İçeriğe geç

Velia'nın Ateşi

Bölüm 7 · 12 dk okuma

Velia'nın Ateşi

Bölüm 7

Suyun Sessiz Ayrılığı

Birkaç saat önce,Mavi Mağara'dan çıkıp akademiye doğru ilerlerken, hava biraz serindi. Yol boyunca, Melody ve Skyler sessizdi.Leon ise düşüncelerini derinlere gömmek için her fırsatı değerlendirmek istiyordu. Ama o an, Skyler'ın davranışları dikkatini çekti.Skyler, normalden farklıydı. Kendisini biraz geri çekmişti, biraz daha mesafeli, bir şeyler saklıyordu. Leon, ona doğru birkaç kez bakıp geçse de, bir şeylerin farkına varmıştı. Zamanla ilgili yeteneğini kullanarak, Skyler'ın içindeki sakladığı sırları öğrenmeye karar verdi. Sormadan, doğrudan zihnine girecekti.Melody birden duraksadı. Bir anda başı dönmüş gibi hissetti ve içinden bir şeyler yapmak zorunda olduğunu fark etti. "E-eh, bir dakika," dedi, sesi biraz titreyerek. "Tuvalete gitmem lazım." Skyler, ona kayıtsızca başını sallayarak devam etti. Melody, bu fırsatı değerlendirip onların yanından uzaklaştı.Birden, Leon, Skyler'ın kollarını sertçe tuttu ve zihninde yolculuğa başladılar. Skyler, ne olduğunu anlayamadan Leon'un içindeki güç, onun zihnine girmeye başladı. Birden, Melody'nin annesinin intikamını almak istemesiyle ilgili anılar gözlerinin önüne serildi. O notu gerçekten Melody'nin yazdığını, intikamın her adımda ne kadar derinlemesine işlendiğini gördü. Ve Skyler, kendisinin neden Melody'ye yardım ettiğini fark ettiğinde, her şeyin bir maske olduğunu, gerçeğin çok farklı olduğunu anlamıştı.Leon bir adım geri çekildi ve derin bir nefes aldı. "Biliyordum," dedi Leon soğuk bir sesle. "Bir işler çevirdiğinizi biliyordum."Skyler, sadece ona baktı. Bir kelime bile edemedi, ne diyeceğini bilmedi. Leon'un gözlerinde soğuk bir hesaplaşma vardı.Sonra, Leon'un sesi tekrar yankılandı. "Bundan sonra, Melody'yi çatı katına çekeceğim," dedi, her kelimesinde bir tehdit vardı. "Kızı orada çok iyi bir şekilde öpeceğim, sonra orada yüzüstü bırakacağım." Leon, "Gerçekleri söyleyecek. Ve sonra gelip sana anlatacak." diye devam etti.Skyler'ın içinde korku dalgası büyüdü. Leon'un her sözü, bir tehdit gibi kafasında yankılandı. "Eğer bunu yapmazsan, Skyler..." Leon'un sesi daha da sertleşti, "İkinizi de akademiden attırırım."Skyler'ın kalbi hızla çarpmaya başladı. "Hayır," demek istedi ama sesini çıkarmaya cesaret edemedi. Leon'un bakışları adeta buz gibi, soğuktu. "Ve Melody'ye daha kötü şeyler de yapabilirim. Onu tek başına bırakmak, ona zarar vermek çok kolay olacak." Leon'un sözleri, Skyler'ın içindeki son direnci de kırdı."Hayır, lütfen," dedi Skyler, tedirgin bir şekilde. "Bunu yapma." Ama içindeki korku, her sözcüğün daha da derinleşmesini sağladı.Skyler, başka bir çıkış yolu bulamadı. Bu tehdit, ona son şansı tanıyordu. "Tamam," dedi, ve bir süre daha gözlerini kapalı tutarak, kabul etti. "Ama bir şartla," dedi Skyler, dudaklarını sıkarak. "Melody'nin başına bir şey gelirse, seni asla affetmem."Leon, gözlerini kısarak ona baktı, ama "Bunu unutma," diye mırıldandı.Melody işini halledip yanlarına döndüğünde,Leon ve Skyler'ı birbirine bakarken gördü. Bir anlık bir sessizlik vardı. Melody, "Ne oluyor burada?" diye sordu, merakla bakarak.Skyler ve Leon, birbirlerine bakarak durumu gizlemeye çalıştılar. "Bir şey yok," dedi Leon soğukça. Skyler ise sadece "Hiçbir şey," diye fısıldadı.GünümüzBirkaç gün geçmişti, ama Melody hala odasında yalnız başına kalıyordu. Geceleri, Skyler'ın ihanetini düşündü, yavaşça nehrin kenarına savrulmuş bir yaprak gibi yalnız kaldığını hissetti. Bu kadar yakın arkadaşına, güvenebileceği birine nasıl ihanet edilebilirdi? Özellikle de ona, Melody'ye olan duyguları ve planları her geçen gün daha karmaşık hale geliyordu.Derslere gittiği her gün Skyler'ı gördü. Ancak, ikisi arasında o eski yakınlık yoktu. Skyler, Melody'nin yanına yaklaşmıyor, derslerde hep diğer arkadaşlarıyla konuşuyor, ya da yalnız kalmayı tercih ediyordu. O anlarda, Melody'nin gözleriyle izlediği Skyler'ın yüzünde, bir anlığına bir pişmanlık gibi bir ifade olduğunu fark etti. Bu, sadece bir anlık bir kırıklık mıydı, yoksa daha derin bir şeyler mi vardı? Melody'nin kafası karıştı.Bir gün, Skyler bir grup öğrencinin arasında, oldukça uzak bir köşede oturuyordu. Melody gözleriyle Skyler'ı izlerken, genç kızın yüzündeki ifade aniden değişti. O anki pişmanlık duygusu, hemen bir soğukluğa dönüştü. Sanki, Melody'ye bakan gözlerde bir nevi zalimlik, karanlık bir taraf vardı. O an hissettiği şeyin ne olduğunu tam olarak anlayamadı, ama içindeki hisler karıştı.İçsel bir çatışma başladı. "Bunu nasıl yapabildin?" diye sordu kendi kendine. Skyler'ın ona karşı olan tutumu, ihanetin ötesinde bir şeyler saklıyordu. Melody, bu değişimi hissetse de, ne yapacağını bilemiyordu. Duygularının, zamanın, ve insanların ne kadar değişebileceğine dair yeni bir korku büyüyordu içinde. Her adımda, Skyler'ın ona karşı neden böyle davrandığını sorguluyordu ama bir cevap bulamıyordu.Bundan sonra, birkaç gün boyunca Melody, Skyler'ı hiç görmedi. Derse geldiğinde, onun yokluğunu fark etti. Öğrenciler arasında adı bile geçmedi. Her gün, ders sonrası odasına dönerken içindeki o boşluk biraz daha derinleşti. Bir şeyler doğru gitmiyordu, ama ne olduğunu anlamak o kadar zordu ki, her geçen gün daha da yalnız hissetti.Bir an, Leon'a Skyler'ın nerede olduğunu sormak istedi. Sonuçta, Skyler ona ihanet etmişti ve Leon'la yakındı. Belki Leon bir şeyler biliyordu. Ama bu düşünce, Melody'nin içinde bir anlık bir korku uyandırdı. Leon'a bu soruyu sormak, ona yaklaşmak, ya da bir şekilde yüzleşmek bile ona korku veriyordu.Leon'a yaklaşmak bir yana, ona bakmak bile, melodinin içinde bir kabus gibi yankılanıyordu.Bu yüzden, o düşünceyi hemen kafasından atarak, sadece sessizce yoluna devam etti.Birkaç gün daha geçmişti ve Melody, Skyler hakkında her geçen gün daha fazla endişelenmeye başladı. Derslere gelmemesi, birdenbire ortadan kaybolması, her şeyde bir tuhaflık vardı. Melody, Skyler'ın ihanetine dair hissettiği öfkeyi bir kenara bırakıp, artık onu bulma konusunda bir şeyler yapması gerektiğini fark etti.Her gün, Skyler'ın yokluğunun etkisi biraz daha büyüyordu içinde. Belki de yalnızca içindeki boşluğu bir şekilde doldurabilmek için, Skyler'ın durumunu merak etmeye başlamıştı. Ne olursa olsun, o kız bir zamanlar en yakın arkadaşıydı. Ve bir şeyler yanlış gidiyordu. Melody bunu daha fazla içinde tutamayacak birilerine söyleme kararı verdi ve bu kişi profesör alden olacaktı,çünkü Melody birşekide Alden'nin iyi bir profesör olduğunu ve bu konuda yardım edebileceğini düşünüyordu.Alden'in odasına gittiğinde, ona kısa bir selam vererek, "Profesör, Skyler hakkında bir şeyler öğrenmek istiyorum. Onu birkaç gündür görmedim. Herhangi bir şey biliyor musunuz?" diye sordu, sesinde endişe barındıran bir ton vardı.Profesör, Melody'nin ciddiyetini fark etti ve dikkatle ona baktı. "Bunu hemen araştıracağım," dedi ama yüzünde bir kaygı yoktu. Melody, yine de gözlerinde hafif bir belirsizlik hissetti. "Akademide kaybolan birini hiç fark etmiyor musunuz?" diye sordu, daha da sinirlenerek. "Birçok öğrenci bir arada yaşıyor. Eğer bir sorun varsa, hemen bir şeyler yapmalıyız."Profesör başını salladı ve "Tabii, ilgileneceğim," dedi, ama Melody'nin içindeki tedirginlik geçmemişti. Skyler'ın kaybolmuş olmasının ardında daha büyük bir şeyler olabileceğini hissetti. Bu düşüncelerle, başını eğip, hızla odayı terk etti._____________O gün, Skyler derin ormanın içlerine doğru adım adım ilerledi. Güneş, yaprakların arasından süzülen ince ışık hüzmeleriyle, yere hafifçe dokunuyordu. Ağaçların arasında yürürken, havada henüz sabahın taze kokusu vardı. Ormanın sessizliği, ona ihtiyacı olan yalnızlığı sunuyordu. Melody'nin ihanetine dair kafasında yankılanan seslerden uzaklaşmak için, bu ortamı kendine sığınak yapmıştı.Bir süre sonra, ormanın kalbinde, büyük bir göletin kenarına vardı. Burası, Skyler'ın küçükken de sıklıkla gelip yalnız başına vakit geçirdiği, huzur bulduğu bir yerdi. Derin bir nefes aldı, gözlerini kapattı ve ellerini suya doğru uzattı.Bir an, suyun yüzeyine bakarken, sanki zaman durdu. Elleriyle nazikçe hareket ederken, suyun soğukluğu derisine dokundu. Su, içindeki element gücünü hissederek, parmaklarının ucundan yukarı doğru yavaşça hareket etmeye başladı. Önce sadece minik dalgalar oluştu. Ama Skyler'ın niyeti farklıydı. Her şeyden önce, kontrolü tamamen elinde tutmak istiyordu. Gözlerini açtı ve ellerini biraz daha güçlü bir şekilde hareket ettirdi.Suyun yüzeyi hafifçe kıvrılmaya başladı, ince ince şekil almaya başlamıştı. Birkaç saniye içinde, sanki suyun akışını elleriyle şekillendiriyormuş gibi bir hisse kapıldı. Elleriyle suyu çekip iterek, küçük dalgalar oluşturdu, fakat bununla yetinmek istemedi. Gücünü daha fazla hissetmek, suyu daha fazla manipüle etmek için konsantre oldu.Bir an için, suyun içine doğru odaklandı ve suyun akışını tamamen değiştirdi. Ellerinin etrafında, su büyük bir hızla dönmeye başladı. Suyun yüzeyinden yükselen minik çalkantılar, hızla büyük bir spiral şeklini alarak, etrafındaki havayı da sarmaya başladı. Skyler, her hareketinde suyu daha fazla kontrol ettiğini hissediyordu. İstediği şekilleri vermek için suyun içinde bir anlam yaratmak, ona bir çeşit güç ve özgürlük veriyordu.Her hareketiyle suyun sınırlarını zorluyor, onun gücünü bir adım daha ileriye taşıyordu. Dalgalar birbirine karışıp yeniden şekil alırken, suyun gücüne olan hakimiyeti, ona hem güven veriyor hem de içindeki boşluğu bir nebze dolduruyordu.Ama birden, ellerinin ucunda suyun şekil aldığı anlarda, bir düşünce belirdi kafasında: "Melody... Ne kadar uzaklaştı benden?"Bunu düşünmek istemedi, ama içindeki pişmanlık, kendisini yakaladı. O kadar ileri gitmişti ki, suyun hareketine odaklanarak bu duyguyu bastırmaya çalıştı. Ama bir yandan da, her şeyin sona erdiğini düşündü. Melody'ye karşı olan duygularının karmaşıklığına, daha fazla yaklaşmak istemediğini fark etti.Suyun içinde şekil almaya devam etti, ama bir yandan da içindeki boşluk büyüdü. Melody'nin her bir davranışını düşünmek, onu geçmişe hapsolmuş gibi hissettiriyordu. Şimdi burada, yalnız başına, suyun gücüyle yüzleşirken, aralarındaki bağlantının ne kadar değiştiğini fark ediyordu.Skyler, suyun içinde şekil aldırırken, birden arkasından gelen bir sesle irkildi. Sanki suyun ve ormanın huzurunu bozan, tanıdık bir ses, derinliğin içinde yankılandı."Skyler..."Gözleri, suyun yüzeyine odaklanmıştı, fakat bir şey, içindeki huzuru parçalamıştı. O tanıdık ses... Bu sesi tanıyordu. Vücudu bir an için kasıldı, kalbi hızla atmaya başladı. Bir şeylerin ters gittiğini hemen hissetti. Bir hayalet gibi, geçmişin karanlık köşelerinden çıkıp geliyordu.Bir an için, düşünmeden sadece bağırdı."Hayır!"_______________Skyler'ın kaybolmuş olması, sadece bir öğrencinin kaybolması anlamına gelmiyordu; akademinin güvenliği, düzeni ve pek çok şey tehdit altındaydı. Bu durumun hemen araştırılması gerektiğini fark etti. Gözleri, kısa bir süre için kasvetli bir düşüncenin içinde kayboldu, ama sonra hızla toparlanarak, etrafına döndü. Melody'ye seslendi."Sen ve birkaç kişi daha, Skyler'ı bulmamıza yardımcı olun. Bu kayboluş basit bir durum değil."Melody, profesörün yüzündeki ciddiyeti gördü ve bir an için içindeki kaygıyı bastırmaya çalıştı. Bu, sadece bir kayboluş değildi; bu, bir şeylerin yolunda gitmediğini hissettiriyordu. Profesör, hemen birkaç öğrenciye de arama emri verdi ve gruplar halinde ormana doğru yöneltiler.Leon da gruptaydı. Ancak Melody ona bakmak istemedi. Hala, içindeki rahatsızlık ve korku her adımda hissediliyordu. Ama başka seçeneği yoktu; Skyler'ı bulmak zorundaydılarProfesör, ağır adımlarla bir yöne doğru ilerledi, ama grup hala onun arkasında ve bir şekilde karanlık ormanın derinliklerine doğru yöneliyordu.Profesör, birkaç adım attıktan sonra aniden durdu ve ellerini açarak havayı hissederek, çok derin bir odaklanma içine girdi. Gökyüzü bile bir anda değişmiş gibi hissettiriyordu. Bir rüzgar, yerinde durdu. Her şey, saniyelerle birbiriyle çelişiyormuş gibi. Melody, profesörün her hareketini dikkatle izledi. Ne de olsa, profesörün gücü, normalde herkesin anlamakta zorlanacağı türden bir şeydi. Zamanla bağlantılı bir güç... Herkesin, sadece başlangıçtaki ufak bir detayla başladığını düşündüğü zaman, profesör bunun çok daha derin olduğunu biliyordu.Profesör Alden'in elleri yavaşça havada dalgalandı. Yavaş ama kararlı bir şekilde, her hareketiyle etrafındaki havayı farklı yönlere büküyordu. Gözleri, boşluğa odaklanmış, sanki zamanın her anını çarpıtıyordu. Bir anda, etrafındaki ortam değişmeye başlamıştı. Ağaçlar, gövdelerinin etrafında bir titreme hissiyle bükülüyordu. Bir an, her şey bulanıklaştı, rüzgarın hızı arttı ve etrafında her şey zamanla bozuluyormuş gibi hissetti.Melody, profesörün gücünün etrafındaki havayı nasıl büküp, nasıl bambaşka bir yön vermeye başladığını izledi. Zaman, her anı geçmek yerine, birkaç saniye içinde geri alındı ya da ileriye doğru kaydı. Ama bu güç, sadece fiziksel değil, daha fazlasıydı. Sanki her bir milisaniye, bir anlık parmak uçlarına kadar uzanabiliyor ve sonra kayboluyordu. Zamanı bükmek, etrafındaki her şeyin gerçeğini değiştiriyordu. O an, profesörün hareketleriyle zamanın içinde bir delik açılmaya başladı. Havanın gidişi değişiyordu, yer çekimi bile biraz daha zayıflamış gibi hissediliyordu.Profesör Alden'in elleri daha sıkı bir şekilde birleştiğinde, zamanın üzerinde şeffaf bir kalkan gibi bir şey belirdi. Bu, her şeyin geçişini hızlandırıyordu; ancak aynı zamanda bir şüphe de taşıyordu. Profesör, zamanın normal akışını saptırarak, geçmişin ve geleceğin iç içe geçtiği bir boşluğa açılmaya çalışıyordu. Orman tamamen sessizleşti. Sadece profesörün hareketleriyle bükülen zamanın yankıları vardı.Bir an, her şey bir boşluğa doğru çekildi. Her şeyin yerinde durduğu hissi vardı. Ama sadece birkaç saniye... O saniyede profesör, doğru zamanı bulamayacağını fark etti. Skyler'ın kaybolduğu nokta, zamanın dışında, bu evrende olmayan bir yer gibi hissediliyordu. Her zaman aradığı, ama bir türlü bulamadığı bir delik..."Yok," dedi profesör, derin bir iç çekişle, karanlık ormanın içine bakarak. "Bu, bizim zamanımızda değil. Her şey kaybolmuş gibi..."Melody, profesörün bu kelimelerini duyduğunda bir soğukluk hissetti. Ne demek istiyordu? Zamanı bükmeye çalıştıkça, başka bir boyuta, başka bir gerçeğe mi gitmişti? Hangi zamanda ve hangi gerçeklikteydiler?Profesörün sesi, Melody'yi derin düşüncelere sürüklerken, etrafındaki grup da tedirgin şekilde bekliyordu. "Burada bir şeyler yanlış... Bu evrende değiliz. Skyler'ın kaybolduğu yer, zamanın içinde kaybolmuş bir nokta."Her şeyin kaybolmuş olduğu, sadece zamanın değil, her şeyin varlıklarının büküldüğü bir noktaydı. Buradan nasıl geri döneceklerdi? Bu, zamanın içinde bir boşluk muydu?Profesör Alden, başını eğip, gruptan uzağa bakarak derin bir düşünceye dalarken, orman bir kez daha sessizleşti.profesör ellerini bir kez daha havaya kaldırdı. Zamanın akışını bölen bir dalga yayılmaya başladı. Etrafındaki hava titremeye, dalgalar gibi yayılmaya başladı. Profesör, bu defa daha fazla güç kullanarak, bir zaman delici oluşturdu. Her bir adımda, çevresindeki dünya daha da bozuluyor, zamanın dokusu erozyona uğruyordu. Havanın içinde, mekânın sınırları iyice silikleşti.Profesörün güç kullanımı, zamanın kendisini büküp, yer çekimi gibi temel kuvvetleri de etkileyerek, etrafındaki her şeyin algısını değiştiriyordu. Zamanın sıfır noktasına kadar gidiyor, her şeyin başlangıcına doğru bir yolculuk başlatıyordu. Her bir adımda, geçmiş, şimdi ve geleceğin birleştiği bir noktada ilerliyorlardı. Etraflarındaki orman, soluklaştı; her şey, bir film kaydının hızla geri sarılması gibi, bir noktada neredeyse yok oldu.Zamanın akışıyla oynamak, profesör için artık bir anlık işlem haline gelmişti. Bir anda havada şeffaf bir ağ belirdi, zamanın kendisini bükerek açılan delikten ilerlemeye başladılar. Her adımda, etraflarındaki dünya daha da bulanıklaşıyor, bir başka zaman diliminde var olduklarını hissediyorlardı. Her şeyin geçişi, anlık bir şimşek gibi parlıyordu. Profesör, biraz daha ilerledikçe, uzaklardan bir ışık gördü. O ışık, Skyler'ın kaybolduğu yeri işaret ediyordu."Burada," dedi profesör, sesinde belirgin bir tını vardı. "Zamanın dışında bir nokta, bizim dünyamızda olmayan bir yer... Skyler'ın kaybolduğu yer tam olarak burası."Grupları, profesörün önünde belirginleşen bu noktada durdu. Profesör bir adım daha attı ve ormanın derinliklerine doğru bir boşluğa adım attı. Boşluk, zamanın ve mekânın dışındaki bir alandı; ışıklar ve karanlıklar birbirine karışmıştı, her şeyin olduğu ama aynı zamanda hiçbir şeyin gerçek olmadığı bir alan. Orada, Skyler'ın kaybolduğu anın yankıları vardı.Bir an, profesörün elleri havada hareket ederken, zamanın dışındaki bu noktada, her şeyin kaybolmuş olduğu hissiyatı yoğunlaştı. Hava soğudu, fakat hiçbir rüzgâr esmedi. Her şey, bir zaman diliminde kaybolmuştu.Zamanın dokusu, profesörün gücünün etkisiyle, bir anda büküldü. Her şeyin derinliklerine indikçe, profesör hızla bir çözüm bulmaya çalışıyordu. Gözleri, kaybolan her şeyi çözmeye odaklanmıştı. Bir noktada, etrafındaki karanlık, yavaşça açılmaya başladı. Sonunda, bir ışık huzmesi belirdi ve o ışığın merkezinde, Skyler'ın kaybolduğu yerin izleri ortaya çıkmaya başladı.Melody ve diğer öğrenciler, profesörün işaret ettiği yöne odaklandılar. Tüm grup, dikkatle etrafa bakarken, ormanın karanlığından yavaşça bir figür belirmeye başladı. Önce belirsizdi, ama birkaç saniye içinde, o kişi belirginleşti. Bu, yırtık pırtık giysiler içinde, oldukça yorgun ve yaralanmış biriydi. Skyler'dı.Skyler, gözleri neredeyse kapanmış, yüzü kan içinde, vücudu zorla ayakta duruyordu. Ancak, bir şekilde oraya kadar gelmişti. Melody, bir an için şaşkınlıkla ona baktı, ama gözlerinden bu görüntüyü silmeye çalışarak, hemen yanına koştu."Skyler!" diye seslendi Melody, ancak Skyler sadece gözlerini açarak, güçsüz bir şekilde ona bakabildi. Melody hızla yanına gitti ve onu tutarak dizlerinin üzerine çöktü. Gözlerinden akan yaşlar, yanaklarından süzüldü.Skyler, zayıf bir şekilde gülümsedi ve Melody'ye bakarak, "Ben sana ihanet etmedim..." dedi. "Leon... Her şey onun suçu. Başıma her şey onun yüzünden geldi..."

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.