İçeriğe geç

Viola

Bölüm 1 · 9 dk okuma

Viola

Bölüm 1

1.Güney

“Kuzey kralıyla evleneceksin.” Babamın yani kralın tok sesi büyük salonda yankılandı ve sonunda kulağıma ulaştığında bugün hiç uyanmamayı diledim.

Ben

Evlenmek

O adamla.

Hayatta olmaz.

“ O adamla, baş düşmanımız olan kuzeyin en genç krallarından biri olan şu anda varisleri ve koca bir haremi olması gerekirken şüpheli şekilde hala bekar olan o barbardan mı bahsediyoruz? Lütfen bana başka bir Kuzey kralından bahsettiğini söyle.”

Sakin kalmaya çalışarak benim,babamın ve abimin otturduğu uzun yemek masasının ucundan diğer ucunda otturup sanki benim hayattımı mahvedecek bir haberi vermemiş gibi şarabını yudumlayan babama baktım. Babam ise sadece ondan bekleyebileceğim korkutucu bir sakinlikle konuştu.“başka tanıdığın kuzey krallarını varsa duymak isterim ama benim bahsettiğimi soruyorsan evet, o kuzey kralıyla evleniceksin.”

“hayatta olmaz.”diye karşılık verdim ama abim stresliyken her zaman yaptığı gibi elindeki bıçağı çevirirken bana baktı ve “Maalesef olur küçük kardeşim çünkü hayatta bile olmasan babam bu anlaşmayı tamamlamak için ölü bedenine gelinliği giydirir ve o nikahı kıydırır.” dedi.

Haklıydı çünkü babamı tanıyordum.Güney sinsilikle, siyasetin öldürücülüğüyle (gerçek anlamda) ve anlaşmalarıyla tanınırdı.Babam Güneyin tanımıydı,ta kendisiyde ve zaten bu yüzden kraldı,bu krallık bizim ailemizindi.Ama biz asla düşmanımızı unutmazdık.peki ne oldu da güneyin tek prensesini kuzey kralıyla evlendirmeye karar verilmişti? Anlamadığım şey buydu.

“Neden bir anlaşma yapıyoruz? Onlar bizim düşmanımız.birkaç gün önce onlara karşı bir savaş planlıyorduk biz.”

“Sorunda bu zaten bir savaş planlıyorduk ama onlar sayıca bizden çok üstün-”

“Bunu zaten biliyorduk ,baba ama bizim mühimatımız ve depomuz daha fazlaydı,onlar bir süre sonra tükenicekti, askerlere vericek silahları ve yemekleri olmadan savaşamazlar.Bunu daha öncede konuştuk.Ne değişti?” Konuşmanın ve aldığım haberin hiddetiyle konuşurken sandalyemden ayağa kalktım.

“Batıdaki silah ticareti için görüştüğümüz tücarların çoğu Kuzeyin tarafına geçti,astraea”

Kardeşimin sözleri mi yoksa aniden ayağa kalktığım için mi bilmiyorum ama vücudum sarsıldı.Bizim tek silahımız ticaretimizdi. Ne kuzey gibi asker gücümüz, ne batı gibi silah sanayimiz ne de doğu gibi tarım imkanlarımız vardı. Biz ticar yapar, her yaka arası anlaşmaları düzenler ve diyarın para kontrolünü elimizde tutardık.

Kuzey neden aniden ticarete karışırdı ki zaten,lanet buzlu şehirliler.

“Ve ne kuzey birden güney prensesini gelini olarak mı istedi?” dedim ama imkanı yoktu biz ne kadar kuzeylilerden nefret ediyorsak onlarda bizden o kadar nefret ediyordu.

Ve ben babamın beni kuzeylilerle barış hediyesi olarak sattığını düşünmek istemiyordum ve hayır babamın bunu yapmayacağını düşündüğüm için değil. Geleneksel olarak güneyli prensesler veya kraliçeler güneyliler dışında kimseyle evlendirilmediği içindi.

“Kuzeyliler teklif etmedi.Babam yaptı.”

“Tabiki.”

“Kuzeylilere barış karşılığında soylu bir güney prensesi ve onların prensesi içinde müstakbel güney kralıyla evlenmesini teklif etti.”

“Ne!?”

“Evet küçük kardeşim burada bir antika gibi satılan tek kişi sen değilsin,Güneyin cinsiyet eşitliği yaptığı tek zaman işine geldiği zamandır.”

Abim damion'nun hep tepkisizliğinin hemde stresinin sebebini anlamış oldum sadece ben değil abim üstelik tahtın bir sonraki yasal varisi olmasına rağmen kuzeylilere savaş düşüncelerinin üzerinin örtülmesi için birer altın işlemeli örtü misali verilen hediyelerdik.

Sinirle burnumun köprüsünü sıktım ve derin nefesler almaya başladım.

İçeri ve dışarı,içeri ve dışarı, içeri ve-

“Ne yani benim öylece kuzeyli bir barbarın koluna oyuncak bebek gibi girip itaatkar bir eş olmamı mı bekliyorsununuz!? Ve ben bunu öylece kabul edicem, bunu mu bekliyorsun,baba!?”

Tamam doktorun söylediği yöntemin düşmanıyla evlendirileceği haberini alan prensesin üzerinde pekde çalışmadığını öğrenmiş olduk.

“Sadece ben değil buna yüksek konsey karar verdi,astraea.Bu zor bir karardı ama Güney için en iyisini yapmak zorundaydık ve kararımızı verdik. Siz ikinizde bir kereliğine bir işe yarayın, emirlere uyun ve krallığa hizmet ettin.” babam sandalyesinden kalken sinirli olduğunu bildiğiniz ama asla o herşeyi kontrol altında tuttuğunuda hissettiğiniz ses tonunu koruyarak kalktı ve sözlerini sonlandırmadan önce kapıya doğru yürümeye başladı.

“Durum prenses ve prens olmanızı gerektirdiğinde ben sizin krallınızım, babanız değil.”

Evet ve sanırım bu geçen son 19 yılımın özeti olan bir cümleydi.

Babam-kral için kapının arkasında nöbet tuttan muhafızların kapıyı açmasını izlerken birgün hatta birkaç dakika içinde bu kadar şey yaşamak sadece zihnime değil bedenimede ağır gelmiş olacakki sandalyeye geri çöktüm ama gözlerimi az önce krallın dışarı çıktığı kapıdan ayıramadım.

Her zaman böyle bir anın geleceğini billiyordum.Bana ayarlanmış muhtemelen babamın veya abimin müttefik olduğu zengin bir tücar yada bir lord.Benim seçtiğim bir eş asla olmayacaktı çünkü ben asla bir eş seçmeyecektim.Hepsinin gerçek yüzünü çok genç yaşta öğrenmiş ve böyle şeylerden tiksinmeye başlamıştım.

Yaşıtlarımın katıldığı çoğu koca bulma festivallerini veya balolarından ya kaçmış yada bir şekilde kimseyle dans etmemiştim.Prenses olduğum için uzak şehirlerden yada lordluklardan fazlaca soylu sadece benimle bir şansları olabileceğini ve kralliyetin bit parçası olabilecekleri umuduyla geliyorlardı.üzgünüm belki bir başka prensese ama ben olmadığım kesin.

Bir koca seçmemeye isteksiz olmam abim için şaşırtıcı değildi çünkü hadi ama sonuçta bunlar erkek seçmek istememi açıklamak için başka kelimeye bile ihtiyacım yoktu.

Ama yinede bu kadar kendimi evlilik konusunda ayarlanmış bir evliliğe teslim etsemde bunu beklemediğimi kuzeyden bile anlayabilirsiniz.(umarım kuzeyden bunu görür ve evlilikten vazgeçerler.)

“ Eğer kuzey krallının seni görüp anında evlilikten vazgeçmesini istiyorsan devam et kardeşim o surat ifadesi çok işe yarar.”

“Umarım.” suratımdaki ifadeyi düzeltme tenezülünde bulunmadan düz bir şekilde abime cevap verdim.O yinede sinir bozucu gülümsemesiyle bana bakmaya devam etti.Tanrım bu çocuk benim mutsuzluğumdan mutlu oluyor olabilir mi?

“En son kontrol ettiğimde kuzeyliyle evlendirilen tek kişi ben değildim. Ama sen hala gülüyorsun.”

“başka diyara gelin giden ben değilim.”

“Ne kadar iç açıcı konuşuyorsun sevgili abiciğim.”

“her zaman,küçük kardeşim özellikle zor durumlarda mutlaka banada haber verki dalga geçebiliyim.”

Dedi ve sinir bozucu gülümsemesiyle sandalyesinde arkasına yaslandı.

Haklıydı bu ailede evlendirilen tek kişi ben değildim ama gelin giden bendim. İkimizde kuzeylilerle evlendiriliyorduk ama

Evinden olan o değildi.

Diyarın diğer ucuna gitmesi gereken o değildi.

İtaat etmesi beklenen eş olacak olan o değildi.

Bendim.

"Hay ben şansımı-"

"Şansını bilmem ama senin acilen hazırlanman gerek çünkü yarın sabah kuzeye dönüşü olmayan bir yolculuğun var." Kardeşim elinde döndürdüğü hançerini kının'a sokarak ayağa kalktı ve kendine içki doldurmak için kapının yanındaki camlı dolapları açtı.

" Bekle ne- Yarın mı!?"

" Aslında bu kadar acelemiz yok ama babam kaçmaya çalışacağını bildiği için sana plan yapma şansı vermek istemediği için en kısa sürede müstakbel kocanın yanına gitmeni istedi." Kadehine kattığı içkiden çok büyük ihtimal şaraptan büyük bir yudum aldı ve kadehi tuttuğu eliyle beni gösterip" Yani astraea seni en kısa zamanda bizim problemimiz olmaktan çıkarıp kuzey kralı Alaric'in problemi yapmaya çalışıyor. " dedi.

Babam eğer benim kaçma ihtimalimi bile şimdiden düşündüyse herşeyi çoktan düşümmüş demektir.buda demek oluyorki bu bir gecede alınmış bir karar veya soyluların kellelerini kaybetmemek için verdiği ecel korkusu kararlarından değildi.

Babamı bundan vazgeçiremezdim,kuzey kralıyla şansımı bile denemezdim eğer yarın gidiyorsam kaçma planıda yapamazdım.

Kapana kısılmıştım.

“Peki sen nasıl bu kadar sakin bir şekilde yıllarca nefret beslediğimiz kuzeylilerin prensesiyle evlenmeyi kabul edebiliyorsun?” çünkü biliyordum abim ne kadar tanıdığım en yurt sever insan olmasada bana aşılanan nefrettin aynısı onada aşılanmıştı.

“Bak,astraea seninle dürüst olucağım, evlilik benim için hiçbirşey ifade etmiyordu. Şimdide etmiyor. Babam benim kral koltuğunu garantilemem için bir goblinle evlenmem gerektiğini söylemesiyle herhangi bir kızla evlenmem gerektiğini söylemesi arasında benim için hiç bir fark yok.”

Elindeki kadehten son yudumunu alıp ağzını elinin tersiyle sildi.Tam olarak gözlerimin içine bakarken annnemden miras aldığı bal rengi gözlerinin harelerinden nerdeyse öfkeye benzer bir duygunun geçtiğini gördüm. Daha sonra başını kapıya doğru çevirip sanki söyleyecek birşeyi varmış ama söylememesi gerektiğini biliyormuş gibi başını yana doğru hafifçe sallayıp kapıya doğru yürüdü.Elini kapının üzerine koyup derin bir nefes aldı.

“Bak küçük kardeşim,bütün bunlardan nefret ettiğini biliyorum belki için nefret ateşiyle yanıyor ama sana bir sır vereyim mi?”

Sesinde bitkinliği ve bilmiyorum belkide biraz şefkati duydum.konuşmaya devam etmesini bekledim çünkü sorduğu soruyu kelimelirini toparlamak için ihtiyacı olan birkaç saniyelik sesizlik için sorduğunu biliyordum.Kafasını hafifçe yana çevirdi ama gözleri benimle buluşmadı.

“Her adam özünde aynıdır sadece bazılarımız daha iyi rol yapar.” dedi ve kapıyı hafifçe ittirip beni büyük salonda yanlız bıraktı.muhafızların abime selam vermesini izledim ve ardından üzerinde ailemizim simgesi olan anka kuşu vardı. Simgenin etrafı altın desenlerle süslenmişti.Bu kapıyı hatta bu saraydaki birçok salonun kapısının işlemelerini ve süslemelerinin neyden yapıldığını çok iyi bilirdim çünkü eğer saray sizden mükemell olmanızı beklerse ve siz biraz bile azını yaparsanız o zaman size atılacak nutukları dinlerken sıkılmamak için bir iş bulmalısınız benimkide kapı işlemeleri incellemekti.Ah eski günler demek isterdim ama hala biri ilgimi çekmeyen birşey konuştuğunda hep kapıya odaklanırım.

Annem hep hoşuma gitmeyen şeyleri görmezden gelmek kousunda büyük bir yeteneğim olduğunu söyler.

Keşke şu anda da görmezden gelebilseydim.Ama bazı sorunlar gözünüzün önünde değil içinde olur.Kuzey kralıyla evlendirilmek üzere olmakda gözümün içinde yer edinen ilk sorunum ve muhtemel diğer sorunların kaynağı olacak bir sorun.

Bu yüzden bu sorunu görmezden gelemem.

Abimi dinleyip pes edemem ve babamın bana çizdiği kadere boyun eğemem.

Gözlerimin arkasının yandığını hissedene kadar kapıya bakmaya devam ettim aklımdan bir sürü farklı düşünce ve endişe geçip gidiyordu.

Ama ben tek bir şey biliyordum burada öylece oturamazdım.

Yarına kadar bana yazılmış kaderi değiştirmek için çok az vaktim vardı ama yok değildi.

Giydiğim kırık inci detaylı sarı elbisenin eteklerinin ucundan tuttup odama doğru koşar adım gitmeye başladım. Saraydaki hizmetçiler bana başlarıyla teker teker selam verirkem birkaçının bana olan farklı bakışlarını farkedebiliyordum.

Biliyorlardı.

Şaşırmadım tek işleri hizmet etmek olan insanların hizmet ettikleri kişiden dah iyi bildikleri kimse olamazdı.

Canımı yakan nerdeyse benimle aynı zamanda öğrenmeleri.

O kadar birinin boğazını sıkıp hıncımı çıkarmak istiyorum ki.

Tercihen Kuzey krallının.

Odamın olduğu koridora girince yavaşladım ve etrafta hizmetçilerimden herhangi birini aradım ama ortalıklarda görünmüyorlardı.

Garip.

Ama şu an kimseyle görüşmek istemediğim için çokda sorgulamadan odama girdim ama o an hizmetçilerimin etrafta olmadığı konusunda büyük bir yanılgıya düştüğümü anladım.

"Prenses Astraea, işte buradasınız!"

Baş hizmetçim odamın etrafında koşuşturup eşyalarımı toplayan onca hizmetçinn arasında bağırarak bana gelmeye başladı.

"Siz gelmeden başlamak katiyen istemedim efendim ama kral babanız bir aksilik çıkmaması için hemen hazırlıkların başlamasını istedi- ayrıca yeni kıyafetlere ihtiyacınız olduğunu ve ve birde-"

Telaşlı telaşlı konuşan baş hizmetçim yoncayı sakinleştirmek için elimi elinin üzerine koydum.

" Nefes al, yonca, böyle konuşursan hiç birşey anlayamam zaten. "dedim ve yavaşça elini serbest bırakıp derin nefes alarak kendini sakinleştirmeye çalışmasını izledim.

Yonca kolay telaş yapan hemde kolay sakinleşen biriydi. Eskidende telaş yapardı ama son baş hizmetçimin pekde güvenilir olmadığına karar verip kendi hanesine sürgüne yolladıktan sonra elimdeki en iyi seçenek olarak o kalmıştı bu yüzden pekde alışık olmadığı bir görevdeydi ve aniden prensesi evlenmeye karar vemişti.

Şaşırtmalı cevap yonca ben karar vermedim ama bunu bilmene henüz gerek yok.

"tamam, şimdi baştan başla." Dedim.

Birkaç kere daha nefes aldı ve daha sakin bir şekilde konuşmaya başladı.

“kral babanız bana odanızı toplatmamı, terziye kuzeye uygun birkaç elbise dikmesini istememi ve geleneksel güney düğünü için gerekli gelin miraslarınıda toplattığı eşyalların arasına koymamı istedi.”

Sözlerine karşı bıkmış bir nefes verdim. Tanrım kontrolüm dışında yapılan her şeyden nefret ediyordum.

“Ve sende bütün bu hizmetçileri odama sokmanın iyi bir fikir olduğunu mu düşündün.” sinirle etraftaki hizmetçileri işaret ettim.

“Leydim, babanız yarına kadar toplanmasını isteyince bende daha fazla hizmetçiden yardım almak zorunda kaldım.” sanki ona kızmamı bekliyormuş gibi hafifçe sesini kısarak söylemişti.

“Umrumda değil.Odamda onaylamadığım kimseyi istemiyorum,anladın mı beni?”

Ve haklıydıda kızardım.

“Çıkın dışarı!” zaten olan tüm sinirimle kapıyı işaret edip hizmetçilere bağırdım. Ani tepkimi beklemiyor olacak ki yonca irkildi.

“Sende çık.Yanlız kalmak istiyorum” bana ne yapacağına karar veremiyormuş gibi bakan yoncanın gözlerine baktım.İtiraz etmeye yeltenecek gibi oldu ama ateş dolu gözlerime bakınca sözlerini yutttu.

“ Emredersiniz, prenses, bana ihtiyacınız olursa çağırın yeter.” o’da diğer hizmetçileri takip ederek odamdan çıktı.

Şimdi kocaman odamda yarısı toplanmış eşyalarım, sandıklara konmuş mücheverlerim ve kuzeye uymayacağı için gardolabımda bırakılmış yazlık elbiselerime bakıyordum.

Nerdeyse gitmeye hazır gibi görünüyordu.

Sanki gidecekmişim gibi.

Çok uzaklara.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.