Ardına bakmadan giden kıza dahada merak duyarak ata bindim ve annemin yanına gittim. Anne, beni görür görmez elindeki listeyi bana verip karşı krallıklardan bunları almamı istedi. Bende hazırlanmak için eve geçtim. Gerekli ihtiyaçlarımızı hazırlayıp ata yerleştirdim. Başıma bir şey gelmesi ihtimali ile kılıcımı keskinleştirdim. Son hazırlıkları yaptıktan sonra o gizemli kızı son bir kez görme umuduyla gizli olan bi o kadarda bilinen annem ile babamın tanıştığı çayıra gittim.
Kızın orda olmadığını gördüğümde üzüldüm. Atı ağaca bağlayıp ağacın altına uzandım. Kısa süre sonra koşan bir şeyin sesini duydum. Atı çözüp ata bindikten sonra o gizemli kızı gördüm. Korkuyla koşuyordu ve biraz daha koşsa nefessiz kalacaktı. Kızı yanına gidip atı onune kırdım " Atla hadi yolda olanları anlatırsın umarım" dedim. Kız gözlerime bakarken teşekkür ediyordu. Ata atladıktan sonra arada kayda değer bi mesafe bıraktıktan sonra kız olanları anlatti. Babasının borcu yüzünden kızı esir alacaklarmış. O adamları tanıyordum ve tanımak zorunda kalmıştım. Kızı eve bıraktıktan sonra tefecilerin yanına gittim ve liderleri olarak bilinen Bilal'i önce duvara yasladım sonrada kılıcımı gırtlağına dayadım. Olayın şokuyla bana bakarken " Sizi daha kaç kez uyarmam gerek. Kızları,kadınları ve çocukları artık salın. Hem o kız kim ve neden onu kovalıyosunuz" dediğimde Bilal sanki ona küfretmişim gibi bakıyordu. Kılıcı çekmemi işaret etti. Çektikten sonra derin bir nefes alarak bana baktı " Kızın ize borcu var. Çok mu merak ettin kızı ha? İsmi Hilal tatlı hanım bir kız gibi göründüğüne bakma sen anlayana kadar işinide bitirebilir" Bilal'e bakarak cıkladım " Bilal hala öğrenemedin beni. Cevabını bilmediğim şeyi sana sormam. Doğruyu anlat yada ben sana zor yoldan . Son olarak hiç bur kadına ve çocuğa dokunmayacaksınız" kılıcın sivri ucunu adem elmasın dayayarak " Kafanı bedeninden ayırırım. Ya insan olursunuz yada ceset olursunuz. Seçim sana kaldı Bilal" dedim.
Ordan çıktıktan sonra ata bindim ve kızın evine gittim. Kapıyı çaldım açan galiba annesiydi. Bana bakarken korkuyordu. Sonra gizemin ta kendisi olan Hilal geldi. Annesine bakarak bisey olmayacağının teminatını verdi. Annesi gittikten sonra bana bakarak " Buyurun içeri ayakta kalmayın lütfen. Sizi ayakta tutmak hoş olmaz üstelik beni esir alınmaktan kurtarmışken" gülümseyerek içeri girdim. Kızın babası bana bakıyordu ama sorun şuki hoşnutsuz şekilde bana bakıyordu. Ona bakarak " Merhaba beni tanıyorsunuzdur illaki ama ismimi söylemekte sakınca yoktur umarım. Ben Ayaz Alfa babamın daha cok teksil dükkanı var ama ben daha çok silah ve askeriye olarak dükkan yönetiyorum. Konuya gelelim. Borcunuz kalmadı hepsi halledildi ama bir daha tefecilere bulaşmayın" Bana inanmayacak bakıyordu sonra kızına baktı " Hilal seni kurtaran çocuk bu kişimiydi?" Hilal evet manâsında kafasını salladı. Kızın babası yine bana bakarak ama bu sefer sanki minnettarmış gibi " Teşekkürler evlat ve ne desem ne yapsam senin yaptığın ile eş değer olmaz" bende sorun olmayacağı söyledikten sonra tokalaşıp evden çıktım. Evden çıkarken lanet bir piç olan Bilal'i gördüm. Kılıcı çıkarıp hazır olarak beklerken " Neden buradasın. Ben şöyle desem daha mantıklı olur siktit git Bilal" Bilal bana kaş altından bakarak " Borcumu ver gideyim ortak çözüm " kafa sallayarak ata yerleştirmiş olduğum çantadan 1 kese altın attım Bilal'in önüne. Bilal gülümseyerek gitti. Bende ata binip giderken kız yanıma geldi " isminizi babamla konuşurken duydum Ayaz bey sevdiğim kişilere benden bi hediye veririm lütfen bu hançeri alın " gülümseyerek hançeri aldım ve kınısındaki işlemelere baktım. Tam benlikten kurt ve gül işlemesi vardı. Bende kederinden kimisi ile hançeri çıkarıp ona verdim " bende hayran olduğum kişilere benden bir parça veririm buyurun" şok olmuş gibi bakıyordu
Hilal'den Bana verdiği hediyeyemi şok olmalıydım yoksa bana hayran oluşuna mı? Kafam karışmıştı. İlk kez karşı cinsten doğru düzgün bir iltifat almıştım. Onun yaptığı gibi bende kınısındaki işlemelerine baktım. Çok güzeldi güneş ve ay yanyana ve güneş tutulması vardı. Anlamını biliyormuydu acaba? Güneş tutulması imkansiz aşkın olmadığını anlatırdı. Göndermemiydi yoksa anlamını bilmediği bir işlemeyi kınısında mı taşıyordu. Göz ucuyla baktım çocuğa. Uzun boyluydu çünkü bizim kapının boyu 190 yada 180di. Kapıdan eğilerek geçmişti. Nerdeyse siyaha yakın ama güneşte kumral saçlıydı. Kolundaki çizimde bile kınısındaki işleme vardı. Gözleri yeşile çalan bir renkti yada elaydı. Korumacıydı tanımadığı kişilere bile. Ama bi o kadarda caniydi sevmediği kişilere kapıdan izlediğimde o lanet kişinin gırtlağına kılıcını dayamasi saniyesini almamıştı. Beni bilmemesine rağmen babamın borcunu ödemişti. Onun için değersiz bir miktardı galiba çünkü direkt bir kese altını direkt onune atmıştı fazla düşündüm. Çocuk hala bana bakıyordu diğer bir deyişle inceliyordu. Çocuğa bakarak "İşlemesi kolundakiyle aynı anlamını biliyomusun peki" gülümseyerek kafasını salladı " Evet biliyorum güneş tutulması imkansiz aşkı temsil eder ay ile güneşin görün saatleri birbirinden farklı ama 80 kusur yılda bir araya geliyorlar öyle işte galiba sende biliyorsun. Hava kararmaya başladı benim işlerim var haftaya çayıra gel istersen orda konuşalım olurmu?" Kafamı sallayarak onaylandıktan sonra o gideceği yere gitti bende eve girdim.