2023
Mia
Soğuğu hissediyordum. Gözlerimi yavaşça açtım.
Karanlık bir ormandaydım.
" Buraya nasıl geldim? " dedim kendi kendime. Sanki beynimpatlıyordu, o derece ağrı vardı. Ayağa kalktım, yola çıkmam lazımdı. Bir an önce bu ormandan gitmek istiyordum. Hangi yöne gitmem gerektiğini bilmeden yürüdüm. Dakikalar sonunda ama yolu buldum. Tenha bir yerde olmalıydım, tam o anda bir araç geldi. Koşarak otostop çektim.
" Hey dur! "
Beni görmesine rağmen durmadı. Yerdeki taşı alıp arabaya fırlattım. Taş tam isabet arka camı kırdı.
" Hassiktir! " dedim.
" Ben bu kadar iyi bir nişancı mıydım? " diye sordum kendime. Araba geri geri gelmeye başladı. Arabaya arkamı döndüm. Tam arkamda durduğunda camı açtı.
" Camı sen mi kırdın? " diye sordu. Cevap vermedim, arkamı bile dönmeden gerisin geri ormana doğru yürüdüm. O camın parasını ödemek için böbreğimi satmam lazımdı. Ben düşüncelerimle boğuşurken bir el beni kolumdan tutup kendisine cekti.
Çok uzundu, kumral dı, kahverengi gözleri sanki benden cevap bekliyordu. Ellerimle onu kendimden uzaklaştırdım.
" Ne hakla bana dokunursun? " diye bagırdım.
" Sen hangi hakkınla arabamın camını kırarsın? "
O benim aksime sakin bir ses tonuyla sordu. O an alt dudağımı ısırdım, gözlerimi yumdum.
" Sen, " dedim
" Gece yarısı böyle ıssız bir yerde senden yardım isteyenleri hep duymazlıktan mı geliyorsun?" diye sordum. Uzun uzun beni gözleriyle süzdü. Gözleri resmen bana hasretle bakıyordu.
" Sen mi? " diye sordu kafamla onayladım.
" Beni gerçekten unuttun mu? " diye sordu.
Seni tanıyor muydum ki?
" Kusura bakmayın ama sizi tanımıyorum. " dediğim an çenesi kasıldı. Gözlerini sıkıca yumdu. Kolumu sıkıca kavradı, sıkmaya basladı. Ve bunun farkında değildi.
" Koskocaman 7 yıl. " dedi
" 7 yıl! " diye bağırdı.
" Kolumu bırak! " diye yükseldim.
" Ve seni tanımıyorum. " dedim ve kolumu ondan kurtarmaya çalıştım ama nafile.
" Sen neler düşündüğümü biliyor musun? " dedi ve devam etti,
" Başına ne geldiğini ya da yaşayıp yaşamadığını düşünmekten yedi yılımı nasıl heba ettiğimden haberin var mı? " diye sordu.
" Bak her ne yaşadıysan ya da beni kime benzettiysen ben o değilim. " dedim.
Bi anda beni kendisine çekti ve sıkıca sarıldı. Ne yapacağımı ya da ne diyeceğimi bilemedim. Tek bildiğim onun buna ihtiyacı olduğuydu. Bir kaç dakikanın ardından sessizliği bozdum.
" Bırakıcak mısınız yoksa polisi arayayım mı?" diye sorduğumda kollarını üzerimden çekti ve takım elbisesini düzeltti.
" Burada mı duracaksın yoksa benimle gelecek misin? " diye sordu.
Arkamı döndüm ve yürüdüm, bir kaç adım attıktan sonra durdum.
" Seninle gelecegime bu ormanda kalırım daha iyi. " dedim ve yürümeye devam ettim.
" Dikkat et derim. Adım attıgın her yerde hayvan tuzağı hatta çukur olabilir. Ama gene de sen bilirsin. " dedi ve sigarasını yaktı. Kaşlarımı çatarak ona baktım. Sigara dan içine çekti ve dumanını dışarı üfledi.
" Erken yaşta kas çatmak kırışıklığa yol açarmış. " dedi gamsız bir şekilde. Hızla ona doğru yürüdüm ve hiç beklemediği anda yüzüne tokatı indirdim. Tokat'ın şiddetiyle başı sol tarafa doğru döndü.
Hızla arkamı döndüm ve ilerlemeye devam ettim. O gamsızın adım seslerini işitiyordum. Koşmaya başladığımda o da koştu. Çok hızlıydı ve iki adımda bana yetişti. Tek eliyle belimi kavrayıp beni sırtladı. Ayaklarım yerden kesildi. Ellerimle sırtına vurdum,
" Bıraksana beni sapık! " diye bagırdım.
" Yardım edin! " sesim ormanda yankı yapıyordu.
" Sana benden başka kimse yardım edemez. " dedi. Arabasının kapısını açtı ve beni zorla oturttu. Kapıyı sertçe kapadı. Açmaya çalıştım ama kilitlemişti. Cebimden telefonumu çıkardım. Tam o sırada o arabaya bindi.
" Polisi arayacaksan durma, hadi ara. " dedi.
" Arabamın camını kırıp gasb ettiğini beyan ederim ki bu yalan değil. " dedi. Haklıydı.
Aptalsın Mia
Telefonu geri cebime koydum. Arabayla nereye gittiğimize dair bir fikrim yoktu. O Fark etmeden onu inceledim.
Spor yapıyor olması lazımdı. Kaslıydı. Ona baktığımı fark etmiş olmalıydı ki çenesi kasıldı.
" Nereye gidiyoruz? " diye sordum.
" Bana borcunu ödeyesiye kadar benim kontrolüm altında kalıcaksın. " dediğinde agzım açık kaldı.
" Sen delirdin mi! " Delirmiş olmalıydı ya da Tanrı'nın bana bir cezası olmalıydı.
" Ben senin gibi bir sapığın kontrolü altında kalmam. " dedim direnerek.
" Bir daha bana sapık dersen-" dedi ve sustu.
" Ne yaparsın? " Sabrını sınıyordum ve bunun farkındaydım.
" Durdur arabayı, " dedim ve durdurmadı.
" Durdur şu arabayı! " dedim ve direksiyona atıldım.
" Bırak direksiyonu! " diye O da bağırdı. Araba boş yolda zik zak çiziyordu. Ve beklediğim oldu, araba yoldan çıktı ve ağaçların arasına hızla çarptı.
O çarpmayla sarsıldık, sarsıldım ve sonrası karanlıktı....
5 saat sonra
Başımda inanılmaz bir ağrı vardı. Serum'un sesini işitiyordum. Ama gözlerimi açamıyordum.
" Durumu nasıl ? " diye sordu Boris. Ben çoktan Boris ölmüştür diye düşünmüştüm ama O benden daha iyiydi.
" Kısa süreli nöbet gibi düşünün. " dedi tanımadığım bir ses.
" Sence O hafızasını mi kaybetti? " diye sordu aynı ses.
Ben hafızamı mı kaybetmiştim?
" En son 2016 da hastaneye yatmış. Temmuz'un on ikisinde. Ağır yaralıymış, kafasında yoğun bir darp ve enjekte edilmiş bir sıvı. Onun ne olduğu yazılmamış. " diye açıklama yaptı tanımadığım ses. Bunların hepsi benim başıma mı gelmişti?
" Hangi hastaneye yatırılmış? " diye sordu Boris, tanımadığım adam bir anda duraksadı,
" Nathan'ın hastanesine yatırılmış. " dedi ve bir yumruk sesi geldi ardından cam kırılma sesi geldi.
" Nathan benim Mia 'ma mı zarar vermiş? "
Benim mia'm
Sesi öfkeyle çıkıyordu.
" O bu odadan dışarı çıkmayacak. " dedi ve odadaki herkes dışarıya çıktı.
.....
Gözlerimi açtığımda hava karanlıktı. Bulanık görmeme rağmen odanın dışındaki adamı görebiliyordum. Yavaşça doğruldum, kolumdaki serumu çıkardım. Yapabileceğim tek şey buradan kaçmaktı. Pencereden dışarıya baktığımda bahçede yirmiden fazla adam vardı. Boris ' O odadan çıkmayacak' demişti. Bir şekilde bu adamlardan kurtulmam lazımdı. Peki benim telefonum neredeydi?
Yatağın yanındaki komidini hızla açıp karıştırmaya başladım. Ama yoktu.
" Siktir! " dedim.
" Bir şey mi arıyorsun? " Boris'in sesiyle İrkildim. Geldiğini fark etmemiştim. Eline baktığım da telefonum onun parmaklarının arasındaydı.
" Ver onu. " diye üzerine atıldım, geri çekildi. Cok hızlı davrandığım için yaram acımıştı. Boris telefonu cebine attı ve koltuğa oturup gözleriyle yatagı işaret etti.
Gözlerimi pörtleterek ona baktım.
" Bu kadar fesat olma, yatağa otur. " dedi
Gözlerimi istemsizce kaçırdım. Yanaklarım yanmaya başlamıştı. Odaya esmer tenli bir adam girdi. Elindeki evrağı Boris'e uzattı.
" Arabamı perte çıkarttın. " dedi ve elindeki evrağı bana uzattı. Zarfın üstünde benim adım, altında Boris'in adı yazıyordu. Arabanın markası Mercedes-Benz S400 serisi. Ve bir yazı vardı,
" Mia Wilson'un Boris Darskiev'in arabasını kasıtlı olarak zarar vermesi durumunda Mağdur Boris Darskiev'e 10 milyon tanzimat ödemesi kararına varılmıştır. "
Beynimden aşşağıya kaynar sular döküldü.
" 10 milyon mu! " diye bagırdım. Başıyla onayladı. Ellerimi saçlarıma geçirdim.
" Bir iş bulup öderim. " dedim kestirip atarak.
" Sence normal bir işte çalışınca ödenecek gibi duruyor mu?" diye sordu sigarasını yakarken. Haklıydı. Anca on yılda ödeyebilirdim.
" Anlaşmaya uyarsan borcunu istediğin zaman ödersin. " dedi.
" Ne anlaşması? " diye sordum. Sigarasını küllükte ezdi.
" Benim kontrolüm altında olucaksın. Nerede olduğunu, kimle olduğunu adım adım bilicem. " dedi.
Aptal mıydı bu?
" Oldu olucak bir de tasma bağla! " diye bagırdım.
" İstediğin o olsun anında yaparız. " dedi sırıtarak. Onun beklemediği anda suratına bir kez daha yumruk attım. Yumruğun şiddetiyle kafası sola doğru döndü. Sinirlerine hakim olmaya çalıştığı her halinden belli oluyordu.
" Eğer bir kez daha bana vurur-" Lafını bitirmesine izin vermeden tekrar suratına yumruğu geçirdim. Bir hışımla koltuktan kalktı, iki bileğimi de tek eliyle kavrayarak havaya kaldırdı. Ondan kurtulmak için tekme atmaya kalkıştım ama olmadı. Bacağıyla ayağımı sıkıştırdı.
" Canını yakmak istemiyorum. Beni sınama." dedi.
" Sınarsam nolur? " dedim çenemi dikleştirerek . Gözlerini sıkıca yumdu. Sanki bir şeylere engel olmaya çalışıyordu. Beni yatağa fırlattı ve iki yakamı kendine çekti. Aramızdaki mesafe kapanmıştı.
" Bir kez daha aynı şeyi yaparsan sana hayatı ömür boyu zehir ederim. " dedi ve sert bir sekilde geri itti. Odadan çıkarken bir adamına ,
" Üç gün boyunca burdan çıkmayacak. Yemek ve su yok! "
Cümlelerin üstünü bastırarak söylemişti. Kapıyı üç kere kilitlediğinde kapıya koşup yumrukladım.
" Şu siktiğimin kapısını aç! " Yumruklarımın ya da bağırışlarımın bir faydası yoktu. Çaresizce kapıya yaslanarak oturdum. Aklıma tuvalette ki pencere geldi. Odadaki pencereden kaçamazdım ama tuvalettekinden kaçabilirdim. Klozetin üstüne çıktım ve pencereden aşşağıya baktım. Yüksek değildi ve koca bir orman vardı. Bu da demek oluyordu ki ben şehir de değildim. Pencerenin mermerini sıkıca tutup vücudumu çıkardım. Mermere oturup yere atladım. Agzımdan inleme firar etti. Ayağımı burkmuştum. Hızla doğruldum ve ormana doğru var gücümle koşmaya başladım. Yaklaşık on dakika sonra yola çıkmayı başarmıştım. Az ileride benzinlik vardı. Hızlı adımlarla o tarafa doğru yürüdüm. İçeriye girdiğimde bir adam vardı.
" Pardon beyefendi telefonunuzu kullanabilir miyim? " dedim nefes nefese.
Adam endişeli gözlerle bana baktı.
" İyimisiniz? " diye sordu.
" Kaçırıldım. Peşimde olabilirler. " dedim. Adam bana su uzattı.
" Arabamla seni karakola götürebilirim. " dedi. Kafamla onaylayıp arabasına bindim. Adamın verdiği suyu içtikten sonra derin bir nefes verdim.
" Çok teşek-" Görüntüm bulanıklaştı, elimdeki su şişesi yere düştü.
" N-Ne yaptın? " dedim kekeleyerek.
" Çok özür dilerim. Yapmasaydım, ölücektim. " dedi ve etrafım karardı...
Nathan Vasiliev
Karşımda baygın olan Mia'nın yüzüne bakıyordum. Sigaramdan derin bir nefes çektim. O sırada Samuel içeriye girdi.
" Uyanmadı mı hala? " diye sordu.
Kör gözünü sikeyim senin. Sence?
" Şifreyi hatırlar mı? " diye sordum. Samuel sigarasını yaktı ve dudaklarını büktü.
" Hafızasını geri kazanırsa evet, kaza-" Lafını bitirmesine izin vermeden bogazını sıktım. İki eliyle boynundaki elimi çekmek için uğraşıyordu, yüzü kızarmaya başlamıştı.
" Hatırlayacak! " dedim üstüne bastırarak.
" Sana ne dedim kafasına bir kere vursan yeter dedim. Sen ye yaptın? " Öfke tüm bedenimi ele geçirmişti.
" Dört kere vurdun! " boynunu daha sert sıktım ve onu sertçe itekledim. Nefes almak için öksürürken Mia yavaş yavaş kendine gelmeye başlamıştı. Ellerimle takımımıı ve kravatımı düzelttim.
" Güzellik uykunu alabildin mi? " diye sordum tebessümle.
" Sen kimsin? " diye sordu.
Samuel senin hayatını kaydırmassam...
" Nathan, "
" Nathan Vasiliev. " o ise bana gözlerini devirdi.
" Benden ne istiyorsun? " diye sordu bu seferde.
" Hep böyle meraklımısın dır? " Kafamı yana eğerek.
" Peki sen hep bu kadar mal mısın? " diye sordu kafasını yana doğru eğerek.
" Sende bana lazım olan bişey var. Bir
şifre. " dedim. O ise bana boş boş bakıyordu.
" İhtiyacın olan şey bende değil. Şifre falan bilmiyorum ben. " dedi ve nerden aldığını bilmediğim cam parçasıyla üzerime atladı. Elimle, cam olan elini sıkıca tuttum. Bileklerini tek elimle birbirine bağladım.
" Bir daha bunu deneme. " dedim ve onu sertçe geriye ittim. O ise sendeleyip yere düştü.
" Şifreyi söyleyesiye kadar dövün. " dedim.
....
Mia
Etraf çok soğuktu, aynı zamanda karanlıktı. Karanlığın içinde yürümeye başladım. Önümde rengarenk frezya çiçekleri vardı. Bir tane de bank vardı. Üzerinde ise,
" Frezya çiçeği kadar temiz Mia Wilson. " Yazıyordu.
Anlam veremiyordum.
" Sonunda geldin. " dedi tanıdık bir ses. Ona aitti, Boris'e.
" Burası neresi? " diye sordum. Her zamanki gibi sigarasını yaktı.
" Burası senin müzen. Senin frezya çiçeği müzen. " dedi. Bu imkansızdı. Çiçeklerin bir müzesi olmazdı, hemen solarlardı. Kollarımı önümde bağladım.
" Çiçekler hemen solar. Müze olamayacak kadar kısa bir sürede hem de. " Dedim o ise kafasını sağa sola salladı.
" Hepsini gerçek mi sandın? " dedi gülerek. Onu ilk defa gülerken görüyordum. Eliyle bankı işaret etti,
" Sadece oradakiler gerçek, diğerleri sahte."
" Neden sahte? " diye sordum.
" Eğer hepsi solarsa müze olmazdı, senin adında tüm Savannah ta silinir di. Herkes seni unuturdu. " dedi. Etrafa çok fazla göz gezdirmemiştim, dikkatlice etrafıma baktığımda bir mezar gördüm. O tarafa doğru yürüdüğümde agzım açık kalmıştı.
" Mia Wilson 1999-" Yazıyordu. Ölüm tarihim yazmıyordu, ve bir cümle vardı,
" Unutmak, seni kaybetmek olurdu; biz seni hatırlamayı seçtik. " Yazıyordu. Ben ölmüş müydüm? Bu imkansızdı ben yaşıyordum.
" Ben öldüm mü? " diye sorduğumda Boris kafasıyla onayladı.
" Ama ben yaşıyorum. " Dedim ağlamaklı bir sesle.
" Sen öldün Mia, biz öldük Mia. " dedi Boris ve elindeki sigarayı çöpe attı. Garipti çünkü hep yere atardı.
" Ben ölmedim. " Dedim direnerek.
" Şimdi yaşıyor olsan bile ileride acımasızca öleceksin. " Dedi. Ölüm artık bana çok yakındı...
Günümüz
Mia
Tüm kemiklerim acıyordu, sızlayacak yerim kalmamıştı. Zorlukla gözlerimi açtım. Etrafıma bakıldığımda hala aynı yerdeydim.
Bodrum katında.
Yer benim kanımla boyanmıştı.
Nathan'ın bahsettiği şifre neydi? Benimle ne alakası vardı? Düşünecek vaktim yoktu, bu düşünceleri bir kenara bırakarak yavaşça doğruldum. Yerden destek alarak ayağa kalktım. Benim başıma gelen şey yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak olsa gerekti. Boris'ten kaçarken Nathan'a yakalanmıştım. Bodrum'dan dışarıya çıkmaya cesaretim yoktu.
Ya tekrar dan kaçırılırsam?
Dışardan bağırma sesleri geliyordu, bir kaç dakika sonra beş el silah sesi geldi.
" Tanrım ben neyin içine düştüm. " Dedim kendi kendime. Bodrum'un kapısı yüksek bir sesle parçalandı. Kapıdan elinde silahla Boris girdi. Onu gördüğüm an yerde yarısı kırılmış cam şişeyi elime aldım.
" Uzak dur Boris! " Diye bağırdım.
" Hayret adımı hatırlıyor muşsun." dedi gülerek.
" Pis sapık seni! " Diye çıkıştım. Fakat o bana doğru gelmeye devam etti.
" Yani sapık olsam senin gibi her yeri kana bulanmış, saçı başı dağınık, iki çift kahverengi göze aşık olmam heralde. " Dedi alayla. O kadar yaklaşmıştı ki aramızdaki mesafe kapanmıştı. Eliyle bileğimi sıkıca tuttu,
" Bırak! " Diye inledim. Ama o elimdeki şişeyi sertçe çekip aldı. Çenemi sertçe eliyle kavradı.
" Bir daha sözümden dışarıya çıkmayacaksın. " Dedi sert bir sesle. İlk defa gözleri bu kadar korkunç duruyordu. Kafamı sertçe geri itti ve kravatını gevşetti. Boris arkasını döndüğünde hiç düşünmeden hızla merdivenleri ikişer ikişer çıkıyordum ki bir bedene çarptım. Boris hemen elleriyle ensemi kavradı. Dirseğimi Boris'in karnına sertçe geçirdim.
" Siz ikiniz hiç değişmeyecek misiniz? " Diye sordu çarptığım adam.
" Şu hırçını görmüyor musun? " Diye sordu Boris. Bedenimi Boris'in ellerinden kurtarıp ikisini de karşıma aldım.
" Senin gibi katilden kurtulmak kolay mı? " Diye hayıflandım. Boris tek kaşını havaya kaldırdı. Çarptığım adam ise kahkahayı bastı.
" Katil mi? " Diye sordu Boris.
" Sapıktan katil rütbesine mi atladım? " Dedi gülerek.
" Komik mi? " Diye sordum kaşlarımı çatarak. İkiside kafasıyla onayladı.
" Sen kimsin? " Diye sordum çarptığım adama.
" Armand " Dedi elini uzatarak.
" Armand Blackwell" Dedi.
" Hatırlamıyor musun? " Diye sordu.
" Neden hepiniz bu soruyo soruyorsunuz? " Diye sordum. Armand Boris' e döndü, Boris ağzıyla bir kaç şey söyledi ama tam net duyamadım.
" Ben Grace'nin, senin en yakın arkadaşının abisiyim. Beni gerçekten hatırlamıyor musun? " Diye sordu. Boris elini Armand'ın omzuna koydu.
" O beni bile hatırlamıyor. Bırak zamanla hatırlar. " Dedi Boris gözlerini benden ayırmadan. Gözlerimi devirdim.
" Ona biraz zaman tanıyalım. " Dedi Boris bu sefer de gözlerini kısarak.
" Sizin gibi iki deliyle uğraşamam. " Dedim ve arkamı dönüp ilerlemeye başladım. Arkamdan gelen adım seslerini işitebiliyordum.
" Nereye gidiyorsun? " Diye sordu Boris bir imayla.
" Senin olmadığın bir yere. " Dedim.
Aptalsın Mia. Cebinde beş kuruş para yok, hatta telefonun bile yok. Aptalsın Mia.
" Cebinde beş kuruş para olmadan hatta ve hatta telefonun bile olmadan mı? " Diye sorduğunda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Şaşkınlıkla Boris'e baktığımda,
" Öyle bakma. " Dedi. Düşüncelerimi mi okuyordu?
" Düşüncelerini okumuyorum Mia. " Dedi Boris. Adımlarım geriye gitti.
" Yüz ifadenden ne dediğin anlaşılıyor. " Dedi ve aramızdaki mesafeyi kapattı.
" Benimle geliyorsun. " Dedi sert bir sesle.
" Gelmiyorum! " Diye çıkıştım.
" Geliceksin! " Diye bağırıp kolumu çekiştirmeye başladı.
" Dur! "
" Boris sana dur dedim! " Diye bağırıp tokatı suratına yapıştırdım.
Galiba en son bana 'bi'daha bana vurursan sana cart curt yaparım ' demişti. Elimi ağzıma götürdüm,
" Tüh galiba sana vurdum. " Dedim alayla ve arkama bile bakmadan koşmaya başladım. Koştukça yaralarım acıyordu, ben koştukça yaralarım kanıyordu.
Peki bana ne olmuştu da bunlar başıma geliyordu?
Neden Boris benim peşimi bırakmıyor du?
Bana ne olmuştu da geçmiş peşimi bırakmıyor du?
Cevabını bilmediğim sorular, nedenini bilmediğim yaralar, tanımadığım yüzler.
Peki neden?
Neden?
Neden ben?
Bir yandan hızlı koşuyordum, bir yandan da ağlıyordum. Ayağım taşa takıldı ve yuvarlanma başladım. Ben yuvarlanırken,
" Mia! " Diye bağırdı Boris. Gözyaşlarım çamur oldu, acılarım dinmedi.
Ben iyileşemedim.
Ve tek bir gerçek vardı,
-Unutulan her şey kaybolmazdı, sadece hatırlanmayı beklerdi...