Bazı yazarlar bazı duyguları yaşamadan en iyi şekilde yansıtamaz" derdi edebiyat hocam..
Haklı aslında, bir duyguyu yansıtmak için kemiklerine kadar hissetmen ve onu sindirmen lazım...
Bu kurgu baba yarası olan tüm insanoğlu için fazla dram olabilir. Ama ağır dram olmamasına dikkat edeceğim !!!
İyi okumalar...
●•°●°•●•°●°•●•°●°•●•°●°•●•°●°•●•°●°•●•°●°•●•°●°•●•°●°•●°•
"Bir ölü kaç kere girer mezara?"
Kör birine lamba ne kadar gereksizse,
anlamayana da söz o kadar gereksizdir.
*(5 haziran 2010)*
"Baba!" Küçük kız akşam izlediği filmin etkisinde kalmış ve gece kabusunu görmüştü. Yatağında uyku mahuru gözlerle oturmuş gözlerini ovalıyordu, yer yer babasına sesleniyor hıçkırarak ağlıyordu.
Babası ile annesi odaya hızla girip ışığı açıktıklarında küçük prenseslerinin içli içli ağlayışlarını gördüler.
Hızla yanına gidip sarıldı babası. Babasının kokusunu alınca ağlayışlarını bir nebze sakinlemişti küçük kız
"Tamam bebeğim burdayım. Ne oldu anlat bakalım babana. Neden döküyor incilerini benim kızım?"
"O diçleri olan balık beni ısıdı."
Annesi kızının masum haline gülümsedi. Kızı onun savaşıydı.
"Tamam kabus görmüş benim meleğim. Geçti bak, babalar kızlarına sarılınca kabuslar bir daha gelmez."
Küçük kız bunu aklına kazımış ve her kabusunda babasına koşacağına söz vermişti.
○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○●○
"Hayırlı olsun, geçtin." Komisyonun sınavı bitirmesi ile derin bir nefes almıştım. Artık ehliyeti olan bir kızdım. Üstelik tekte geçmiştim. Arabanın son kontrolünü yapıp arabadan inince komisyonlar ile el sıkışıp durağa ilerledim.
Haberi ilk Açelya'ya verecektim. İlk çalışta açılan telefondan Açelya'nın çemkirmesini duydum. Büyük ihtimal aşağıdaki evdeydi ve çocuklar darlamıştı.
"Çemkirme bee!" Beni duymuyordu. Telefonu açtığından haberi var mıydı?
"Açelya!" Seslendim ama duymuyordu.
"Can bak gelirsem oraya etlerini lime lime ederim. Uslu dur!"
"Kızım bir haber vereceğim içine sıçtın be!"sitem dolu sesimi duymuş olacak ki sonunda bana cevap verdi. "Ece? Ne zaman aradın sen beni ya?" Allah Allah ne zaman acaba?
"On dakikadır sesleniyorum sana!"
"Duymadım. Çocuklar rahat vermiyor ki. Diktiler beni bunların başına!"derin soluk vererek sakinleşmeye çalıştı. Çocuklara tahammülü yoktu. "Sen neden aradın. Sınava gidecektin. Ne yaptın."
"Kaldım kanka ya."sesimi üzgün çıkartmaya özen gösterdim. "Hadi be! Neyden kaldın?"
"Sinyali unuttum." Bir süre sessizlik oldu. "Ece, bir siktir git kızım ya. Bari dubaya çarptım de. Sen kendini unutursun sinyali unutmazsın."
Kahkaha atmıştım. Beni bu kadar tanıması hoşuma gidiyordu.
"Tüh be yemedi. Hayırlı olsun ehliyetli bir arkadaşın var!"
"Ece gene otobüsle oradan oraya gideceğiz biliyorsun dimi?"
"Kızım 5 dakika hayal kur ya." pat diye gerçeği söyleyip tüm kurduğum hayal evrenini yıkmakta üstüne yok
"Gerçekçi ol kızım! Neyse genede tebrik ederim bir on sene sonra araba alırsak lazım olacak."
"Allah razı olsun ya valla. Kapat ya." Telefonu kapatınca annemi aradım. Çaldı, çaldı ama açan olmayınca boşverip gelen otobüse bindim.
Akbili basıp ilerlediğimde Gökhan'ı gördüm. Gökhan Beykoz'a taşındıktan sonra en yakın ikinci arkadaşım olmuştu. İlki Açelya'ydı. Gökhan ile aramıza aşırı saçma bir şekilde soğukluk girdi. Zaten işi düşmediği zaman yazmaz sormaz gelmezdi yanıma da neyse.
Yanından yabancı gibi geçip gidince içim gene cız etti. Ne olursa olsun çok değer verdiğim ve Allah kahretsin ki özlediğim bir arkadaşımdı. O bana adım atmadığı sürece bende atmayacağım. Bunu aramıza mesafe soktuğunda demiştim.
Arkaya geçince bulduğum boş yere oturdum. Kulaklığımı takıp listemden rastgele bir şarkı açtım. Gözüm ister istemez Gökhan'a kayıyordu. Gerçekten özlüyordum ama birbirimize zarar veren bir bağımız olduğunu da biliyorum.
İki durak sonra binen yaşlı amcaya yerini verdiği için yüzünü bana dönmüştü. Anında bakışlarımız kesişti. Huyum kurusun ama bakışlarımı çekmek gibi bir huyum yoktu. Bakıyorsam, bakıyorumdur.
Ondaki inadı da biliyordum, sırf ben bakışımı çekeyim diye o da bakışını çekmeyecekti. Benim inadım onun inadını döverdi.
Otobüs dolmaya başladığında bakışını çekip yer vermek için iki üç adım kaydı. İnsanlara temas etmeyi sevmediği için şuan içinden çok yaratıcı küfürler ediyordu.
Dudaklarım benden bağımsız küçük bir tebessüm oluşunca camdan dışarıyı seyretmeye başladım.
İneceğim durak yaklaşınca ayağa kalkıp düğmeye bastım. Sadece iki adım arkamdaydı. Keşke havadan sudan laf atsa..
Atmayacak, üç yıldır atmadığı gibi..
Otobüs durup kapıları açınca indim. Eve doğru ilerlerken yol üstünde markete uğrayıp Eren'e cips falan aldım. Saat daha 12 olduğundan kahvaltı için milföy hamuru da aldım. Kasadan geçince marketten çıkıp ece doğru ilerledim. Bizim sokağın başındaki berberde çalışan ortaokul arkadaşım ile göz göze gelince kısa küçük bir tebessüm edip yoluma devam ettim.
O da Gükhan'ın arkadaşıydı. Haliyle konuşmuyordum. Aslında konuşsam bile bir şey diyemezdi de neden konuşayım.
Ben gene düşüncelerle boğuşurken eve gelmiştim. Eve girince salonda film izleyip tost yiyen Eren'i görünce tebessüm belirdi dudaklarımda. Yarım saat sonra kavga edeceğimizi bilsem de onu evde görmeyi seviyordum.
5 saat sonra asıl kabus başlayacaktı. Bu yüzden karnımı doyurup evden çıkmam lazımdı. Evet 4 yıldır bu böyleydi.
Babam eve gelmeden ben evden çıkıyordum ve uyuyana kadar Açelya'lar da kalıyordum. Tabiki bunu her gün sürekli yapamıyorum ama çoğunlukla böyle oluyordu.
"Eren!"dedim heyecanla "Artık piyasacı bir ablan var!"
"Nasıl aldın mı ehliyeti?"dedi o da heyecanla.
"Tabiki kaçar mı ablandan."böbürlenerek gülümsedim.
Mutfağa gidip karnımızı doyurmaya bir şeyler hazırlamaya başladım. Ufak tefek cinayetler 7. bölümü de açtım, yemek hazırlarken izliyordum.
1 saatte güzel bir tabak hazırladım. Bir tabağı Eren'e verdim.
Sedofii arıyor...
Aramayı yanıtladım. "Efendim gülüm."
"Nerdesin?"
"Evdeyim, sen nerdesin?"
Kısa bir sessizlik oluşmuştu. "Sedef? Ne oldu?"
"Gelsene yanıma.."
"Tamam, geliyorum."
Bir şey mi olmuştu acaba? Hızla ayağıma terlik geçirip evden çıktım. Hemen üst mahallede oturduğu için hızla yanına çıktım.
Kapı zaten açık olduğu için hemen girdim. Umay'ın ağlama sesleri geliyordu. Yavrumun bitmez çilesi vardı. Yatak odasının kapısını çalıp girdim. Umay'ı uyutmaya çalışıyordu. Gözleri kıpkırmızı olmuştu. Allah bilir kaç gündür uyumuyordu. Anne olmak böyle bir şeydi.
"Kuzu? İyi misin?" Boş gözlerle bakıyordu. Umay'ın uyumasıyla bayılacak gibiydi. "Ver bana, sende uyu biraz. Vampir gibisin."
Umay'ı kucağından aldığım gibi kendini yatağa attı. Bayıldı mı o? Valla gitti.. vay anasını.. bunu bekliyormuş.
Hala ağlayan kara kıza baktım. Islak ok kirpikleri ile çok çirkin bee. "Çirkin.. niye ağlıyorsun teyzem. Bak anneyi çok yormuşsun. "
Yatağın bir köşesine yatırdım bizim çingeni. Bez, ıslak mendil, biberon, mama, yastık, ince örtü alıp çantaya koydum. Çantayı koluma takıp Umay'ı da kucağıma aldım.
Salona girince boş olmasını bekliyordum ama koltukta uyuya kalmış bir adet eşşek ile karşılaştım. Baran koltukta cenin pozisyonunda uyuyordu. Camı da açtığı için üşümüş olmalı ki kollarını sıvazlamıştı.
İlk önceliğim Umay'ı sakinleştirmekti. Umay'ı dikkatli tutarken kolumdan çantayı boş koltuğa bıraktım. "Çingen neden ağlıyorsun? Susarsan senle zıp zıp oynarız kabul mü?
He Ece 3 aylık bebe de anladı oyundan!
Kendime istemsiz olarak göz devirip Umay'ı boynuma yaslayarak sallamaya başladım. Kulağına doğru en sevdiğim ninniyi mırıldadım.
"Uyu yavrum yine sabah oluyor
Uyumazsan güzel rengin soluyor
Babacığın gelmiş bize bakıyor
Uyu yavrum yine sabah oluyor"
Umay'ın da hoşuna gitmiş olmalı ki ağlaması durmuştu. Ama hala mızmızlanmakla meşguldü. Mızmızlanması geçene kadar ninniyi söyledim. Aynı zamanda salonda volta atıyordum.
Umay kendini salınca uyuduğunu anladım. Bu kadar kolay olmasını beklemiyordum. İyice dalsın diye devam ettim volta atmaya. Umay'a öyle odaklanmıştım ki Baran'nın burada olduğunu unutmuş ninniyi sonlara doğru biraz yüksek söylemiştim. Ama Allah'tan uyanmamıştı.
Boş koltuğa oturtup ayaklarımı uzattım. Umay'ı yavaşça ayağım koyduğum yastığa yatırdım, yavaş şekilde sallamaya başladım. Umay ile ilgilenmeye bayılıyordum. Sanki tüm derdimi unutturuyor gibiydi. Ben bir şey anlatırken anlıyormuş gibi bakması, gülmesi, ben yüzümü yalandan bile olsa asınca ağlamaya başlaması... Ben teyze olmaya bayılmıştım.
3 tane çocuğum var ama evlilik denilen hatayı yapmadım. Teyze olmak evlenmeden, kocasız anne olmak demekti. Bence efsane bir şey.
"Çocuğa bu kadar derin derin bakma." diye bir ses duyunca irkildim. Uyanmış gözlerini ovalayan Baran'ı görünce gülesim geldi. Şuan 5 yaşında ki çocuk gibi duruyordu. Birazdan anne diye ağlarsa şaşırmam.
"Nedenmiş o?" Çocuğuma istediğim gibi bakardım. "Nazar değer." Off gerçekten bu kocakarı teorilerine inanıyor muydu?
"Benim nazarım değmez çocuğuma"
Ayağa kalkınca hareketlerini takip ettim istemeden. Koltuğun önüne çöktü. Umay'a bakma nazar değer diyen çocuğa bak
"Çocuğa uzun uzun bakma, nazar değer."sesimdeki alay onu güldürmüştü. "Benim nazarım değmez çocuğuma." Aynı alaylı tını beni de güldürmüştü.
Usul usul Umay'a uzandı koklayarak öptü yanağını. Baran'nın çocuk sevgisi çok başkaydı. Çocukların yanında Baran Baran olmuyordu. Normalda ya buz gibi yada durdan yapmadan anlamayan çocuk olurdu ama çocukların yanında bir baba bir abi oluyordu.
Umay kıpırdanmaya başlayınca sallamak istedim ama çocuğun tepesinden çekilmiyordu. "Uyanırsa uçarım sana Baran! Uyutana kadar canım çıktı."
Umay'dan bakışları çekip bana baktı. "Ne uğraştın ne uğraştın. Boynuna yatırmanla uyudu uşak."
"Sen uyumuyor muydun oğlum nereden biliyorsun?" şaşkın bakışlar atmaya başladım. Bunlar ailecek tilkiydi. Sibel abla da böyleydi. Yanında bir şey yap uyuyor olsa bile görüyor duyuyordu. Sibel abla Baran'nın annesiydi.
"Dalmamıştım, sen salona girince de bozmadım." dedi Umay'a bakarken."Bir ara uyudum ama yalan yok.."bana baktı "Ninniyi söylerken sadece Umay'ı uyutmadın." göz kırptı. Ece bakma, bakma Umay'a bak. Sakın kızarma!
Umay'a bakarken iç sesim binlerce kez tembih ediyordu beni.
Baran'la çocukluktan tanışırız ama yaklaşık 6 sene falan görülmemiştik. Buraya taşındığımdan tekrar tanışmıştık hatta. O çocukla bu adamın çok farkı vardı.
O çocuk yakın arkadaşımdı ama bu adam her seferinde çok tanıdık bir yabancıydı. Belki de bu yüzden bazı cümleleri, bakışları geriyordu beni.
"Talya?"diye seslendi. Dalmıştım. Aferim Ece aferim. "Hı?"
gülünce ters ters bakmaya başladım. "Ne gülüyon be?"
"Hiç.. Umay uyandı. İç sesine söyle az sussun." Gülmeye devam etti. Umay'a bakınca öylece bana bakıyordu. "Ne oldu teyzem? Amcan alay mı ediyor bizle?" Umay'da gülünce göz devirip bacaklarını mıncırdım acıtmadan. "Bana bak çingene sende mi benle alay ediyorsun? Teyzeyle alay edilmez! Taş olursun taş!"
Gür bi kahkaha yükseldi salonda. Kapının önüne dönmüş bizi izleyen Baran'ı görünce göz devirdim. Oh ya ne güzel alay malzemesi olduk!
"Talya alemsin ya!" Gülmeye devam ediyordu beni de sinirlendirmeye. Yattığı koltuktan yastık alıp hızla attım. Karnına çapınca yastığı tuttu. "Sus valla beyninin pekmezini akıtırın şindi!" Daha çok gülmeye başladı zevzek.
"Baran!" sinirle baktım. "Çık git ya!"
Çıkınca ellerim yanaklarıma gitti. Kıpkırmızı olduğuma emindim. Of Off! Umay parmaklarını emmeye başlayınca acıktığını anladım. Çantadan mama ile biberon çıkarttım. Bir kolumla onları kucaklarken bir kolumla da Umay'ı kucakladım.
Mutfağa gidince Baran'nın balkonda sigara içtiğini gördüm. Allah biliyor ya bir Açelya'nın bir de Baran'nın eline yakıştıramıyorum şu zıkkımı. Bir de zamanında babamla annemin.
Bakmayı kesip mama ile biberonu tezgaha koydum. Isıtıcıya az su koyup çalıştırdım. Tek elle yapmak zordu. Biberonu açmak için resmen savaş veriyordum. En sonunda sinirlenip tezgaha bıraktım. Suyu da unuttuğum için kaynar olmuştu. Sesli bir of çektim.
Bir dakika ya severken amca oluyor şimdi de olacak. Balkona çıktım. Baran'nın gözleri anında gözlerime değince sigaradan son nefes alıp attı. Aldığı nefesi verip yaklaştı.
"Beş dakika Umay'ı tutar mısın? Mama yapamıyorum." Başını sallayıp Umay'ı kucağından dikkatli şekilde aldı. Boynunu sulu sulu bir öpücük bıraktı. İstemsizce gülümseme belirdi dudaklarımda. Baran iyi bir baba olacaktı inşallah. Pek güven olmuyor böyle şeylere malum. Herşey her an değişebiliyor.
Mutfağa geri dönüp mamayı yapmaya koyuldum. Mamayı karıştırırken annem aradı. "Efendim?"
"Nerdesin Ece ya! Bir kere de geldiğimde seni göreyim evde! Bu ne ya her gün her gün." Azarlamaya başlamıştı.
"Bende iyiyim anne. Ne yapayım işte Umay'a mama hazırlıyorum. Sen ne yapıyorsun?" Olması gereken cevapları verirken olması gereken soruları sormadığı için laf soktum.
"Anası yok mu? O hazırlasın sen niye yapıyorsun?" Bazen babamla tencere kapak olduğunu düşünüyordum. "Sizin aksinize insan olduğum içindir ha ana!" Babam gene anneme bulaşmış olmalıydı ki bana bana geliyordu.
"Ece çabuk eve geliyorsun!" Hayır gitmeyeceğim çünkü bu günün sinyalini ben çoktan almıştım. Daha 3 gün önce geçirdiğim sinir krizinin ağırlığını atamamışken bir kez daha geçiremezdim. "Gelmiyorum anne size afiyet olsun." Telefonu kapatınca mama da olmuştu. Başım bir an hızla dönünce tezgaha yaslandım. Hayır hayır şuan olmaz ne olur!
Gözüm kararmaya başlayınca nefesimde kesilmeye canımı acıtmaya başladı. Ece daha önce çok yaşadın hadi yap! Nefes al! Sakin ol! Bir şey demediler ki sen niye tribe giriyorsun manyak! Derin nefesler almaya çalıştıkça ciğerim acıyordu sanki. Ayaklarımın bağı kesilince dizlerimin üzerinde yere yığıldım.
"Ece!" Sedef'in sesiydi bu. Ece yapma işte yapma ne olur. Korkacak şimdi vermeyecek çocuğu sana! Al işte bunu da mahvettin! Teyze bile olamadın!
"Ece? Ece'm bak bana!" Sedef'im özür dilerim teyze bile olamadığım için.
"Talya!"diye bir ses daha duydum. Baran'nın sesi..
"İy..iyiyim.."güçlükle çıkardım sesimi. Sedef ağlayan Umay'ı almış olmalı ki Umay'ın sesi kesilmişti. Gözlerimi açamıyordum. Çünkü açarsam etraf çok hızlı döndüğünü görecektim. Bu beni daha kötü yapıyordu.
"Ece?" Omuzlarımdan tuttu. "Sedef anahtarı ver hastaneye götürecem!"
"Talya? Güzelim nefes al, bak burdayım burdayız hadi." Nefes almaya çalıştım ama canım çok acıyordu. Kıpkırmızı kesildiğimi biliyordum. Gözlerimde kızarmıştır kesin.
"Al! Bana haber ver Baran gözünü seveyim." Sedef'in sesindeki korku yüzünden kendime binlerce kez küfrettim. Baran beni kendine yaslanmış evden çıkarıyordu. Kapının önündeki arabaya bindirdi beni. Kapımı kapattı. Gözlerimi aramadığımda Açelya'nın pijamalarla evden çıktığını gördüm. Arabaya resmen uçup yanıma oturdu. "Kirpi?"
Gözlerim dolu dolu Açelya'nın yüzüne baktım. Nefes alamadığım için hırıltılar çıkarıyordum. Ellerim boğazlarımda sanki nefes aldıracak gibi öylece duruyordu. Gözlerimden yaş firar edince Açelya hızla sarıldı. Ağlıyordu. Kahretsindi.
"Güzelim özür dilerim. Seni bu hale getiren şey içinde, baban içinde her şey için özür dilerim!" Hem ağlayıp hem özür diliyordu. Daha çok ağlardım ama ağlamak için nefes almam gerekiyordu. Aslında alıyordum ama krizde olduğum için alamıyor gibi hissediyor kendimi boğuyordum.
Araba durunca Baran kapımı açıp ellerimden tutup çıkardı. Açelya ne ara nerden bulduğunu bilmediğim tekerlekli sandalyeyle hızla gelip beni oturttu. İçeri girince müşahede alanına aldılar. İki doktor beni yatağa yatırınca hava taktılar. Üstümdeki tişörtü yukarı çekip bir şeyler bağladılar. Sağ işaret parmağıma nabız ölçer dediğim bir şeyi taktılar. Hava iyi geliyordu. Ciğerlerim acısa bile nefes aldığımı hissetmiştim.
Doktor bizimkilerden bilgi alırken diğer doktor damar yolu acıyordu. Tüm vücudum uyuştuğu için acı hissetmiyordum. Damar yolunu açınca iki tüp kan aldılar. Serum takınca malzemeleri alıp geçmiş olsun diyerek gitti yanımdan.
Gözlerim ağır geliyordu. Biraz gözlerimi kapattım. Açtığımda gözlerim ışığa tepki verdi. Uyumuş muydum? Yada bayılmış mıydım? Ne kadar uyudum?
Gözlerimi zorlayıp açınca bir yanımda Baran bir yanımda Açelya vardı. Açelya elimi tutup alnını elimin üstüne dayarken Baran kafasını yukarı dikmiş tavanı izliyordu.
Boğazım kupkuruydu. Boğazımı temizleyince ikiside anında bana döndüler. "Ece?" İlk Açelya bozdu sessizliği. Öksürünce boğazlarım, ciğerim acayip acıdı. "Su-" sesim o kadar kısıktı ki duymadılar sandım ama Baran bir pet şişesi açtı. Hafif beni doğrultu ve biraz su içirdi.
Bana sulanan gözlerle bakan Açelya'ya tebessüm edip elini sıktım. "İyiyim." Anında sarılınca bende sarıldım. Bu kızın her göz yaşını akıtana bin tane bela okurken benim ağlatıyor oluşuma lanet okudum. "Kuzu iyiyim gerçekten. Özür dilerim sizi korkutmak istemezdim."
Geri çekilince bakışları 'seni döverim ağladığıma değer' diyordu. "Başım gözüm üstüne."deyince göz devirip güldü. Onu gözlerinden anlamam hoşuna gidiyordu. Ama bilmiyordu ama o da beni anlıyordu. Açelya benim kaybettiğim ailemin yerine koyduğum tek ailemdi.
"Sedef'i arayacağım. Doktoru da çağırayım geliyorum." Yanımdan ayrılırken bile gözleri 'gidiyorum, gideyim mi?' Diye soruyordu. Kafamı sallayıp onayladım. Gittiğinde Baran'a baktım. Gözlerine hüzün düşmüştü. Onu bile korkutacak kadar kötü müydü bu sefer.
"Talya? Telefonda kimle konuştun? Neden bu hale geldin?" Anında kabuğuma çekildim. Telefonda bana rutin şeyler dışında bir şey söylemediler ki. Bana 3 yıldır oluyordu bu zaten. Bunu Baran'a anlatabilir miydim? Ya bana acır gibi bakarsa her seferinde? Yada beni hep ordan vurursa? Güvene bilir miydim?
"Talya? Çat pat biliyorum zaten. Tamam söyleme ama tedavi olman gerekiyor. Sen 18 yaşını doldurdun kendi onayın yeter."
"Olmaz! Tedavi falan yok. Zaten yeni değil yani alışığım. Bundan kimseye bahsetmeyin yeter. Sedef sen Açelya dışında kimse bilmesin."
Yüzüme acıyarak bakıyordu işte. Yüzümü çevirip gözlerimin dolmasına engel olmaya çalıştım. Baran çenemden tutup kendini çevirdi yüzümü. Dolan gözlerimden bir çift yaş firar etti
Ellerini akan yaşıma sürüp sildi. "Talya yapma, kurban olduğum gel he de başla şu tedaviye işte. Kurtul bundan." Olmazdı, eğer tedaviye başlarsam kendimi toplayamazdım. Tedaviler iyileşmek için var. Ben iyileşemem ki, sabah iyileştirmeye çalışırlar akşam darmaduman olur. Demedin biliyorum. İlaç verecekler, mal gibi dolaşmak istemiyorum.
"Olmaz!"kafamı salladım, gözyaşlarım da eşlik etti. "Anlamıyorsun, anlayamazsın. Ben kurtulamam, iyileşemem. Denemedim mi sanıyorsun. Sabah iyi etmek için uğraştılar akşam da mahvetmek için. Böyle bir hasta ne kadar ilerleme kaydeder. Ben söyleyeyim etmez, geriler."
Göz yaşlarımı uyarmam gerekiyordu bazen kontrolden çıkıyordu.
Baran bir şey diyecekken doktor geldi. Dosyadan bir şeylere bakıp bana baktı. Gözyaşlarımı hızla silip kedime gelmek için derin nefes alıp ağzımdan verdim.
"Ece hanım, geldiğinizde 3. Seviye panik atak krizi geçiriyordunuz. Verdiğimiz hava ve serum şimdilik iyi geldi ama bunun için sizi kabul ederseniz psikiyatriye yönlendirebilirim. Yeni başlamamış olması gerekiyor. Ne zamandır bu tür krizler geçiriyorsunuz?"
"3 yıldır." Baran'a bakamıyordum. Ama ellerini sıktığını yan yan bakarken görmüştüm.
"Bir tedavi başlangıcınız gözüküyor ama 4 ay sonra bırakmışsınız. Bence uzun soluklu bir program iyi olacaktır."
"İstemiyorum."sesim netti. Bir de doktora açıklamayamazdım.
"Düşünün en azından. Çünkü ileri seviye panik atakların güzel gelişmeleri olmaz. Ve beraberinde bir çok krizi getirir. Size tavsiyem tedaviye başlamanız. Bir de kan değerleriniz biraz düşük çıktı. Stresten uzak durmaya çalışın. Vücudunuz duygularınız ile bağlantılı olduğu için direnciniz düşebilir."
Stres benim merkezimde be doktor. Bu zamana kadar düşmeyen direnç şimdi de düşmesin.
Doktor gidince Baran dışında her şeye bakındım. Gitmek istiyordum ama daha bitmemiş seruma baktığımda daha burada olduğunuzu anladım. Açelya gelince yanında Sedef'te vardı. Umay'ı Açelya'ya verip yanıma geldi.
"Güzelim? Iyisin demi? Çok korktum."
Gülümsedim "İyiyim gerçekten. Özür dilerim korkuttum hepinizi. Hele seni, emzikli anneye yapılacak iş değil özür dilerim. "
Sıkıca sarıldı. Ağlıyordu? Sende mi be. Yeter!
"Sedef? Kuşum saçmalama. Bak iyiyim, ama ağlarsan iyi olamam." Daha sıkı sarılarak hıçkırıklarını gizlemeye çalıştı.
"Neden oldu böyle? Baban olacak o şerefsiz yüzünden demi? Öldürecem o adamı!" Bileklerinden tuttum. Bu kadar yeterdi.
"Gülüm! Ben iyiyim, gerçekten. Ve artık çıkabilir miyiz hastaneden boğuldum artık."
Baran çıkış işlemleri doktorun yanına gidince Sedef ile Açelya iki yanıma oturdu. Sedef fırsattan istifade Umay'ı emzirirken Açelya ellerimi tutmuş bana bakıyordu.
"Kızlar bir şey diyeceğim, kavağa gidelim mi? Az hava alır öyle geceriz eve olmaz mı?"
Sedef'le Açelya birbirine bakıp 'bilmem' tarzında dudaklarını büzdüler. "Olabilir. Bir çıkalım da."
...
"Yav tamam anladım korktunuz ama ölümcül hastalığım yok. Sadece bir kriz geçirdim. Bak alışırım bu ilgiye bak!"
Hastaneden çıktık, kavağa gittik, eve geldik ama ben toparlansam onlar toparlanamadı. Sürekli bak başın döner, otur, istersen bu gece burda kal, gibi gibi bir sürü şeyle darlama seansı başlamıştı. Anlıyorum tabiki onları da ama normale dönmezlerse ben verem olacaktım.
"Ayy götüm! Aman be ne yaparsan yap. Düş bayıl umurunuzda değil gayri." Açelya'nın tavrı istemsizce beni güldürünce katıla katıla gülmeye başladım. Ben gülünce bana ters ters bakan kızçelerim de gülmeye başladı.
"Umay'ı ver lo iki mıncıklayayım. " Sedef çekinerek vermişti Umay'ı. Haklıydı ya gene olursa elimde Umay olursa diye korkuyordu. "Sedef'im merak etme bir daha olmaz en azından yakin zamanda, olsa bile Umay elimde olmaz. Korkma."
"Yok canım ne alaka." Ya ya ne alaka. Bilmiyorum sanki.
Baran elinde yeşil sarı arasında bir rengi olan çayla bana doğru yaklaşınca Umay'ı hızla yanımda oturan Açelya'ya verdim. İnşallah o bana değildir. Yan yan kayınca Baran gülmeye başladı.
"Ece istediğin yere kaç bunu içeceksin." Hızla ayağa kalktım. Onu asla içemem. Renginde meymenet yok onun. "Kaç, sanki yakalayıp zorla içermeyeceğim."
Hızla koşarak salondan çıkınca ilk önüme gelen odaya atladım. Kapıyı kapatıp arkasına yaslandım. Ama lanet ola ki kilidi yoktu. Kapı tıklatılınca daha da dayandım kapıya.
"Oğlum bas git!"diye bağırdım "Ece aç şunu bak!" sesinden eğlendiğini anlıyordum. "Açmam, içmem ve yakalayamazsın."
"Şuan benim odamdasın ve o odaya girmem 5 saniye! Delirtme de aç şu kapıyı! İçilecek o!"
Nasıl şuan Baran'nın odasında mıydım? Oha ilk kez giriyorum bu odaya. Baran bu evde yaşamaya başladı başlayalı ilk kez giriyordum. İstemeden odayı süzmeye başladım. Daha yeni toplandığı belliydi. Sedef sağolsundu. Baran hayatta elini sürmez temizliğe çünkü.
Kapıya bir kere yüklenince kapı açılıp hızla geri kapandı. Dikkatimi dağıtmıştı.
"Ece aç lan şunu!" Nah açarım, açarsam bilmiyor muyum başıma geleceği. "Açmam!"
Bir kez daha yüklendiğinde 'Ayı' diye bağırdım çünkü açmıştı. Koç başı ile vurdular sanki kapıya Allah'ın Ayısı! Kaçacak delik ararken odanın içinde ondan kaçıyordum.
"Talya yakalarsam kötü olur!" Bu çocuğun hep tekken Talya demesi geriyordu beni. "Haha güleyim boşa gitmesin! İçmem o ne olduğu belirsiz şeyi ya."
Laf yetiştirirken niye koşuyorsun salak! Al yakalandın işte! Bileğimden yakaladığı gibi kendine çekip kollarıyla kollarımı kilitlemişti. Sırtım onun göğsüne yaslı çırpınıyordum ama boş yere olduğunu biliyordum.
"Talya!"nefes nefese kulağıma kulağıma ismimi zikredince çırpınmayı bıraktım. İkimizde koştuğunumuz için nefes nefeseydik. "Baran-"dedim yavru kedi gibi "İçmesem olmaz mı?"az daha zorlarsam ağlayacaktım.
Baran ellerini gevşetti ama bırakmadı. Burnunu saçlarımın tepesine bastırdı. Her ne kadar kaçmak istesem de bir yanım mıh gibi çakılmıştı. Kafasını usul usul boynuma yaslarken gözlerim çoktan kapanmış kafamı yana yatırıp ona alan açmıştım.
"Baran.."sesim kısık ve cılız çıkmıştı. Ne oluyordu? Kalbim genişlemekten ciğerimi bunaltıyor 'beni çıkarın' diye bağırıyordu sanki
"Sen de hala adını koyamadığım bir şey var."Sesi düşünceliydi. Sanki kendi kendine konuşuyordu. Şuan dönüp öpesim gelmişti. Saçmalamaya başladım iyice. "Sanki bir kez öpsem adını koyabilecekmişim gibi?" Beynimi mi okuyorsun be adam!
Kollarından çıkmaya yeltelenince beni bıraktı. Yada öyle sandım. Kollarımdan tutup kapıya yaslandı. Gözlerim iri iri açılırken yay gibi gerilmiştim. Öpecek miydi beni? Olmaz! Bunca zaman kendimi hep gelecekteki kocama saklarken burada şuan kocama özel olan ilkimi almasına izin vermemem.
"Yapma! Olmaz! Şuan tamamen andan dolayı öyle düşünüyorsun yapma!" Sesim netti. Aklım başıma gelmişti, onunda gelsindi. "Talya ben bunu sadece bu an düşünmedim. Yıllardır bu kafamı kurcalıyor. Sana sadece tensel mi çekiliyorum yoksa ruhsal mı bilmem gerek!"
"Senin deney tahtan değilim Baran. Daha hiç bir şeyden emin değilken bilmiyor, hissetmiyorken bana yaklaşma. Benimle oynamana izin vermem."
Gözlerime baktı. Hala aklı başında değil gibiydi. Yoksa neden içli içli baksın ki. Yapma, yakma işte.
"Talya senle oynamak isteseydim eğer, çocukken oynardım. Bana sanki toymuşum gibi konuşma!" Dedi 21 bir yaşında ki çocuk.
"Toysun Baran! Bende toyum. O yüzden bana böyle yaklaşma.
Yüzüme yaklaşınca gerim gerim geriliyordum. Yapma diye yalvardım gözlerimle. Dudaklarıma gelirken ramak kala durdu. Sanki uzaktan öpüyordu. Rotasını değiştirip burnumun ucunu öptü. Boynuma indi. Küçük öpücükler bıraktı. Amacı benim yaklaşmamı sağlamaktı. İstediği olmayacaktı.
"Baran..yapma.." sesim titriyordu. Geriliyordum. Sanki uçurumun kenarındayım ve atılmayı bekliyordum. "Talya..izin ver."
Ellerimi göğsüne bastırıp itmeye çalıştığımda iki üç adım geriledi. "Vermem..veremem."
Bir kaç adım daha uzaklaştığında sanki o uçurumda tek kalmıştım, kalmalıydım belki de.
Hızla odadan çıkınca lavaboya girdim. Elime yüzüme su çarptım. İki heves için kimseye izin falan veremezdim bunu istesem bile. Baran'la aramda bir ten çekimi olduğunu biliyordum zaten ama tek taraflı sanıyordum. Değilmiş. Umrumda değildi. Yüzümü kurulayıp salona geçtim.
Açelya yayılmış telefonla uğraşıyordu. Sedef Umay'la oynuyordu. Açelya'nın yanına geçince bende geri yaslandım. Kafamı tavana diktim.
"Ne oldu içirdi mi en sonunda?" Tavana öyle dalmışım ki ilk bana mı dendiği anlamadım "Ece!" seslendiğinde hızla Sedef'e baktım. "Hı?"
"İçirdi mi sonunda dedim?"
Cevap veremedim. Kızgın kızgın gözlerle bakarken Baran elinde boş bardakla geldi. Ona bakıp göz devirdim. Geri kafamı koyunca Sedef'in güldüğünü gördüm. Bana o iğrenç şeyi içirdiğini sanıyordu. Öyle sanması işime gelirdi.
"Ben kaçıyorum geç oldu zaten birazdan Savaş abiyle yengem gelir. Bende bir bizimkilere gözükeyim."
Sedef Umay'ı Baran'a verip beni kolundan tutup salondan çıkardı. Salonun kapısını kapatıp bana baktı. "Bu gece burada kal istersen. Baran'nın odasını yeni temizledim. Onu atarım salona sende orada yatarsın."
"Yok bebeğim gideyim sizi de rahatsız etmemiş olurum."
Kollarıma vurup sinirli bakmaya başladı. "Ben bir rahatsızlık vereceğim sana göreceksin!"
Gülüp Sedef'in yanaklarını öptüm. Evden çıkıp terliklerimi giydim. Eve doğru giderken aklım olanlarda kaldı. Bu gün ne eforlu geçti.
Eve geldiğimde daha bahçeden sesleri duyuluyordu. Çene maçı vardı içerde. İlk kim rakibini kırarsa o kazanıyordu. Babamın eline su döken yoktu evde. En çokta benle Eren yeniliyorduk.
Eve girince ayakkabılarımı çıkarıp odaya attım kendimi. Eğer görürlerse çetelerinden geçilmezdi. Direk yatağa yatıp uyuma numarası yaptım. Sadece 5 dakika. Sonra bende teller koptu. En son babamın "Sizin günü aileye lanet olsun!" dediğini duydum. Oldu oldu lanet oldu bu aile artık.
...
"Abla kalk! Abla! " Eren'in sarslamaları ile ne olduğunu anlamaya çalışırken mal mal bakmaya başladım. "Abla!"
"Ne oldu ya?" Sesim mahur çıkıyordu. "Annem..annem bayıldı. Babam gitti. Abla kalk artık ne olur!"
Beynime dank etmesi ile hızla ayağa kalktım. Başım feci dönerken salona koştum. En son salonda bırakmıştım onları. Yerde uzanmış hareketsiz yatan annemi görünce başım daha da dönmeye başladı. "Telefon..telefonu getir!"
Eren koşarak odama gitti. Işık hızında da geri getirdi. Anında ambulansı aradım.
"112 Acil yardım" diye ses alınca olayı bilgim kadarıyla anlattım yani "annem bayıldı nasıl oldu bilmiyorum" dedim. Gerekli bilgileri alınca telefonu kapattı.
"Eren buzdolabından buz getir!" Eren titriyordu ama ne dersem hızla yapıyordu. Ne olmuştu? Neden bayılmıştı? Eren neden titriyordu? Babam olacak adam nerdeydi?
"Anne? Anne? Duyuyor musun?"
Annemi ayıltmaya çalışırken ambulans gelmişti. Eren kapıyı açmıştı. Ama benim annemin yanından kalkmaya mecalim yoktu. Biri beni ayağa kaldırıp kendine yasladı. Olaylar o kadar hızlı oluyordu ki sıfatlar belirmiyordu gözlerimde.
"Ece otur şuraya!" Mesela şuan neden azar işitiyorum?
"Hı?" Yeni uyanmış gibiydim. "Annem nerede?" İlk aklıma bu gelmişti. "İçerde ilgileniyorlar. Otur artık, geldiğimizde beri deli gibi dolandın durdun!" Açelya yanımdaydı. Her zamanki gibi.
"Açelya? Ben ne oldu? Neden oldu bilmiyorum? Sadece bayıldı mı? Yoksa başka bir bok mu var onu da bilmiyorum? Açelya beynim hem dopdolu hem çok boş! Ben neden uyudum ki ya!"
Açelya ellerimden tutup oturttu beni. Kendine çekip sarıldı. Eren? Eren Nerdeydi? Hızla geri çekilip etrafa baktım. "Eren nerede?"
"Aşağıda kantinde Baranla Savaş abi yanında." Yanına gitmem lazım çok korktu o. Dişlerimi sıkıp sinirli bir nida ilişti dudaklarımdan. "Yanına gitmem lazım Açelya. Titriyordu evde."
Açelya koluma girip asansöre bindirdi beni. Aşağı inince Eren'leri gördüm. Baran ayağa kalktığında gözlerim ona ilişti. Hazır ola geçmişti. Neden? Eren Baran'nın kalkması ile bakışını bana çevirdi. Ayağa kalkıp hızla bana geldi. Sarıldığında ağlamaya başladım. Sanki bunu bekliyor gibiydim.
"Şştt.." Eren saçlarımı okşarken kimin kimi sakinleştirirdiği belli değildi. Bu gün haddinden fazla ağlaktım. Bu günde bir şey vardı. Bu gün olacaklar sanki hayatımızı etkileyecekti.
"Eren? Annemi gördün mü? Ben göremedim." İç çekişlerim arasında konuşuyordum. Eren beni sandalyeye oturttu. Kimseden ses çıkmıyordu ama herkesin kafasında çok soru işareti vardı.
...
Sonunda annemin yanına almışlardı bizi. Annem hala baygındı ama doktor 10 15 dakikaya kendine geleceğini söyledi. Neden bayıldığı hakkında bir şeye aşırı tepkisinden dolayı olduğunu söyledi. Yani korku, sinir,heyecan, telaş gibi duyguları aşırı yaşayınca vücudun verdiği bir tepki olduğundan bahsetti.
Bana göre babamla kavgasında aşırı sinirlendiği için bayılmıştı. Peki neye sinirlenmişti. Bunun cevapları sadece annemdeydi. Ama babamın hala burada olmayışının cevabı yoktu! Nedeni yoktu!
"Anne?" Eren'in sesini duyduğumda daldığım yerden çıktım. Hızla annemin yanına gidip elini tuttum. "Annem?"
Gözlerini usul usul açıyordu. Su isteyecekti. Etrafa bakındım şu var mı diye ama göremedim. Birden bana su şişesi uzatılınca uzatan kişiye baktım. Baran'dı. Gözlerimi teşekkür ederim der gibi kapatıp açtım.
"Su?" Biliyordum. Ensesinden tutarak hafif kaldırdım. Biraz su içtikten sonra gözlerini açmaya zorladı. Gözlerini usulca açınca hepimizi karşında gördü. "Neredeyiz?"
"Hastanedeyiz anne." Eren ellerini sıkıyordu. Annesini bu halde görmek onda inanılmaz bir öfke yaratıyordu.
"Ece senle şuan konuşmamız lazım.. baş başa." Dediğinde herkes birbirine bakıyordu. Açelya'ya baktığımda gözleri ile sakin olmamı söyledi. Herkes ufak ufak çıkarken Baran Eren'i de almıştı.
"Ne oldu anne? Niye çıkardın herkesi?"
Nefes aldı derin derin. Bir süre sessiz kaldı. Ellerimi tuttu. Gözlerime baktı uzun uzun. Bir şey olacaktı. Bu gün hiç hayırlı değil gibiydi. İçimi inanılmaz bir korku kapladı.
"Ece? Ece'm.." Ne diyecekse kendini buna hazır hissetmiyordu. Bende duymak için hazır hissetmiyorum ya neyse.
"Ece gidiyoruz. Herkesten, herşeyden uzağa." Nasıl yani? Nereye? Neden? Babam gelecek mıydı? Babamdan mı gidiyorduk? Açelya? Açelya'yı bırakmaya hazır mıyım? Gökhan? Ondan daha alacak cevaplarım vardı? Baran? Çok cevapsız sorularla mi gidecektim? Bizin için iyi bir karar mıydı?
"Anne? Ben.. yani.. neden?" Gitmek istemiyorum diyemezdim. Yıllarca o adamı bırakmıyor diye ağzıma geleni demişken şimdi hayır diyezdim. "Ece.. Ece'm." Doğruldu. Bana döndü.
"Güzel kızım. Biliyorum belki bunu çok önceden yapmalıyım ama geç kalmadık ha kızım? Baban bizle olmayacak. İstediğiniz gibi. Gideceğiz, kimse bizim nerede olduğumuzu bilmeyecek."
Ben buna kendimi nasıl hazırlayacağım. Daha nedenini bile bilmiyorum ki. Neden yıllarca dayanıp şimdi gideceğiz diyordu?
"Neden anne? Tamam gidelim ama neden? Neden bayıldın? Neden ayılır ayılmaz gitme planı yapıyorsun?"
Durdu, düşündü. Bence nasıl söylenir diye düşünüyordu. İyide annem böyle şeyleri düşünmeden söylerdi. Şimdi neyi düşünüyordu?
"Ece..Baban.."cümleyi bir araya getiremiyordu. "Boşver Ece. Sadece hemen gitmeyeceğiz. Bir hamle bekliyorum ondan sonra gideceğiz."
"Anne bana gidicez ama ne zaman bilmiyorum deme! Anne burada veda edemeyeceğim kişiler var ve her anımı onlardan ne zaman ayrılacağım diye düşünerek geçiremem."
Annem hak verdi. Elimi sıktı. Kendine çekip sarıldı. Beynim düşünmekten patlayacak gibiydi.
"2 ay." Beni kendinden uzaklaştırdı gözlerime baktı. "2 ay sonra ansızın gideceğiz."
Açelya ile geçireceğim son 2 ay. Sedef ile geçireceğim son 2 ay. Umay'ı içime soka soka sevebileceğim son 2 ay. Gökhan'dan cevap alabileceğim son 2 ay. Baran ile ne olduğumuzu bile anlamaya yetmeyecek son 2 ay.
Ben nasıl gideceğim?
Allah'ım bana bunun gücünü ver. Ben nasıl veda edeceğim.
...
Devam edecek...
Bölüm hakkındaki yorumlarınız benim için önemli.
Düşünceleriniz nelerdir?
Ece, Can dostundan nasıl ayrılacak?
Peki Eren nasıl tepki verecek buna?
Ece, babasına hesap soracak mı?
Bir yuva yıkıldığında en çok kim zarar görür?
Dursun, Aynur olmadan hayatına devam edebilecek mi?
Hepsi gelecek bölümlerde...