Öğretmenin odasında geçen sessizlik, Melody'nin Leon'un sorusuna nasıl cevap vereceğini düşündüğü anlarla daha da ağırlaşıyordu. Leon, gözlerini ona dikip, "Bunu nereden duydun?" diye sormuştu, sesi düz ve soğuktu. Melody, bu soruya karşılık verirken bir an ne söyleyeceğini tam olarak kestiremedi. Derin bir nefes aldı, sonra biraz dağınık bir şekilde gülümsedi. "Eee... Herkes konuşuyor işte," dedi, sesinde belirsiz bir rahatlık vardı, ama gözleri hala Leon'un bakışlarının altında kayboluyordu. "Sadece kulaktan dolma bir şeyler." Leon, gözlerini daraltarak ona bakmaya devam etti. Cevabın ne kadar geçiştirici olduğu, gözlerinden kaçmıyordu. "Kulaktan dolma mı? Hadi canım..." dedi, hafif bir alayla, ama hala Melody'nin söylediklerine tam olarak inanmıyordu. "Buna gerçekten inanmamı mı bekliyorsun?" Melody, bu şüpheli bakışlarla karşılaşınca, kalbinin biraz hızlandığını hissetti. Ama yüzüne yansıtmamaya çalışarak, gülümsedi ve "Evet, tabii," dedi, gözlerini kaçırarak. "Her şey yolunda, Leon." O anda, Skyler, yanlarında sessizce beklerken hafifçe geriye adım attı. "Sanırım başım biraz ağrıyor," dedi, sesi biraz yorgun ama oldukça sakin bir şekilde. "Biraz dinleneceğim. Hadi siz devam edin." Melody, Skyler'ın söylediklerini duyar duymaz başını sallayarak, "Tabii, sen dinlen. Görüşürüz," dedi. Gözleri, Skyler'ı endişeyle takip etti, ama bir şey söylemektense sadece ona nazikçe bakmayı tercih etti. Skyler, başını hafifçe eğip, hızla odanın kapısını aralayarak çıktı. Melody ve Leon yalnız kaldılar. Hava, odadan çıkarken biraz daha soğumuş gibiydi. Leon'un omuzlarındaki gerilim, Melody'nin her adımında daha da belirginleşiyordu. Leon, gözlerini ona sabitleyerek, biraz daha yavaş yürüdü. Melody, biraz mesafe koyarak onun önünde yürüdü. Göz ucuyla Leon'a baktığında, onun hala kafasında bir soru işaretiyle dolu olduğunu fark etti. Bir an, Leon ona dönerek, biraz daha fazla yaklaştı ve "Beni takip etmenin gerçekten bir anlamı yok, Melody," dedi, sesi yine o soğuk, sert tonda. Melody, derin bir nefes alarak yürümeye devam etti. "Ben sadece... seni yalnız görmek istemiyorum, o kadar." Leon bir süre suskun kaldı. Yavaşça adımlarını hızlandırarak, "Gerçekten dost olduğumuzu mu düşünüyorsun?" diye sordu, tonunda hala bir mesafe vardı. Melody, onun bu sorusuna cevap vermedi. Sadece önünde yürümeye devam etti, bir an kafasında tüm düşünceler geçerken, hiçbir şeyin kolay olmayacağını biliyordu. Sadece..." diye başladı Melody, gözlerini Leon'dan kaçırarak, "Sadece seni daha iyi anlamak istiyorum. Çoğu zaman yalnız görünüyorum, sen de... Belki biraz daha yakın olmak gerek." Leon, duraksamadan, aralarındaki mesafeyi yeniden belirlercesine bir adım geriye çekildi. "Yalnız mı? Bunu sen nasıl görüyorsun?" diye sordu, bir yandan Melody'nin söylediklerini anlamaya çalışıyordu. Ama Melody, o an sadece zaman kazanmak istiyordu. "Bazen insanlar, yalnız hissettiklerinde başkalarına yaklaşmak isterler. Ben de..." dedi Melody, cümlesini tamamlamadan gözlerini yere indirdi. İçinden geçirdiği bir başka düşünce ise tamamen farklıydı: Bu mesafeyi kaldırmak, ona daha yakın olmak, onu anlamak... Leon'u manipüle etmek... Ama bu gerçekleri dışarıya vurmak, duygusal bir bağ kurmak, bir noktada planını tehlikeye atabilirdi. Bir süre sessiz kaldıktan sonra, "Gerçekten dost olabiliriz, değil mi?" dedi, sözleri yavaşça havada kayboldu. Fakat o an, bir yudum sevgi veya samimiyet hissettiğini hissetmişti; ancak bu, daha çok planının bir parçasıydı. Leon, ona bir süre soğukkanlı bir şekilde baktı. Gözlerindeki derinlik, Melody'nin söylediklerinin ötesinde bir anlam taşıyordu. "Dost muyuz? Belki... Ama fazla yakınlık bazen işleri karıştırabilir." Bir adım daha geriye çekildi ve bakışları değişmeden, "Arkadaş olarak kalmak daha iyi olacak," dedi. Melody, Leon'un uzaklaşan tavırları karşısında içindeki planın hala sağlam olduğunu bilerek, "Tabii ki," dedi. Ama o an, içindeki gerilim daha da arttı. Bu yakınlık, ona ihtiyacı olduğu gücü sağlamak için bir araçtı. Yavaşça ve emin adımlarla yürürken, Leon'un arkasında kalan düşüncelerine takılı kalmamak için kendi planını gözden geçirdi. Melody, dikkatlice adımlarını sessiz tutarak, Leon'un peşinden gitmeye karar verdi.Kalbinin hızlı atışı, her adımda ona yaklaşırken bir yandan da zamanın ne kadar yavaş geçtiğini hissettiriyordu. Onun nereye gittiğini görmek, bir şekilde bu yolculuğun ona ne kazandıracağını anlamak, içindeki amacı ona yön veriyordu. Leon'un her adımında, içinde ne kadar daha yakınlaşması gerektiğini duyuyordu. Bir süre sonra, akademinin büyük binasının çatısına doğru ilerlediğini fark etti. Leon, bu yüksek noktalara ne için çıkıyor olabilirdi? Melody bir an duraksadı. Burası, hemen herkesin uzak durduğu, yalnızca bazı üst düzey öğrencilerin zaman zaman uğradığı bir yerdi. Ama burada ne vardı? Ona yaklaşmak kolay değildi, ama Leon'un yaptığı, Melody'nin planının bir parçasıydı. Kendi zihninde, annesinin intikamı için her şeyi hesaplayan Melody, Leon'un gizemini çözmeye kararlıydı. Çatıya kadar geldiğinde, Leon'un orada olduğunu görmek, her şeyin anlam kazanması gibi bir şeydi. Görünürde hiç kimse yoktu. Bir an durup, Leon'un ne yapmaya çalıştığını düşündü. Sessizce biraz daha yaklaştı. Leon, bir anda arkasına dönüp ona doğru bakarken, Melody neredeyse kalbinin duracak gibi olduğunu hissetti. "Peşimi asla bırakmayacak mısın?" Leon'un sesi, bir soğuk rüzgar gibi ürpertici bir şekilde geldi. Melody, gözlerini ondan kaçırmadan, sakin bir şekilde cevap verdi: "Sadece seni daha iyi anlamak istiyorum, Leon." Leon bir an daha derin bir bakışla ona göz gezdirdi. Ama kısa süre sonra, sinirli bir şekilde kafasını salladı. "Ne istiyorsun kızım sen? Beni niye sürekli takip ediyorsun?" Melody, aniden sinirlenen Leon'un tavırlarına tepki vermemek için derin bir nefes aldı. "Ateş elementini daha iyi kullanmak istiyorum." dedi, kelimeler, kafasındaki planla uyum içinde, ama biraz da bu süreçte Leon'a duygusal bir bağ kurmuş gibi görünüyordu. Leon gözlerini kısıp, eğilip ona yaklaştı. "Başka birini bulamadın mı? Neden ben?" diye sordu, sesi sarkastik ve biraz alaycıydı. Melody, onun bu tavırlarına aldırış etmeden gözlerini sabitlemişti. "Çünkü sadece senin gibi biri ateş elementini gerçekten kontrol edebilir." dedi, sesinde gizli bir kararlılık vardı. Leon aniden irkildi ve bir adım daha ileri gitti. "Ateş elementini mi? Öğrenmek istiyorsun, ha? Gel, sana öğreteyim o zaman!" diyerek Melody'nin kolunu sertçe tuttu ve hızla onu kendine doğru çekti. Melody, istemsiz bir şekilde biraz gerildi ama Leon'un güçlü kolları, onu bir an için kontrol altına aldı. "Beni bırak!" diye bağırdı, ama Leon'ın yüzündeki o kararlı ifadeyi gördü. Bunu yapacak, bir şekilde öğretmeye karar vermişti. Melody'nin aklı karıştı ama bir şeyler, bir his onu buna itiyordu. Ve sonra, Leon Melody'yi hızla çatıya doğru çekti. Yüksek bir mesafe, rüzgarın şiddetli bir şekilde estiği bu nokta, tam da ateşin kudretini hissedecekleri bir yerdi. Bir an Melody'nin ayakları yerden kesildi. O kadar hızlıydı ki, sadece bir anda kendisini çatıya fırlatılmış gibi hissetti. İtişler, kollarındaki kuvvetle birlikte bir kavga başlamıştı. Melody, Leon'un gücüne karşı koymak istese de, ne kadar zayıf olduğunu hissediyordu. "Beni bırak!" diye bağırdı, ama Leon sadece ona bakıyordu. O an bir anda, rüzgarın etkisiyle etraflarında alevler yükselmeye başladı. Melody'nin kalbi hızla atıyordu. İçindeki ateş gücü, Leon'un vücuduna yansıyan alevlerle birleşti. O anda, her şey bir araya geldi. Leon, onu bir an için dengesiz bir şekilde itmişti ve sonra bir anda, çok hızlı bir şekilde belinden kavrayarak ona doğru çekti. "Seninle bu kadar oynayacağım," dedi, hafifçe gülümsedi. Fakat Melody, hiçbir şey beklemediği bir şekilde, Leon'un dudaklarının aniden kendi dudaklarında buluştuğunu fark etti. Tüm vücutları, ateşin etkisiyle titriyordu. Alevler, her iki vücutlarının etrafında bir koruma gibi yükseliyor, birbirlerine yakın oldukça daha da yoğunlaşıyordu. Bu alevlerin sadece elementsel değil, duygusal bir bağlantıyı da hissettirdiği bir an oldu. Melodi'nin içindeki ateş, sadece fiziksel değil, ruhsal bir ateşti. Leon'un kolları onu sıkıca sararken, rüzgarın ve alevlerin etkisiyle her şeyin ne kadar karmaşık hale geldiğini anlamaya çalıştı. Alevler, ikisinin vücudunu sararken, Melody'nin zihninde yalnızca bir şey vardı: İntikam. Ama Leon'un dudaklarında, bunun ne kadar tehlikeli bir oyun olduğuna dair bir farkındalık vardı. Bu öpücük, bir yandan ona yakınlık sağlarken, bir yandan da onu kendi planlarına dahil ediyordu. Melody, bir yanda Leon'un gücünden büyülenirken, diğer yanda sadece annesinin intikamını alma düşüncesiyle doluyordu. Alevler, vücutları sararken, zamanın geçişi bile yavaşlamış gibiydi. Her şey bir anda hızlandı, ama Melody'nin içinde hala derin bir çatışma vardı: Bu ateş, yalnızca bir adım daha atmak için bir araç mıydı? Yoksa gerçek bir bağ mı oluşuyordu? Melody, dudakları Leon'un dudaklarından ayrıldığında, her şeyin ne kadar hızlı geliştiğini fark etti. İçindeki ateşin kudreti, bir anda her şeyin boyutunu değiştirmişti. Leon'un vücudundan yayılan ısısı, onun da içinde bir tür karmaşık bir his yaratıyordu. Kolları, onu sararken içindeki hisleri sorgulamaya başlamıştı. Bu, sadece bir strateji miydi? Yoksa, içinde bir şeyler mi değişiyordu? Kendi duygularıyla çatışıyordu, ancak bunu kabul etmek istemiyordu. Hedefi, annesinin intikamıydı; her şeyin buna hizmet etmesi gerektiğini biliyordu. Fakat Leon'un kendisine doğru yaklaşırken, gözlerindeki derinliği, onun da yalnız olmadığını hissettirdi. Bunu fark etti, ama bu hisleri yok saymaya devam etti. İçindeki soğukkanlılık, onu yönlendiriyordu. Leon, avuçlarını yavaşça onun belinden çekerek uzaklaştı. Gözleri, Melody'nin gözlerine takılı kalmıştı. Aralarındaki gerginlik, bir anda bir farkındalığa dönüştü. Leon'un bakışlarında bir şey vardı. Karmaşa, öfke ve biraz da şaşkınlık... Bu, her ikisinin de duygusal açıdan birbirine yakınlaşma anlamına geliyordu. Ama bu yakınlık, her şeyin daha tehlikeli hale gelmesini sağlıyordu. Melody, bir an düşüncelerinde kaybolmuştu, ama hemen toparlanarak gözlerini Leon'un gözlerinden ayırmadı. "Bunu tekrar yapma," dedi, sesi sertti, ama içinde bir yumuşaklık da vardı. "Beni buna zorlamana gerek yok. Benim hedefim farklı." Leon, ona bakarak bir süre sessiz kaldı. Gözlerinde, kendine özgü bir derinlik ve alaycılık vardı. Ardından, dudaklarında hafif bir gülümseme belirdi. Fakat bu gülümseme, Melody'nin tahmin edebileceği türden bir gülümseme değildi. Sanki bir sırrı açığa çıkarmak istercesine, o gülümseme bir adım daha yaklaşmayı vaat ediyordu. "Hedefin ne, Melody?" dedi, sesi alaycı ve keskin. "Annenin intikamı mı? Yoksa bana daha yakın mı olmak istiyorsun? Birini kullanarak her şeye mi ulaşacaksın?" Melody'nin kalbi hızla çarpmaya başladı. Gözleri genişledi. O kadarını beklemiyordu. Kendisi bile bazen içindeki gerçek niyeti sorgularken, Leon'un bunu bu kadar net görmesi ona şaşkınlık verdi. "Sen... Nereden biliyorsun?" dedi, sesindeki tedirginlik barizdi. "Bunu nasıl anlayabildin?" Leon, bir an daha ona sessizce bakarak cevap verdi, gözlerinde hiç tereddüt yoktu. "Anlamadığımı mı düşündün?" dedi, gülümsemesi kaybolmuştu. "Gerçekten bu kadar salak mı zannettin beni? Başından beri annenin zırvaları için beni kullanmaya çalıştığını anlamadın mı? O notu da sen yazdın, anlamadın mı zannediyorsun?" Melody'nin içi titredi. Zihninde bir an için zaman durdu. "Not... O not... Ama nasıl?" diye fısıldadı, şaşkınlık içinde. Melody daha ne olduğunu anlayamadan, Leon'un eli hızlıca boynuna yerleşti. Havadar, kesik kesik nefes alırken, Leon'un parmakları onu sıkıca kavradı ve kasvetli bir şekilde, saat kulesine yapıştırdı. "Velia'nın varisiyle sakın uğraşma," dedi, sesi derin ve tehditkar. "Yoksa sonuçlarına katlanırsın." Melody'nin kalbi hızla çarpmaya başladı, boğazındaki sıkı tutuş giderek artıyordu. İçindeki korku, dayanılması zor bir baskıya dönüştü. Zihninde, bir an önce bu korkuyu atmak için tek bir şey vardı: Kaçmak. Leon, bir süre daha onu sıkıca tutarak gözlerine baktı. Sonra, bir adım geri çekildi ve soğuk bir şekilde, "Beni daha fazla rahatsız etme." dedi, sonra Melody'yi bırakıp hızla orayı terk etti. Melody, bir an için tam anlamıyla felç olmuş gibi hissetti. Boynundaki ağrı hâlâ devam ediyordu, ama acıdan çok, korkunun ve belirsizliğin karışımıydı onu etkileyen. Derin nefesler alarak, gözlerinde bir hüzünle, bir an önce Skyler'la kaldığı odalarına gitmek için harekete geçti. Bir süre sonra, odalarına varmıştı. Kapıyı sertçe kapatıp, hemen yere çöktü. Nefesini düzeltmeye çalışarak, olan biteni anlatmaya başladı. "Skyler, başıma ne geldi biliyor musun? Leon... O kadar şey öğrendi ki. Annem ve ben... O not..." Melody'nin sesi titriyordu. Ne kadar güçlü olmaya çalışsa da, yaşadığı dehşet ve karmaşık duygular, her cümlesine yansıdı.Skyler, gergin bir şekilde başını sallayarak Melody'yi dinliyordu. Gözlerinde bir şeyler parlıyordu, ama Melody buna odaklanmamıştı. O an, bütün korkularını ve karışıklıklarını dökmek istiyordu. "Melody, onun seni kullandığını biliyordum," dedi Skyler, biraz daha soğukkanlı bir şekilde. "Ama işin asıl kısmı, onun kimseye güvenmediğini anlaman. Sadece birinin peşinden gitmekle iş bitmez." Melody şaşkın bir şekilde bakarak ona yaklaştı. "Anlamadım... Ne demek istiyorsun?" Skyler, soğuk bir gülümseme ile cevap verdi. "Leon'a söyleyen de bendim. Ajanlık yapan da bendim." Melody'nin içi bir anda buz kesti. Her şey bir anda çok yavaş ilerliyormuş gibi hissetti. Gözleri, Skyler'ın yüzüne kilitlendi. Bu cümleyi duyduğunda, dünyası yerle bir oldu. "Ne?! Ama neden? Arkadaşımdın, Skyler! Beni neden sattın?" Skyler, Melody'nin şaşkın bakışlarına aldırmadan konuşmaya devam etti, sesi soğuk ve mantıklı bir şekilde. "Bir kraliyeti yıkmak o kadar kolay değil, Melody. Her adımın dikkatlice hesaplanmalı. Senin gibi biri, Leon'u kendi çıkarların için kullanmaya çalışırken, seni ona yaklaştırmam gerekti. Bunu senin başarabilmen için yapmalıyım." Melody, bir adım geri attı, vücudu gergindi. Tüm güveni ve dostluğu bu tek cümlede kaybolmuştu. Skyler'a ne diyeceğini bilemedi. "Bunu nasıl yapabildin? Benimle dost olmuştun, Skyler... Nasıl böyle bir şey yaparsın?" Skyler, soğukkanlı bir şekilde gülümsedi. "Dostluk... Heh, dostluk. Unutma, Melody, dünya sadece duygularla dönmüyor. Güç, hırs ve strateji gerekiyor. Sen bunu öğrenmelisin." Melody'nin gözleri, öfkesinden dolayı derin bir kırmızıya dönmüştü. Vücudundaki her hücre, ateşin gücüyle titriyordu. Sanki tüm oda ısındı, her şey yakılacakmış gibi hissediliyordu. Gözlerinden parlayan kızıllık, ruhundaki fırtınayı yansıtıyordu. Ayağa kalkarken, vücudu hızla alevler içinde kaldı. Ayaklarından yukarı doğru alevler fışkırdı, sanki her adımında daha da büyüyordu. Elini sıkıca yumruk yaparken, parmaklarının arasından yükselen alevler, etrafındaki her şeyi kavuracak gibi hissediliyordu. "Neden... neden...?" diye mırıldandı, sesi titrek ve hıçkırıklıydı. "Bunu nasıl yaparsın, Skyler? Alevler her geçen saniye daha da büyüyordu. Odadaki hava sıcaktan kavruluyor, her şey eriyecekmiş gibi hissediliyordu. Melody'nin bedeni neredeyse alevler içinde kaybolacak gibiydi, fakat öfkesi, tüm çevresine yayılıyordu. İçindeki ateş, dışarıya bir patlama gibi yayılmaya, duvarlarda yankılar bırakmaya başladı.  Tam Skyler'a doğru hamle yapacakken, Skyler hızla bir el hareketi yaptı.  Birdenbire, etraflarındaki hava değişti ve yoğun bir su dalgası tüm oda boyunca yayıldı. Melody, adımlarını atmaya devam ederken, su dalgaları hızlıca etrafını sardı ve bir anda Skyler gözden kayboldu. Vücudu, suyun içinde kaybolmuştu, su dalgaları içeri girmiş ve Melody'nin etrafındaki ateşi söndürmüştü. O an Melody, hareket edemedi, gözlerinde şaşkınlık vardı. "Ne... Ne oluyor?" diye sayıklayarak, vücudundaki alevlerin aniden sönmesini hissediyordu. Sadece bir anlık boşluk, Skyler'ın kaybolmuş olduğu anın etkisiyle donup kaldı. Skyler'ın su dalgaları, odada hiç iz bırakmadan kaybolmuştu. Melody, hala vücudunun alevleriyle yanarken, bir adım geri attı. Şok içinde, ne yapacağını bilmeden gözlerini kapattı. O kadar öfkelenmişti ki, yavaşça dinlenmeye çalışan kalbi, her an yeniden alev alacak gibi hissediliyordu.
Bölüm 6
Kalp ve Kılıç
Bölüm sonu
0 yorum
Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.