Atahan Kılıç’dan
İstanbul yine soğuk ve yağmurlu bir sabaha uyanmıştı, ekim ayı epey zorlu geçiyordu.
Dün gece diğer barmen arkadaşlarım için zor geçmişti, benim aksime. Vina adındaki İstanbul’un en popüler barlarından birisinde barmenlik yapmak kimine göre çok havalı bir işti. Benim için ise sevdiğim ortamda çalışmaktan başka bir anlamı yoktu.
Üniversitenin ikinci senesinden bu yana Vina’da çalışıyordum, işler ve aldığım para harika bir hayat yaşamamı sağladığı için üniversiteyi yarıda bırakmıştım. Barmenlik yapmanın, hem de İstanbul’un en pahalı semtlerinden birisinde, mühendislikten daha fazla para getirdiğini fark etmiştim.
Vina yıllar içerisinde benim evim olmuştu, her ne kadar kasıntı tipler gelse de çalışanları müşterilerinin aksiydi. Vina’da bir aile olmuştuk, bu aileyi kimse bozamaz ve buna cesaret edemezdi. Vina bizim yıkık dökük hayatlarımızdaki günışığıydı, sahip olduğumuz tek aileydi.
Her zamanki gibi saat beşe doğru gelirken Vina’ya ulaşmıştım. Bar, büyük bir otelin çatı katında yer alıyordu ve tamamen yüksek sosyetenin zevkine göre düzenlenmişti. Asansör ile en üst kata geldikten sonra güvenlikler altın ve büyük kapıların girişinde bekliyordu. İçeriye girdiğimde girişte büyük, yine altın harflerle “Vina” yazıyordu.
Merdivenleri ikişer ikişer atlayarak çıktım, daha erken olduğu için açılmamıştı. Arkadaşlarımın hepsi barın arkasında toplanmış gülüşüyordu, normalde bu saatte deli gibi temizliğe girişmiş olmamız gerekirdi.
Merakla yanlarına ilerledim ve ceketimi çıkarttım, “Beyler bu gülüşünüzü neye borçluyuz?” dedim.
Ferit gülümsedi ve selamlaşmak için elini uzattı. “Hoş geldin kardeşim. Biz de yeni gelecek olan müzik grubundan bahsediyorduk, senin ilgi alanın değil.” dedi alayla.
”Aynen dediğin gibi Ferit, benim ilgi alanım değil.” dedim ve tezgaha işaret parmağımı yerleştirdim. “Şuraya yazıyorum, bir hafta sonra kovulacaklar.”
Esmer ve biraz daha kısa olan barmen Yusuf, bir yandan elindeki yeşil bez ile tezgahı silerken, “Çok da emin olma kardeşim, belki iki hafta sürer.” dedi ve güldü.
Aramızdaki tek kız çalışan olan Işık, sarı küt kesim saçlarını geriye itmeye çalıştı. “Belki yakışıklı gitarcıları vardır.” dedi umutla.
Yusuf onun saçlarını karıştırdı ve yeşil bezi eline tutuşturdu. “Az laf ve de çok iş, Işık Hanım.”
Müzikten nefret etmek, barda çalışan birisi için çok absürt kaçabilirdi ama öyleydi. Kulaklıkları takarak müzik dinlediğimi asla anımsamam, yüksek ses beni hep rahatsız etmişti. Barda işime odaklandığım için çok rahatsız edici olmuyordu ama müzik grupları…
Hepsi birbirinin aynısıydı, kuru gürültüden başka bir şey değildi. Her zaman saçma gelmişti ve bu düşüncem değişmeyecekti.
Şu ana kadar Vina’ya gelen hiçbir müzik grubu ile anlaşamamıştım ve bu da kovulmalarına yol açmıştı, Vina’yı taşıyabilecek güçte değillerdi. Hala bu barın müzik grupları ile anlaşma yapmasına inanamıyorum, kesinlikle buna gerek yoktu.
Bu grup ile de anlaşamayacağımdan emindim, sonuçta bir grup gider ve diğeri gelirdi. Bu bir kuraldı, Vina’nın kuralıydı. Gelecek olan grup kim olursa olsun o da tıpkı diğer gruplar gibi Vina’nın kurallarına uymak zorundaydı.
Ferit omzumu dürttü, düşüncelerimden sıyrıldım ve ona döndüm. “Yeni grup için sorun çıkarmamaya çalışacağım, merak etme.”
Ferit gülümsedi ve ellerini çırptı, “O zaman herkes işinin başına, tertemiz görmek istiyorum buraları.” dedi.
Vina yazan önlüğü üzerime geçirdikten sonra barın arkasına geçtim ve yeni grupla ilgili düşüncelerimden kurtularak temizlemeye başladım.
Barın açılmasına yaklaşık bir saat vardı, müzik grubu şimdiden gelmiş olmalıydı. Merdivenlerde ses duyulduğunda hepimiz kafaları o tarafa çevirdik, işte bu haftanın yeni müzik grubu gelmişti.
Kumral, uzun boylu kahverengi deri ceketini giymiş bir adam en önde, yanında ondan biraz daha kısa esmer keçi sakallı ve sırtında gitarı olan başka bir adam vardı. Onların peşlerinden iki kız girdi, siyah kısa saçlı yaklaşık bir yetmiş boylarında ve sırtında gitarı vardı. Diğeri ise ondan kısa ancak yine uzundu, kahverengi uzun dalgalı saçları ve siyah eteğinin içinde kusursuz görünüyordu.
Ferit gülümseyerek onlara yaklaştı, “Vina’ya hoş geldiniz. Ben Ferit Kahraman, yardımcı müdür sayılırım.” dedi.
Uzun boylu kumral gülümsedi ve Ferit’in uzattığı eli sıktı, “Samet Vural.” dedi. Arkasında kalan diğer gitarist olduğunu tahmin ettiğim adam ile kızı gösterdi, “Altay ve Ecem.” dedi.
Meraklı bakışlarım kıza döndü, Yusuf’un şimdiden kıza bakarken ağzından salyalar akıyordu. Samet sonunda kızı gösterdi ve “Sare, kız kardeşim.” dedi.
Uzun ve açık kahve olan dalgalı saçları sağlıklı duruyordu. Kocaman kahverengi gözleri ve pembe dolgun dudakları vardı, kirpikleri uzun kıvrıktı ve bu bakışlarını masum gösteriyordu. Siyah eteği yeterince kısa, siyah bluz göbeğinin hemen altında bitiyor ve üzerine geçirdiği bol siyah deri ceket eski duruyordu. Siyah topuklu çizmeler giymesine rağmen boyu hala bana göre kısa kalıyordu.
Özetleyecek olursam her ne kadar onları sevmesem de kızın diğer arkadaşlarımın bakış açısına göre güzel olduğunu söyleyebilirdim, sadece benim tipim değildi ve o kadar.
Ben de dahil olmak üzere diğer erkek çalışanların elini sıkmamış ve sadece gülümsemişti. Bu olay da Yusuf ve Ferit’in moralini bozmuştu tabii.
Açılış saati yaklaşıyordu ve herkesin işinin başına dönmesi gerekti, daha fazla müzik grubu ile oyalanmadan barın arkasına geçtim. Uzun ve sosyeteler ile dolu bir gece olacaktı.
Sare Vural’dan
Sase bizim sahip olduğumuz her şeydi, sıradan bir müzik grubundan çok daha farklıydı. Sase bir aileydi.
Yaklaşık beş yıl önce yakın arkadaşım Ecem’in evinin boş bir odasında kurduğumuz müzik grubunun, bu kadar ünlü olacağını tahmin etmemiştim.
Kendi şarkılarımız elbette vardı ancak bunun yerine bar ve benzeri mekanlarda çalarak geçimimizi sağlıyorduk. İki gün önce aldığımız habere göre ise artık kariyerimiz zirve yapacaktı çünkü İstanbul’un en popüler barlarından birisi olan Vina’da çalmak için yaptığımız iş teklifi kabul edilmişti.
Vina gibi barlarda çalmıştık ancak burası çok daha farklıydı, yüksek sosyetenin ve bütün magazincilerin girmek istediği bardı Vina. Her ünlü olmak isteyen kişinin hayaliydi bu bar, öyle kolay kolay kimse kabul edilmezdi.
Küçük grubumuz kusursuz bir şekilde yükseliyordu, yakında Sase’yi bütün Türkiye duyacaktı.
Dört kişilik küçük grubumuz, baş harflerimizden oluşuyordu. Ağabeyim Samet grubun bateristi, Altay ve Ecem ise gitarist ve ben de grubun solistiydim. Bu şekilde Sase’yi, ailemizi, oluşturmuştuk.
Büyük otelin önünde durduğumuzda, hayranlık dolu bakışlarımı gizlemedim. İşte en tepede duruyordu Vina, tam da boğazın karşısında.
İçeriye girmeden önce deri ceketin cebi titredi, telefonum çalıyordu. “Siz içeri geçin, ben hemen geliyorum.”
Samet elimi tuttu, “Bir sorun yok, öyle değil mi?” dedi.
Kafamı hayır anlamında sağa sola salladım, “Hayır, siz geçin.” dedim.
Onlar içeriye girerken ben tekrardan telefona döndüm ve aramayı kabul ettim, arayan Yağız yani sevgilimdi. “Sevgilim, inanamayacaksın!”
Sevdiğim adamın sesi kulaklarıma doldukça heyecan yerini rahatlamaya bıraktı, “Sakin ol, sevgilim. Eminim çok güzel geçecek, sana başarılar demek için aradım.” dedi.
”Teşekkür ederim, seni seviyorum.”
“Ben de seni.” dedi ve telefonu kapattı.
Daha ilk günden geç kalmamak için koşarak ilerledim ve gruba yetiştim, çalışanlar ile tanışacaktık. Abim hepimizi tanıttı ve diğer tarafı da Ferit adında ortalama boydaki açık kumral, mavi gözlü bir adam tanıttı.
Yusuf kısa boylu, esmer ama çekici yüz hatları ve kaslı bir vücuda sahipti, aslına bakarsanız hepsinin vücudu gayet fit ve güzeldi. Ensar diğerlerine göre daha uzun ve esmerdi, Kaan ise ondan daha kısa ve koyu kumraldı. Aralarındaki tek kız Işık adında yaklaşık bir altmış olduğunu düşündüğüm sarışındı, enerjisi ile oldukça samimi davranmıştı ve buradaki erkeklerin göz bebeği olmalıydı.
Son olarak ise Atahan vardı, yine uzun boylu ve esmerdi ancak gözlerinden bizi hiç sevmediği aşikardı. Sanki ona kötü bir davranışta bulunmuşuz gibi kaşlarını çatmış ve öfkeden ateş saçan koyu kahve gözlerini bize dikmişti. Elbette hemen hepsinin gülerek bizi aralarına almasını beklemiyordum ama bu kadarı da abartılı gelmişti.
Barmenin kötü gününde olduğunu düşünerek pek fazla umursamadım, erkeklerin de elini sıkmayı reddetmiştim çünkü Yağız’ın, sevgilimin, bundan hoşlanmayacağını biliyordum.
Bizim için düzenlenmiş sahneye çıktık ve heyecanımızı yenmeye çalıştık.
Büyük kapılar açıldı ve içeriye bir sürü ünlü ve zengin isim girmeye başladı, şimdiden en az iki ünlü ve üç iş adamı gördüğümü söyleyebilirim.
Mikrofonu elime aldığımda gözlerimi kapattım ve Vina’da olduğumuzu unuttum, sadece ben ve mikrofonum vardı.


