İçeriğe geç

VENA

Bölüm 1 · 11 dk okuma

VENA

Bölüm 1

1.BÖLÜM- ASTERA

Yağmur, trenin camına usulca vuruyordu. Elowen Vale başını soğuk cama yaslamış, sisin içinde kaybolan kara çam ormanını izliyordu. Yol boyunca değişen tek şey yağmurun şiddetiydi. Aynı ağaçlar, aynı gri gökyüzü ve bitmek bilmeyen raylar... Kucağındaki siyah zarfı yeniden eline aldı. Parmakları, üzerinde kabartmayla yazılmış ASTERA AKADEMİSİ yazısının üzerinden geçti. Bu mektup üç hafta önce kapısının önünde belirdiğinden beri hayatı tamamen değişmişti. Okulun internette tek bir kaydı bile yoktu. Haritalarda görünmüyordu. Eski okul listelerinde adı geçmiyordu. Buna rağmen elindeki tren bileti gerçekti. Mektup gerçekti. Ve birkaç dakika sonra ineceği istasyon da gerçek olacaktı. Zarftan çıkan tek not hâlâ aklındaydı. "Gelmek zorundasın." Ne bir imza vardı ne de açıklama. "Birileri rica etmeyi hiç öğrenememiş." diye söylendi kendi kendine. "Astera'nın kimseye rica ettiği görülmemiştir." Elowen irkilerek başını çevirdi. Karşı koltukta oturan yaşlı kadın gazeteyi dizlerine indirmiş ona bakıyordu. Yolculuğun başından beri aynı vagonda olmalarına rağmen kadını ilk kez gerçekten fark ediyordu. "Bunu bana mı söylediniz?" Kadın hafifçe gülümsedi. "Bu vagonda senden başka söylenenleri duyabilecek kimse yok." Elowen etrafına göz gezdirdi. Gerçekten de bütün koltuklar boştu. "Haklısınız..." Kadın bastonunun sapını iki eliyle kavradı. "İlk kez mi gidiyorsun?" "Evet." "Korkuyor musun?" Elowen birkaç saniye düşündü. "Biraz." Kadın başını salladı. "İyi." Elowen kaşlarını çattı. "İyi mi?" "Korku, insanı hayatta tutar." Bunu söylerken yüzünde en ufak bir ifade değişmemişti. Şaka yapmıyordu. Tam o sırada tren yavaşlamaya başladı. Raylardan yükselen metal sesi vagonun içine yayılırken anons duyuldu. "Astera İstasyonu. Son durak." Elowen ayağa kalkıp çantasını omzuna geçirdi. Tam kapıya yönelecekti ki yaşlı kadın yeniden seslendi. "Genç kız..." Elowen dönüp baktı. Kadının gözleri doğrudan boynunun sol tarafındaki kırmızı doğum izine kaymıştı. Yüzündeki sakin ifade bir anda silinmişti. "...Demek söylentiler doğruymuş." Elowen eliyle boynunu kapattı. "Bir sorun mu var?" Kadın uzun süre sustu. "Sana onun doğum lekesi olduğunu söylediler, değil mi?" Elowen'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu. "...Evet." Kadın gözlerini ondan ayırmadı. "Keşke öyle olsaydı." Kapılar açıldığı anda bastonuna dayanarak vagondan indi ve kalabalığın arasında kayboldu. Elowen birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Çocukluğundan beri taşıdığı o kırmızı izin neden bugün herkesin dikkatini çektiğini anlamıyordu. Derin bir nefes aldı, omzundaki çantayı düzeltti ve perona indi.

Yüzüne çarpan keskin rüzgâr saçlarını savurdu. Başını kaldırdığı an ise nefesi kesildi. Karşısında yükselen yapı, gördüğü hiçbir okula benzemiyordu. Simsiyah taşlardan yapılmış devasa bir şato, sisin içinden yükseliyordu. Bulutların arasına uzanan kuleleri, yüksek kemerli pencereleri ve demir kapının iki yanında duran dev heykelleriyle bir okuldan çok unutulmuş bir krallığı andırıyordu. Kapının üzerinde yalnızca iki kelime yazıyordu: ASTERA AKADEMİSİ. Elowen istemsizce mırıldandı. "Bu okul değil..." "Ben de ilk geldiğimde aynısını söylemiştim." Elowen sesin geldiği tarafa döndü. Dağınık koyu kumral saçlı, kravatı gevşemiş bir çocuk elindeki sandviçten kocaman bir lokma almış ona bakıyordu. Gayet rahat görünüyordu. Sanki her gün böyle ürkütücü bir kalenin önünde takılıyormuş gibiydi. "Sonra alışıyorsun." dedi omuz silkerek. Elowen gülümseyip kaşını kaldırdı. "Ya alışamazsam?" Çocuk hiç düşünmeden cevap verdi. "O zaman alışmış gibi yapıyorsun. Burada çoğu kişi öyle yapıyor." Elowen istemsizce güldü. "Harika. Çok güven verici." Çocuk elini uzattı. "Divan Ash." "Elowen Vale." El sıkıştıkları anda Divan'ın bakışları kısa bir anlığına Elowen'in boynuna kaydı. Gözlerinde beliren şaşkınlık yalnızca bir saniye sürdü. Hemen eski rahat ifadesine döndü. "İlk günün olduğu için sana ücretsiz bir tavsiye vereceğim." dedi. "Dinliyorum." "Burada biri sana 'Merak etme.' derse tam o anda merak etmeye başla." "Neden?" "Çünkü o cümlenin devamı hiçbir zaman güzel bitmiyor." Elowen tam cevap verecekken arkalarından tok bir ses duyuldu. "Divan Ash." Divan gözlerini kapattı. "Ve işte... huzurum tam kırk üç saniye sürdü." Elowen istemsizce güldü. "Süre mi tuttun?" "İlk hafta tutuyordum. Sonra moralim bozulduğu için bıraktım."

Uzun boylu, siyah üniformalı bir adam ağır adımlarla yanlarına yaklaştı. Üzerindeki ceket tek bir kırışıklık bile taşımıyordu. Koyu gri gözleri önce Divan'a, ardından Elowen'e çevrildi. Yanlarından geçen öğrenciler konuşmalarını kesiyor, adamı görünce istemsizce yollarını değiştiriyordu. "Yeni öğrencileri girişte bekletme." dedi sakin ama sert bir sesle. Divan omuz silkti. "Bekletmiyorum." "O zaman?" "Karşılıyorum." "İzin vermedim." "İzin de istemedim." Elowen ikisinin arasında gidip gelen bakışlarını gizleyemedi. "Siz hep böyle misiniz?" diye sordu. Divan başını hafifçe yana eğdi. "Bu iyi hâlimiz." Kaelen ilk kez doğrudan Elowen'e baktı. "Ben Kaelen Thorn." "Elowen Vale." "Peşimden gel." Elowen birkaç adım attıktan sonra durdu. "Bu kadar mı?" Kaelen arkasını dönmedi. "Ne kadar olmalıydı?" "Hoş geldin falan..." Kısa bir sessizlik oldu. "Hoş geldin." dedi sonunda, sanki bunu söylemeye pek alışık değilmiş gibi. Divan kısık sesle güldü. "Bunu bana ilk gün söylememişti." Elowen merakla ona baktı. "Sana ne demişti?" Divan hiç düşünmeden cevap verdi. "'Geç kaldın.' dedi." "Geç kalmış mıydın?" "Hayır." "Peki neden öyle dedi?" Divan iç çekti. "İki yıldır ben de onu çözmeye çalışıyorum." Elowen bu kez kahkaha atmamak için kendini zor tuttu. Bu okul hâlâ ürkütücüydü ama en azından ilk tanıştığı kişi, ortamın bütün kasvetini biraz olsun dağıtabiliyordu.

Kaelen yürümeye devam etti. Divan da sandviçinin son lokmasını ağzına atıp ellerini üniformasına silkeledi. "Bu arada, seni resmî olarak ben gezdirmiyorum." dedi. "Kaelen görürse yine nöbet yazar." Elowen gülümseyerek yanında yürümeye başladı. "Peki şu an ne yapıyorsun?" Divan hiç bozuntuya vermedi. "Aynı yöne gidiyoruz. Tamamen tesadüf." Kaelen hiç arkasına dönmeden konuştu. "Yemekhane diğer tarafta." Divan birkaç saniye sessiz kaldı. "Yakalandık." Elowen bu kez gerçekten güldü. Divan'ın yaptığı şakalar komik olmaya çalışmıyordu; daha çok aklına geldiği gibi konuşuyor, bu yüzden doğal duruyordu.

Akademinin demir kapısından içeri girdikleri anda Elowen'in adımları yavaşladı. İçerisi dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü. Yüksek kemerli tavanlar, siyah taş duvarlar ve tavandan sarkan eski avizeler loş bir ışık yayıyordu. Koridorlarda onlarca öğrenci vardı. İlk bakışta sıradan bir okul gibiydi. Sonra ayrıntılar gözüne çarpmaya başladı. Bir kız, elindeki kitabı dokunmadan yanında yürütüyordu. İki erkek öğrenci kendi aralarında tartışırken birinin gözleri birkaç saniyeliğine altın sarısına döndü. Koridorun sonunda duran siyah saçlı çocuk ise avucunda dolaşan küçük bir alev topunu sıkılmış gibi çevirip duruyordu.

Elowen birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

"...Ben kesin rüya görüyorum."

Divan başını iki yana salladı.

"Keşke. Matematik dersi de gerçek."

"Şu an gördüğüm şeyler arasında en korkuncu o olabilir."

"Demek ki çabuk uyum sağlayacaksın."

Elowen istemsizce gülümsedi ama gülümsemesi uzun sürmedi. Koridorda yürüdükçe etrafındaki konuşmalar azalmaya başlamıştı. Önce birkaç kişi dönüp baktı. Ardından onların yanındakiler. Sonra biraz daha uzaktakiler...

Birkaç saniye içinde neredeyse bütün koridor sessizleşmişti.

Bu kez emindi

İnsanlar ona bakıyordu.

Daha doğrusu... Boynuna.

Elowen fark ettirmeden doğum izinin üzerine elini koydu. Bakışlar değişmiyordu. Kimisi şaşkındı, kimisi tedirgindi. Birkaç kişi birbirine bir şeyler fısıldıyor ama söyledikleri duyulmuyordu.

"Tamam..." dedi sessizce. "Buna artık biri açıklık getirebilir mi?"

Divan'ın yüzündeki rahat ifade ilk kez kayboldu

"Elowen..."

"Hayır, gerçekten. Trende bir kadın bu iz hakkında tuhaf şeyler söyledi. Sen gördüğünde bir an duraksadın. Şimdi de herkes bana sanki hayalet görmüş gibi bakıyor. Burada bilmediğim ne var?"

Divan cevap vermek için ağzını açtı ama aynı anda Kaelen durdu.

"Yeter."

Tek kelimeydi. Ne bağırmıştı ne de sesini yükseltmişti. Ama Divan anında sustu. Elowen kaşlarını çattı.

"Benimle ilgili bir şey saklıyorsunuz."

Kaelen bakışlarını ona çevirdi.

"Şu an öğrenmen gereken tek şey, o izi Yağmur, trenin camına usulca vuruyordu. Elowen Vale başını soğuk cama yaslamış, sisin içinde kaybolan kara çam ormanını izliyordu. Yol boyunca değişen tek şey yağmurun şiddetiydi. Aynı ağaçlar, aynı gri gökyüzü ve bitmek bilmeyen raylar... Kucağındaki siyah zarfı yeniden eline aldı. Parmakları, üzerinde kabartmayla yazılmış AS yazısının üzerinden geçti. Bu mektup üç hafta önce kapısının önünde belirdiğinden beri hayatı tamamen değişmişti. Okulun internette tek bir kaydı bile yoktu. Haritalarda görünmüyordu. Eski okul listelerinde adı geçmiyordu. Buna rağmen elindeki tren bileti gerçekti. Mektup gerçekti. Ve birkaç dakika sonra ineceği istasyon da gerçek olacaktı. Zarftan çıkan tek not hâlâ aklındaydı. "Gelmek zorundasın." Ne bir imza vardı ne de açıklama. "Birileri rica etmeyi hiç öğrenememiş." diye söylendi kendi kendine. "Astera'nın kimseye rica ettiği görülmemiştir." Elowen irkilerek başını çevirdi. Karşı koltukta oturan yaşlı kadın gazeteyi dizlerine indirmiş ona bakıyordu. Yolculuğun başından beri aynı vagonda olmalarına rağmen kadını ilk kez gerçekten fark ediyordu. "Bunu bana mı söylediniz?" Kadın hafifçe gülümsedi. "Bu vagonda senden başka söylenenleri duyabilecek kimse yok." Elowen etrafına göz gezdirdi. Gerçekten de bütün koltuklar boştu. "Haklısınız..." Kadın bastonunun sapını iki eliyle kavradı. "İlk kez mi gidiyorsun?" "Evet." "Korkuyor musun?" Elowen birkaç saniye düşündü. "Biraz." Kadın başını salladı. "İyi." Elowen kaşlarını çattı. "İyi mi?" "Korku, insanı hayatta tutar." Bunu söylerken yüzünde en ufak bir ifade değişmemişti. Şaka yapmıyordu. Tam o sırada tren yavaşlamaya başladı. Raylardan yükselen metal sesi vagonun içine yayılırken anons duyuldu. "Astera İstasyonu. Son durak." Elowen ayağa kalkıp çantasını omzuna geçirdi. Tam kapıya yönelecekti ki yaşlı kadın yeniden seslendi. "Genç kız..." Elowen dönüp baktı. Kadının gözleri doğrudan boynunun sol tarafındaki kırmızı doğum izine kaymıştı. Yüzündeki sakin ifade bir anda silinmişti. "...Demek söylentiler doğruymuş." Elowen eliyle boynunu kapattı. "Bir sorun mu var?" Kadın uzun süre sustu. "Sana onun doğum lekesi olduğunu söylediler, değil mi?" Elowen'in yüzündeki gülümseme yavaşça kayboldu. "...Evet." Kadın gözlerini ondan ayırmadı. "Keşke öyle olsaydı." Kapılar açıldığı anda bastonuna dayanarak vagondan indi ve kalabalığın arasında kayboldu. Elowen birkaç saniye olduğu yerde kaldı. Çocukluğundan beri taşıdığı o kırmızı izin neden bugün herkesin dikkatini çektiğini anlamıyordu. Derin bir nefes aldı, omzundaki çantayı düzeltti ve perona indi.

Yüzüne çarpan keskin rüzgâr saçlarını savurdu. Başını kaldırdığı an ise nefesi kesildi. Karşısında yükselen yapı, gördüğü hiçbir okula benzemiyordu. Simsiyah taşlardan yapılmış devasa bir şato, sisin içinden yükseliyordu. Bulutların arasına uzanan kuleleri, yüksek kemerli pencereleri ve demir kapının iki yanında duran dev heykelleriyle bir okuldan çok unutulmuş bir krallığı andırıyordu. Kapının üzerinde yalnızca iki kelime yazıyordu: Astera Akademisi. Elowen istemsizce mırıldandı. "Bu okul değil..." "Ben de ilk geldiğimde aynısını söylemiştim." Elowen sesin geldiği tarafa döndü. Dağınık koyu kumral saçlı, kravatı gevşemiş bir çocuk elindeki sandviçten kocaman bir lokma almış ona bakıyordu. Gayet rahat görünüyordu. Sanki her gün böyle ürkütücü bir kalenin önünde takılıyormuş gibiydi. "Sonra alışıyorsun." dedi omuz silkerek. Elowen gülümseyip kaşını kaldırdı. "Ya alışamazsam?" Çocuk hiç düşünmeden cevap verdi. "O zaman alışmış gibi yapıyorsun. Burada çoğu kişi öyle yapıyor." Elowen istemsizce güldü. "Harika. Çok güven verici." Çocuk elini uzattı. "Divan Ash." "Elowen Vale." El sıkıştıkları anda Divan'ın bakışları kısa bir anlığına Elowen'in boynuna kaydı. Gözlerinde beliren şaşkınlık yalnızca bir saniye sürdü. Hemen eski rahat ifadesine döndü. "İlk günün olduğu için sana ücretsiz bir tavsiye vereceğim." dedi. "Dinliyorum." "Burada biri sana 'Merak etme.' derse tam o anda merak etmeye başla." "Neden?" "Çünkü o cümlenin devamı hiçbir zaman güzel bitmiyor." Elowen tam cevap verecekken arkalarından tok bir ses duyuldu. "Divan Ash." Divan gözlerini kapattı. "Ve işte... huzurum tam kırk üç saniye sürdü." Elowen istemsizce güldü. "Süre mi tuttun?" "İlk hafta tutuyordum. Sonra moralim bozulduğu için bıraktım."

Uzun boylu, siyah üniformalı bir adam ağır adımlarla yanlarına yaklaştı. Üzerindeki ceket tek bir kırışıklık bile taşımıyordu. Koyu gri gözleri önce Divan'a, ardından Elowen'e çevrildi. Yanlarından geçen öğrenciler konuşmalarını kesiyor, adamı görünce istemsizce yollarını değiştiriyordu. "Yeni öğrencileri girişte bekletme." dedi sakin ama sert bir sesle. Divan omuz silkti. "Bekletmiyorum." "O zaman?" "Karşılıyorum." "İzin vermedim." "İzin de istemedim." Elowen ikisinin arasında gidip gelen bakışlarını gizleyemedi. "Siz hep böyle misiniz?" diye sordu. Divan başını hafifçe yana eğdi. "Bu iyi hâlimiz." Kaelen ilk kez doğrudan Elowen'e baktı. "Ben Kaelen Thorn." "Elowen Vale." "Peşimden gel." Elowen birkaç adım attıktan sonra durdu. "Bu kadar mı?" Kaelen arkasını dönmedi. "Ne kadar olmalıydı?" "Hoş geldin falan..." Kısa bir sessizlik oldu. "Hoş geldin." dedi sonunda, sanki bunu söylemeye pek alışık değilmiş gibi. Divan kısık sesle güldü. "Bunu bana ilk gün söylememişti." Elowen merakla ona baktı. "Sana ne demişti?" Divan hiç düşünmeden cevap verdi. "'Geç kaldın.' dedi." "Geç kalmış mıydın?" "Hayır." "Peki neden öyle dedi?" Divan iç çekti. "İki yıldır ben de onu çözmeye çalışıyorum." Elowen bu kez kahkaha atmamak için kendini zor tuttu. Bu okul hâlâ ürkütücüydü ama en azından ilk tanıştığı kişi, ortamın bütün kasvetini biraz olsun dağıtabiliyordu.

Kaelen yürümeye devam etti. Divan da sandviçinin son lokmasını ağzına atıp ellerini üniformasına silkeledi. "Bu arada, seni resmî olarak ben gezdirmiyorum." dedi. "Kaelen görürse yine nöbet yazar." Elowen gülümseyerek yanında yürümeye başladı. "Peki şu an ne yapıyorsun?" Divan hiç bozuntuya vermedi. "Aynı yöne gidiyoruz. Tamamen tesadüf." Kaelen hiç arkasına dönmeden konuştu. "Yemekhane diğer tarafta." Divan birkaç saniye sessiz kaldı. "Yakalandık." Elowen bu kez gerçekten güldü. Divan'ın yaptığı şakalar komik olmaya çalışmıyordu; daha çok aklına geldiği gibi konuşuyor, bu yüzden doğal duruyordu.

Akademinin demir kapısından içeri girdikleri anda Elowen'in adımları yavaşladı. İçerisi dışarıdan göründüğünden çok daha büyüktü. Yüksek kemerli tavanlar, siyah taş duvarlar ve tavandan sarkan eski avizeler loş bir ışık yayıyordu. Koridorlarda onlarca öğrenci vardı. İlk bakışta sıradan bir okul gibiydi. Sonra ayrıntılar gözüne çarpmaya başladı. Bir kız, elindeki kitabı dokunmadan yanında yürütüyordu. İki erkek öğrenci kendi aralarında tartışırken birinin gözleri birkaç saniyeliğine altın sarısına döndü. Koridorun sonunda duran siyah saçlı çocuk ise avucunda dolaşan küçük bir alev topunu sıkılmış gibi çevirip duruyordu.

Elowen birkaç saniye boyunca hiçbir şey söylemedi.

"...Ben kesin rüya görüyorum."

Divan başını iki yana salladı.

"Keşke. Matematik dersi de gerçek."

"Şu an gördüğüm şeyler arasında en korkuncu o olabilir."

"Demek ki çabuk uyum sağlayacaksın."

Elowen istemsizce gülümsedi ama gülümsemesi uzun sürmedi. Koridorda yürüdükçe etrafındaki konuşmalar azalmaya başlamıştı. Önce birkaç kişi dönüp baktı. Ardından onların yanındakiler. Sonra biraz daha uzaktakiler...

Birkaç saniye içinde neredeyse bütün koridor sessizleşmişti.

Bu kez emindi

İnsanlar ona bakıyordu.

Daha doğrusu... Boynuna.

Elowen fark ettirmeden doğum izinin üzerine elini koydu. Bakışlar değişmiyordu. Kimisi şaşkındı, kimisi tedirgindi. Birkaç kişi birbirine bir şeyler fısıldıyor ama söyledikleri duyulmuyordu.

"Tamam..." dedi sessizce. "Buna artık biri açıklık getirebilir mi?"

Divan'ın yüzündeki rahat ifade ilk kez kayboldu

"Elowen..."

"Hayır, gerçekten. Trende bir kadın bu iz hakkında tuhaf şeyler söyledi. Sen gördüğünde bir an duraksadın. Şimdi de herkes bana sanki hayalet görmüş gibi bakıyor. Burada bilmediğim ne var?"

Divan cevap vermek için ağzını açtı ama aynı anda Kaelen durdu.

"Yeter."

Tek kelimeydi. Ne bağırmıştı ne de sesini yükseltmişti. Ama Divan anında sustu. Elowen kaşlarını çattı.

"Benimle ilgili bir şey saklıyorsunuz."

Kaelen bakışlarını ona çevirdi.

"Şu an öğrenmen gereken tek şey, o izi

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.