Hava daha yeni yeni kararıyordu artık eve gitme vaktim gelmişti.
"Abi ben çıktım."
"Tamam gülüm hadi hayırlı akşamlar."
"Sağ ol abi sana da hayırlı akşamlar. Elif'e selam söyle."
"Aleyküm selam söylerim."
Yaklaşık altı aydır bir halıcıda çalışıyorum. Yedi aydır başımızda kimse yoktu. Kimse derken anne ve babamızdan bahsediyorum. Onlar bizi bırakalı yedi ay oldu. Yani yaralarımız hala daha taze.
İlk bir ay ev bulma iş bulma yerleşme gibi şeylerle geçti zaten. O zaman da sağ olsun okuduğum okulun müdürü yardımcı olmuştu. Hem eve yerleşmememizde hem de kardeşimin okul işleri için yanımızda olmuştu.
Kardeşim yani Ahu. Benden iki yaş küçük enerji topu gibi bir kızdı. O şuan lise üçüncü sınıf öğrencisi. Ben bu sene mezun oldum. Ve mezun olur olmaz zaten halihazırda çalıştığım işime geri döndüm.
Aslında işe girme sebebim annemin ilaç masraflarında babama yardımcı olmaktı. Ancak daha ben ilk maaşımı alamadan annem bu hayattan göçüp gitmişti. Annemin vefatıyla birlikte babam da kendisini suçlamaya başlamış ve annemi defnettikten bir gün sonra bizim yüzümüze bakamadığını söyleyip o da bizi bırakmıştı.
Ne kadar saçma ama değil mi. Daha yeni reşit olmuş ve daha reşit olmasına iki yıl olan iki evladının yanında olması onları desteklemesi gerekirken defolup gitmişti. Bazen empati kuruyorum belki haklıdır diye ama hiçbir haklılık göremiyorum. Bizi o şekilde bırakmasının hiçbir mantıklı açıklaması olamaz.
İkimizde küçük ve öyle hayata dair çok fazla bir şey bilen tipler değildik. Annem hastalığa kapılmadan önce bizi başının üstünde tutardı. Keza babamda öyle. Tabii ki biz de onları başımızın üzerinde taşır bir dediklerini iki etmemeye çalışırdık. Annemin hasta olduğunu öğrendikten sonra tüm aile çökmüştük. Eskisi gibi olmaya çalıştık sırf annemin yüzünde o güzel gülümsemelerini görelim diye . Son zamanlara kadar da güzel gidiyorduk. Ama her şey mutluluktan ibaret değil bu hayatta. Acı tarafları da var bu hayatın. Biz hem tatlı hem acı yüzünü görmüştük. Zaten o son zamanlarda babam bizden kopmaya başlamıştı bile. Belki annem de farkındaydı bilemiyorum ve hiç bilemeyeceğim...
İş ile evin arası yaklaşık yarım saat. Eve gelip kapıyı açıp içeriye girdim.
"Ahu, ben geldim ablacım."
Ses vermedi. Lavabodadır herhalde.
"Yemek ısıtıyorum hızlı ol. Sevdiğin pastadan da aldım çay demleriz bir de yanına oh mis."
Ahu gelesiye kadar yemeği ısıtmış sofrayı kurmuştum ama Ahu hala ortalarda yoktu. Lavaboya doğru gittim. Kapıyı tıklattım.
"Ahu deliğe mi düştün kızım hadi ya."
Kapı kolunu çevirdim ve içeride kimsenin olmadığını gördüm. Hemen odasına doğru adımladım. Orada da yoktu. Belki duş alıyordur diyerek banyoya doğru adımladım. Kapıyı tıklattım ses yoktu.
"Ahu"
Kapıyı açmamla beraber bir şok dalgası kapladı bedenimi. Ahu etrafındaki kırık ayna parçalarının arasında kanlar içerisinde yatıyordu. Hemen yanına koşup çöktüm yanına. Ne olduğunu anlamak için vücudunu kontrol ettim. Bileğini kesmişti. Hemen içeriye koşup telefonumu elime aldım ambulans istedim.
"Ahu kalk ne olur."
"Ahu"
"Kalk ne olur korkuyorum ablacım hadi lütfen."
Gözlerimden akan yaşlara engel olamıyordum. Hemen üstümdeki tişörtün çekiştirerek yırtıp bileğine bağladım. Böyle yaparsam kan daha fazla artmaz diye düşünmüştüm. Bilmiyordum
"Hadi kalk şaka de ne olur. "
"Yapamazsın bunu bana Ahu."
"En sevdiğin pastadan aldım sana onu yiyeceğiz hadi kalk."
Bedeni soğumaya başlıyordu ya da ben öyle hissediyordum, bilmiyorum.Kapının çalması ile kapıya koştum ambulans gelmiştir diye. Ancak kapıyı açtığımda kapıda üç adam dikiliyordu.
"Ne oldu iyi misiniz? Çığlık sesleri geliyordu hırsız falan mı girdi."
"Yardım edin ne olur kardeşim intihar etmiş. Ambulansı aradım gelmediler daha ,ne olur yardım edin."
Ağlamam daha da şiddetli bir hal almıştı. Gözlerim kararmaya başlıyordu. Tam içeriye girecekken siren sesleri ile kendime gelmiştim. Sağlık görevlileri içeriye girip Ahu'yu sedyeye yatırmışlardı. Dışarıya çıkarıp ambulansa yatırdıkları zaman ambulansa ilerledim ancak gözlerim tekrardan karadı. Kapının kenarına tutundum. Toparlanıp tekrardan ambulansa doğru yürüdüm.
"Beni de götürün lütfen yanında."
"Maalesef hanımefendi. Arkamızdan bir araç ile takip edebilirsiniz."
"Ne diyorsunuz ya siz kardeşim o benim. Yanında olmak benim hakkım."
"Hanımefendi lütfen zorluk çıkartmayın. Şuan bir şokun etkisindesiniz anlıyorum ama ambulansın içerisinde müdahelelerimize engel olabilirsiniz ve biz bu riski göze alamayız. Lütfen kardeşinizin iyi olmasını istiyorsanız daha fazla oyalamayın bizi."
Daha ben bir şey diyemeden siren sesleri ile birlikte gözden kayboldular. Arkamı döndüğümde bir sürü kişinin izlediğini gördüm.
"Arabası olan var mı, kardeşimin yanında olmam lazım lütfen birisi yardım etsin."
Kimse bir şey diyemeden az önce kapımdaki adamlardan birisi öne atladı.
"Gelin arabam şurada."
Yürürken dizlerim titriyordu. Hatta tüm vücudum titriyordu. Bunu fark etmiş olacak ki yanıma gelip koluyla bana destek oldu ve arabaya kadar getirdi.
Yaklaşık iki dakika sonra ambulans ile peş peşe gidiyorduk. Arka taraftan uzatılan peçeteyi alıp teşekkür etmiştim. Ağlamalarım azalmak yerine daha da
artınca artık nefes alamaz hale gelmiştim. Araçtaki üç gözde bana bakınca anladım ne halde olduğumu.
Hastaneye gelmiştik. Araç durur durmaz arabadan atlayıp koşmaya başladım. Ameliyathaneye
götürülüyordu. Peşinden ben de gitmeye çalışınca önüme bir hemşire çıktı.
"Lütfen burada kalın. İçeriye girmeniz yasak."
Kafamı salladım.
"Lütfen kurtarın kardeşimi. İzin vermeyin onun da beni bırakmasına."
"Elimizden geleni yapacağız lütfen oturun kendinizde olmanız lazım hastanın bilgilerine ulaşmamız gerekebilir."
Kafamı salladım sadece.
Sandalyelerden birisine oturmama yardım ettikten sonra hemşire de yanımdan ayrılmıştı.
Biraz sonra yanıma birisi oturup su uzattı. Baktığım zaman beni hastaneye getiren çocuk olduğunu gördüm.
"Teşekkür ederim. Ve lütfen kusura bakmayın sizi getirdim buraya kadar. Özür dilerim gerçekten."
Kaşları çatılmıştı.
"Ne demek. Özür dilemenize gerek yok böyle bir şey için."
Kulaklarım uğuldamaya başlamıştı. Hastane içerisinden gelene sesler dahi boğuk bir şekilde geliyordu kulağıma.
"Özür dilerim."
"Özür dilerim sana yetemediğim için."
"Hanımefendi iyi misiniz?"
"Yetemedim ben ona. Anlıyor musun? Ben ona yetemedim."
"Lütfen kendinize gelin. Şuan böyle olmanız sizin için de kardeşiniz için de iyi değil. Lütfen toparlayın kendinizi."
Tekrardan şiddetlenen ağlamam ile birlikte hiçbir şey duyamaz olmuştum.
"Ahu özür dilerim lütfen affet beni ."
Kafamı yukarıya kaldırıp tekrar indirdim.
"Anne, anne affet beni. İyi bakamadım Ahu'ya ."
Artık vücudum titremeye başlamıştı. Ellerimi saçlarıma geçirmiştim ki bir el ellerimi önümde sabitlemişti. Kafamı kaldırıp baktığım zaman bir çift sinirli bakan ela göz ile karşılaştım.
" Bak adını bilmiyorum ama lütfen kendine gel daha ne olduğunu bilmiyoruz. Hem kardeşin seni bırakıp gitmez."
Bir umutla karşımdaki adamın gözlerinin içine baktım.
"Gitmez değil mi gerçekten. Hem ben ona pasta almıştım onu yemeden hiçbir yere gidemez."
" Gitmez tabii ki ablasını bu halde bırakmaz merak etme."
Bir kaç saniye daha öyle durduktan sonra ayağa kalktı elini uzattı.
"Hadi biraz dışarıya çıkarayım seni hava al biraz ."
"Hayır olmaz çıkamam ya ona bir şey olursa. Hem hemşire bilgileri gerekebilir dedi."
"Öyle şeyler bir tek filmlerde olur. Daha yeni girdi içeriye hemen çıkmaz. Hem buradan gitmiyorsun sadece dışarıya çıkıp geleceksin."
Ameliyathane yazılı kapı ile onun elleri arasında gidip geliyordum. Derin bir nefes alıp uzattığı eli tuttum. Ve zorda olsa ayağa kalktım.
Elimi bırakıp üzerindeki deri ceketi çıkartıp bana uzattı. Boş bakan gözlerim ile karşılaşınca gözleriyle üstümü işaret etti.
Kafamı indirip de baktığım zaman tişörtümün neredeyse göğsüme kadar olan kısmı yırtık bir şekilde sarkıyordu. Tekrar kafamı kaldırdım."Sorun değil benim için. Lütfen al ceketini bir de benim yüzümden üşümeni istemem."
Oflayarak elimdeki ceketi alıp omuzlarıma attı.
"Giy işte şuan üşüdüğünü hissetmiyorsun büyük ihtimalle . Hem ben üşümüyorum kutuplarda değiliz sonuçta. Gerçi Eskişehir'de de var biraz kutup havası. "
Kafamı salladım. Daha sonra dışarıya çıktık ve hastanenin önündeki çardaklardan birisine oturduk .
Elimde hala içeride verdiği suyu tutuyordum. Suyu açıp içtikten sonra kafamı çevirip ona baktım. Bakışlarımı fark edip hemen oda bana döndü. Beş saniyelik bir bakışmadan sonra aniden kendini toparlayıp elini uzattı.
"Böyle tanışmak da biraz garip oldu ama olsun. Ben Savaş."
Gülümseyip uzattığı elini tuttum.
"Dila"
"Memnun oldum."
"Ben de."
Biraz süren sessizlikten sonra yanımıza iki kişi daha geldi. Bunlar Savaşın yanındaki çocuklardı.
Siyah kıvırcık saçlı olan kafasını bana doğru çevirdi.
"İyi misiniz. Yapabileceğimiz bir şey var mı?"
"Yok teşekkür ederim."
"Ben Doruk bu arada. Üst komşunuz oluyorum."
"Ben de Egemen. Ben de üst komşunuz oluyorum."
"Memnun oldum ben de Dila."
Kafamı Savaşa doğru çevirdim.
"Sen de mi üst komşumuzsun?"
"Kısmen öyleyim diyebiliriz."
"Nasıl yani?"
"Orada kaldığım sürece evet komşuyuz. Kendi evimde kaldığım sürece hayır değiliz."
"Peki."
Birkaç dakika dışarıda durduktan sonra tekrardan içeriye döndük. Henüz kimse bir şey dememişti. Ta ki hemşire gelip kan ihtiyacı olduğunu söyleyene kadar.
"0rh- kan grubuna ihtiyacımız var. Çevrenizde bulunan bir tanıdığınız varmı acaba. Kan takviyesi gereklil. Kan bankası aranıyor şuan ancak tanıdığınız birisi olursa çok daha hızlı halledilir kan alımı ve aktarımı."
Bir an tüm tanıdıklarımı gözden geçirdim. Zaten tanıdığım ve kan grubunu bildiğim insan sayısı da az olduğu için kısa bir düşünmeden sonra kimsenin olmadığını anladım.
" Yok hayır çevremde kan grubu uyan birisi y-"
" Benim kan grubum uyuyor kendisiyle nereye gitmem gerekiyor?"
Kafamı sesin geldiği yöne doğru çevirdim ve kolunu açmış bekleyen Egemeni gördüm. Göz göze geldiğimiz zaman içimdeki minnet duygusu gözlerime de yansımış olacak ki o da gülümsedi ve kafasını salladı.
" Buyurun benimle gelin öncelikle bilgilerinizi alacağım kan vermek için uygun musunuz diye sonrasında uygunsa kanınızı aktarım için almaya başlayacağız."
"Tamamdır gidelim biran önce."
Hemşire ve Egemen arka arkaya gittiler.
Onlar gittikten sonra ben de teşekkür amaçlı hemen yanımızda bulunana kantinden yiyebileceği birkaç bir şey aldım ve Egemen geldiği zaman ona verdim.
"Ne gerek vardı."
"Teşekkür ederim. Gerçekten çok teşekkür ederim kardeşim senin sayende kurtulabilir."
"Umarım gerçekten de bir işe yarayabilmişimdir."
"Umarım."Zaman geçmek bilmiyordu. Saat gece yarısına geliyordu ve çocuklar hala daha yanımda
duruyorlardı.
" Hepinize çok teşekkür ederim ama artık gidin sizde saat çok geç oldu. "
Savaş kafasını kaldırdı ve oturduğu yerden kalkıp bana doğru adımladı.
" Biz gecelere alışığız sorun değil. Belki bir yardımımız dokunur bir faydamız olur."
"Burada kalırsanız mahcubiyetim daha da artacak. Lütfen kırmayın beni. Zaten tanımadığınız
halde o kadar çok yardımınız dokundu ki anlatamam."
Gülümsedi.
"Artık tanışıyoruz ama değil mi ?"
Afalladım bir anlığına.
"E-evet ama bu yine de benimle beraber burada beklemeniz için bir sebep değil."
"Kendi isteğimizle burada kaldığımıza emin olabilirsin."
"Peki siz bilirsiniz. Ama gerçekten de burada beklemenize gerek yok."
Bu sefer Egemen söze atıldı.
"Kardeşinizin durumunun nasıl olduğunu bizde merak ediyoruz."
Bir iki saniye durup kafamı salladım. Gitmeyeceklerini anlamıştım. Konuşmamız bittiği sıra açılan kapıdan bir hemşire çıktı.
"Kardeşimin durumu nasıl?"
"Neydi adı acaba?"
" Ahu, Ahu ALSANCAK."
"İntihara kalkışan hanımefendi mi?"
Gözlerim dolarken kafamı salladım. Konuşacak halde değildim. Bir başkasından onun intihar ettiği gerçeğini duymak boğazımı düğümlemişti.
"Kendisinin ameliyatı başarılı bir şekilde gerçekleşti ancak şuan görmeniz mümkün değil yarın
sabah kadar yoğun bakımda tutulacak değerleri sabitlenesiye kadar. Daha sonrasında doktor kontrolünde ziyaret edebilirsiniz."
Ve hemşire gitti.
Durumu idrak ettikten sonra istemsizce kahkaha atmaya başladım. Arkamda bana gülümseyerek bakan üç çift göze döndüm.
"Duydunuz mu o da bırakıp gitmedi beni. Gitmedi, kurtuldu."
Kahkahalarım yavaş yavaş hıçkırıklarımla beraber ağlamaya dönüşmüştü. Artık kendimi tutma gereği duymadan bağları çözülen dizlerimi serbest bırakarak yere çöktüm ve ağlamaya devam ettim.
Önümde diz çöken adama kafamı kaldırıp baktım.
"Kurtulmuş duydun mu sende ? Gitmemiş o da."
Ağlayarak sordum soruya gülümseyen bir surattan cevap aldım.
"Duydum. Gitmemiş bırakmamış seni."
Birden içimden geldiği gibi davrandım ve kollarımı karşımdaki adamın boynuna doladım.
Yadırgamamış olacak ki o da ellerini belime doladı. Biraz öyle durduk ta ki ağlamam sakinleşesiye kadar. Sonrasında kendimi toparladım. Ve eve gidip kardeşime yarın tertemiz olabilmesi için kıyafet almak için yola çıktım. Dönüşte de yine Savaşlar ile beraber eve döndüm.
Ev kapısından içeriye girerken ellerim titriyordu. Bir şeyi idrak etmek bu kadar zor olamazdı gerçekten. Ama gerçeğim yerlerdeydi. Her yer kan içindeydi . Hiçbir şey olmamış gibi banyoya doğru adımladım. Temizlik malzemelerini aldım ellerime ve evi temizlemeye başladım. O sırada kapıda bekleyen üç adam da içeriye gelip yardım etmeye başladı. Kimsenin ağzını bıçak açmıyordu.
Kısa sürede ev tertemiz olmuştu. Daha doğrusu fiziksel olarak bakıldığı zaman temiz olmuştu. Ruhsal olarak ev insanın üstüne üstüne geliyordu sanki hala her yer kan içerisindeydi.
Titreyen ellerime döndü gözlerim onlar da kanlar içindeydi. Banyoya gidip ellerimi üst üste yıkadım, temiz olduğuna ikna olduğumda ellerimi kurulayıp içeriye geçtim.
"Bir şeyler yemek içmek ister misiniz?"
Sorumu garipsemişlerdi. Belki de haklılardı, bilmiyorum.
"Bakmayın öyle ,kardeşim şuan iyi sonuçta. Bu olay yaşanmamış gibi yapamam elbette ama onu kırmak istemiyorum. Ha hesabını sormayacak mıyım? Elbette ki soracağım ama henüz değil. İkimizde kendimizi toparladığımız zaman oturur hesaplaşırız."
Savaş hak verdiğini belli edercesine kafasını salladı. Sonra Doruk ve Egemen de kafasını salladı.
"Eee ne içeceksiniz. Ya da aç mısınız. İyi aşçıyımdır şüpheniz olmasın."
Savaş oturduğu yerden kalkıp dış kapıya doğru yürüdü. Soru dolu bakışlarımı görünce duraksadı."Bir şey alıp geleceğim merak etme."
"Yok yani meraktan değil de anlayamadım."
Birbirimize boş bakışlar atmaya başladık.
"Neyse kusura bakma lütfen hesap soruyor gibi oldum. Git tabii ki nereye gitmek istiyorsan."
Gülmesini bastırmaya çalışarak çıktı evden. Çok sürmeden elinde pizza kutusu ile geldi eve.
"Yer misin bilmiyorum ama biz zaten pizza sipariş etmiştik o ara. Soğumuştur ama olsun iki dakikada ısıtırız. Şimdi gece gece sipariş falan vermeye gerek yok boş yere gürültü yapmayalım. Sen de bitkinsin zaten yemek yapmana izin vermeyiz."
"Olur . Yani bana uyar."
Elindeki pizza kutusunu aldım fırına koyup ısıttım ardından masanın üzerinde duran pastaya kaydı gözlerim. İçeriye geçip yemek isteyip istemediklerini sordum. İstemediklerini söylediler. Pastayı alıp dolaba koydum. Kullanacağım bir yer gelirdi elbet.
Masayı hazırladım ortaya pizzayı koydum bardaklara da içecek koydum. Sessizce yemeği yedik. Masayı toparladık sonrasında Doruk mutfaktayken yanıma geldi.
" Eğer izin verirsen bu gece birimiz ya da hepimiz, fark etmez yanında kalalım diyoruz. Ne dersin bilmiyoruz ama he dersen çok daha iyi olur. Tabi kabul etmeyebi-"
"He"
"He mi?"
"He de demedin mi?"
"Ha evet dedim doğru."
Güldüm.
"Sen ha he falan demeden konuşamıyor musun ?"
" Yoo konuşuyorum canım ne diye konuşamayayım."
"Anladım ben seni tamam."
İçeriye doğru geçtik.
"Eee üçümüzde burada mı kalalım yoksa birimiz mi kalsın."
"Siz çıkın eve ben burada kalırım. Üçümüzün birden burada durması da pek rahat olmaz zaten."
"Yani aslında kimsenin kalmasına gerek yok. Ben iyiyim sonuçta."
"Bilemedim pek emin olamadım."
"Gerçekten iyiyim. Hem biraz da yalnız kalsam daha iyi olur, kafamı toparlamış olurum."
"Emin misin?"
Soruyu yönelten Doruktu.
"Evet eminim. Ne gibi bir şey olabilir ki sonuçta?"
"Tamam o zaman üçümüzde eve geçelim. "
"Zaten bir üst kattayız herhangi bir şey olduğu zaman sopayla tavana vur geliriz."
"Yok bazuka atsın amına koyayım."
Gelen gülme isteğimi zor da olsa bastırdım.
"Tamam bir şey olursa çağırırım bir şekilde sizi."
Sonrasında evden ayrıldılar. Onlar gittikten sonra ben de Ahu'nun odasına doğru gittim içeriye geçip kapıyı kapattım ve komodinin üstündeki aile fotoğrafımızı ellerimin arasına alıp yatağa oturdum.
Fotoğrafta ailecek gittiğimiz piknikten bir kare vardı. O kadar güzeldik ki bakmaya
kıyamıyordum. Annem bu fotoğrafımızı çok seviyordu çünkü bu fotoğraf son ailecek yaptığımız şeydi. Sonrasında yavaş yavaş ailemiz çökmeye başlamıştı . Burada her şeyden habersiz çok güzel bir aile vardı. Ve o güzel aile böyle bir sonu hak etmemişti. Hem de hiç.
Gözlerim babama kaydı. Kucağında Ahu vardı hemen yanında da annem kucağında benimle beraber duruyordu. Babam o kadar aşk dolu bakıyordu ki anneme sırf anneme olan aşkı için bile babamı sevmeye devam edebilirdim. Ama babam bu aşkın arkasına saklanarak bizi yalnız bırakmıştı hem de en çok ihtiyacımız olduğu zamanda. Şimdi çıksa gelse belki yüzüne bile bakmazdım belki de koşar sarılır saatlerce ağlardım bilmiyorum. Tek bildiğim şey babamın benim omuzlarıma çok büyük bir yük bıraktığıydı.
Anneme baktım kucağında ben vardım. O da kafasını babama çevirmiş aşık olduğu adama bakıyordu.
Annem şuan yanımda olsa Ahu'ya iyi bakmadığımı düşünür müydü acaba? Ya da ona sahip çıkamadığım için intihar ettiğini düşünür müydü. Her ne kadar ona çok iyi baktığımı düşünsem de bunları düşünmeden edemiyordum.Annemden sonra babamın kucağında kahkaha atarken fotoğrafı çekilen Ahuya döndü gözlerim. O kadar tatlı bir çocuktu ki insanın ısırası geliyordu. Boncuk gibi gözleri vardı küçükken, parıl parıl parlayan.
Ve en son bir kaç gün sonra hayatının mahvolacağından bir haber olan küçük kızı gördüm. Fotoğrafa bakarken sanki küçüklüğüm karşımda duruyormuş gibi dertleşmeye başladım.
"Keşke o gün daha çok eğlenseydim, daha çok gülseydim, daha çok oyun oynasaydım. Sonrasında yaşayamadığım çocukluğumu o gün doyasıya yaşasaydım. Şimdi pişman olmam bir şey değiştirmiyor biliyorum ama elimden gelen tek şey bu daha fazla bir şey gelmiyor elimden. Sana yaşatamadığım şeyler için özür dilerim."
Fotoğrafa düşen gözyaşımla ağlamaya başladığımı fark ettim.
"Sana bir şey soracağım. Sence annem bana çok kızıyor mudur?"
Sanki cevap verecekmiş gibi o kız çocuğuyla konuşmaya çalışıyordum. "Kızmasın lütfen. Ne onu kurtaramadığım için ne de Ahu'ya iyi bakamadığım için bana kızmasın olur mu?"Ağlamam şiddetli bir hal almaya başlamıştı. Bugün hiç olmadığı kadar çok ağlamıştım nasıl
olurdu da hala daha ağlamaya devam edebilirdim.
Ev sanki üstüme üstüme geliyordu. Ayağa kalktım elimde çerçeveyle birlikte kendi odama doğru yürüdüm. Fotoğrafı odamdaki boy aynasının yanındaki şifonyerin üzerine koydum. Çocukluğumla birazda öyle bakıştım konuştum sonra kafamı aynaya çevirdim . Üstüm başım kan içindeydi. Tişörtüm yırtıktı. Önce üstümü çıkarttım sonra aynaya bir bakış attım. Karşımda annem duruyordu.
Eskiden bana sevgi dolu bakan gözlerinde hayal kırıklığı vardı. Hemen arkamı döndüm ancak annem orada değildi. Tekrar aynaya baktım ama sadece ben vardım. Korkuyla ve umutla diğer odaları dolaşmaya başladım.
"Anne"
"Anne neredesin?"
Sanki fotoğraftaki küçük çocuk olmuştum.
"Anne"
Ses tonum artık yüksek çıkıyordu.
"Anne ne olur geri gel."
"Anne"
Oturma odasına girdim.
"Anne neredesin. Çık ne olur."
"Yanımda olmana ihtiyacım var dayanamıyorum artık. Baş edemiyorum artık hiçbir şeyle."
"Anne"
"Anne lütfen gel. Saçlarımı okşa yine ama ne olursun kırgın kırgın bakma bana."
"Anne"
"Anne kızma ne olur."
Bağırışlarım artık çığlıklara dönmüştü.
Dış kapının tıklatılmasıyla koşarak kapıya doğru yürüdüm.
"Anne geldin mi?"
Kapıyı açtım ancak kimse yoktu. Kapıyı aralık bırakarak odama gidip fotoğraf çerçevesini elime aldım.
"Anne neden gittin."
"Neden bıraktın beni."
"Baba sen neden gittin. Sana en çok ihtiyacım olduğu zaman neden gittin."
"Ben bunları hak etmedim. Ben iyi bir ablayım siz de böyle düşünüyorsunuz biliyorum. Sadece aklım bana oyun oynuyor."Bakışlarım tekrar aynaya düştü. Annem tekrar oradaydı. Bu sefer sinirliydi. Gözlerimi ayırmadım bu sefer. Tekrar gideceği korkusundan aynaya kilitlenip kaldım.
"Neden kardeşine iyi bakmadın. Ben onu sana emanet ettim. Neden ona iyi bir ablalık yapmadın Dila?"
Kalbim parçalanıyordu sanırım. Çünkü çok acıyordu.
"Sen annem değilsin o öldü. Annem benim kötü olduğumu düşünmüyor yalan söyleme."
"Hayır Dila ben annenim. Ama sen benim kızım değilsin. Benim kızım kardeşine sahip çıkar ona kol kanat gererdi."
"Bana kim kol kanat gerecek anne, ben kime sığınacağım. Bana kim kol kanat gerecek."Hiçbir cevap yoktu.
"Ben derdimi kime anlatacağım söylesene anne. Sen öldüğünde bile ben acımı yaşayamadım. Ben de çocuktum ama sen ve babam bana çok büyük bir yük bıraktınız. Biliyor musun aşık olduğun adam kaçtı gitti. Ben bir anda büyüdüm artık ne çocuk ne de ablaydım ben ,ben anne oldum o yaşta."
"Şimdi hala ben mi suçluyum?"
"Sen hep suçlusun Dila."
"Hayır sen gerçek değilsin. Annem böyle düşünmüyor."
"Suçlusun sen . Sevgimi hak etmiyorsun."
"Hayır değilim. Sen annem değilsin ,annem beni seviyor."
"Hayal kırıklığı oldun benim için. Ne beni kurtarabildin ne de kardeşine bakabildin."
"Kes sesini." O kadar şiddetli bağırdım ki boğazım acımaya başladı. Ardından elimdeki çerçeveyi aynaya fırlatmam bir oldu. Ayna parçaları etrafa dağılırken aynı zamanda birkaç parça vücudumu çizmişti.
"Yeter sus artık, sus."
"Annem değilsin sen."
"Annem beni seviyor."
Transa girmiş gibiydim kollarımı bacaklarıma sarmış bir vaziyette yere oturmuştum. Sallanıyordum. Bilinçsizdim.
Ben hala ağlarken aniden içeriye birileri girdi. İlk giren Savaş oldu. Sonra Egemen ve Doruk girdi birkaç kişi daha kapıda vardı ancak bakacak halim yoktu.
Savaş üstümde bir şey olmadığını yeni fark etmiş gibiydi. Üstündeki tişörtü çıkartıp üstüme geçirdi ve arkasına döndü.
"Tamam herkes gidebilir ben ilgilenirim onunla."
Savaşın konuşması üzerine odada sadece dördümüz kalmıştık.
"Sizde gidin ben buradayım bu gece."
Odadan çıktıktan kısa bir süre sonra dış kapının sesiyle gittiklerini anlamıştım.Savaş yanıma gelip diz çöktü. Ve ellerini bacaklarımın altından geçirerek kucağına alıp benim odamdan dışarıya çıkarttı. Oturma odasındaki koltuğa oturttu. Daha sonra tam ayaklanmıştı ki birden telaşlanıp koluna sarıldım.
"Gitme bu evde tek kalmak istemiyorum."
"Korkuyor musun?"
Kafamı salladım
"Neyden korkuyorsun peki?"
Kafamı iki yana salladım.
"Bilmiyorum. Sadece gitme işte."
"Benimle başka bir yere gelmek ister misin?"
"Nereye?"
"Sorma, sadece cevap ver?"
"Ama Ahu'nun yanına gideceğim sabah."
"Götürürüm seni merak etme."
"Tamam o zaman gidelim."
"Üstünü değiştirmek ister misin."
Neden böyle bir şey sorduğunu anlamamıştım. Sonra kafamı aşağıya eğdim ve onun tişörtünün üzerimde olduğunu gördüm.
Ellerim telaşla tişörtün eteklerine doğru gitti.
"Kusura bakma lütfen kafam gitmiş."
Tişörtü yukarı sıyıracakken ellerini ellerimin üzerine yerleştirdi ve gözlerini gözlerime kenetledi.
"Üstünü değiştireceksen bunun için en iyi yer burası değil diye düşünüyorum."
"Evet haklısın. O zaman ben hemen üstümü değiştirip geliyorum olur mu?"
Burnundan nefesini vererek güldü ve kafasını salladı.
On dakika sonra evden çıkmıştık. Yanıma Ahu içinde kıyafet almıştım. Nereye gittiğimizi bilmiyordum. Yanımdaki adamı da tanımıyordum ama içimde ona karşı bastırılamaz bir güven duygusu vardı. Ve belki de biraz çekim hissediyordum bilmiyorum çünkü kimseye karşı bir şeyler hissetmeye fırsatım olmamıştı şimdiye kadar.Şuan böyle düşünüyor olmam belki ruh halimden ,belki can sıkıntısından ,belki de gerçekten de kendi duygularımdandı bilmiyorum. Hayatım ve kendim ile ilgili birçok şeyi bilmediğim gibi...
Yaklaşık on dakikalık yolculuktan sonra villaların olduğu bir siteye gelmiştik. Araba bir evin önünde durduğunda Savaş arabadan indi peşinden de ben indim.
"Senin evin mi burası?"
"Evet benim evim."
"Güzelmiş."
"Öyledir."
Bu kısa diyaloğun ardından eve girdik. Evin içerisi de dışarısı kadar güzeldi. Açık bej ve kahve tonlarında döşenmişti.
"Sen benim odamda yatarsın ben misafir odasında yatarım."
Şaşırdığımı belli edercesine sordum.
"Tam tersi olması gerekmez mi normalde?"
"Normalde belki evet ama misafir odamda hep bizim çocuklar kaldığı için içerisi yoğun sigara kokuyor. Rahatsız olmanı istemem."
"Sen içmiyorsun o zaman."
"Nereden vardın bu sonuca?"
"Odan temiz kokuyor demek ki. Yoksa beni odana neden gönderesin ki."
"Eh odamda sigara içilmesine izin vermem."
"Neden?"
"Çok soru soruyorsun."
Utanmıştım.
"Haklısın özür dilerim."
Biraz süren sessizlikten sonra sert bir nefes aldı.
"Çünkü kendimi zaten tüm gün zehirliyorum. Bari uyurken temiz bir nefes alayım. Uyurken bir şeylerin kokusunu almak hoşuma gitmiyor."
"İçmemek de bir tercih aslında. Bırakabilirsin."
"Öyle bir şey ki zehirlendiğini bile bile kullanmaya devam ediyorsun. Hem öyle kolay değil bırakmak. Söylemesi kolay sadece."
"Hiç bırakmaya çalıştın mı peki?"
"İki sene önce denemiştim ama sinirlerime hakim olamıyordum, çevremdeki herkese karşı öfke kusuyordum. O yüzden vazgeçtim."Kafamı salladım.
"Anladım."
"Artık otursak mı ayakta kaldın sen de.""Olur."
İçeriye doğru adımladık ve salona giriş yaptık. Salonu çok sade döşenmişti. Koyu renkler de vardı ancak göz yoran bir dekorasyona sahip değildi.
"Çok beğendin herhalde."
"Hm?"
"Çok beğendin herhalde diyorum. Otursana ayakta dikiliyorsun hala."
"Pardon dalmışım."
Odada iki kanepe karşılıklı bir şekilde duruyordu. Onun oturduğu kanepenin karşındaki kanepeye oturdum ben de. Sonra ikimizde başka yerlere bakmaya başladık. Be evi inceliyordum. O ise sanki bir şey soracakmış gibi yüzüme bakıyordu. Soru sorulmasını her ne kadar istemesem de kafamı çevirdim ve ona baktım.
"Evet seni dinliyorum?"
"Aslında ben seni dinliyorum. Şuan sıkıntı içerisinde olan sensin . Eğer ki çok özel anlatamayacağın bir şeyse bile anlatmanı istiyorum. Çünkü iyi görünmüyorsun."Derin bir nefes aldım ve koltukta daha rahat edebileceğim bir pozisyona geçtim.
"Yani aslında anlatacağım şeyler dışarıdan çok normal şeylermiş gibi gözükse de benim için öyle değil. Bazen ben de herkes yaşayabilir herkes sevdiklerini kaybedebilir veya yaşadığın şeylerin aynısını ya da daha kötüsünü yaşayabilir diyorum ama sonra kendimi yine bu halde buluyorum."
" Bizi biz yapan şey biraz da yaşadığımız şeyler değil mi zaten?"
"Bilmem öyle mi ki?"
"Ne bileyim salladım öylesine."
Kıkırdadım.
"Neyse seni dinliyorum. Anlatmadan önce bir şey içmek istersen çay kahve falan yapıp
getirebilirim bu arada."
Kafamı iki yana salladım. Benden hala ses çıkmadığını görünce açıklama gereği duymuş olsa gerek ki ufak bir güven konuşması yaptı.
"Bak emin olabilirsin ki burada ne söylersen söyle buradan dışarıya çıkmayacak. Hem zaten yabancıyız birbirimize. Dertlerimizi en kolay bir yabancıya açabiliriz çünkü bir daha görüşmeyeceksin. Ama bizim için aynı şeyi söyleyemem, çünkü daha çok görüşeceğiz gibi geliyor. Neyse sadece ikimizin konuştuğu şeylerin yine ikimiz arasında kalacağını bilmeni istiyorum."
Ufak bir alkışlama seansından sonra konuşmaya başladım.
"Bu açıklamadan sonra anlatmazsam büyük ayıp etmiş olurum."
Tam ağzını açmış konuşacaktı ki izin vermedim konuşmasına.
"Lütfen sözümü kesmeden beni dinle. Bu konuları konuşmayı çok sevmiyorum."
Kafasını salladı.
"Önce bugünkü olaydan başlayayım. Ahu benim kız kardeşim bildiğin üzere. Yaklaşık yedi ay önce annemiz kanserden dolayı vefat etti. Onu kurtarmak için belki yeterli değildik belki de o yüzden öldü bilmiyorum. Neyse annemim ölümünden üç gün sonra babam da kendisini suçladığı bahanesiyle bizi terk etti. Ben zaten okuldan iznimi almıştım çalışmak için. Okulların kapanmasına bir ay gibi kısa bir süre kaldığı için bütün izinlerimi kullanıp hemen çalışmaya başlamıştım. Ama olmadı ,daha ilk maaşımı alamdan annem vefat etti. Sonra babam bizi bırakıp gitti işte. Onu anlatmak bile istemiyorum ,çünkü aşkından öldüğü kadının ona emanet ettiği öz evlatlarını yalnız bırakıp gitti. Hem de kime güvenerek biliyor musun bana. Hah bana güvenerek gitti gerçekten de. "
Kahkaha atmaya başlamıştım ama isteyerek gülmüyordum tamamen sinirlerime yenik düştüğüm için gülüyorum. Savaş bunu garipsememişti bunu yüzünden anlayabiliyordum.
"Ben daha birkaç ay önce reşit olmuştum sonuçta. İşe gireli bile bir ay olmamışken benim neyime güvenip gitti ki. Ben de çok yıkıldım, kırıldım her şeyden kaçıp saklanmak durup düşünmek istedim ama yapamadım. Çünkü Ahu vardı. O benim yaşama tutunma sebebim. Eğer ki Ahu olmamış olsaydı çok geçmeden ben de annemin yanına giderdim."
Derin bir nefes alıp sertçe aldığım nefesi geri verdim. Sanki tüm öfkemi onunla kusuyormuş gibi.
" Neyse bir şekilde kendimi toparladım ettim başka çaremin olmadığını biliyorum çünkü. Ben kendimi bırakırsam kardeşime kim bakacak, okul masraflarını kim karşılayacak ve en önemlisi de kim her zaman onun yanında olup onu destekleyecek ki sonuçta. Gerçi şuan ki duruma bakacak olursak pek de yanında olamamışım kardeşimin."
"Her neyse olayları oturtabilmişsindir artık kafanda herhalde değil mi?"
"Her şeyi anladım ama neden bir saat önce evde o haldeydin. Senin de intihar etmek isteyeceğini sanmıyorum."
Bir an anlatıp anlatmamakta kararsız kalsam da sonunda ne olacaksa olsun deyip onlar evden gittikten sonra olanları da anlatmaya başladım
"Bilmiyorum ne düşünürsün bu konuda ama siz gittikten sonra kendi kendime düşünmeye başladım. Annemin Ahu'yu bana emanet ettiğini ve ona iyi bakmamı istediğini düşündüm. İyi bakmış olsaydım , iyi bir ablalık yapmış olsaydım bunların hiçbirisi olmazdı sonuçta değil mi. Odadaki çerçevede bizim son ailecek çekindiğimiz fotoğrafımız vardı. Bir an oradaki mutlu hallerimizi düşündüm ve şimdiki halimizi. Annemin sesi sürekli kulaklarımda çınlamaya başladı "hayal kırıklığısın , seni sevmiyorum , ona iyi bakamadın" sürekli bunlar çınlıyordu kulaklarımda. Dayanamadım ,her şeyden kurtulmak istedim. Aynada sanki kendi küçüklüğüm duruyordu ve bana kırgın bir şekilde bakıyordu. Bir anlık umutla elimdeki çerçeveyi fırlattım aynaya sanki çocukluğum o aynanın içerisinden kaçıp kurtulabilecekmiş gibi. Sanki annem beni affedebilecekmiş gibi. "
Ağlamaya başlamıştım yine. Gerçekten de Savaş'ın yanında toplasan yedi sekiz saattir duruyordum ve bunun altı saati ağlamakla geçti. Aciz olduğumu düşünmesini istemiyordum o yüzden hemen kendimi toparladım ve ağlamayı kestim. Kafamı kaldırıp Savaş'a baktım.
" Annen seninle gurur duyuyordur emin ol bu yaşında bu yükleri taşımana sebep olan kişi baban. Annen sana değil seni ve kardeşini bırakıp giden o adama kırgındır. Senin elinden gelenin fazlasını yaptığını o da biliyordur. Sakın annenin sana kırgın olduğunu düşünme senin gibi bir çocuğa kırılmaz insan."
"Sen benim iyi bir çocuk olduğumu nereden biliyorsun. Tanımıyorsun beni."
"Seni tanıyabilmem için uzun yıllar sarf etmeme gerek yok. Şeffafsın. Bir hareketinle veya bir cümlenle bile birkaç duygunu dile getiriyorsun."
"Bu iyi bir şey mi kötü bir şey mi ?"
Oturduğu koltuktan ayağa kalktı.
"Bilmem, onu zaman gösterecek. Hadi kalk yat artık. Yarın uzun ve yorucu bir gün olacağa benziyor."
"Tamam. Teşekkürler bu arada sessizce dinlediğin ve sorgulamadığın için."
Sanki dediklerimi duymuyormuş gibi yürümeye başladı.
Salondan çıktıktan sonra koridorda üç odanın kapısı vardı ve koridorun soununda bir merdiven vardı. Merdivene doğru yürümeye devam etti ben de peşinden gittim. Merdiven bittikten sonra bir odanın kapısına geldik ve içeriye girdik.
Burası çatı katıydı. Ama asla alçak tavan değildi. Tüm çatı katı sadece bir odayı oluşturuyordu ve çok güzel görünüyordu her şey. Odası evin genelinin aksine gri ve lacivert tonlarındaydı.
"Burası benim odam. Üstünü değiştirmek falan istersen tekrardan dolabım orada rahat edeceğin şeyler var merak etme."
"Tamam teşekkürler."
"İyi geceler o zaman bir şey olursa kapıdan seslensen yeter."
Kafamı salladım sadece. Aslında gitmesini istemiyordum. Çünkü odanın her yerinde aynalar vardı ve istemsizce ürperiyordum. Tam karşımdaki aynada kendimle göz göze geldim ve bir ürperti geçti üstümden.
Savaş tam kapıdan çıkmıştı ki elimi koluna dolayıp geri çektim.Şaşırmış olmalıydı ki epeyce sendeledi.
"Ne oldu bir şey mi isteyecektin?"
"Bak ,nasıl söyleyeceğimi bilmiyorum ama rica etsem yanımda uyur musun?Yani yanımda derken aynı yatakta değil. Sen yatağında uyu ben şuradaki koltukta uyurum."
Kaşlarını çatıp ciddi olup olmadığımı ölçmeye çalışıyordu.
"Korkuyor musun?"
Sesinde hiçbir alay tınısı yoktu, aksine ilgili geliyordu.
"Yani gerçekten çok fazla ayna var odanda ya da bana şuan öyle geliyor bilmiyorum ama evet korkuyorum."
Ses çıkarmayınca utanmaya başlamıştım.
"Böyle bir duruma sokmak istemezdim seni kusura bakma ama yapamam, yani burada uyuyamam. Gerçi banane ki diyebilirsin haklısın da ama... Aması yok işte bana bir iyilik yap karşılığında ben de sana bir iyilik yaparım elbette. Eve götürmeni isterdim ama orası buradan da kötü. Merak etme ben şuraya uzanırım sesimi bile çıkarmadan uyurum."
Gözlerimi gözlerine diktim.
"Olur mu ?"
Yatağa doğru yürümeye başladı.Sonra yatağın yanından başlayarak sökebildiği ve çıkarabildiği tüm aynaları toparladı ve bir köşeye koydu.
"Tamamdır artık rahat bir şekilde uyuyabilirsin. Ve merak etme yanında olacağım."
Yatağa oturdu.
"Eh ne yapalım artık getirdik seni bir kere buraya."
Çoraplarını ve terliklerini çıkardı.
"Gel yanıma uzan."
Gözlerim şaşkınlığın etkisiyle büyüdü.
"Bakma öyle ben başka bir yerde yatsam dahi korkacaksın, anlıyorum. O yüzden yanında yatacağım yanlış anlama."
Yatağa uzandı ve bana bakmaya başladı. Çok geçmeden ben de yatağa ilerleyip yorganın altına girmiştim bile.
Savaşa sırtımı dönmüştüm çünkü onun yüzü benim sırtıma dönüktü. Kafamı kaldırıp karşıya baktığımda aynadan ayın parıltısını gördüm ve anlık bir korkuyla dönüp Savaşın göğsüne gömdüm kafamı. Ne yaptığımı anlayamadan belimin etrafını iki adet sıcacık el sarmıştı bile. Sonra ufak bir hareketlilik oldu ve kulağıma doğru gelen nefesini hissettim.
"Demek ki senin de sığınacağın bir liman var artık Dila."
Artık uykuya dalmak üzereydim ve Savaşın kollarının arasındayken son duyduğum sözler bunlardı.
****
Daha önce yazdığım bölüm çok içime sinmemişti. Bu bölüm ilk bölümdür daha önce yazıp silmiş olduğum bölümle bir ilgisi yoktur.
Umarım beğenirsiniz. Yorumlarınızı ve fikirlerinizi belirtin lütfen. Sevgiyle kalın. >