İçeriğe geç

VİRANE

Bölüm 1 · 25 dk okuma

VİRANE

Bölüm 1

  BÖLÜM 1: ÇIRPINIŞ

{BÖLÜM ŞARKISI: İkilem- Zamansız Şarkılar}

Kaçtıkca daha da dibe batıyordum...

Sessizlik... Tek duyduğum şey sessizlikti. Nefes dahi almıyordum sesim çıkmasın diye.

Bu sessizlik büyüsünü bozan tahta zeminde ürkütücü çıkan bot sesi.

Yaklaştıkça daha da artan tahtanın korkunç sesiyle karışan kalp atış sesim.

Sanki her adım sesinde kalbime yediğim hançeri döndürüyorlar gibiydi.

Adım sesi durdu bu sakinleşmemi sağlaması gerekiyorken daha da gerilmeme kanımın çekilmesine sebep oldu. Nereye kaybolmuştu?

Saklandığım dolabın kapısını hafifçe aralayarak etrafa baktım. Kapkaranlıktı etraf sadece pencereden içeriye süzülen ayın ışığı giriyordu ama o kadar cılızdı ki hiçbir faydası yoktu bana.

Yine o buz gibi sessizlik oluşmuştu. Gitmiş miydi?

Ayak sesleri yükseldi yükseldi ve kesildi. Gitmiş olamaz ama neredeydi?

Kafamı biraz daha dışarı çıkarmaya çalıştım etrafı görmek için ama eskimiş tahta dolabın kapağı gıcırdayarak açılınca artık kalbimin atışını yavaşlatmam imkansızdı.

Hemen dolabın kapağını tutup kapadım ama adım sesleri şiddetle arttı ve ben daha kapıyı kapayamadan odanın girişinde biri belirdi. Uzun paltosuyla güçlü gövdesi kapıdaydı.

''İşte seni buldum!''

BÖLÜM 1: ÇIRPINIŞ

Merdivenlerden aşağı inerken ayaklarım her gün olduğu gibi geri geri gidiyordu. Yine o derin sessizlik. Adem gelmişti masaya demek ki. O gelmeden tüm masa hazırlanılır hazır ol da beklenilir ve geldiğinde de olabilecek en az gürültüde servis yapılırdı. Herkes onu kızdıracak bir şey yapmaktan çekinirdi. Çünkü işin ucunda sevdikleri olduğunu bilirlerdi. Burada çalışan herkes ona bir şekilde ya borçlu ya da birinin borcu için takas edilerek gelen insanlardı. O yüzden herkes burada diken üstündeydi. Bende dahil. Ben daha 19 yaşındayken babamın borcu Adem'e o kadar çoktu ki artık Adem'e sunacağı sadece canı vardı ve babam beni kendi canıyla takas ettiği için buraya düştüm...

Üç yıl önce...

Babam eve her zamankinden erken gelmişti. Normalde gecenin bir vakti büyük bir gürültü kopar ve leş alkol kokusu dolardı evin içini öyle anlardık. Ama şimdi daha beşti ve alkol kokusu yoktu. İliklerime kadar dolan korkuyla titreyerek kapıya yaklaştım ve dinlemeye çalıştım.

''Yapma Hasan kıyma göz göre göre kıza.'' diye annemin feryadı yankılanıyordu evde. Babam annemin sesinin yükseldiğini görünce ayağıyla yerdeki sofrayı devirdi ve bir patırtı daha koptu sonra annemin inleme sesi duyuldu. ''SANA SORAN MI OLDU LAN!!!'' diye daha da yükseldi sesi. İkizim Efe araya girmeye çalışıyordu babamı durdurmaya çalışıyordu. Koşturarak benim odamın kapısına koşan Ali kapıyı açarak içeri girdi. İşaret diliyle bana bir şeyler anlatmaya çalışıyordu ama o kadar korkmuştu ki ne söylemeye çalıştığını kendi bile anlamıyordu.

''Baba bırak Efsun'u beni ver lütfen.'' diye yalvarıyordu Efe. ''Efe çekil seni de ezmeyim!'' diye Efe'ye karşı bağırdı. ''EFSUN! GEL BURAYA!'' diye bir gürültü koptu tekrar. Tam çıkacakken Ali bacağıma daha sıkı sarıldı 'gitme' diyordu gözleri ama babam bu sefer daha da kızacaktı elimi kapıyı açmak için uzattığımda bu seferde elime yapıştı, ağlıyordu kaldım öylece. Ne yapacağımı bilemedim. Babam yüksek gürültüyle bir anda kapıyı açınca Ali'yle birlikte kapının arkasına yığıldık. Bir hışımla odaya giren babam saçımdan tuttuğu gibi beni kaldırdı ama Ali beni bırakmadığı için saç diplerim daha da acıyordu. Ağzımdan acıyla büyük bir çığlık kopunca Ali bıraktı beni ve babam saçımdan sürükleyerek içeri getirdi. ''SANA SESLENİYOM NİYE GELMİYON LAN!'' diye kulağıma doğru bağırarak anneme doğru fırlattı beni. Annem bana hemen sarılarak siper olmaya çalıştı ama babam daha da sinirliydi.

''KALK LAN GİDİYORUZ!'' diye bağırdı ama annem her kelime de daha da sıkı sarıldı bana. Efe babamı tutmaya çalıştı ama ona da tokat atarak kemerini çıkarmaya yeltendiğinde annemden sıyrılarak ayağa kalktım. ''Tamam baba özür dilerim geliyorum.'' dedim Efe'nin önüne geçerek. ''AFFERİM!'' diyerek kemerini düzeltti ve kolumdan tuttuğu gibi dışarı çıkardı.

Bir araba bekliyordu kapıda. Beni içine fırlatıp yanıma oturdu. Arabaya geçince daha deminki söven bağıran çağıran adam gitmişti sanki. Ağlayamıyordum bile başıma ne gelecek hiç bilmiyorum ama onun yanında ağlamamalıydım. Ama gözlerim bana isyan ederek yavaş yavaş gözyaşlarım süzülmeye başladı, kafam dik tutmaya çalışarak başıma gelecekleri bekliyordum.

Uzun bir yolculuktan sonra bir orman yoluna girdik. Araba durduğunda kalbimin atışı daha da artmaya başladı nefes alamıyordum sanki. Babam arabadan inerken beklememi söyledi ve dışarda birkaç adamla konuşuyordu. Arkası dönük bir adamın karşısında, gerçek babamın tam aksine hareketler yapan bir babam vardı. Çok korktuğu bir kişi kişiydi demek ki.

Biri arabanın kapısını açarak kolumdan tuttuğu gibi sürüklemeye başladı. Babam apar topar beni sürüklediği için ayakkabı giyememiştim o yüzden yerdeki çalılar ve taşlar ayağıma batıyordu canım fena yanıyordu ama sesimi çıkartamadım. Beni yere fırlattığında adam dengemi koruyamadım ve yere düştüm. Adam çenemden tutarak kafamı kaldırdı.

''Demek canın karşılığı takas verdiğin can bu.'' dedi ürkütücü sesiyle.

Babam beni satmamıştı babam beni kendi canı uğruna benim ölmemi istemişti...

''Benden sonra gelmeye nasıl cesaret edersin?'' dedi kısık ama tüm evi inleten sesiyle. Bakışlarımı gözlerine kilitledim sadece.

Bir kaşı seğirmeye başlayınca onu sinirlendirdiğimi anlamıştım ayrıca dudağının kenarı da seğirmeye başlamıştı.

Masaya gidip oturdum ve hiçbir şey olmamış gibi kahvaltıya başladım. Bu hareketlerim onu daha da sinirlendirmişti. Evet şimdi beni öldürebilirdi sonunda istediğim olacaktı. Aniden sandalyesini iterek ayağa kalktı ve yanıma gelerek ilk önce saçlarımı tuttu ve hafifçe asılarak kendine yaklaştırdı. ''İstediğini vermeyeceğim sana!'' diyerek kafamı öptü ve saçlarımı severek yanımdan ayrıldı.

Kendimi öldürmeye çalıştığım ilk seferde beni durdurup kulağıma ''Sana ölüm bile ben izin verirsem olur.'' dediği an geldi tüylerim yine titremeye, gözlerim yanmaya başladı ama ağlamadım. Ağlamayı bu üç sene içinde kendime yasaklamıştım. Onun karşısında daha da acınası olamazdım. Ona bende istediğini vermeyecektim.

Kahvaltıdan sonra odaya geçtim ve üç yıldır olduğu gibi sadece balkona çıkıp etrafı izledim. Dışardan biri için çok şanslıydım, böyle zengin bir adamla birlikteydim –en azından onlar öyle düşünüyor- ama nefes almam bile Adem izin verirseydi. Her şey yasaktı burada tutsaktan başka değildim.

Bahçeyi izlerken bir silah sesi duyuldu sonra daha da fazlalaşınca tüm korumalar ön kapıya doğru koşturmaya başladı. Üç yılın sonunda ilk defa arka bahçe korumasızdı kaçmak için çok iyi bir fırsat ama silah sesleri de git gide artıyor. Ama bu benim belki de son şansımdı.

Hemen dolaba gidip cüzdanımı ve çantamı aramaya başladım. Neredeydi bu? Ahh tabi ya kimliğim Adem'de. Kalbim o kadar hızlı atıyordu beynim durmuştu sanki. Hiçbir şey almadan hızlıca kapıya yöneldim. Merdivenleri kontrol ederek aşağı inmeye başladım adamlar koşuşturuyorlardı hepsi o kadar panikti ki beni fark etmediler bile. Mutfağa doğru temkinli bir şekilde gittiğimde mutfakta Elmas ablayla karşılaştım. Kadın korkudan tir tir titriyordu. ''Elmas abla ne oluyor?'' diye sordum.

''Bilmiyorum ki Efsun Hanım biranda silah sesi duyuldu ön kapı tarafından Adem Beyler de ön kapıya gittiler.'' konuşurken ağlamasını durduramıyordu. ''Sığınağa gidin diğer çalışanları da alıp sakın çıkmayın.'' dedim ellerini tutup sakinleştirmeye çalışarak. Sonra ellerini bırakıp bahçeye çıkan kapıya yöneldim.

''Siz gelmeyecek misiniz Efsun Hanım?'' dedi meraklı korkak bakışlarıyla. ''Son şansım bu.'' diyerek dışarı çıktım.

Bahçede kimse gözükmüyordu. Kolonun arkasına saklanarak etrafı inceledim. Tüm sesler önden geldiği için cesaretimi topladım ve duvara doğru koşturdum. Çok yüksekti ama önündeki ağaçtan destek alarak tırmanmaya başladım. ''DUR!'' diye biri bağırdı baktığımda korumalardan biri bana silah doğrultuyordu.

Yolun sonuna gelmiştim. Tüm çabam boşunaymış.

Ağaçtan inmeye çalışırken koruma yere düştü. Hareket etmiyordu. Çevreye bakındım ama kimse yoktu. Kafamı kaldırıp çatıya baktığımda çatıda yatan siyahlar içinde biri vardı. Ne tepki vereceğimi bilemedim sadece tebessüm ettim teşekkür etmek için ve duvarı tırmanmaya devam ettim.

Duvar o kadar yüksekti ki atlasam kesin bir yerlerimi kırardım. Ama baktığımda sadece çimenler vardı. O yüzden tekrar topladığım cesaretimle duvardan aşağıya atladım. Yere çuval gibi kendimi attığımda bacağımı bir yere çarpmıştım ve deli gibi acıyordu. Ama bu duvarı geçebildiğime göre beni hiçbir şey durduramazdı. Kendimi zorla yerden kaldırarak ormana doğru koşturmaya başladım.

En son bu ormana üç sene önce geldiğim için hiçbir yolu bilmiyordum ki zaten de o zaman ilk defa gelişimdi. O zaman tutsaklık için gelmiştim şimdi ise özgürlük...

Ormanda tahmini bir iki saat yürüdükten sonra artık bacaklarım tir tir titriyordu. Ama duramazdım. Eminim Adem benim yokluğumu fark etmişti o yüzden o bulmadan buradan uzaklaşmam gerekiyordu.

Hava hala aydınlıktı o yüzden bir çıkış yolu arıyordum ve bingo!

Bir araba ışığı gördüm demek ki ilerde bir yol vardı. Koşarak o yola doğru gittim. Çalılıklar ardından gelen arabalara baktım. Adem'in tüm korumalarının arabası hatta Adem'in de kullandığı araba aynıydı kendini korumak içinmiş bu yüzden hepsi aynıymış bu fikri bana şu an çok işe yarayacaktı.

Uzaktan siyah bir Range Rover geldiğini görünce hemen yola atladım bu başka bir arabaydı. Durması için işaret yaptığımda beni görmezlikten gelip ilerledi ama biraz ilerimde durdu.

Koşarak yanına gittim. İçerideki insanı görmeye çalıştım ama camlar siyah filmle kaplıydı. Camları indirdiğinde çatıdaki adamı gördüm. Arka koltuğa baktığımda bir adam vardı soğuk bakışlarıyla beni bir süzdü ve önüne döndü.

''Lütfen bana yardım edin peşimde birileri var ve çok tehlikeliler.'' diye yalvardım ama arka koltuktaki adam sanki beni duymuyordu. Ormana doğru baktım panikle kimse gözükmüyordu ama birazdan burada olabilirlerdi.

''Neyi bekliyorsun? Binsene'' dedi arka koltuktaki adam ben tam gitmeye niyetlendiğim zaman. Adamın bakışları yüzünden biraz tereddüt etsem de bindim arabaya.

Yanına oturduğum soğuk bakışlı adam hiçbir şey demeden telefonuyla ilgileniyordu. Ürkütücü bir havası vardı, yaşını tahmin edemiyordum çünkü oldukça dinç duran biriydi ve arabayı kullanan çatıdaki adam o da aynı şekilde otuzlarında biri gibi duruyordu. Dikiz aynasında ona bakarken o da aynadan bana bakınca göz göze geldiğimizde bakışlarını gördüm. Kalbim sıkışmaya başladı, korktum evet çok korktum ve gerildim hemen gözlerimi ayırdım.

''Beni merkezde bir yerde bırakabilirsiniz?'' dedim sessizliği bozarak. Yanımdaki adam bana telefondan kafasını kaldırarak bir bakış attı ve ''gidecek bir yerin var mı ya da paran?'' dedi. Sesinin her köşesinde acıma ve küçümseme vardı hissedebiliyordum.

''Şey evet... Ailemin yanına gideceğim, yürüyerek gidebilirim paraya ihtiyacım yok. Teşekkür ederim şimdiden'' dedim ama kalbim o kadar atıyordu ki cümlemi bitirene kadar canımdan can verdim.

Adam küçümseyici bir gülüş attı. ''Yalan atmak kötü bir şeydir küçük hanım ve ben yalanı hiç sevmem.'' dedi. Benim itiraz etmeme izin vermeden şoföre doğru bakarak ''Bizi eve götür Oğuz.'' dedi şoföre beni kurtaran kişinin adını öğrenmiştim Oğuz...

Hiçbir şey söylemeden arabayı kullanmaya devam etti. ''Hiç gerek yok gerçekten beni merkeze yakın bir yerde de bıraksanız olur.'' dedim panikleyerek. Çünkü kötü hislerim tekrardan etrafımı sarmaya başlamıştı. Adam cevap vermedi mimiği bile oynamadı.

''Bir hanımefendiyi ıssız ormanda tek başına bırakmak bize yakışmaz.'' dedi adam. Adem'in adamlarına benzemiyorlardı o yüzden hayatım üstüne bir lades oynamak zorundayım ve bende bu adamlara kısa süreliğine güvenmek zorundaydım.

Özgürlük hissini yavaş yavaş hissediyorum ama ayağımdaki görünmez prangalar hızlı hareket etmeme ilerlememe izin vermiyordu ama çok yakın biliyorum prangalardan kurtulmam.

Babamın benden aldığı on dokuz yaşı ademin benden üç yılımı hiçbir şey geri veremez biliyorum ama sıfırdan bir başlangıç yapıp yeniden doğabilirdim ve bunun için büyük adımlar atmaya başlamıştım bile.

Özgürlük ne onu bile bilmediğim halde o hissi o kadar çok istiyorum ki bu düşünceler bile göğsümün sıkışmasına yetiyordu...

Yaklaşık bir yarım saat sonra boş bir arazinin sonunda bir yere geldik. İçimde kötü bir his vardı ama Ademden uzakta daha güvenli hissediyordum. Uzaktan bize doğru gelen korumalar kapıları açarak saygı duruşuna geçtiler.

Yanımdaki adam indikten sonra bende indim ve etrafa bakındım. Bomboş arazinin içinde devasa bir ev vardı. Önden giden adamı izlerken arkasında gitmem gerekiyor mu anlayamadım hiçbir şey demeden devam etti.

''Buyurun...'' dedi biri. Arkamı döndüğümde Oğuz eliyle ilerlememi gösteriyordu. Başımı tamam anlamında sallayarak yürümeye başladım. ''Ben şu an kimin evine gidiyorum?'' dedim.

''Çetin Soylu'nun... Aslan... Sana tavsiyem sakın ona diklenme sözünden başka bir şey yapma. Bu hayatta en çok kimden korkuyorsan bil ki onun da korktuğu kişi Çetindir.'' dedi ciddiyetle.

''Bende ondan korkmalı mıyım peki?'' dedim durup.

O da durdu ve bana dönerek ''Evet... Hem de her şeyden çok.'' dedi buz gibi sesiyle. Geri kaçıp gitmemek için hiçbir sebep bulamıyorum şu an tabi şu kale gibi korunan ve her yerde bir ton korumalar dışında.

Oğuz'u takip ederek girdiği kapıdan içeri girdim. İçerisi dışarısı gibi kaleyi andırıyordu. Soğuk ve ürkütücü bir havası vardı. Çetin'i aradı gözlerim ama bulamadı.

Yanıma gelen Oğuz ''Çetin Bey sizi bekliyor.'' dedi. Onu takip ederek üst katta bir odaya geldik. Önden Oğuz girdi bende arkasından.

Masada bir şeylerle ilgilenen Çetin ben gelince kafasını kaldırdı ve beni tekrar süzdü. ''Oturun lütfen.'' dedi Oğuz. Oğuzun her dediğini yapıyordum. Çetin konuşmadan Oğuz onu anlıyordu sanki. Dediği gibi yaptım masanın önündeki koltuklardan birine oturdum.

''Evet bakalım Efsun seni Adem'e geri vermemem için bir sebep söyle?'' dedi kesin ve net bir soruyla. Dilim tutuldu sanki o adam Adem'i nereden biliyordu?

''A..anlamadım?'' dedim ağzım titreyerek.

''Seni Adem'e neden geri götürmeyeyim sorum çok acık değil mi?'' dedi.

''Siz Adem'i nereden tanıyorsunuz?'' dedim. ''Soruya soruyla karşılık verme!'' dedi sesini yükselterek.

''Beni eğer ona geri götürecekseniz burada kafama sıkın.'' dedim bu sefer bende çok kesindim. Oğuz'a dönerek kafasını salladı. Oğuz hiç tereddüt etmeden belinden silahı çıkartarak namluyu kafama dayadı. ''Sen bilirsin...'' dedi ve Oğuz'a tekrar kafasını salladı.

Sanırım yolum buraya kadardı ve benim aradığım özgürlüğü demek ki ölerek ulaşacaktım.

Son 3... Tetiği çekti... 2...1....

Ben gözlerimi kapamış ölmeyi beklerken kafamdaki ağırlık geri çekildi. ''Sizi kullanmak varken neden öldüreyim Efsun Hanım...'' dedi yüzünde keyifli bir ifade vardı. Ben ne demek istediğini anlamayarak yüzüne baktım. ''Anlamadım...'' dedim tekrar.

''Bunda anlamayacak bir şey yok siz benim istedidiğim ufacık bir şeyi yapacaksın bende seni en azından bir süre Adem'den saklayacağım'' dedi. Kendinden emindi benim teklifi kabul edeceğimi düşünüyordu. ''Beni tekrar geri götürür müsünüz? Gitmek istiyorum...'' dedim.

Hiçbir şey demedi ama sinirlendiği gözlerinden belli oluyordu. ''Ben aslında sana seçenek sunmamıştım.'' dedi sinirli bir tonda.

''Çetin Bey ben bir esaretten kaçmaya çalışırken yeni bir esarete düşmeyi planlamamıştım. Her şey için teşekkür ederim ama benim gitmem gerek.'' dedim ayağa kalkarak.

''GÖTÜR ŞUNU OĞUZ.'' diye bağırdı. Oğuz kolumu tutarak odadan dışarı çıkardı. Beni sürükleyerek iki kat aşağıya götürdü. Depo gibi bir yerdi. Beni içeri fırlatıp arkasını dönüp dışarı çıkıyorken hemen yerden kalkarak koluna yapıştım. Depo olmazdı. Oradan başka bir yer olmalıydı.

''Oğuz lütfen götür beni buradan...'' dedim gözlerinin içine bakarak ama eliyle beni geri itti.

''Oğuz lütfen depo olmaz beni başka bir yere götür.'' dedim yalvardım ama hiçbir şey demeden kapıyı kapatarak gitti. Beni de bu soğuk beton odada tek bıraktı...

Saatler geçmişti ama ne gelen ne giden vardı. Susuzluktan ağzım kurumuştu bağırmaktan artık boğazlarım yanıyordu. Ne zaman kurtulacaktım ben? Kendimi o kadar değersiz hissediyordum ki sanki ben hiçbir yere ait değildim.

Babam, Adem şimdi bu olaylar... Kendime hep her şerde bir hayır var diye avutuyordum ama artık ümidim kalmamıştı. Adem'den kaçarken beni korumadan kurtaran Oğuz'u gördüğümde uzun zaman sonra ilk defa içimde bir ümit yeşermişti ama şu an olduğum bu soğuk depo tekrar yeşeren ümit dalımı kırmıştı.

Çaresizdim...

Zaman kavramını artık yitirdiğim saatler geçtikten sonra deponun kapısı açılmıştı yine yemek getirdiklerini düşünerek kalkmadım. ''Kalk hadi!'' diye bir ses duydum.

Oğuz kapının eşiğinde bana baktı önce sonra da bir köşeye fırlattığım yemeklere. ''Niye hiçbir şey yemedin?'' diye sordu.

Sadece baktım yüzüne. Cevap vermeye halim bile yoktu. Onların verdiği yemeği de yemek istemiyordum. Burada belki açlıktan ölürüm diye bekliyordum.

Yanıma gelip kolumdan tutup kaldırdı. Ama bacaklarım o kadar uyuşmuştu ki ayakta durmaktan zorlandım. Ondan destek almamı istedi ama iterek önünden yürümeye başladım. Hiç sesini çıkarmadan arkamdan gelip kapıyı kapadı.

Şimdi o önden gidiyordu ben onu takip ediyordum. Beni Çetin'in odasının önüne getirdi. Kapıyı tıklatarak içeri girdikten sonra benim de içeri girmem için işaret yaptı.

Masanın önüne giderek bana tiksinerek bakan Çetin'e baktım. Bu deli cesaret nereden geliyordu bilmiyorum ama gözlerimi ona inat edercesine dikerek bakıyordum.

''Bakıyorum da hala inatçı davranıyorsun.'' dedi. Hiç cevap vermedim.

''Peki Efsun sana sunduğum anlaşmanın maddelerini değiştirdim'' dedi. ''Ne gibi?'' diye sorusuna soruyla karşılık verdim. ''Sen bana Adem'in can borcuna karşılık kendi canını vereceksin bende sana aileni vereceğim.'' dedi. Nefesim kesilmişti sanki.

Canımı istiyordu tıpkı babamın yıllar önce kendi canına karşılık benim canımı verdiği gibi.

''Neden bir anlaşma yapmak istiyorsun şu an elindeyim zaten beni öldürebilirsin.'' dedim son derece ciddi bir şekilde.

''Ama öyle işin eğlencesi olmaz ki.'' diyerek gülmeye başladı.

''Ben sizi asla anlamıyorum Çetin Bey, önce canımı istiyorsunuz hem de Adem için sonra bir de ailemi katıyorsunuz işin içine ve bana tekliflerde bulunuyorsunuz benimle oyun mu oynuyorsunuz siz?'' diye yükseldim.

''Zamanı gelince anlarsın. Ama sen önce teklifi kabul edip etmediğini söyle öğrendiğime göre kanser hastası ikizinin baban tarafından ölüme terk edildiği ve durumunun kötüye gittiği doğru muyum?'' diye yüzünde sinsi bir bakışla benim tepkimi ölçtü.

Ama ben tepki bile veremiyordum. Gözlerim yanmaya göğsüm sancıyla kıvranmaya başladı. ''Zaman daralıyor Efsun...'' dedi.

Kardeşim ikizim Efe onu en son gördüğümden üç yıl geçmişti ve o zaman kanser tanısı yeni konmuştu ama Adem izin vermediği için onları hiç göremiyordum ama bana anlattığına göre durumu daha da ağırlaşmıştı yataktan bile kalkamıyordu ve babam olacak aşağılık ayyaş onu hastaneye bile doğru düzgün götürmüyordu. Adem'in istediklerini yaparsam kemoterapi tedavisi için hastaneye götürüp hastane masraflarını karşılıyordu.

Aklıma gelen eski görüntüler kanımın tekrar çekilmesine saç diplerinden ayaklarıma kadar donduran bir ürperti getirdi.

''Niye benimle anlaşma yapmak istediğini hala anlamış değilim. Beni istesen şu an şuracıkta öldürebilirsin ama niye...'' dedim hala dik durmaya çalışarak.

''Sen bilirsin madem kardeşinin ölüm tarihini biraz erkene çekmek durumunda kalacağız hazır elimiz değmişken ailenin geri kalanını da dokunuruz.'' dedi yüzünde pis bir gülüşle.

''Süren bit...'' derken hemen hızlıca cümlesini bitirmesine izin vermeden ''Tamam kabul ediyorum.'' dedim.

Gözlerimden akan yaşlar yanaklarımdan aşağı akıyordu ve ben hala Çetin'in gözlerinin içine bakıyordum. Yüzünde mide bulandırıcı bir gülümseme oluştu ve ''Oğuz odaya çıkarın Efsun Hanımı güzelce temizlensin dinlensin.'' dedi sanki ölmemi bana seçenek sunarak seçtirmemiş gibi.

Oğuz hiç cevap vermeden sadece kafasını eğdi ve elini geçmem için uzattı ve odadan çıkardı. Merdivenlerden çıkarken hiç konuşmadık ve üst katta bir odaya gelince kapısında durdu ve içeri geçmem için kapıyı açtı.

''Ne zaman?'' dedim yüzüne bakmadan. ''Anlamadım.'' dedi

''Ne zaman beni öldüreceksiniz?'' dedim soğukkanlılıkla.

''İyi geceler Efsun Hanım.'' dedi sorumu cevaplamamıştı. Kapıyı kapatarak uzaklaştı. Anlamıyorum...

Anlamak istemiyorum ya da bu olanları. Çetin denilen adam eğer sözüne sadık biriyse Efe'nin hayatını kurtaracaksa hayatımı feda etmeye razıyım yeter ki o iyi olsun.

Ben kendimi bildim bileli annem hep mesafeliydi bize babam zaten hiç onun mesafesine girecek bir yerde bile olamamıştık o yüzden Efe, Ali ve ben birbirimizin limanı olduk. O limana başka gemilerin girmesine asla izin vermedik. Yeri geldi birbirine sımsıkı örülen halatlar olduk.

Ama üç yıl önce kendi ateşlerinde yakmaya çalıştılar o zaman birimizin fedakârlık yapıp örgüden çıkması gerekiyordu ki geriye kalan ikisi birbirine sımsıkı düğümlensin.

Ve işte şimdi tekrar aynı fedakarlığı yapmam gerekiyordu ki o düğüm hiç çözülmesin.

Duşakabinden çıkan buharlar lavabonun aynasını buğulandırmıştı elimde yüzümü görecek kadar sildim. Aynadaki yansımam o kadar benden farklı ama bir o kadarda bendi ki.

Aynı çaresizlik ama aynı cesaretli bakış. Dik durmaya çalışırken yıkılan ama hep kafasını kaldırmayı bilen Efsun.

Ben bunu ama yirmi iki yıldır yapmıyor muydum zaten? Babam akşam beni dövdükten sonra okulda herkese ''babam bana dün akşam işten gelirken en sevdiğim çikolatayı aldı ve yatmadan önce masal anlatırken yanımda uyuya kaldı sarılarak uyuduk.'' diye anlatmıyor muydum? Ya da Adem'in gözümün önünde borcu olan adamın borcu karşılığı bir gözünü çıkartırken bana zorla izlettiğinde dik durmaya çalıştığım gibi...

Gün ışığı gözlerimi alarak homurdanarak kalkmama sebep oldu. Saat kaç olmuştu diye etrafa bakındığımda kapının girişinde duran Oğuz'u gördüm.

Hiç istifini bozmadan simsiyah takım elbisesi içinde bana bakıyordu. Gözlerim o kadar açılmıyordu ki hayal görüyorum sandım başta. ''Hazırlanın, Çetin Bey sizi bekliyor kahvaltıya.'' dedi.

Cevap vermemi beklemeden odadan çıktı. Ne zamandır orada bilmiyorum ama umarım yeni gelmiştir. Bende hemen yataktan çıkarak banyoya gittim. Yüzümü soğuk suyla yıkadıktan içeri geçerek dolabın yanına gittim.

Dün banyodan önce dolaba bakmıştım ve dolap dopdoluydu. Bu dolaptan beni öldürmesine daha zaman var gibi mi duruyordu bilmiyorum ama beni bir ömür götürecek kadar kıyafet vardı.

Bu son düşündüğüm şeye gülmeye başladım.

Hangi ömür Efsun?

Hani şu insanların iki dudağı arasında olan ömrün mü?

Kendimi durduramıyordum. Gülmekten nefes alamamaya başladım. Kahkahalarım tüm odayı kaplıyordu göz yaşlarımla birlikte. Boğazım yırtılırcasına kahkaha atıyordum ve durduramıyordum bunu.

'Sen bu başına gelen her şeyi hakkettin Efsun' kafamın içindeki ses susmuyordu.

'Sen bu başına gelen her şeyi hakkettin Efsun' susmalıydı artık.

Başım dönüyor sadece kusmak ve bağırmak istiyorum. Ellerimle kafama vurdum susmalıydı bu ses yoksa ben kafayı yiyecektim.

Gözümün önüne gelen babamın beni Adem'e vermesi geliyordu ve ellerimle yüzüme kafama ne kadar vursam da gitmiyordu. Kafam da aynı dönen ses gözlerimin önüne tekrar tekrar gelen görüntü durmalıydı artık. Gözlerim kararmaya başladı.

Kapı...

Kapının arkasına geçmem gerekiyor...

Nefes alamıyorum...

Kapının arkasına ulaşamadan gözlerimi esir alan karıncalar artarak karanlığa teslim ettiler beni...

Ayağa kalkmakta zorluk çekiyordum ve gözlerim kararmaya başladı. Kendimi zorla kaldırıp kapıya yöneldim ama başım çoktan dönmeye görüşüm karıncalanmaya başlamıştı bile. Gözlerimi karanlığa hapsetmeden önce son gördüğüm kapının açılıp içeri birinin girmesi ve beni kucağına almasıydı...

Gözlerim acıyla yanıyordu. Zorla açtığımda perdeler kapanmış ve etraf karanlıktı. Yatakta oturur pozisyona geçip kendime gelmeye çalıştım. Bir anda ışığın açılmasıyla yanımda oturan Oğuz'u gördüm.

Işık açılınca yatakta değil de kapının arkasında oturduğumu anladım. ''İyi misin?'' dedi. ''E..evet.'' dedim boğazım acıyordu. Sürahiden su koyup uzattı bende alıp hemen içtim.

''Panik atak geçirdin.'' dedi asla duyguları anlaşılmayan sesiyle.

''Sen mi getirdin kapının arkasına beni?'' dedim çünkü kapının arkasına gidemeden yerde bayıldığımı hatırlıyordum. O da başını yavaşça öne eğerek sorumu yanıtladı.

''Sen nasıl biliyorsun atak geçirince kapının arkasına geçtiğimi?'' dedim şaşkınlığımı gizleyemedim.

''Videoların. Orda demişsin.'' dedi. O kameramı mı kurcalamıştı?

''Kameradaki videoları mı izledin sen!'' dedim sesimi yükselterek.

O videolar benim özelimdi ve ben o videoları Ademden bile saklamıştım. İzin vermemiştim izlemesine. ''Sesini yükseltmene gerek yok.'' dedi her zamanki gibi sakin otoriter ses tonuyla. ''Yanında çıkan eşyaları tabi ki kontrol ettik.'' dedi ve yatağın yanındaki komodine doğru gitti ve çekmeceden bir şey alıp yanıma geldi çıldırtıcı sakinliğiyle. ''Diğer eşyalarında o komodinde.'' diyerek kapıya doğru yöneldi yüzüme bile bakmamıştı.

''Hepsini izlediniz mi?'' dedim kapıdan daha çıkmadan.

''Merak etme Çetin veya herhangi biri izlemedi bende sadece son birkaç videoyu izledim tedbir amaçlı.'' dedi. Son videolarda hangi konu hakkında konuştuğumu düşündüm ve panikleyecek şeyler anlatmadığımı hatırladım ve rahatladım.

''Teşekkür ederim Oğuz.'' dedim yanına doğru giderek.

''Ne için?'' dedi kaşları hafif çatılarak. Onu dinlemeden bir anda yükselmiştim ve eşyalarımı atmak yerine bana geri vermişti.

''İçimden geldi.'' dedim ama gözlerinin içine baktığımda şaşkın bir ifade vardı. Çatık kaşları yumuşadı bir anlığına ama hemen eski haline geldi. Hiçbir şey demeden odadan çıktı ve kapıyı kapayarak odadan uzaklaştı bende sadece arkasından bakabildim.

Oğuz iyi biri mi bilmiyorum ama hani derler ya kötünün iyisi işte tam olarak Oğuz oydu. Kötü biri değildi belki ama iyi biri de hiç değildi. Bunca karanlık adamların içinde masum biri asla olamazdı. İş için bile olsa böyle işlere bulaşan biri anca kötünün iyisi olabilirdi. Neler düşünüyordum ben böyle? Kafamdan geçen bu gereksiz düşünceleri elimin tersiyle iterek dolaba yöneldim.

Dolaptaki eşyaları görünce atak geçirirken ki düşüncelerim kafama dolmaya çalışsa da onları engelleyerek kendi bedenime uygun iç çamaşırları ve bir pantolon ve t-shirt elime alarak banyoya geçtim. Kapının anahtarını üst üste kitleyerek anahtarı kapıda bıraktım. Üstümü çıkartırken aklıma kamera olabilme ihtimali geldi. Olabilirdi ben artık her şeyi bekliyorum. Soyunmayı bırakıp ellerimle dolapların üstlerini duşakabinin üst taraflarını ve olabilecek her yeri kontrol ettim. Yok gibi gözüküyor ama ben yine de güvenemeyerekten lambaları kapadım ve hızlıca giyinerek çıktım.

Kapıyı açtığımda odanın ortasında ellerini önünde bağlamış bir şekilde bekleyen Oğuz'u gördüm. ''Çetin Bey sizi görmek istiyor.'' dedi hiç istifini bozmadan.

''Peki...'' dedim ve Oğuz kapıyı yönelerek çıktı ve bende peşinden takip ederek alt kata indi ve büyük bir salonun kapısından içeriye girdi.

''Çetin Bey Efsun Hanım geldi.'' dedi arkası dönük kitaplıkla ilgilenen Çetin'e. Arkasına dönerek ilk önce gözleri gözlerimi buldu ve beni baştan aşağı süzerek yüzünde alaycı bir gülüş oluştu. Boyu Oğuzdan kısa duruyordu. Giydiği takım elbisesi onu zengin bir iş adamı havası katmış. ''Sizi daha erken bekliyorduk Efsun Hanım ama bazı aksilikler olmuş.'' dedi alaycı gülümsemesi hiç düşmeden. Oğuz'la yer değiştirebilirler mi acaba?

''Beni neden çağırdınız?'' dedim oldukça ciddi bir şekilde. Elindeki kitabı bırakarak bana doğru yaklaştı. ''Artık sizli bizleri kaldırsak mı?'' dedi laubali bir şekilde.

''Çetin Bey SİZ beni neden çağırdınız?'' dedim sizi derken daha bastırarak. Sorduğum soruya yarım ağız gülerek başını önüne eğerek gülmeye devam etti. Kafasını kaldırdı ve gözlerimin içine baktı ve ''Seninle çok eğleneceğiz Efsun.'' dedi sinir bozucu bir şekilde.

Eğer kardeşimin hayatı söz konusu olmasa ben ona diyeceğimi çok iyi biliyordum ama şimdilik bu hareketlerine tepki vermemem gerekiyordu sadece dişlerimi sıkabiliyordum.

''İşin sonunda öleceğim şeyin neresi eğlenceli?'' dedim kollarımı birbirine bağlayarak. ''İşte eğlencesi de bu ya. Biri ölecek ve biri de yıllardır istediği şeyi alacak?'' dedi yüzündeki o kinli ifade gerilmeme sebep olsa da belli etmemeye çalıştım.

''Sizin Adem'le ne gibi bir derdiniz var?'' dedim merakımı gizleyemedim çünkü işler çok karışmaya başlamıştı. Adem'in ismini duyunca kaşları çattı ve çenesi kasıldı. ''Eminim bilmek istemezsin Efsun.'' dedi. ''Emin olun istiyorum.'' dedim inatla.

Masanın yanında birkaç kere git gel yaptı kafasına gelen düşünceler karışmış ve her adımında daha sinirleniyordu sanki. ''Tamam peki madem çok istiyorsun anlatayım...'' dedi ve odanın bir köşesindeki koltuğa geçerek oturdu eliyle benim de gelmemi istedi. Bende diretmek yerine onun isteğini yaparak yanındaki tekli koltuğa oturdum.

''Adem'le biz üniversitede arkadaştık. Hatta arkadaştan öte. Bir gün ben bir kızla tanıştım, Eslem... Eslem o kadar güzel, akıllı ve yetenekli bir kızdı ki onu herkes kıskanır ya da aşık olurdu, bende... Bende ona aşık olanlardandım ama o benim aşkıma karşılık vermişti. Eslem'i Adem'le tanıştırdım çok da iyi anlaşıyorduk üçümüz. Adem'le hayalimiz üniversite bitince kendi işimizi kurmaktı ve başardık da. Ama sonraları Adem çok değişti halleri, konuşmaları... Meğer Eslem'e aşık olan sadece ben değilmişim. Eslem başlarda bana söylemiyordu ama bir sabah şirket iflas edince bana olanları anlattı. Birkaç ay önce Eslem'e söylemiş onu sevdiğini ama o karşılık vermeyince onu takıntı haline getirmiş ve sürekli arıyor, takip ediyormuş, rahatsız ediyormuş kızı ama Adem'le ben yeni iş kurduk bir şey olmasın ben üzülmeyeyim diye söylememiş. Ben bunları duyunca Adem'den hesap sormaya gittim. Adem o kadar değişik konuşuyordu yıllardır tanıdığım adam değil gibiydi...'' duraksadı, konuşurken gözleri seğiriyordu ve sesi titriyordu ama bu onun farkında değildi.

''Adem'den intikam istememin sebebine gelirsek de birkaç gün sonra Eslem bana mesaj atmış yemek hazırlamış yemeğe çağırıyordu. Bende ilk günkü gibi heyecanla gittim ve Eslem kapıyı açmıyordu arıyordum telefon da çalışıyor içerden ama duymuyordu. Arka bahçenin kapısından tırmanarak eve girdim. Yerde öylece yatıyordu o an nasıl eve girdiğimi hatırlamıyorum ama evin ortasında kanlar içinde yatan benim güzel Eslem'im...'' arkasına döndü sesinin titremesinden ağlamasını bastırmaya çalıştığını anladım bana da göstermek istemiyordu.

''Anladın mı şimdi neden onun canını yakmak istediğimi?'' diye öfkelendi sesinin, yüzünün her zerresinde görüyordum bunu. ''Anladım...Ben... Ben çok üzgünüm başına gelenler yüzünden...'' dedim, ne demem gerektiğini bilemiyordum.

Yüzünde hafif bir tebessüm oluştu. ''Anladın mı şimdi onun neden acı çekmesini istediğimi?'' dedi. Anlıyorum ama anlamak istemiyordum.

''Evet... Adem bugüne dek bir sürü geri dönelemez hatalar yaptı. Kendi gözlerimle de şahit oldum.'' dedim, sıcaklamaya başlamıştım. ''Ama çözümü bu mu gerçekten? Birini öldürmek mi?'' diye devam ettim.

Çetin sadece baktı yüzüme ve aslında altında korkunç anılar yatan gülümsemesini ortaya çıkardı. ''Evet tam olarak bu. Sen bu hikâyenin masumu olabilirsin Efsun ama Eslem... Eslem de çok masumdu...'' dedi, yüzündeki gülüş sönmüştü.

''Ama bu nasıl intikam olacak Adem beni sevmiyor ki? Ben ölsem umurumda olmaz.'' dedim. Yine o alaycı gülüşünü takındı ve ''Bugünlük bu kadar yeter gidebilirsin Efsun.'' dedi. Neden herkes benim sorularımı hep yarım bırakıyor?

Oğuz'a beni götürmesi için eliyle işaret yapıp tekrar balkon camına gömüldü. Daha bence anlatmadığı çok şey vardı ama sormadım daha fazla. Çetin'i kötü biri yapan kişi Adem'di ve bu hale gelmesini sağladığı için bir kez daha nefret ettim.

Çetin'i odada tek bırakarak Oğuz'la odadan çıktık. Kapının önünde durarak ''Biraz bahçe de oturabilir miyiz?'' dedim. Oğuz bu teklifimi hiç beklemiyordu sanırım şaşırdı ama başını tamam dercesine sallayarak öne geçti ve bahçeye doğru gitti. Bahçedeki koltukların birine geçip oturdum ama Oğuz oturmamıştı. ''Sende otursana.'' dedim. Yüzümde sanki bir şey arıyor gibi inceledi. Sonra yanımdaki tekli koltuğa oturdu.

''Sormak istediğini sorabilirsin Efsun.'' dedi, fark etmişti kafamda dolanan bir sürü soruyu.

''Çetin intikamını aldıktan sonra gerçekten eski haline dönebilecek mi?'' dedim. ''Çetin Bey'e yıllardır çalışıyorum ve onu tanıdığım kadarıyla o çoktan sevdiği kadınla birlikte asıl kendini de gömdü. Yani hayır eski haline asla dönmeyecek.'' dedi keskin bir şekilde.

''Bu kadar rahat benimle nasıl konuşabiliyorsunuz sonuçta karşında kendi ellerinizle öldürmeyi planladığınız biri var.'' dedim oldukça ciddi bir şekilde.

''Ben Çetin Bey ne derse onu yaparım seni şu an öldürmemi söylese hiç çekinmem Efsun.'' dedi, gözlerinde sanki bir anda alevler belirdi. Gözlerimi kaçırmamaya çalıştım ama çabuk pes ettim. Ürkütücü duruyordu bu hali.

''Daha önce... Daha önce birini öldürdün mü?'' dedim, sesimde istemediğim bir titreme oluştu.

Koltuktan kalkarak önüme geldi. '''Sen kafanda nasıl bir dünya kurdun Efsun etrafına bir baksana sence burası oyun parkına mı benziyor? Biz oyun oynuyor gibi gözüküyoruz?'' dedi yüzünü yüzüme yaklaştırarak. Kahverengi gözleri tekrar kor alevlerle dolmuştu.

Aradığım cevap bu değildi.

Elimle göğsünden iterek kendimden uzaklaştırmaya çalıştım. Oğuz'u ilk defa böyle görüyordum bu gerçekten öfkeli halini.

Bende ayağa kalkarak ''Öldürdün mü?'' dedim diklenerek.

''Hiç korkmuyor musun Efsun?... Ölümün Çetin'in bir lafına bakıyorken üstelik.'' dedi, sert bakışları hala geçmemişti.

''Hayır... Ben yıllardır ölmek için gün sayıyorum. Hatta bu durumdan mutluyum bile.'' dedim gülerek. Öyle miydi gerçekten?

Dediğime ve gülmeme şaşırmıştı çatık kaşları yumuşamıştı. ''Ölmek için mi kaçtın Adem'den?'' diye sordu.

''Bilmiyorum... Çok denedim beni öldürmesi için sonra kendim ölmeyi denedim ama başaramadım...'' dedim gözlerimin önüne gelen anılara engel olamıyordum.

''Adem beni hiçbir zaman sevmedi o kimseyi sevemez. O sadece sahip olmak ister... Ve sahip olmadan da bırakmaz. Sende biliyorsun Çetin'in, Eslem'in başına gelenlerden.'' dedim.

Gözlerini kitlemiş ve sadece dinliyordu hiç cevap vermiyordu. ''Son bir soru daha sorabilir miyim?'' dedim. Kafasını öne eğerek isteğimi kabul etti.

''Çetin'e sorduğum soru bu nasıl intikam olacak? Dediğim gibi Adem beni sevmiyor, Çetin'le aynı durumda değiller o adi canavar Çetin'in sevdiği kadını öldürdü, Çetin ise onun sadece yanında tuttuğu can bedelini.'' dedim.

''Çetin Bey'in bir bildiği vardır'' dedi Çetin'de bu sorudan kaçmıştı şimdi Oğuz da kaçıyordu. Bana daha anlatmadıkları ters giden bir şeyler vardı ve benim bunu çözmem gerekiyor çünkü bu işin sonunda canım ve canımdan daha kişiler vardı...

Yatağa kendimi attığımda kafamda hala dönüp duran soruları bastıramıyordum. Oğuz'a dediğim şey ölüm konusunda kendi dediğim şeyi sorguladım ama gerçekten ölmek istiyor muydum gerçekten?

Üstelik korumam gereken kişiler varken.

Küçükken babama rağmen kurduğum hayalleri hala düşününce karnıma giren tatlı kramplar bana farklı düşüncede olduğumu söylüyordu ama Adem'le geçirdiğim her gün ölmek için yalvarmalarım çakışıyordu.

Günler önce Adem'den kaçtığımda ilk defa bir ümidim vardı hayallerim için ama bir kez daha hayallerimi gömmek zorunda kalmıştım. Belki de özgürlüğüme bu şekilde kavuşacaktım ölü bir şekilde. Göz kapaklarım daha fazla dayanamayarak düşüncelerimle birlikte sessizliğe gömülerek beni uykunun kollarına attı.

Ormanda koşuyordum nereye gittiğimi bilmeden. Elbisem çalılara takılsa da umurumda değildi ayaklarım kanıyordu ama duramazdım. Arkamdan gelen seslere baktığımda ayağım takılıp yere düştüm. Kafamı hafifçe kaldırdığımda siyah bir çift ayakkabıyı gördüm sahibine bakmak için kafamı kaldırdığımda etrafım bir anda alev almaya başladı. Ateşler şiddetle artarken ateşin ortasından biri geçerek önüme geldi ''Seni bekliyordum.'' dedi yüzünü hala göremediğim kişi. Ama elini görebiliyordum bana doğru uzattı. Tereddüt etsemde arkamdan gelen koşturma seslerini duyunca düşünmeden elini tuttum. Alevler iyice artıp beni de içine alırken ''Artık benimsin.'' dediğini duydum son kez...

....1.BÖLÜMÜN SONU....

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.