerimin büyükanneme hediye olarak aldığı kalemlerle doluydu.

Çizim yapmayı çok sevdiği için ona kendi beğendiğimiz kalemlerden alarak hediye ederdik..

Şimdi kalem hediye edeceğimiz büyükannemiz ortalıkta yoktu. Kalemliğim içinden bir kalem alarak çizmeye başladım. Uzun saatlerin ardından biten resmime baktım.

Garip değişik bir şey çizmiştim. Ne olduğunu yada ne çizdiğimi ben bile bilmiyordum. Sadece kafamı boşaltmak istiyordum.

Masanın üstünü aylar önce koyduğum Büyükannemim çerçeveli fotoğrafına bakarak derin düşünceler içine daldım. Özlemek bu dünyada ki en korkunç duygulardan bir ikincisiydi.

Birinci korkunç duygu ise bilinmezlikti. Tıpkı şuan büyükannemin nerde ne yaptığı sorusundaki bilinmezlik gibi..

Büyükannemin fotoğrafına bakmaya devam ettim. Yaşlanmasına rağmen çok güzel bir kadındı. Gri gözlerimiz ve benim ailede ondan sonra tek gri saçlı olmam ondan gelen bir genetikti galiba.

Çekmeceden bir ikinci parşömen kağıdı alarak ona bir şeyler yazmak istedim. Çekmecenin altında ki gizli bölmede ona ait olan kalemlerinden aldım. Bu yeri iyi ki küçükken gizlice görmüştüm. Kalemi parmaklarım arasında dolandırıp yutkundum. Kalemin mürekkepli ucunu parşömen kağıdına koyarak yazmaya başladım.

Ö𝔷𝔩𝔢𝔡𝔦𝔪 𝔰𝔢𝔫𝔦.

Aniden gözlerimin kamaşmasıyla gözlerimi sıkıca yumdum.

"Bu da kim?" Duyduğum yabancı kadının sesiyle gözlerimi açarak hemen bodrum katında ki kapıya baktım.

Kapı yoktu!

Gözlerim irice açıldı tekrar önüme dönüp baktım.

Masa yoktu!

Ben şuan bodrum katında değildim.

"Bu.. Nasıl oldu? Hangi diyardan sizce?" Bana bakarak soru soran kısa küt saçlı omuzlarında duman çıkan kıza baktım. Yanında ki siyahi genç erkek beni baştan aşağı inceledi.

"Bu Diyardan görmüyor musun elinde şehrin anahtarı var." Etrafımda dönen konuşmaya odaklanmaya çalışsam da gözlerim etrafımdaki garipliğe kaydı.

O gökyüzünde uçan şey neydi?

"Kurtarıcımız geldi!" Aniden bana doğru bağırarak gelen kızı fark etmem ile geriye doğru yürüdüm. Bunlar kimdi! Ben nasıl bir rüya görüyordum böyle! Uyuduğumu bile hatırlamıyorum. En son bodrum katında büyükanneme yazıyordum.

Kılıç sesi duymam ile kafamı tekrar sesin geldiği noktaya çevirdim.

Siyahlar içinde giyinmiş olan adam değerli taşlar ile süslü olan kılıcını yere bırakıp önümde diz çöktü.

"Affedin Aponez Diyarını ve Kralını. Biz bir kraliçeleri yok diye biliyorduk." Kafasını yerden kaldırıp gözlerimin içine baktı. Kırmızı elmas gibi parlayan gözleri beni şaşırtsa da dikkatli bakarak algılamaya çalıştım.

Etrafıma daha dikkatli bakarak burada ne olduğunu çözmeye çalıştım.

Siyah bulutlar bir verem edasıyla yayılmıştı etrafa. Küçük bir çocuk çarptı gözüme sonra elindeki kılıcı. İçim cız etmişti bir anda. Sonra herkesin eline dikkat ettim hepsi aynıydı. Herkeste kılıç vardı.

Ben bir savaşın ortasındaydım.

Gökyüzünde uçan kuş git gide bana doğru yaklaştı. Derin bir rüzgarın etrafımı sarması ile yer adeta deprem dalgası yaydı gözlerimi kıstım. Tekrar gözlerimi açtığım an burnumun tam dibinde.

Tam dibinde! Bana bakan büyük devasa yaratığa korkuyla baktım. Koca burun deliklerinden verdiği hava ile saçlarım geriye doğru uçarken yüzüme garip bir el dokunuşu hissettim. Yaratık bana doğru kafasını getirdiği an yüreğim ağızında atarak dehşet içinde geriye doğru gittim kolumla hemen kafamın önüne koyarak kendimi korudum.

Hızlı nefes alıp vermemelerim sonunda hiç bir şeyin olmaması ile gözümün önündeki kollarımı çektim.

Bodrum katındaydım.

Korkuyla etrafa baktım.

Evet kesinlikle şimdi bodrum katındaydım!

Göğsümün inip kalkmaları dindiği an sakin olmaya çalışarak yaşadıklarımın ne olduğunu çözmeye çalıştım.

Masadaki sandalyeden geriye doğru düşmüş soğuk betonun üstünde duruyordum alnımı kaşıdım. Ne olmuştu bana?

Kafayı mı yiyordum artık.

Sonra Büyükannemin kalemi çarptı gözüme. Masanın üstünde dairesel şekilde dönüyordu.

*******

Bir hafta sonra

"Visal?" Üst kattan çağrılmam ile elimdeki kalemi masaya bıraktım. Derin bir iç çekerek arkamı döndüm.

"Yanımıza gelmeyi düşünüyor musun?" Annemin serzenişi ile masadan hızlıca kalkarak hemen masadaki kağıtları topladım.

"Bodruma gizlen kaç bizden bakalım biz sanki sana ne yapıyorsak. Aman topla karalamalarını görmeyim." Dedi annem boş vermişlik içinde konuşarak.

Topladığım kağıtları hızı bir hareketle çekmeceye koydum.

"Kapıyı kilitlemiştim. Nasıl girdin içeri anne?" Yavaşça ona doğru dönerek açıklamasını dinlemek istedim. Çünkü emindim kapıyı kilitlediğime.

"Hayır kapı açıktı, bu aralar aklın bir karış havada zaten." Bana söylenerek bodrumun merdivenlerine doğru döndü yürüyerek çıktı.

Kendimi toplayarak onu takip ettim belki haklıydı. Şu son zamanlarda yaşadıklarım kolay şeyler değildi. Başıma nasıl bir bela açtığım konusunda en ufak bir fikir sahibi değildim.

Mutfak masasında toplanmış ev haklına küçük kısa bir tebessümde bulunarak hemen yerime oturdum. Akşam yemeği boyunca benim dışımda koyu bir sohbet dönmeye başladı masada. Arada bir bana seken soru toplarına kısa bir bakış atarak şut çekiyordum. Gözlerim sağ tarafımdaki boş sandalyeye kaydı.

Bilmediğim garip bir sis bulutu sarmıştı beynimi. Bir senedir saklamaya çalışsak da havada ki kasvet hep yerli yerindeydi.

"Visal, kızım ." Babamın sesiyle bakışlarımı boş sandalyeden çekerek ona çevirdim.

Gözlerini sıkıca yumup açtı.

Bir sene geçmesine rağmen hala boşluğu devam ediyordu.

"Ben doydum. Afiyet olsun size." Diyerek sandalyemi geri iterek masadan kalktım. Kız kardeşim bana üzgün bakışları içinde bakarken küçük ikiz erkek kardeşlerim birbirine bakarak sustular. Babam annemin elini tutarak ona destek vermek istedi.

Hızlıca bodrum katına girerek kapıyı kilitledim. Yavaş adımlar ile tahta masanın başına geçtim. Çekmeceye koyduğum kağıtları çıkarıp derin bir titrek nefes çektim içime.

Bir hafta olmuştu.

Ya kafayı yiyordum artık üzüntüden ya da kafayı yiyordum. Bunun başka nasıl bir mantıklı açıklaması olurdu ki?

Titreyen parmaklarımın arasına tekrar o kalemi aldım.

Biraz sonra yaşayacaklarıma hazır mıydım?

Hayır.

Tekrar aynı şeyleri yapacak mıydım?

Kuşkusuz evet.

Sorularıma cevap bulmam gerekiyor muydu?

Şüphesiz evet.

Parşömen kağıdına baktım. Bir haftadır sürekli gelip bakıyordum zaten. O gün yazdığım cümleden eser yoktu. Bu nasıl olurdu. Yazdığıma emindim.

Bir şeyler oluyordu ve ben bunları açıklayacak bir bilgiye sahip değildim.

Titreyen parmaklarım ile aynı cümleyi bu sefer korkarak yazdım. İki adım geride duran cesaret duydum elleri havada yumruk yapmış yapabilirsin korkma diyordu adeta.

Ö𝔷𝔩𝔢𝔡𝔦𝔪 𝔰𝔢𝔫𝔦.

Yazdığım kelimeden sonra ellerimin arasına hapsettiğim kalemle tek gözüm açık etrafıma bakmaya başladım.

Anında derin bir huzme ışığı sardı etrafımı.

Sonra onlar belirdi.

"Geldi tekrar geldi!" İki gözümü açarak derin bir nefes çektim içime.

"Ben neredeyim şuan?" Titreyen sesim yayıldı ikinci kez geldiğim diyara.

"Feza Diyarına hoş geldiniz kraliçem." Küçük çocuk cevaplamıştı sorumu. Bu çocuğun geçen elinde kılıç yok muydu?Sorumu gözleri patlayarak cevapladı. Çünkü diğerlerinin yüzünde garip bilmediğim bir bakış vardı.

Şaşkınlık içinde bir bakış.

Bölüm sonu

6 yorum