İçeriğe geç

VERDA

Bölüm 18 · 5 dk okuma

VERDA

Bölüm 18

18. B Ö L Ü M

“O nereden çıktı?”

Nazlı, anlamsız gözlerle bana bakıyordu. Bense hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım.

“Verda, sen iyi misin?”

“Nazlı, çıkar mısın lütfen?” dedim hıçkırıklarımın arasından. Nazlı çıkar çıkmaz kapıyı kilitledim.

Ne yatağa ne berjerlere… Olduğum yere oturdum. Kötü kokan sargı bezini de fırlattım kenara. Bağıra bağıra ağlıyordum. Sesim kulaklarımı tırmaladı. Kapıya vurup seslenenler oldu. Hıçkırıklarım onları bile susturdu.

Zorla evlendiğim zaman muhteşem bir hayat beklemedim zaten ama bunu da asla istemedim, tahmin bile etmedim. Kaldıramadığım şeylerden biri de bu.

En azından annem yakınımda olsaydı. O da benim yüzümden ya! Öldü süsü verdim. En büyük sebep de annemi oraya gönderdiğim belli olursa dayak yerim diye. Öldüresiye dayak yeseydim keşke, bu halde olacağıma… Annemden ayrı kalacağıma…

Abim de öldü. Onun ölümü de benim yüzümden! Beni götürmek istediğinde gitmedim onunla. Boşa dedi. Bars’ı aptal gibi ondan ayrı kalırım diye gitmedim. Öldürdüler işte.

Sanki Bars beni seviyor ya!

Aptal kafam, aptal!

Kafama vurmaya başladım. Bir türlü kabuk tutamayan avuçlarım yine kanamaya başladı. Bu sefer kan alnıma yapıştı. Kanın kokusu midemi bulandırdı.

Kapı çok sert bir şekilde vurulmaya başlayınca sustum. Ses o kadar boğuktu ki kim olduğunu anlamadım. Yerden kalkıp kapıya bakarken Bars’ın kapıyı kırdığını gördüm.

Endişeli gözlerle bana bakıyordu. Nasıl haldeysem gözleri üstümde gezdi. Doğrulup arkasındakilere baktım.

“Tamam, gidin!” deyip kapıyı ardından kapattı. Üstüme doğru yürürken ben geri geri gidiyordum.

“Bu halin ne?” dedi Bars.

“Kafan… eline ne oldu?”

Gözlerimi kırpıştırdım.

“Düştüm.” dedim.

“Ne oluyor, Verda?” deyip durdu. Çenem titremeye başladı. Zayıf bir sesle,

“Hiiç.” dedim.

“Nazlı’ya Ceren’i niye sordun?”

Ah Nazlı, alacağın olsun. Ama asıl anlamadığım şey Bars’ın ses tonuydu. Üstünden şaşkınlığı attığı belliydi; sanki öfkeliydi, sinirini zor tutuyor gibiydi.

“Ne yapmaya çalışıyorsun? Boktan yere kıskançlık krizlerine mi gireceksin şimdi de?”

Şimdi şaşırma sırası bendeydi.

“Ne?”

“Baran öldü, deli gibi davranmaya başladın! Şimdi de kıskançlık mı yapacaksın? Şu haline bak! Kendini ne zannediyorsun!”

Gözyaşlarım bile dondu. Bunu mu anladı gerçekten? Kıskançlık? Kaşlarım havalandı. Anlaşılan susarak yanlış yapacağım. Ceren’in hastaneye gelişinden Mert’e kadar anlatmam gerekiyor.

Yoksa Bars aptal düşüncelerine devam edecek. Derin nefes alıp,

“Kıskançlık falan değil—”

“Kes sesini! Bir daha asla böyle bir rezillik olmayacak, Verda, duydun mu?!” Bağırtısından irkildim.

“Tek yapacağın evde oturmak! Senin başka işin yok! Evde otur, gözüme gözükme! Sadece bu!”

Her kelimesinde defalarca bıçaklandığımı hissettim. Bütün gün yaşadığım şeylerin üstüne Bars’ın yanlış anlaması ve dedikleri eklendi. Harika!

Senin için yanan canıma tüküreyim ben.

Başımı aşağı yukarı salladım.

“Bir daha olmayacak böyle bir şey! Konağı ayağa kaldırmışsın.” deyip kapıyı açtı. Yüksek sesle,

“Volkan!” diye bağırdı.

Siktir.

Panikle kapıya doğru yaklaştım. Volkan el pençe durup,

“Buyur ağam?” dedi. Bars bir de yanına gittiğimi öğrenirse işler iyice kötü olacak. Heyecanla nefes alıp verirken,

“Verda’yı hastaneye götür.”

“Götürdüm ağam.” deyip göz göze geldik. Ne kadar korkumdan ölsem de Volkan’a karşı hiçbir tepki göstermemeye özen gösterdim.

“Pansuman yaptılar, sonra direkt konağa geldik.”

Derin bir nefes verdim. İstem dışı gözlerim kapandı, omuzlarım düştü. Bars bir bana bir Volkan’a bakıp,

“İyi.” dedi, kapıyı ardından sertçe kapattı.

Bars düşünmekten saatler önce ağladığım odada yine tek başımaydım ama bu sefer ağlayasım yoktu. Bars, dedikleriyle duygularımı içimden almıştı sanki.

Duş almak için banyoya girdim. Sıcak su derimi yakarken ben düşüncelerimle boğuşuyordum yine. Bir tarafım hâlâ kırılgan olmasına rağmen diğer tarafım buz gibiydi.

“Kendine gel, Verda.” diyordu sanki bana.

Her ne olduysa oldu. Bars keyfine göre seni yüceltti, isteğine göre seni yerin dibine sokuyor. Gözlerimi kapattım. Zihnimde canlanan ilk sahne abimin ölümüydü. Onu öldürdükten saatler sonra avluda hazırlanan sofra geldi aklıma.

Oysa o evde ne kadar mutluyduk. Daha doğrusu mutluydum. Bars’a karşı bütün kalkanlarımı indirmiştim. Ona ne kadar çok güvenmiştim. Hızla gözlerimi açtım.

Uzun süreli bir ilişkiden çıkan adamın neden hemen beni sevdiğini düşündüm ki? Kalbinin hâlâ Ceren’de olmadığına nasıl inanacağım?

Duştan çıkıp üstümü giyindim. Hava kararmış, saat geceyi gösteriyordu. Ellerimi dikkatlice pansumanlayıp kapıyı kilitledim. Hemen telefonumu alıp ertelememe rağmen başından beri yapmam gereken şeyi yaptım. Muğla’ya bilet alıp en son Bars’la dağ evine giderken hazırladığım çantayı hazırladım.

Üstüme montumu giyip çantayı olabildiğince sıkı tuttum ve kapıyı açtım. Konağı iyice inceleyip küçük adımlarla dışarı çıktım. Herkesin ışığı kapalıydı. Sessizce kapıyı açtım.

Orada, arabaya yaslanmış, telefonla sırıtarak konuşan Volkan’ı gördüm.

“Psst, Volkan!” deyip beni görmesi için elimi salladım. Volkan beni görünce yavaş yavaş gülümsemesi soldu. Telefonu kapatıp yanıma geldi.

“Hayırdır yenge?” Arkama son kez konağa bakıp kapıyı kapattım.

“Seni bir yere götürmeni isteyecektim.” der demez Volkan’ın gözleri büyüdü.

“Gözünü seveyim yenge, bak sen benim de hayatımı karartacaksın. Bu vakitte nereye gideceksin? Üstelik kimse çıkamaz konaktan.” Volkan sesine dikkat ediyor, bağırmamak için duraksayarak konuşuyordu.

“Abartma! Sadece bir yere uğrayacağız, arabadan çıkmaya bile gerek yok.” diyerek Volkan’ı ikna etmeye çalıştım. Sonunda pes edince hemen annemin eski evine doğru yola çıktık.

Üç gün içinde Muğla’ya gidecektim, bu sefer kesin. Ne olursa olsun gideceğim. Volkan’a da açık açık kaçarsam ilk buraya uğrarım dememek için bir sokak aşağısında durdurdum.

Uzun zamandır kimse uğramadı buraya. Eşyalarımı burada bırakacaktım. Temkinli bir şekilde evin içine çantamı atıp Volkan hangi evden çıktığımı görmesin diye hızla arabaya döndüm.

“Bu sondu valla yenge, bundan sonra öldürsen habersiz bir iş yapmam.” diyen Volkan’a gözlerimi devirdim.

Perdelerin açılıp gözüme güneş ışığının girmesiyle kıpırdandım. Gözlerimi ovmak isterken elimin acısıyla kaşlarımı çattım. Ayakta, gömleğini düğmeleyen Bars dik dik bana bakıyordu.

“Bugün yoğunum.” deyip aynanın karşısına geçti.

“Ama ilk önce seni doktora götüreceğim. Elin gece kanamış, baksana.” deyip çarşafı gösterdi. Yastık ve çarşaf hafif kan olmuştu.

“Ve acelem var, Verda. Hadi hazırlan.” deyip ceketini giydi.

Tam ağzımı açıp bir şeyler diyecekken sustum. Yarın yokum, şimdi ne isterse onun istediği gibi olsun.

Hızla üstümü giyip beni arabada bekleyen Bars’ın yanına gittim. Yol boyunca hiç konuşmadık. Aslında o kadar çok konuşmak istiyordum ki… Yine de sustum.

Doktora gittiğimizde kan aldıkları için sonuçları beklemeye başladık. Bars huzursuzlukla sol bacağını sallıyordu. Sesli nefes alıp veriyor, insanlara uzun uzun bakıyordu. Tedirgindi, hatta korkuyor gibiydi.

“Verda Aşratoğlu.” İsmimin söylenmesiyle ayağa kalktık. Tam doktorun odasına girecekken Bars’ın telefonu çaldı. Yüzüme bakmadan,

“Sen geç içeri.” dedi. Görmeyeceğini bilmeme rağmen başımı sağa sola salladım.

Doktor, kâğıtların arasından kocaman bir gülümsemeyle karşıladı beni. Gözlüğünü çıkarıp bana baktı.

“Aa, Bars Bey nerede? Onun da duymasını isterdim.” dedi. Anlamsız gözlerle baktım.

“Otur kızım, otur.” deyip eliyle sandalyeyi gösterdi. Oturduğum anda doktor ellerini kavuşturarak,

“Hayırlı uğurlu olsun, hamilesin.” dedi.

Bölüm sonu

44 yorum