"Bars, ben boşanmak istiyorum." dedim.
"Ne?"
"Duydun işte."
Bars’ın tam olarak neye şaşırdığını anlamadım. Kendime olan güvenimle, sesim bile titremeden boşanmak istemem mi? Yoksa direkt boşanma mı?
Kaşları çatık, uzun süre sessiz kaldı. Daha sonra bir şey demeden, ilk geldiğimde benim oturduğum yere oturdu. Eliyle alnını ovarak,
"Nereden çıktı bu?" dedi. Tekrar derin nefes aldım.
"Mert bana bazı şeyler anlattı. Ne kadarı doğru, ne kadarı yanlış bilmiyorum."
"O orospu çocuğunun her anlattığı yanlış! Sakın bana onun sözleriyle gelme!" dedi bağırarak.
"Bars, sen hiç gerçekten psikolojik tedavi gördün mü? Bana dürüst ol!" dedim.
"Görmedim." dedi sakince. Meraklı gözlerimi fark edince,
"Babam istememişti. Ömer Ağa’nın oğlu deli derler diye."
Başımı aşağı yukarı salladım. Yutkunup asıl soruyu sormak istedim.
"Peki bu… Şermin ve annesi?"
Bars sinirle yerinde kıpırdandı. Boynunu tutup,
"Bunları mı anlattı pezevenk!" dedi sinirle.
"Soruma cevap ver!" dedim. Bars huysuzlukla,
"Bak, ben küçüktüm o zaman. Bir insanı nasıl isteyerek öldürebilirim! Ben sadece annemi korumak istedim. Yani o an öyle bir şey yaşansın istemedim. Ben yapmadım zaten, dengesini kaybetti." dedi.
Sustum. Bu konuları açmam Bars’ın bana açıklama yapması için değildi. Sadece öğrendiğim şeyleri sormak istedim. Ne Mert’e inandım ne de Bars’a. Sessizlik uzadıkça Bars volta atmaya başladı.
"Gerçekten boşanmak istiyor musun?" dedi. Tam karşımda, tüm heybetiyle durmuştu. Derin nefes alıp ayağa kalktım. Başımı aşağı yukarı sallayıp,
"Evet. Ben boşanmak istiyorum." dedim.
O an kendimle gurur duydum. Her şeyi göğüsleyebilirim. Gerekirse yine işe girer, yine eşek gibi çalışırım. Ama kendi hayatım olur. Bars kollarını bağlayarak,
"Ne yapacaksın peki? Nasıl yaşayacaksın?" dedi. Sesindeki alaycı tavır gülümsememe neden oldu.
"Hatırlıyor musun Bars? Düğünde sen bana bir şey söylemiştin. ‘Bu ailede uyandığın her güne söveceksin’ diye. Ben bu aileye katlanmak istemiyorum. Sen istersen ailenle kal, sövmeye devam et." dedim. Dudağını kıvırıp başını salladı.
"Hiç beni düşünüyor musun?" dedi.
Yutkundum. Neden böyle bir şey dedi ki şimdi?
"Sen kaçıp gittiğinde benim tek derdim sana kazasız belasız ulaşmaktı. Ben seni düşünüyordum çünkü."
"Ben de seni düşünüyorum. Ama sen—"
"Verda, ben seni seviyorum!"
Ağzım açık kaldı. Ne cümleyi devam ettirecek ne de bir şey diyecek akıl kaldı. Hayatımda ilk defa birinin beni sevmesine mi şaşırayım yoksa midemde uçuşan kelebeklere mi?
Bars’ın karşısında şaşkınlıkla kaldım. Hiçbir şey diyemedim. Bu sözün beni bu kadar mutlu etmesi normal mi?
Derin nefes aldım. Her ne olursa olsun kararımdan dönemem. Çünkü biliyorum, benim sorunum Bars’la değil. Ailesinin yanındaki Bars’la…
"Üzgünüm Bars. Ben hâlâ kararımdan eminim." dedim.
Bars boş gözlerle bakmaya başladı. Ama daha da devam etmek istemedi sanki. Bugün hiç olmadığı kadar dürüstçe konuşmuştuk. Artık bir şey kalmadığını o da fark etmişti. Başını aşağı yukarı salladı.
"Tamam. Hazırlan, seni babana bırakayım." dedi. Boğazımda bir yumru oldu. İstediğim buydu ama artık dönemem. Kendimi teselli etmeye başladım.
Saat gece ikiydi. Arabada ne Bars ne ben konuştuk. Babama ne diyeceğimi hiç düşünmedim. Abim öldükten sonra babamın öyle ağladığını gördükten sonra o korkutucu canavar gitmişti. Zavallı bir adamdı artık benim babam.
Kapının önünde durduk. Şu an inmem gerekiyordu ama arabada öylece oturup tam karşımdaki cama bakıyordum. Bars da hiçbir şey söylemiyordu. Sessizce bir süre durduk. Artık kendime gelmem, gitmem gerekiyordu. Derin nefes alıp elimi kapıya götürdüm. Tam kapıyı açmışken,
"Verda?" dedi Bars.
Tamam, gitmek istiyorum. Ne kadar gelgit yaşasam da kararımda durmak istiyorum. Ama sanki Bars’ın da benden bu kadar kolay vazgeçmesini istemiyor gibiydim. Ne de olsa beni sevdiğini söylemişti… Ah Verda, tam bir aptalsın!
Ona baktığımda yüzüme bakmıyordu. Kitlenmiş gibi karşı camdan ıslak kaldırıma bakıyordu.
"Her şey farklı olsaydı… Tamamen farklı. Yine gitmek ister miydin?" dedi. Bunu öyle bir demişti ki benimle değil de kendi kendine konuşuyor gibiydi.
Ne kadar yorgun görünüyor. Ne demem gerekir şimdi?
"Her neyse." deyip başını salladı. Bana bakıp,
"İçeri geçene kadar burada bekleyeceğim." dedi.
Hiçbir şey demedim. Arabadan çıkıp kapıyı çaldım. Başımı sol tarafa çevirip vurulmak üzere olduğum anı hatırladım. İrkildim. Arkamda hâlâ Bars vardı.
Sendeleyerek kapıyı açtı babam. Yürüyüşü tuhaftı. Beni görünce tepki vermedi. Şu an istediğim şey tam olarak buydu. Görünmez olmak. Her zamanki gibi kapıyı açık bırakıp içeri doğru ilerledi. Babam bir farklıydı ama. Ona anlamsızca bakarken içeri girip kapıyı kapattım.
O an belki de son kez Bars’la göz göze geldik.
Kapıyı kapattığımda sırtımı yasladım. Nefes alamadım. Bundan sonraki kalan hayatımda böyle durabilirim. Bomboş, kimseyi görmeden, kimse beni görmeden…
İçeriden ses gelince babamın olduğu odaya gittim. Hareket edemiyor gibiydi. Yüzüme bakmıyordu ama baksa eminim nefretle bakardı. Ben öylece babama bakarken, hissetmiş gibi bana baktı. Bomboş gözlerle. Öfke, kırgınlık, sinir, küfür… Hiçbiri yoktu.
"Ne oldu?" dedi. Gerçekten afalladım.
"Neye ne oldu?" dedim. Babam o an boş bakışlarını şaşkınlığa çevirdi.
"Neden geldin diyorum?"
Anlayınca başımı salladım. Güzel soru. Neden geldim? Bilmiyorum. Ya da biliyorum baba, nereden anlatmaya başlayayım…
"Bir süre burada kalacağım." deyip kastım kendimi. Şimdi babamın şovu başlar. Sövmesiyle beni kovması bir olur.
"Ne yapacaksın burada?"
Babam beni o kadar şaşırtıyordu ki başımdan geçen olayları bile unuttum. Nasıl olur da bağırmadan, hakaret etmeden konuşabiliyoruz? Ne oldu bu adama? Gözlerimi kırpıştırdım.
"Ben… burada yaşayacağım işte. Belki." deyip derin nefes aldım.
"Belki… Verda Arsay olarak kalırım?" dedim. Nefeslerim hızlanmıştı. Babamın sadece anlık kaşları çatıldı ama yine dümdüz olup bakışlarını benden çekti. Döver miydi?
Bu ihtimale karşı olduğum yere mıh gibi sabitlendim.
"Olur. O orospu çocukları Baran’ı öldürerek berdel falan bırakmadılar." dedi.
Gözlerim yerinden çıkacaktı. O kadar şaşırdım ki yüksek sesle,
"Kızmayacak mısın?" dedim. Yine bana baktı.
"Kızdım, dövdüm de ne oldu?" dedi. Sağ kolunu gösterdi.
"Felç geçirdim. Ha, burası hâlâ felçli." dedi.
İnanmayarak baktım. Kapıdaki tuhaf yürüyüşü bundandı demek.
Reva buydu. Hak ettiği.
Benim bir şey dememi bekledi ama sadece omuz silktim. Anneme ve bana her attığı tokadı saysam yeter. Geri kalan saatlerde ne babam konuştu ne ben. Televizyonun kısık sesi ve sobada yanan odunların sesi dışında hiç ses yoktu.
Uyumak için odama gittiğimde her şey bıraktığım gibiydi. Kırık askılığım bile aynı yerinde duruyordu. Bu odadan nasıl çıkmış, nasıl girmiştim? Sessizce yatağımın bir köşesine oturdum. Boğazımdaki demir yumruğu serbest bıraktım. Ilık gözyaşlarım ardı ardına akıyordu. Hıçkırıklarım duyulmasın diye elimle ağzımı kapattım.
Serin havanın içimi titretmesiyle uyandım. Bu odada uyanmayı o kadar özlemişim ki… Annemin yaptığı poğaçaların kokusuyla uyanmayı. Annemi kaçıncı edişim olduğunu saymayı unuttum. Telefonum bile nerede bilmiyorum.
Sabah sabah içimi karartıp bir süre daha yatağımda kaldım. Düşüncelerimi susturmanın tek yolu başka şeylerle meşgul olmak. İstemesem de ayaklanıp babama seslendim. Hâlâ erkenden kalkıp evden gidiyor, hiçbir şey değişmemiş.
Babamın evde olmayışını fırsat bilip bütün evi temizledim. Aklıma herhangi can sıkıcı şey gelince hemen başka bir işe koşuşturuyordum. Hızımı alamayıp dış kapının merdivenlerine kadar yıkamaya başlamıştım.
"Verda? Kızım?"
Sesin sahibine döndüğümde annemin yakın arkadaşı Rukiye teyzeyi gördüm. Şimdi bin tane soru gelecek. Üstelik o soruları kendi kendime bile sormazken!
"Ne oldu yavrum, hayırdır inşallah?" Derin nefes aldım.
"Günaydın Rukiye teyze. Etrafı toparlıyordum ya." deyip gülümsedim.
"Kocan nerede kızım?"
"Bıraktığım yerde."
"Anlamadım."
"Anlama diye söyledim zaten." deyip gülümsemeye devam ettim.
Rukiye teyze beni baştan aşağı süzdü. Bu konuşmayı kendince şekillendirip dedikodusunu rahatlıkla yapardı artık.
Biraz daha ağzımdan laf almaya çalıştıktan sonra pes etti.
"Ah Verda kızım. Aslında bana bir iyilik etsen ne güzel olur." dedi. Elimdeki süpürgeyi bırakıp,
"Söyle bakalım." dedim.
Anahtar uzatıp,
"Kızım, benim dükkâna mal gelecekti. Onları depoya atıversen. Malum, yaştan dolayı ayakta duramıyorum." dedi.
Beni meşgul edecek bir şey. Başımı sallayıp anahtarı aldım. Rukiye teyze arkamdan dua ederken ben kapıyı kilitleyip yürümeye başladım.
Rukiye teyzenin örgü ipleri sattığı bir dükkânı vardı, hemen yokuşun altında. Annem sürekli örgüsünü alır, dükkâna gider, akşama kadar orada kalırdı.
Dükkânı açıp içeri baktım. Depo dediği yer sol tarafta bulunan kapıydı. Kapıyı açtığımda karşımdaki çatlak aynadan kendimi gördüm. Sanki bir gecede tamamen yaşlanmış gibiydim.
Gözlerimi aynadan çekip yerdeki iplere baktım. Kendime yer açmak için ufaktan odayı düzenlemeye başladım. Eğilirken hâlâ sızım olsa da mor ipi aldım. Doğrulup yine aynaya bakarken irkildim.
Gördüğümle nefesim kesildi. Bacaklarım titrerken ip elimden düştü. Aynadaki yansımaya dikkatle bakıp arkamı döndüm.
Sessiz sessiz dibime kadar gelmiş Mert’e korkuyla baktım









