İçeriğe geç

Velia'nın Ateşi

Bölüm 2 · 6 dk okuma

Velia'nın Ateşi

Bölüm 2

Zamanın Başlangıcı

Connor, sınıfın içinde yavaşça dolaşarak konuşmasını sürdürdü. Melody, onun sözlerini dikkatle dinlerken, içindeki ateşin ne kadar dengesiz olduğunu fark ediyordu. Herkes gibi o da kendi elementinde ustalaşmak istiyordu, ancak Connor'ın anlatımı, işlerin bu kadar basit olmadığını gösteriyordu."Burada sadece kendi elementinizle vakit geçireceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz," dedi Connor, ciddi bir ifadeyle. "Velia'daki dengeyi koruyabilmemiz için, farklı elementler birbirlerini tamamlamak zorunda. Her ateşin bir suya, her toprağın bir havaya ihtiyacı vardır."Melody kaşlarını çatıp düşündü. Yani herkes aynı element grubunda kalmayacak mı?Connor, elindeki listeyi kontrol etti. "Bu yüzden oda arkadaşlarınız da rastgele değil, dengeye göre belirlendi. Bir ateş elementi, su elementiyle; bir toprak elementi, hava elementiyle eşleşecek."Arka sıralardan bir homurtu yükseldi. Bazı öğrenciler bundan pek hoşlanmamış gibiydi. Ancak Connor onları umursamadan devam etti."Bu nedenle, bugün itibarıyla odalarınıza yerleşeceksiniz. Adınız okunduğunda, eşleştiğiniz kişiyle birlikte yatakhaneye gideceksiniz."Birkaç öğrenci ismi okundu. Melody, kendi adını beklerken gergindi. Sonunda Connor listeye baktı ve sesi tüm sınıfta yankılandı:"Melody ve Skyler."Melody, sesin geldiği yöne döndü. Uzun, kıvırcık sarı saçlı bir kız, hafifçe başını yana eğmiş, ona bakıyordu. Kahverengi gözlerinde hem merak hem de bir parça meydan okuma vardı.Skyler, gülümseyerek elini uzattı. "Sanırım birlikte yaşayacağız."Melody hafifçe iç çekti ve elini uzattı. Melody ve Skyler, yatakhaneye doğru ilerlerken uzun taş koridorlardan geçtiler. Akademinin eski yapısı, duvarlardaki işlemeler ve gölgelerin içinde saklanan zarif büyü izleriyle ihtişamlı görünüyordu. Burası, sadece bir okul değil, bir tarihin içinde yaşamak gibiydi.Sonunda, üzerindeki altın işlemeli levhada "Ateş & Su - Oda 14" yazan kapının önünde durdular.Skyler, hafifçe gülümseyerek kapıyı açtı. "Bakalım bu nasıl bir deneyim olacak..."İçeri girdiklerinde, oda ikiye bölünmüş gibi görünüyordu. Bir taraf sıcak tonlarda, kırmızı ve altın işlemeli yatak örtüleriyle süslenmişken, diğer taraf derin mavi ve gümüş detaylarla bezenmişti. Tavana yakın süzülen ışıklar, odanın iki farklı elemente ait olduğunu gösteriyordu.Melody yatağına yaklaştı ve hafifçe elini üstüne koydu. Sıcak bir dokunuş hissetti. Kendi elementine uygun hazırlanmıştı. Skyler ise kendi köşesine giderek yumuşak gümüşi battaniyeyi eline aldı.Skyler hafifçe kaşlarını kaldırdı. "Bayağı ciddi düşünmüşler. Sence burası bölünecek mi? Ateş ve su... pek uyumlu sayılmaz."Melody yatağına oturdu, bir an düşündü ve hafifçe başını iki yana salladı. "Sanırım bunu zamanla göreceğiz."Odada kısa bir sessizlik oldu. Birbirlerine alışık değillerdi ama ikisi de şimdilik fazla konuşmak istemiyor gibiydi.Skyler pencereden dışarı bakarken, Melody de üzerindeki pelerini çıkardı ve yatağının başucuna astı. Artık burası onun yeni evi olacaktı.Skyler, yavaşça yere oturup Melody'ye baktı. "Peki, buraya neden geldin?"Melody hızla cevap vermek istemedi. Gerçek nedenini kimseye anlatmaya niyeti yoktu. Bunun yerine hazırladığı yalanı söyledi: "Güçlenmek istiyorum. Ateşimi daha iyi kontrol edebilmek."Skyler başını salladı. "Herkesin bir nedeni var, değil mi?"Melody, gözlerini kaçırarak hafifçe gülümsedi. "Evet... öyle."Odada hafif bir rüzgar esti ve camdan içeri soğuk bir esinti girdi. Gece artık iyice çökmüştü.Skyler esnedi ve battaniyesine sarılarak yatağına geçti. "Yarın uzun bir gün olacak. Bence uyuyalım."Melody de iç çekerek yatağına uzandı. Gözlerini kapattığında kendi içindeki ateşi hissetti. Sadece gücünü kontrol etmek için burada değildi. Annesinin intikamını almak için buradaydı.Ama kimse bunu bilmemeliydi.Melody gözlerini açtığında odada hafif bir loşluk hâkimdi. Gümüşi ay ışığı perdelerden süzülerek odanın ahşap zeminine yansıyor, gölgeleri dans ettiriyordu. Saat tik takları odanın içinde yankılanıyordu ama bu normal bir ses değildi. Zamanın ritmi farklı atıyordu sanki.Skyler, gözlerini ovuşturarak uyanırken hafifçe gerindi. "Bugün ne yapacağız sence?" diye mırıldandı, sesi hâlâ uykunun sıcaklığıyla doluydu.Melody bir an düşündü. Buraya girebilmek için ne kadar çalıştığını hatırladı. "Bilmiyorum," diye cevapladı. "Ama büyük ihtimalle dersler başlıyordur."Tam o sırada, havada incecik, neredeyse görülmeyecek kadar zarif altın tozları süzüldü. Odanın ortasında, havada asılı duran bir kâğıt belirdi. Kağıt, adeta saat mekanizmasının içindeki bir dişli gibi kendi etrafında yavaşça döndü, üzerindeki mürekkep ışıldayarak kelimelere dönüştü:"Zamanın Kıvrımları'na hoş geldiniz. Doğru yerde ve doğru zamanda değilseniz, belki de hiç var olmadınız."Kelimenin tam anlamıyla nefes kesici bir andı. Skyler ve Melody, büyülenmiş gibi kağıda bakakaldılar.Skyler kâğıdı eline almak için uzandı ama tam dokunduğu anda harfler hareket etmeye başladı. Önce büküldü, sonra sanki zamanı geriye sarıyormuş gibi kaybolup yeniden yazıldı.Melody'nin kalbi hızlandı. "Bu bir mesaj... ama sıradan bir mesaj değil."Kağıdın alt kısmında silik harflerle bir yer ismi belirdi: "Zamanın Başlangıcı Sınıfı - 10 dakika içinde."İkisi de birbirine panikle baktı. Çabucak hazırlanıp odadan çıktılar. Koridor, sabahın erken saatleri olmasına rağmen garip bir sessizliğe bürünmüştü. Sadece hafif bir rüzgârın duvarlarda yankılanan sesi duyuluyordu.Bildiride yazan yeri bulduklarında, karşılarında devasa, eski bir kapı buldular. Kapı, antik saat mekanizmalarına benzeyen girift desenlerle süslenmişti. Üzerinde altın ibreler vardı ama bunlar saat gibi sabit değildibanlamsızca dönüyor, bazen geriye, bazen ileriye kayıyordu.Melody elini kapının yüzeyine koyduğunda bir an her şey durdu. Mekanizma bir anda hareketsizleşti. Sonra, görünmez bir güçle kapı iki yana açıldı.İçeri adım attıklarında, zamanın farklı bir akışta hareket ettiğini hissettiler. Sınıf, sıradan dört duvarla çevrili bir oda değildi. Etraflarında dönen şeffaf saatler, havada süzülen kum taneleri gibi ışıldayan zaman kristalleri vardı. Adeta bir boyuttan diğerine geçiş yapmışlardı.Tam o anda, odanın köşesindeki gölgeler kıpırdadı. Bir figür, neredeyse zamanın içinden süzülerek ortaya çıktı. Uzun, koyu cüppesi, hareket ettikçe ardında izler bırakıyordu. Odanın içindeki ışık, onun etrafında bükülüyordu.Profesör Alden.Gözleri derin, karanlık bir deniz gibi bilinmezlik taşıyordu. Ama sesi, sanki çağların içinden yankılanıyormuş gibi güçlü ve akıcıydı."Zaman... fark edebilenler içindir," dedi, sesi odanın her köşesine yankı yaparak. "Peki sizce şu an hangi andasınız?"Sınıfta bir sessizlik oldu. Herkes birbirine bakıyordu ama kimse cevap vermeye cesaret edemedi. Melody, Profesör Alden'in sözlerini kafasında tartarken, Skyler hafifçe fısıldadı:"Ne demek istiyor?"Melody kaşlarını çattı. Gerçekten, şu an hangi andaydılar? Şu an, bir saniye önceydi, yoksa bir saniye sonrası mıydı? Bu sorunun bir cevabı var mıydı?Profesör Alden, sınıfın önünde dolaşarak devam etti. "Zamanın içindesiniz ama aynı zamanda dışında. Düşünün, bir anı yaşarken bile, aslında o an çoktan geçmiş oluyor. O halde, gerçekten şu anı yaşayabiliyor musunuz?"Bazı öğrenciler şaşkınca birbirine bakarken, bazıları defterlerine bir şeyler karalıyordu. Alden elini havaya kaldırdı ve parmaklarını şıklattı. O an sınıfın içinde, havada asılı duran saydam bir saat belirdi. Ancak bu saat normal değildi akrebi ve yelkovanı farklı yönlere gidiyor, bazı sayılar eksik, bazıları ise üst üste biniyordu."Zaman, düşündüğünüz kadar düz bir çizgi değildir," dedi Alden. "Ve siz, bu akademide, zamanın akışına hükmetmeyi öğrenmeye başlayacaksınız."Bir anda, saat parçalanarak havada sayısız küçük ışık zerreciğine dönüştü. O zerrecikler, öğrencilerin etrafında dans etti ve sonra yok oldu. Melody, içindeki ateşin hafifçe kıpırdadığını hissetti.Profesör Alden hafifçe gülümsedi. "Bu, sadece bir başlangıç. Asıl ders şimdi başlıyor."Melody, sınıftan çıkarken aklında hâlâ Profesör Alden'ın dersi vardı. Zamanın kıvrımları, geçmişin yankıları, geleceğin bilinmezliği... Ama tüm bunlar zihninde anlam kazanmadan önce, Skyler'ın alaycı sesi onu gerçek dünyaya çekti."Şanslısın," dedi hafifçe gülerek. "Görüyor musun? Velia'nın veliahtı burada."Melody duraksadı. "Ne?"Tam o anda, kapıdan çıkarken biriyle sertçe çarpıştı. Şiddetli çarpmanın etkisiyle bir an dengesini kaybetti, ama son anda toparlandı. Karşısında duran kişi, gözlerini kısmış, sinir bozucu bir kayıtsızlıkla ona bakıyordu.Alev gibi kızıl saçlar... Altın gibi parlayan gözler... Üzerindeki ağır ve asil işlemeli ceket, onun kim olduğunu fazlasıyla belli ediyordu.Leon.Melody'nin nefesi kesildi. Gözleri, karşısındaki genç adamın yüzünü taradı. Onun kim olduğunu biliyordu, ama onun da aynı sınıfta olacağını bilmiyordu. Kralın oğlu... Valia'nın veliahtı... Annesinin ölümüne sebep olan ailenin varisi.Ama Leon'un yüzünde en ufak bir şaşkınlık yoktu. Gözlerini hafifçe devirdi ve derin bir iç çekti."Önüne bak," dedi umursamaz bir ses tonuyla. "Başımı ağrıtıyorsun."Melody'nin kaşları çatıldı. Öfkesi, damarlarında yanan ateş gibi yükselirken, kendini zor tuttu."Belki de sen dikkatli olmalısın," diye karşılık verdi, sesi buz gibiydi.Leon, hafifçe gülümsedi. Ama bu gülümseme dostane değildi. Bir meydan okuma, bir küçümseme saklıydı içinde."İlginç," dedi sadece. Sonra hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam etti.Melody arkasından bakarken, içindeki ateş hiç olmadığı kadar güçlü bir şekilde yanıyordu. Bu sadece bir çarpışma değildi. Bu, savaşın başlangıcıydı.

Bölüm sonu

0 yorum

Bu bölüme henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu sen yaz.