Bars karşımda kaşlarını kaldırarak bana bakıyordu. Elindeki ceketi havada öylece kalakalmıştı. O kadar heyecanlıydım ki ilk başlarda sırıtarak Bars’a bakıyordum. Bars tepki vermeyince iyice yaklaşıp kolunu tutup sarstım.
“Bars! Duydun mu beni?” dedim. Derin bir uykudan uyanmış gibi gözlerini kırpıştırıp,
“Sen— ne… Yani sen?” diye kekeleyince kahkaha attım.
“Evet,” dedim sevinçle. Bars bir adım geriye gidip baştan aşağı bana baktı. Gözlerinde daha önce görmediğim bir ışıltı oluştu. İlk önce dudaklarını birbirine bastırsa da dayanamayıp gülümsedi. İlk defa onu böyle, ağzı kulaklarında gördüm.
İki elini de ensesine atıp gülerek yukarı baktı, derin bir nefes alıp aramızdaki mesafeyi kapattı. Karnıma bakıp parmaklarının ucuyla dokundu.
“Hamilesin. Baba olacağım,” diye fısıldadı. Dolu gözlerle Bars’ı izliyordum.
Yakın zamanda 24 yaşında olacağım. Hayatımın hiçbir noktası Bars’ın şaşkınlığı ve mutluluğunu görmek kadar güzel değildi. İlk defa onu böyle görüyorum. Gözlerinin içi parlıyor, çocuk gibi sırıtıyordu.
Elini tutup diğer elimi yanağına koyunca Bars bana baktı. Gözyaşım daha fazla dayanamayıp düşerken Bars’ın yanağını okşuyordum. Bars birkaç saniye göz temasımızı bozmazken, sanki kendini daha fazla tutamıyormuş gibi belime sarılıp dudaklarımızı buluşturdu.
Sevincimiz büyük bir tutkuya dönüştü bir anda. Bars ne kadar narin, kırılgan öpse de ellerimi boynuna dolayınca öpüşleri derinleşti. İşte bu… Ona bağımlıyım, her ne olursa olsun… Bu beni hem öfkelendiriyor hem de çaresiz bırakıyor.
Nefessiz kalınca alnını alnıma dayadı. Düzensiz nefeslerimizin kesik sesi odayı doldururken Bars’ın hâlâ sırıttığının farkındaydım. Aniden kendini geri çekip elimi tuttu.
“Hadi gidelim!” deyip kapıya ilerledi.
“Dur! Nereye?”
“Hastaneye gidelim bakalım, hadi,” dedi.
“Bu saatte poliklinik mi kaldı? Sabret, yarın gideriz,” dedim. Bars kapıya sürükleme işini durdurup iki üç dakika sessiz kaldı. Daha sonra tekrar çekiştirmeye başladı.
“Eczaneye gidelim, onlar baksın.”
“Bars, eczanede neye bakacaklar? Dur, sakin ol,” dedim gülerek. Bars’ın heyecanını gördükçe daha mutlu oluyorum. Elini saçına atıp,
“Tamam. Benden istediğin bir şey var mı? Canın bir şey çekiyor mu?” dedi.
“Sadece sakin olmanı istiyorum. Uyuyalım, uyanalım, hastaneye gidip netleştirelim. Tek istediğim bu,” dedim.
“Tamam, ben terasa çıkıp sigara içeceğim, artık yanında içemem,” deyip döndü. Tam gidecekken tekrar bana döndü. Gözlerindeki neşe gitmişti, kaşlarını çatıp,
“Verda… Gitmeyeceksin bir yere, değil mi?” dedi.
Büyülü andan çıktık. Benden böyle bir şey beklemesi aslında canımı sıktı.
“Kaçmayacaksın?” diye ekledi.
Omuzlarımı silkip,
“Neden kaçayım, gitmek isteyeyim ki?” dedim.
“Artık endişelenmek istemiyorum. Bir sürü düşünmem gereken şey varken şimdi Verda nerede, ne yapıyor diye düşünmek istemiyorum,” dedi. Başımı aşağı yukarı salladım. Bars odadan çıkarken duş almak için tekrar banyoya girdim.
Aklımdan bir sürü şey geçiyordu. Kız mı, erkek mi? İsmini ne koyarız? Belki bu konaktan çeker gideriz… Onu bu sefer özenle koruyacağım. Bornozumun kuşağını bağlarken duraksadım.
Korumak…
Aklıma direkt Mert geldi. Aynada kendime baktım. Bu adamla iş birliği yapıp üstüne ertesi güne görüşmek üzere anlaşmıştık. Ya hamileysem ve Mert öğrenirse? Koruyamazsam? Düşüncelerim öyle ağır gelmeye başladı ki nefes alamaz oldum.
Banyodan çıkıp odaya geçtiğimde nefes almak için uğraşıyordum. Bu kriz mi? Korkuyorum, korkudan nefes bile alamıyorum. Titrek elimi boynuma götürüp sakinleşmeye çalıştım. Deli gibi atan kalbim sanki alev alev yanıyordu. Sakinleştiğimi hissedince üstümü giyip yatağa geçtim.
Uykuya dalmaya çalışırken kapı açıldı. Bars’ın sigarayla karışmış ormansı kokusu odayı doldurdu. Az önce yaşadığım ne kriziydi bilmiyorum ama nefes almak için o kadar yorulmuştum ki…
Yanımda hareketlilik olunca Bars arkadan bana sarıldı. Bir elini karnıma koyarken boynumdan öptü.
“Korkma. Birlikte koruyacağız bu sefer,” dedi. Uyumadan önce seçebildiğim tek cümlesi bu oldu.
“Verda, Verda, Verda.”
Bars’ın sürekli adımı söylemesiyle istemeden uyandım. Sinirle, gözlerimi bile açmadan uykulu hâlde,
“Kahvaltıyı onlar hazırlasın,” dedim.
“Kahvaltı için değil. Hadi kalk,” dedi Bars. Gözlerimi açtığımda Bars hazırlanmış, tepemde dikiliyordu. Rüya mı diye gözlerimi ovup tekrar baktım.
“Ne oluyor?” dedim.
“Hadi hastaneye,” dedi.
Huysuzca söylenerek yataktan kalktım. Neden bu kadar erken uyandırdı ki! Uyanabilmek için yüzümü soğuk suyla defalarca yıkadım. Üstümü giyip telefonumu alıp arabaya bindik.
Bars arabayı kullanırken ben telefonuma gelen mesaja baktım. Mert’in geleceğine dair mesaj… Gözlerimi kapattım. Ben bu adamdan nasıl kurtulacağım? Ceren’in bile uzun zamandır sesini duymadım ama Mert sürekli hayatımda mı olacak böyle? Ben bu adamdan nasıl kurtulacağım, anneme zarar vermeden?
Düştüğüm hâle deli gibi kafa yorarken hastaneye gelmiştik. Bu hastanenin başhekimi Bars’ın arkadaşı olduğu için hemen randevu oluşmuştu. Odaya girdiğim an yaşadığım bütün iğrenç şeyleri unuturken içimde deli gibi bir heyecan oldu.
Testler, filmler, çeşit çeşit ultrasonlar derken sonunda yaşı ilerlemiş, saçları tamamen beyazlaşmış, ismi Murat olan doktorun karşısındaydık. Ben heyecandan buz tutarken Bars’ın dünden beri gözlerinde oluşan ışıltı bana umut veriyordu.
Doktor önündeki kâğıtlara uzun uzun bakıp gözlüğünü çıkarttı. Bir Bars’a bir bana bakıp öne doğru eğildi. Kasvetli bir sesle,
“Verda Hanım, Bars Bey,” dedi. Bir tuhaflık olduğu belliydi. Korkuyla doktora bakmaya başladım.
“Sonuçlarınıza dikkatle baktım. Hatta meslektaşlarımdan da yardım aldım. Ancak—”
“De hadi doktor, ne diyeceksen de!” dedi Bars. Onun da bir şeyler fark ettiğini anladım.
“Verda Hanım’ın hamile kalması imkânsız,” dedi doktor.
Duyduğum her kelimeyi defalarca tekrarladım. Bir cümle nasıl bu kadar ağır olabilir, şaşırdım kaldım. Sanki camdan insanım da doktorun dedikleri beni paramparça etmiş gibi oldum. Hatta camın kırılma seslerini o kadar net duyuyorum ki kulaklarım sağır olmuştu.
Karşımda duran Bars kaşlarını çattı. Doktora doğru tamamen dönüp bana kısa bir bakış attı.
“Nasıl yani?” dedi.
Ben sormadım bile.
“Verda Hanım daha önce tatsız bir olay yaşamış. Karnından vurulmuş. Yumurtalıklarında hasar var. Bakın, normal bir yumurtalık şöyle olması gerekirken—”
Vuruldum…
Hayatımda anne olmak için sadece bir şansım vardı; onu da söke söke aldılar. Doktor hâlâ konuşuyor, Bars’ın ilk baştaki öfkesi hüzne dönüyordu. Oysa ne hevesle gelmiştim bugün buraya.
Ellerimi dizlerimin üstüne koymuştum. Dikkat çekmeden avuç içlerime baktım. Avucumdaki çizgilere, yara izlerine… Yanağımın içini ısırırken avucumu da sıktım, tırnaklarım kırılana kadar.
Bebeğim benden alındı. Canım o kadar yanmıştı ki hiçbir şey yapamamıştım. Ama umudum kollarımda öldü bugün. Derin bir nefes aldım. Uzun süre kendi dünyamda kendi kendime konuştuğumu fark edip kafamı kaldırdım. Bars’ın o parıltısı sönmüştü.
Yine de sen yaptın, Bars. Beni sen vurdun, her zaman.
Doktora baktığımda bana acıyan gözlerle bakıyordu.
“Fakat az önce de bahsettiğim gibi tedavilere başlayabiliriz. Umudunuzu kaybetmeyin,” dedi.
Gülümsedim. Umudunuzu kaybetmeyin. Ben bu odada kendimi kaybettim.
Daha fazla kalmak istemedim hastanede. Bars yanımdayken sessizce arabaya bindik. İlk başta Bars arabayı çalıştırmadan dümdüz karşıya baktı. İkimiz de aynı arabada, aynı şekilde, aynı üzüntüyle sustuk.
Ne kadar süre boşlukta kaldık bilmiyorum ama kendine ilk gelen Bars oldu.
“Verda—”
“Gitmek istiyorum!” dedim birden. Bars’ın yüzüne bakmamıştım, diğer tarafa dönüp pencereyi açtım. Bars karşılık vermedi. Sonunda arabayı çalıştırıp asla unutmayacağım hastaneden gidebildik.
Konağa geldiğimizde herkes büyük salonda kahvaltısını yapıyordu. Ben hızla merdivenleri çıkarken Dare nenenin sesini duydum.
“Bars oğlum, gelsene masaya,” dedi. Bars’ın arkamdan geldiğini fark ettim. Hiçbir şey demedim. Hatta odaya geldiğimde kapıyı aralıklı bıraktım, Bars da girsin diye.
Yatağa oturup derin bir nefes aldım. Bars karşıma geçip sigara yaktı.
“Bir şey demeyecek misin?” dedi.
Ona baktığımda tepkimi merak ettiğini fark ettim. Ne yapacağımı, ne diyeceğimi merak ediyor. Ama benim istediğim ağlasın, pişman olsun, dizlerinin üstüne çöksün!
“Artık kaçabilir miyim?” dedim. Bars gözlerini kapatıp burun kemerini sıktı.
“Abin öldüğünde de bunu yaptın. Canın yandığında herkesi uzaklaştırıp delirmiş gibi davranıyorsun.”
“Hayatımdaki her şeyin olduğu gibi abimin de katili sizdiniz. Tabii ki uzaklaşacağım.”
“Tamam! Aynı konuları açmayacağım,” dedi, sanki kendini sakinleştirmeye çalışarak. İkimiz de sustuk. Bars izmariti atarken bana baktı.
“Üzüldüğünü biliyorum, Verda. Yemin ediyorum ne kadar canın acıyorsa benim de öyle—”
“Sakın!” deyip ayağa kalktım. İşaret parmağımı sallayarak,
“Sakın, Bars! Seninle aynı acıyı yaşamıyoruz,” dedim öfkeyle. Dün akşam öpüştüğümüz odada… Bars da ayağa kalktı, daha fazla dayanamıyormuş gibi.
“Verda, çektiğim acıya da mı inandıramayacağım sana?! Bir tek sen üzülmüyorsun! Sen ne kadar üzülüyorsan ben de kahroluyorum!”
“Benim canımı yakan her şeyi sen yaptın, Bars! Ne zaman ağlasam sen ağlattın, ne zaman birini kaybetsem onu sen aldın benden! Ulan sen daha birkaç gün önce beni omzumdan vurdun!” dedim.
Bars öfkeyle bana bakıp belinden silahını çıkarttı. İçimde gram korku yoktu. Mermiyi sürgüye çekip bana yaklaştı. Kolumu sertçe tutup silahı elime bıraktı.
“Çek tetiği! Acın dinecek mi, Verda?” deyip kaba hareketlerle iki elimle silahı kavramamı sağladı. Namluyu alnına dayayıp,
“Senin üzüldüğün bir şey yok, senin sadece öfken var! Al işte sana fırsat, çek tetiği, kurtul benden,” dedi dişlerinin arasından.
Panikle yutkunurken Bars beni sarsıyor, sürekli onu vurmamı istiyordu. Parmağımı tetiğe koydu; üstüne kendi parmağını koyunca titremeye başladım. Bars bağırarak,
“Vursana beni, Verda! Çek tetiği!” dedi, nefes nefese.
Biz bu hâldeyken kapı sertçe vurulmaya başladı.
“Bars! Oğlum!” diyen Iraz’ın sesini duydum. Ben gözlerimi kırpıştırırken Bars hiç hareket etmeden aynı pozisyonda duruyordu. Ara ara parmağıyla parmağıma baskı uygulayıp,
“Vur!” diye bağırıyordu.
Bars’ın bu bağırışları herkesi kapının önüne toplamıştı. Dare nene ve Iraz’ın Bars’a boğuk seslenişlerini duyuyorduk. Sonunda Aran’ın sesini duyduk.
“Verda? Abi? Neler oluyor?”












