İçeriğe geç

VERDA

Bölüm 24 · 5 dk okuma

VERDA

Bölüm 24

24. B Ö L Ü M

B

Saçımı tarayıp nemli bıraktım. En sevdiğim kırmızı elbiseyi giyip makyaj masasına geçtim. Hafif makyajımı yaptıktan sonra aynada kendime baktım. Upuzun zaman sonra ilk defa bu kadar mutlu hissediyorum kendimi.

Son kez özenle hazırladığım yemek masasını kontrol ettim. Bu gece her şey kusursuz, güzel olmalıydı. Saati takip ederken sonunda arabanın sesini duydum, heyecanla ayaklanıp kapıya koştum.

Yüzünde yorgunluk vardı ama beni görünce hemen gülümseyip kollarını açtı.

“Hoş geldin.” deyip boynuna sarıldım.

“Hoş buldum.” deyip boynumu öptü.

Yemek masasına oturduğumuzda içimdeki heyecandan yemeklere bakamadım bile. Hayatım boyunca hiç böyle huzurlu, mutlu olduğumu hatırlamıyorum. Âşık olduğum adamla… Bars’la…

Daha fazla dayanamayıp diğer sandalyeden testi ve ultrason fotoğrafını elime aldım.

“Bars, sana bir şey söylemem gerek.” dedim. Sıcak basmıştı. Bars masanın üstündeki elimi tutarak:

“Fark ettim. Bir şeyler var sende. Söyle bakalım.” dedi.

Sahte bir öfkeyle:

“Artık kumanda sürekli bende olacak, anlaşalım.” dedim.

Bars kısa kahkahasından sonra:

“Bak sen. Sana neden torpil geçiyoruz?” dedi.

“Çünkü sen televizyonu tek izliyorsun. Ama bundan sonra biz izleyeceğiz.” deyip testi ve resmi verdim.

Merakla Bars’ı izlemeye başladım. İlk dakikalar teste baktıktan sonra ayağa fırladı. Kendi etrafında dönüp resme bakıyordu. Onunla birlikte ben de ayağa kalkıp kolunu tuttum.

“B-bu… ben… b-ben şimdi…” dedi heyecanla.

Elimi yanağına götürüp okşadım.

“Baba oluyorsun sevgilim. En çok sana yakışacak.” dedim.

Bars gülümseyerek bana baktı. Belime sarılıp defalarca dudağımdan, alnımdan, burnumdan öpmeye başladı. Sonra irkilip:

“Nasıl yapalım şimdi? Ne zaman gelir bebek? Odası! Odasını hazırlayalım.” deyip elimi tuttu.

Yemek masası öyle kaldı ama koca salonda Bars’la kahkahalarımız yankılanıyordu…

“Acil 0- negatif kana ihtiyaç var. Ameliyathaneyi de hazırlayın.”

Ben hâlâ ambulansın içinde, kanlar içindeki Verda’ya bakıyordum. Kendi bebeğini öldüren bir baba olarak tek yaptığım, Verda için ambulans çağırmak olmuştu.

“Beyefendi, ambulansı boşaltın.” diyen adama döndüm. Başımı aşağı yukarı sallayarak Verda’yı taşıdıkları sedyeye koştum.

Verda kanlar içindeydi. Herkes bir şeyler söylüyor, koşuşturuyordu.

“Siz burada durun, beyefendi.” dedi hemşire.

Ameliyathanenin önünde durdum. Ellerimde ve gömleğimde kan vardı. Verda’nın kanı ya da bebeğimin kanı. Gözlerimi kapatıp yutkundum.

“Eğer böyle dikilmeye devam edersen öldürürüm karını!” diyerek sertçe namluyu şakağına dayadı Mert. Verda’da korku vardı.

Ona bakmak istemiyorum, bakmamalıyım. Sanki korkusuz, özgüvenli zırhım kayboluyor; herkesten, her şeyden korkan birine dönüyorum.

Ama Bars güçlü olmak zorunda, esip gürlemek zorunda. Yoksa tek başına kalır, kendiyle kalır; kimse ona yardım etmez.

“Neden hâlâ duruyorsun!” diye bağırdı Ceren.

Öfkeyle ona baktım.

Bazen âşık olduğun kişiden nefret edersin ama ona beslediğin duygulardan utanmak… Bambaşka.

“Öldür şu bebeği! Sen baba olacak biri misin!”

“Biricik karına veda et!”

Herkes bir şey söylüyordu, delirecek gibiydim. Ya yeğenlerim… Bir günahı o çocuklar nasıl çeker? Ailem, soyum nasıl yok olmasını isteyebilirim ki?

“Bars, beşe kadar sayıyorum.” dedi Mert.

Verda’ya baktım. Derin nefes alıp silahı sıkıca tuttum.

“Bars, lütfen yapma.” diye fısıldadı Verda. Sesi zihnimde defalarca yankılandı.

“Bugün bu kabusu yaşayacağız. Ama yarın geçecek. Güven bana.” dedim gülümseyerek.

Kendimden bir parçayı nasıl öldüreceğim şimdi? Defalarca yutkundum.

Sanki bir rüya görmüşüm gibi irkildim. Sağıma soluma baktım. Herkes kendi işinde meşguldü. Kimse bebeğini öldüren babaya bakmıyordu bile.

Ne kadar zaman geçti, neler oldu, ben ne ara oturdum bilmiyorum ama sürgülü kapı açıldı. Doktor bana doğru yürüyerek:

“Geçmiş olsun.” dedi.

Başımı sallayarak:

“Durumu nedir?”

“Bebeği kaybettik maalesef. Annenin durumunu da gözetim altında tutacağız. Şimdilik sıkıntı yok ama 48 saat bizim için önemli.” dedi.

Bebeğimin heyecanını yaşayamadan ölüm haberini gayet olgunlukla karşılamış oldum.

Ne olurdu, Verda? Kaçmasaydın, bebeğimizin olacağını söyleseydin. Neden yaptın ki bunu? Çok mu nefret ettin benden?

“Beyefendi. 408 numaralı oda. Duydunuz değil mi?”

Aklımı tamamen kaybettiğimi hissettim. Hiçbir şey yapamayan avarenin tekiyim. İlk baştan beri bomboş ve saf acıyla dolan içimi yavaş yavaş öfke kapladı.

Hiç düşünmeden aklıma gelen ilk şeyi yaptım. Hızla hastaneden inip taksiye bindim. Benim canımdan can gidecek ve yapılanlar sessizce unutulacak mıydı? Asla!

Arabama ulaşınca direkt Mert’in kardeşi Özkan’ın adresine gittim. Aran kendi kendine mafyacılık oynarken Özkan’ın kaza yapmasına neden olmuştu aylar önce. Özkan ise tekerlekli sandalyeye bağlı kalmıştı.

Ama asla inanmadım bu hikâyeye. Oysa ilk haber geldiğinde Özkan’ın burnu bile kanamamıştı. Zaten durumlar bu hâlde olsaydı, yemin ederim her şeyi o zamanlarda düzeltmeye başlardım.

Eve geldiğimde bütün gücümle kapıyı çaldım. Özkan tekerlekli sandalyesiyle açtı kapıyı. Yüzü korkuyla şekil değiştirirken içeri girdim.

“Naber Özkan? Koşunu tamamladın mı?” dedim koltuğa yayılarak.

“Polisi arayacağım.” dedi.

Sabırla gözlerimi kapatıp boynumu esnettim.

“Ben buraya dertleşmeye geldim.” dedim.

Anlamsız gözlerle bakarken:

“Abin, bebeğimin ölümüne sebep oldu.” dedim, sesim boğuktu.

Ben susunca uzun süre sessizlik oldu. İçimdeki öfke sanki beni diri diri yakıyor gibi. Bıçağımı çıkartıp Özkan’a yaklaştım.

“Sen şimdi hiçbir şey hissetmiyor musun?” dedim.

Başını sallayıp:

“Bars, git! Senin için kötü olacak!” dedi.

“Otururken çok rahatsın.” deyip bıçağı bacağına sapladım. Özkan’dan tiz bir çığlık çıktı. Dudağımın kenarı kıvrıldı.

“Orospu çocukları sizi.”

Özkan’ın ağlayışını izledim bir süre. Dayanamayarak silahımı çıkarttım.

“Dur, dur! Bars, dur. B-ben engelli değilim. Sadece sol bacağım çalışmıyor. S-sinirlerden dolayı—”

Boş boş yüzüne baktım. Mert her zaman saldırmak için sebepler yaratmaya çalışmış. Kardeşini, şirketini hep bahane olarak sunmuş.

Kafam hasarda olduğu için yine aklıma gelen ilk şeyi yaptım. Özkan’ı ellerini ve ayaklarını bağlayıp arabaya sürükledim.

Arabayı sürerken Özkan’ın bağlı hâline baktım. Aklıma Verda’nın elleri bağlı, gözleri kapalı hâli geldi. Sinirle dudaklarımı dişledim.

Mert’in sözde şirketine geldim. Özkan’ı tutup:

“Buraya gizli gizli nereden giriliyor lan?!” dedim.

Özkan kekeliyor, terliyordu. Sanırım kan da kaybediyordu.

“Y-yanda kapı var, şifreli.”

“Sen de o şifreyi biliyorsun.” dedim.

Başını aşağı yukarı salladı.

Bir hayvan gibi bağladığım ipten Özkan’ı sürüklemeye başladım. Kapıdaki şifreyi girince Mert’in odasına götürdüm. Mert şirkette değildi!

Yine de Özkan’ı odanın ortasında bıraktım. Mutfağa gidip birkaç temizlik malzemesi aldım. Odaya geçerken bir masada kolonya görünce onu da aldım.

Rastgele etrafa dökmeye başladım. Boş kutuları fırlatıp odalara baktım. Aslında aklımda tek bir soru olduğunu fark ettim.

Bebeğimiz olsa kime benzerdi?

Kız olsa Verda gibi güzel olurdu. Ya Verda gibi inatçı, laf dinlemeyen de olursa? Bir evde iki Verda! Gülümsedim.

Çakmağımı çıkarttığımda Özkan bağırarak ağlıyor, bir şeyler söylüyordu.

Bu kabusu ben başlatmadım ama ben sonlandıracağım.

Masum bebeğime karşılık yalancı ve işbirlikçi kardeşi. Bebeğime asla denk değil. O yüzden çok sevdiği bu şirkette kül olmalı.

Bir adım geri atıp ateşi fotokopi makinesine döktüğüm kolonyaya attım. Hızla alev aldı. Teknolojik eşyaların yanıp patlaması daha da hızlandıracaktı.

Üstümdeki tozları sirkeleyip şirketten çıktım. O an fark ettim ki öfkem hâlâ cayır cayır yakıyor beni. Asla sönmeyecek. Bu yangınlar içimi asla söndürmeyecek. Verda gözünü açana kadar.

Hastaneye geldiğimde ellerimi yıkayıp 408 numaralı odaya girdim. Verda ağzında bir boru, mavi elbisenin içinde uyuyordu. Acaba rüyasında ne görüyor? Sanki uyanacakmış gibi sessizce yanındaki sandalyeye oturdum. Bir süre Verda’yı izledikten sonra başımı arkaya attım. Verda beni duyacakmış gibi:

“Yarın geçecek. Güven bana.” dedim.

Bölüm sonu

34 yorum