B
Dosyaların hepsini alfabetik olarak dolaba yerleştirdim. Telefonu son kez kontrol edip derin nefes aldım. Geç kaldım, hem de çok… Aldığım nefesi yavaşça verip başımı masaya koydum. Kapının çaldığını duymama rağmen cevap vermek istemedim.
“Bars Bey?”
Doğrulup asistanım Ayşegül’e baktım.
“Ne var?”
“Mert Bey geldi. Biliyorum görüşmek istemediğinizi söylediniz ama…”
İsmini duymamla sinirim kontrolü ele geçirmişti. Ayağa kalkıp ceketimi düzelttim.
“Nerede?”
“Toplantı odasında.”
Hızla toplantı odasına giderken yarın olacak olan ihale bütün hayatımı kaydırma noktasındaydı. Aptal kardeşimin beceriksizliği benim elimi kolumu bağladı. Ben ki Bars Aşratoğlu…
Ayakta masaya yaslanmış, eli sakalında, kendinden geçmiş bir şekilde bir şeyler düşünüyordu Mert. Bugünkü planı yanıma gelmek değildi anlaşılan. Her zaman takım elbiseli olan sözde İstanbul beyefendisi bugün tişört, deri ceketliydi.
“Her sabah burada mı soluğu alacaksın sen?!” deyip karşısına geçtim. Mert omuz silkip bana baktı.
“Aslında ne güzel dost olabilirdik be Bars.”
“Bana olan hayranlığını mı anlatmaya geldin?” dedim. Mert yarım ağız gülümseyip kollarını göğsüne doladı.
“Yarın ihale var, bi’ bakayım dedim.”
Dişlerimin arasından,
“Kardeşimin yaptığı küçük sorun. Yarın o ihaleyi alsam bile sana vereceğim, bunu biliyorsun. Neden sorun çıkartıyorsun?”
Mert doğrulup tam hizama geldi.
“Başlarda canımı çok sıktınız. Size sorunun babasını yaşatmadan eve dönmeyeceğim.” dedi. Sinirle nefes alıp,
“Sorun siktiri boktan bi’ ihale değil Bars! Sorun, kardeşinin şirketime yaptığı saldırılar. Üstelik bunları Bars Aşratoğlu kaşeli yaptı. İnanırsan.”
“Benim seninle derdim yok Mert.”
“Benim seninle derdim var Bars.” deyip kapıya ilerledi. Tam çıkacakken duraksayıp gülerek,
“Geçenlerde senin ofiste bir kızla tanıştım. Çok güzeldi. Eğer sana ayıp olmazsa biraz ofisini turlayayım.” dedi.
Mert çıkınca sinirle volta atmaya başladım. Bunca zamandır hiçbir işimde böyle saygısızlık görmedim. Bu işleri sinirle Aran’a bırakmamalıydım. Verda’yla o dağ evine kaçmamalıydım.
Hele ki Verda’nın aptalca kıskançlıkları… Ona aniden duvarlarımı kaldırdığım için bu kadar şımarık oldu. Duvarlarımı niye kaldırdım, onu sevmeye başladığım için mi?
Düşüncelerim bataklık olup beni yutmaya başlayınca öfkeyle nefes alıp verdim. Kravatı gevşetip bardağa su doldurdum. Ne zaman Verda’yı düşünsem kendi içimde böyle bataklık oluyordu.
Kendime söz geçiremememin siniriyle bardağı sertçe masaya vurup ezmeye çalıştım. Tuzla buz olan bardaktan kanın hızla suya karışmasını izledim.
“Bars Bey!”
Ayşegül’ün panik içindeki sesiyle ona döndüm.
“Telefon geldi, acilen konaktan bekleniyormuşsunuz. Arayan Ömer Bey’di.”
Çatılan kaşlarım düz çizgi hâline geldi. Koşar adımlarla arabaya bindim. Hiçbir trafik kuralını dinlemeden hızla konağa sürdüm. Vardığımda babamın bütün adamları topladığını kapının önündeki araç fazlalığından anladım.
Elimdeki kanın fazlasıyla gömleğe bulaştığını fark ederek konağa girdim. Herkes hazır nazır dizilmişti. Tahmin ettiğim gibi bütün adamlar, bütün kardeşlerim, evdeki herkes avludaydı. Kimsenin sesinin çıkmaması o iğrenç korkuyu saldı vücuduma. Yutkunup babama baktım.
“Hemen geliyorum, bekleyin. Verda’ya söyleyeyim bi’ gömlek çıkartsın bana.” dedim. Hızla merdivene giderken babam arkamdan,
“Oğlum—”
“Bekleyin, hemen gelicem. Verda, gömlek çıkartsana bana!” diye bağırdım. Merdivendeki ilk basamağa bile basmamışken,
“Bars, Verda kaçmış!” diyen babama döndüm. Daha önce kulağımdan çok kurşun geçmişti.
O kurşunun hızla geçişinden sonra kulakta ağır çınlama olur, hiçbir ses duyulmaz.
Az önce kurşun yoktu ama aynı şeyi yaşadım.
Verda kaçmış mı? Ama dün akşam birlikteydik. Sabah yanında uyandım.
Fark etmeden babamın yanına gittim.
“Anlamadım baba?”
“Verda kaçmış işte. Planlamış etmiş, gitmiş!”
Ulan Verda…
“Nasıl kaçıyor lan?” deyip sözde korumalara döndüm.
“Sabah doktor kontrolü olduğunu söyledi. Volkan mı ne götürecekmiş, izinde diye ben de Yakup’la Hasan’a söyledim.” Anlatan Nazlı’dan Yakup ve Hasan’a kaydı gözlerim. Hasan,
“Abi tahlil falan dedi, tuvalete girdi.” derken Yakup,
“Kılık değiştirmiş zaten abi, yoksa anlardık.” dedi.
Beynimde o mekanik “tik” sesini duydum işte. Gözlerim yine karardı, kalbim daha hızlı atmaya başladı. Yine oluyordu. Kriz geçiriyorum.
Hepsi hızlandırılmış video gibi Yakup ve Hasan’ın yanına gidip önce dövdüğümü, tekmelerken fark ettiğim taşla kafalarını ezdiğimi anladım.
Anladım diyorum çünkü elimdeki kanlı taş sanki benim elimde değilmiş gibi olunca fark ettim her şeyi. O tik sesinin susmasıyla sanki bütün makineler de durmuş gibi hissettim. Sadece kulağımda uğultu…
Saçlarımı arkaya atıp hastaneye gittim. Çocukluk arkadaşım Süleyman hastanede başhekimdi. Verda’nın nasıl gittiğini görmek istediğim için kamera kayıtlarına bakmam lazımdı. Direkt onun odasına gittim.
Her zamanki gülümsemesiyle karşıladı beni. Eliyle oturmam gereken yeri gösterdi. Hemen konuya girmek istedim.
“Süleyman—”
“Dur dur, sana güzel bi’ kahve söyleyeyim. Gerçi bu haberi nasıl kutlayacağız onu da bilemedim.” Kaşlarım çatıldı.
“Ne haberi?”
“E oğlum, baba oluyorsun ya! Allah analı babalı büyütsün.” deyip coşkuyla güldü.
Belki hiçbir tepki vermedim ama sanki yıllardır içimde bir yangın vardı, o harlandı. Daha önce hiç bu kadar canım yanmadı. Aslında canım yanmadı, mutlu oldum. Neler oluyor bana?
“Baba mı oluyorum?” dedim. Ama aslında kendi kendime fısıldadım.
“Bizim Arzu Hanım geçenlerde muayene etmiş Verda’yı, o söyledi. Senin haberin yok muydu?” dedi, sesi sonlara doğru inceldi.
Ne yapacağımı bilemedim. Elimi kolumu nereye koyacağımı, ne tepki vereceğimi… Sadece ayağa kalkıp odadan çıktım. Arabaya binmedim, konağa kadar yürüdüm.
Abimin meraklı gözleri, nenemin soruları… Hiçbirine cevap vermeden odama çıktım. Kapıyı kilitleyip sırtüstü yatağa uzandım.
Gözlerim kapalı duyduklarımı tekrar ettim. Verda hamileydi ve kaçıp gitti. Buna ne hakkı var?! Benim baba olma hakkımı alamaz. Ben baba olacağım, değil mi…
Nefes alamadım. Ayağa kalkıp daha birkaç gün önce Verda’ya bağırdığım yerde durdum. Yine karşımda Verda varmış gibi hissettim. Saçı dağılmış, kahkülü sol tarafa kaymış, uzun kirpiklerinin arasından bana bakıyormuş gibi.
“Neden?” diye fısıldadım. Yemin ederim babamdan daha iyi baba olurdum.
Bütün gece odanın içinde döndüm. Verda’yı haklı bulmak için bir sürü şey düşündüm ama hep öfkemle onun haksız olduğuna karar veriyordum.
Aldığım alkolden, içtiğim sigaradan mı bilmem ama artık oda benim etrafımda dönüyor gibi hissettim. Hiç uyumamıştım ama hava aydınlanmıştı. Kuş sesleri geliyordu. Gözümü kapatıp dinleyip huzur bulmaya çalıştım.
Aklıma Nazlı’nın söyledikleri geldi. Doktor kontrolü olduğunu söylüyor ve Volkan götürecek? Hızla gözlerim açıldı. Bardaktaki son kalan viskiyi de yudumlayıp odadan çıktım.
Kahvaltı yapan sevgili aileme göz ucuyla bakıp,
“Volkan nerede?” dedim. Sait ayağa kalkıp,
“İzinde abi.”
“Söyle yarım saat içinde garaja gelsin.” dedim. Arkamdan seslenenlere bakmadım bile. Çok geçmeden Volkan garaja gelmişti. Sinirle kafa attım. Yerde burnunu tutup inlemeye başladı.
“Verda nerede lan!” dedim.
“Abi, abi evde değil mi? Bilmiyorum ki abi. Ben izinliydim.”
Karnına bi’ tekme atıp,
“Verda nerede lan!” diye yine bağırdım.
Çok başım ağrıyor aslında.
“Lan bu kız kaçmadan önce niye seni soruyor, nereye götürüyordun sen Verda’yı?”
Uzun süredir Volkan’ı yerde tekmelemem beni yormuştu. Volkan kesik kesik nefes alıp,
“Abi dur, söyleyeyim.” dedi. Eğilip ona baktım.
“İki gün önce elinde çanta vardı, gece vakti bir yere götürmemi istedi. Çantayı bırakıp geldi.”
“Kalk. Siktir git, beni oraya götür hadi!”










