Turgay Devrim Kuzgun;
"Rahat durun göreve gidiyoruz anasını satayım. Hala makara peşindesiniz" Diyen Tolga komutan ile makara yapan arkadaşlar susarken Tolga komutana baktım. Son derece ciddi bir şekilde kardeşine bakıyordu. Ciddi bir operasyondu ve kurtulma ihtimalimizin %10 olduğu söylenmişti. Bu düşünceyle kimisi elindeki fotoğrafa bakıyor, kimisi düşünceli, kimisi uyuyor ve kimisi de benim gibi yanında oturan can dostuna, arkadaşına, kardeşine, kuzenine bakıyordu. Bende kuzenlerimde bir bir göz gezdirdim. Özellikle de Arca'da en çok onun için endişeleniyordum. Yarası daha tam iyileşmemişti. Fakat komutanlara çok inat ettiğinden buradaydı şuan.
Tolga komutanın diğer kardeşi Kumru ile birlikte oturuyorlardı. İkisi de son 1-2 hafta da çok yorulmuş olmalarına rağmen inat edip göreve gelmişlerdi. Herkeste bir bir göz gezdirdim ardından yanımda oturan kardeşim dediğim adam Tarık'a döndüm. Bu yola birlikte başlamıştık. Çok yorulmuş, çok uğraşmıştık, çokta kayıplar vermiştik ama şuan onlar için ayaktaydık güzel mi güzel bir ekipteydik. Derin bir nefes aldım ve içimde büyüyen sıkıntı için dua etmeye başladım. Birkaç dakika sonra sarsılmaya başlarken ne olduğunu kimse anlayamamıştı. Birden güçlü bir sarsıntı gelirken Tolga komutan pilotun oraya geçip ne olduğuna bakmaya başladı. Birkaç bir şey konuştuktan sonra yanımıza gelirken tekrar sarsıldık fakat bu sefer pilot konuşmaya başladı.
"Üzerime füze geliyor herkes dikkat etsin!" Dedikten sonra helikopterin aldığı darbe ile herkes oturduğu yerden fırladı. Helikopterin yere düştüğünü hissederken Tarık'ın üstüne siper oldum. Helikopter sert bir şekilde çarptığında hepimiz savrulurken başımı vurmamla gözlerim kaymaya başlamış ve ardından acıya dayanamayarak gözlerimi kapatmıştım. Son duyduğum ses ise Kumru'nun bize seslenişiydi.
"Dayanın ne olursunuz dayanın! Ben iyiyim. B-ben sizin için yardım çağırdım. Ne olur dayanın!"
Yazar Anlatımıyla;
"Kumru hanım siz zorluk çıkartmadan ne olur ambulansa binin. Turan ben aynı zamanda sizde." Diyen sağlık çalışanı ile Kumru inadını son derece sürdürmekteydi. Arkadaşları ve abileri hala o demir yığınların arasındayken hiçbir yere gidemezdi. Hem o kadar da büyük yaralar almamıştı.
"Kardeşlerim ve arkadaşlarım oradayken gitmek gibi bir niyetim yok beyfendi. Ne kadar çok insanla ne kadar hızlı bulabilirsek o kadar hızlı bulmaya çalışalım." Dedi Turan içi kan ağlarken. Korkuyordu. Kuzenleri, arkadaşları, en değerlileri o demir yığınlarının altındaydı. Adam en sonunda pes ederek diğerlerini aramaya başlarken Kumru ve Turan da olaya dahil olmuş ve aramaya başlamışlardı. Sırayla bulduklarını helikopter enkazının altından çıkartıyor ve direk hastaneye gönderiyorlardı. Fakat hala bulamadıkları 3 kişi vardı. Tolga, Arca ve Tarık.
Kumru korkuyordu. Kötü bir şeyle karşılaşacakları için korkuları onu daha çok tedirgin etmeye başlarken etrafta dolanıyor ve hepsinin adını bağırıyordu. Turan onu zapt etmeye çalışsa da durduramıyordu. Ardından Kumru susunca bir den bir gürültü duyuldu demir yığınları arasından. Herkes hızla oraya ilerlerken Kumru görmekten korktuğu o görüntüyü görmesiyle dondu kaldı. 3'ü de beter haldeydi.
Arca'nın yüzü kanlar içindeydi aynı zamanda gögsünün hemen altında bir demir parçası vardı. Tarık'ın üstünde bir metal parçası vardı ve altında kalmıştı. Tolga ise bacağına bir demir saplanmıştı. Boynunda bir kesik vardı. Herkes dikkatli bir şekilde ilerleyip onları oradan çıkartmıştı. Tolga ve Tarık direk ambulansa ilerletirlirken Kumru, Arca'nın nabzının durduğunu farketti. Sedyenin üzerine çıkıp kalp masajı yapmaya başlarken içinden dualar ederek hastaneye kadar bu böyle devam etti. Onlar dağılmıştı evet ama bunlardan haberleri olmadan hep birlikte oturan aileleri bunu nasıl öğrenecekti.
Bütün timin ailesi hep birlikte oturmuş çay içiyorlardı. Çocuklarını helikoptere kadar götürmüşler ardından önce birlikte dua etmişlerdi şimdi de çay içiyorlardı. Herkes tedirgin olsa da çocuklar olduğundan kimse bu konu hakkında konuşmamıştı. İçerden duydukları bir çığlık sesi ile herkes ayaklanıp içeri girerken Hamit bey korkuyla televizyona doğru çığlık atan Anka'ya baktı. Anka hala televizyona bakarken arkasında ki koltuğa çöktü. Herkesin bakışları televizyona dönerken haber spikeri konuşmaya başladı.
"Evet sayın seyirciler geçtiğimiz birkaç saat önce aldığımız bir haberde göreve giden askeri helikopterin atılan füze sonucu düşülürdüğünü öğrenmiştik. Parçalara ayrılan helikopterde Kumru Sonat adlı asker hafif atlatarak helikopter enkazının altından kurtulmuş ve Turan Kuzgun adlı asker ile birlikte sağlık çalısanlarına yardım etmişlerdi. Bir saat öncesine kadar çoğu askerimiz bulunup hastaneye gönderilirken geriye sadece Tolga Sonat, Tarık Sonat ve Arca Begüm Kuzgun adlı askerler kalmıştı. Şuanda onlarda bulundular ve enkaz altıdan çıkartılıyorlar. Askerlerimizin hepsi Eskişehirdeki ***** hastenesine gönderiliyorlar. Rabbim yakınlarına sabır versin." Diyen haber spikeri ile herkes dışarı çıkıp arabasına bindi. Saatler sonra hastaneye vardıklarında hızla danışmaya nerede olduklarını sordular danışma onlara katı söyledikten sonra herkes o kata doğru koşarak ilerlemeye başladı. Fakat kata geldikleri dakika bir curcuna varken herkes ameliyathaneye doğru ilerlemiş kapının önünde beklemeye başlamıştı.
Kumru'nun Anlatımıyla;
Yüzüme vurduğum soğuk su bile kendime gelmemi sağlamıyordu.Ameliyatları 3-4 saat önce başlamış olsada kimseden haber alamıyordum. Kimse gelip haber vermemişti. Tuvaletten yavaş adımlarla çıkarken pansuman yapılıp sarılmış olan koluma baktım. Muayene ettiklerinde çatlak olduğunu öğrendiğim kolumun çizilip açılan yerlerine pansuman yapılmış ardından sarılıp kol askısı takılmıştı. Kolidorda ilerleyip ameliyathanenin önüne tekrar geldiğimde herkesin burada olduğnu gördüm. Herkes bir yere oturmuş çocuklarından haber bekliyordu. Yanlarına doğru gitmeye başladığım sırada beni farkeden ilk kişi Cüneyt olmuştu. Bana doğru gelmeye başlamasıyla herkes bana doğru dönerken bende Cüneyt'e doğru ilerleyip sımsıkı sarıldım. Saatler içimde tuttuğum o hisle ağlamaya başlarken saçımı okşadığını hissediyordum. Kaç dakika o şekilde durduk bilmiyorum ama doktorun çıktığını duymamla Cüneyt bizi doktorun oraya doğru ilerletti. Herkes korkarak doktora bakarken keşke ölseydim dediğim o şeyi duydum.
"Arca ve Tolga beyin durumu kritik onları yoğun bakıma alacağız. Fakat diğerlerini normal odalara alacağız. Lakin ne kdar kurtarmaya çalışsakta Tarık beyi kurtaramadık. Başınız sağ olsun." Diyen doktor ile kulağım çınlamaya başlamaya başlamıştı. Cüneyt'in kollarından ayrılıp dizlerimin üzerine düştüm. Abim şehit olmuştu. Gözyaşlarım yağmur gibi yere doğru akmaya başlarken yeri yumruklamaya başlamıştım. Cüneyt'in sinir krizi geçiriyor dediğini duyduktan sonra boynmdan bir batma hissetmiş ve daha sonrasında gözlerim kararmıştı.
2 Gün Sonra;
"Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Diyen imamla resimde ki abime baktım. Nasılda mutlu bakıyordu. Abimin ölümüne mi üzüleyim yoksa annemle babamın yüzümüze bakmazken abimin cenazesi gelip benimle diyolog kurmayışlarına mı bilmiyordum. Uzun uzun abimin fotoğrafına baktım ve dudaklarımı araladım.
"Helal olsun." Çıktı ağzımdan. Helal olsundu. Bunca zaman bana abilik yaptığı için babalık yaptığı için hakkım helal olsundu. Bana verdiği sözleri tutamadı belki ama hakkım helal olsun.
"Hakkınızı helal ediyor musunuz?" Diye yine tekrar sordu imam. Kalabalıktan helal olsun yükseldi. hepsinde göz gerdim. Arkadaşları, komutanları, ailesi dediği insanlar herkes buradaydı sevdiği sevmediği. Fakat abim yoktu, Arca da yoktu hala yoğun bakımdan çıkamamışlardı. Diğer herkes tekerlekli sandalye de olsalar bile gelmişlerdi. Abimin fotoğrafına bir daha baktım ve dudaklarımı araladım.
"Helal olsun." Dedim yine. Bunca zaman beni koruduğu için, beni sevdiği için, benimle ilgilendiği için, bana birarkdaş bir dost gibi yaklaştığı için helal olsun. Gözlerim dolmaya başlarken başımı yere eğdim. Yutkunamıyordum bile. İmam tekrar sordu tekrar helal ettim hakkımı. Dualar edildi ve o an geldi defnetmeye götürme anı abimin fotoğrafını ben aldım. En önde yürümeye başladım. Babam, Arca'nın babası, Cüneyt, Meriç abi, Cüneyt ve Meriç abinin babaları,Semih ve Kenan abi abimin naaşını taşıyorlardı.
Mezarlığa geldiğimizde tabutu yere indirdiler. İçinden abimi çıkarttıklarında gözlerimi yumdum başımı eğdim. İki kol etrafımı sardığında kim olduğuna baktım. Delfindi. Abim her ne kadar benim abimse Delfininde o kadar abisiydi. Gözlerimi sımsıkı kapatıp bakmadım. Bakarsam ağlardım. Bakarsam yıkılırdım. Bakmadım. Abim o toprağın altına gömüldü ve ben bir kere bile bakmadım. En son hoca dua etmeye başladığında gözlerimi açtım. Abimin mezarına baktım. Dolu olan gözlerim akmaya başlarken dua etmeyi sürdürdüm. Herkes bir bir gitmeye başlarken Cüneyt ile birlikte mezarlıktan çıkıp hastaneye geldim. Abim ve Arca'nın kaldığı yoğun bakımın önüne geldiğimizde hala aynı olduğunu gördük. Koltuğa otururken kafamı Cüneyt'in omzuna koyup karşımdaki yoğun bakıma bakmayı sürdürdüm.
"Görevden sonra abinlere söylerim diye planlar yapıyordum. Böyle olacağını hiç düşünmemiştim. Tarık'ın ölüm haberini aldığımızda keşke dedim. Keşke Tarık'a şüphelendiği durumun gerçek olduğunu söyleseydim kardeşine deli gibi sevdalı olduğumu söyleseydim keşke dedim. Dediği gibi ağzıma ağzıma yumruk atsaydı da dostuma söylediğim yalanla kalmasaydım. Göğsümü gere gere deseydim keşke seviyorum ben kardeşini canın yanmasını izin vermem diye çıkıp deseydim kardeşin bundan sonra bana emanet diye." Dedikleriyle ona baktım. O da bana bakıyordu.Yanağına bir öpücük bıraktım ve omzunda yatmaya devam ettim. Ayaktaysam onun sayesindeydi. 3 senedir birlikteydik ve abimlerin haberi yoktu. Ne zaman söylemeye çalışsak bir şey oluyordu. Bu saatten sonra nasıl olacaktı bilmiyordum ama abimsiz hep bir tarafım buruk kalacaktı. Dua ettim diğer sevdikleriminde benden gitmemesi için onlara da bir şey olmaması için dua ettim.
"Olum Tarık rahat durun lan! Göreve gidiyoruz anasını satayım hala aynısınız. Biraz ciddi olun!" Dedikten sonra
"Olum Tarık rahat durun lan! Göreve gidiyoruz anasını satayım hala aynısınız. Biraz ciddi olun!" Dedikten sonra