2024
Yatağımdan sıçrayarak kalktığımda hızlı bir şekilde derin soluklar alıp veriyordum. Etraf karanlıktı, nefes alamıyor gibiydim sanki boğuluyordum. Gözlerimin önündeki nesneler hala netleşmedi. Başım dönüyordu, henüz hala ayılmamıştım ve bu işleri daha da kötü yapıyor gibiydi. Hala gördüğüm rüyanın etkisindeydim önceki gecelerde olduğu gibi, Betül'de kaldığımız geceden beri her gece olduğu gibi fazla gerçekçi ve fazla etkileyici.
Yatağımda dirseğimden destek alarak yarım bir şekilde yatarken aldığım nefesler hala yetersiz kaldığından sert soluklarım devam ederken üstümdeki pikeyi çekip attım. Yataktan kalkmaya yeltendiğim sırada kendimi toparlayamayıp ayakta duramadım ve daha bir adımımı tam atmadan yere düştüm. Hiç çaba sarf etmeden sırtımın üstüne döndüğümde birkaç saniye hızlı ve derin nefesler eşliğinde tavanı izlerken çaresizce anneme seslendim ancak sesim yok denecek kadar azdı.
Nedenini bilmediğim ağlama duygusu tüm bedenimi sardığında daha sesli bağırdım, "Anne!"
Yanaklarımda sıcak gözyaşlarımı hissettiğimde artık kalbim göğsüme daha da sert çarpıyordu ağlama kilit noktası gibiydi elim ayağım zangır titremeye başlamıştı. "Anne!"
"Eslina?" Annemin ne zaman geldiğini hatta bana ne dediğini bile duymamıştım. "Anne." Ağlamaya devam ederken annem başımı dizlerinin üzerine yatırdı. "Bir şey yok, bir şey yok kâbus gördün." Dedi annem alnımdaki terleri nereden aldığını görmediğim bir peçeteyle. "Kâbus gördün kızım bir şey yok." Ne gördüğümü net bir şekilde hatırlamıyordum yalnızca konuşmalar çok netti. Yüzler vardı buğulu yüzler ve yalnızca hisler. Hissettiğim ciddi bir duygu olmadı. Kâbus diyorduk ancak korkmuyordum. Gördüklerim neydi bilmiyordum, ben neden ağladığımı bile bilmiyordum.
Annem saçlarımı okşayıp beni öperken biraz olsun sakinleştim. Kısa kısa soluklarımın ardından sonunda ağlamayı bıraktığımda birkaç saniye daha annemin dizinde kalma ihtiyacı hissettim. "İyi misin kızım?" Annemin mırıldanarak sorduğu sorusuna başımı usulca sallayarak cevap verdim.
"Ne gördün?"
"Bilmiyorum." Annem başımı dizinden çekip yatağımın yanındaki komodinin üzerindeki sürahiden su doldurup bana verdiğinde sanki günlerce su içmemişim gibi kana kana içtim. Bardağı anneme verdiğimde bakışlarım yerde durgun bir şekilde olduğum yerde duruyordum.
"Çarpıldın mı ne yaptın?" Annemin dediği şeyle anında gözlerimiz birleşti. "Saçmalama anne."
"Ne saçmalama kızım kaç gecedir ne biçimsin." Annem yanıma gelip oturduğunda üzgün bir şekilde yüzüme baktı ve bir elini kaldırıp saçlarımı okşadı.
"Bir okutalım seni."
"Anne beni çarpan cinlerin bir üfleme ile gideceğinden emin değilim. "
"Ben eminim." Birkaç saniye sessizlik olduğunda derin bir nefes alıp verdim. "Gördüklerim kâbus değil, ne gördüğümü hatırlamıyorum sadece..." Bacaklarımın üzerine koyduğum ellerimle oynarken bakışlarımı yerden kaldırıp anneme baktım. "Üzgünüm." Gözlerim hızla dolduğunda çenem titriyordu ve konuşmak zorlaşmıştı.
"Üzgünüm anne, kırgınım neden olduğunu ve kime kırgın olduğumu bilmiyorum çok pişmanım ama neden pişmanım bilmiyorum gördüğüm şeyler kâbus değil ama kabustan beter hissettiriyor." Gözlerimden sıcak yaşlar akmaya başladığında istemsizce hıçkırdım. "Kalbim çok kırık ve çaresizim."
"Neden çaresiz olasın kızım?" Dedi annem anlayışlı bir ses tonuyla. Elini sırtıma koymuş sıvazlarken anne şefkati ile buluşan ruhum daha da saldı kendini. Ellerimle yüzümü kapattım ve birkaç saniye öyle durduktan sonra yanaklarımdaki yaşları sildim. "Bilmiyorum..."
Annem sıkıntıyla derin bir nefes alıp verdi. "Belki de strestendir." Dedim biraz rahatlaması için. "Strestendir anne, başka neden olacak?" ses tonum annemin cin teorisine ima yapıyordu. Annem bacağıma hafif bir şaplak attı "Dalga geçme eşek sıpası." Hafifçe kıkırdadım.
"Seninle uyumamı ister misin yine." Usulca kabul ettim bu güzel teklifini. Babam bir gece daha yalnız yatsa bir şey olmazdı. Annemle yerden kalkıp yatağıma geçtik. Dizlerimin üzerinde yatağımda ilerledim ve annem için boş alan bırakarak yattım annemde yanıma yattığında ona sıkıca sarıldım ve kokusunu içime çektim, güvendeydim.
Anneme sarıldıktan sonra birkaç dakika gözlerimi kapamadım. Kollarım annemin belinde başım göğsünde karanlık odada yalnızca dolabımın az çok görünen varlığına odaklandım. Bakışlarım orada kaldı ve gözlerimi kapatamadım. Bu sanki gözlerimi kapatırsam boğulurum gibi bir histi. Gözlerimi kapatırsam Agah konuşabilirdi, gözlerimi kapatırsam Agah hissedebilirdi. Peki ben gözlerimi kapatırsam Agah'ı hissedebilir miydim?
Agah kimdi? Gördüklerim yalnızca bir rüyaydı, fazla gerçekçi hissettiren bir rüya. Ancak daha önce hiç rüyamda bana ait olmayan anılar ve tanımadığım insanlar görmemiştim.
Gözlerim hiç kapanmadı. Agah'tan, hissedemesem bile Agah'ı hissedebilme düşüncesinden kaçtım. Agah'ı hissedebilmekten korktum. Kaç dakika öylece kaldım bilmiyorum. Annem sırtını bana döndü ve uyumaya devam etti, kollarımı annemden ayırmadım. Şafak söktü karanlık gökyüzü şafak rengine boyandı gökyüzünü kaplayan mavi odamı da buldu ve gözlerim hiç kapanmadı.
Zihnimdeki korkulardan biraz olsun kaçmayı başarıp yüzüstü döndüğümde birkaç dakika tavanı izledim, tavana yansıyan zihnimdeki filmleri izledim. Sanki havayla uçup gidecekmiş gibi gözlerimi sıkıca kapatıp başımı hızla salladım. Sol tarafıma dönüp komodinin üzerinde olan telefonumu elime aldım ve ilk önce saate baktım.
06.15
Tekrar yüz üstü döndüm ve telefonuma odaklandım.
WhatsApp Elf🧝
Siz
Konuşmamız lazım.
Telefonu kapatıp yastığımın altına koydum ve gözlerimi tekrar tavana diktim.
"Buraya neden geldiniz?"
"Buraya gelme sebebim sizsiniz."
Elimi hızla alnıma vurdum ancak canım acıdığında hafifçe inleyerek alnımı ovuşturdum. Bu saçma sapan sesler kafamda nereden oynuyordu hiçbir fikrim yoktu ve bu delirdiğimi düşünmeme neden oluyordu. Gördüğüm rüyalarda net ifadeler ve durumlar yoktu ancak söylenilen ve yaşanılan her şeyi hatırlıyordum ve gördüğüm şeylerde kesinlikle bu saçmalıklar yoktu.
Agresifçe yatağımdan kalktığımda odadan çıkıp lavaboya doğru ilerledim. Kafamı dağıtmak için duşa girip acele etmeden ılık suyla yıkandıktan sonra duştan çıkıp tekrar odama ilerledim. Annem hala uyuyordu ve şu an bütün yatak ona ait gibi görünüyordu. Dolabıma doğru ilerleyip kıyafetlerimi hazırlayıp giyindikten sonra havluyla saçlarımı kurulayıp taradım. Yatağın yanına gidip telefonumu alıp tekrar saate baktığımda saat çoktan yedi buçuk olmuştu. Banyoda neredeyse bir saate yakın durmuştum ancak ılık suyla yıkanmak bedenime ve zihnime çok iyi gelmiş gibi hissediyordum. Telefonumun ekranını aşağı doğru kaydırıp gelen bildirimlere baktığımda Elif'in mesajını gördüm.
Elf🧝
Sabah sabah ne bu resmiyet?
Bir şey mi oldu?
Ne hakkında?
Arayayım mı?
Siz
Okulda konuşuruz.
Telefonu tekrar yatağın üzerine koyduktan sonra biraz kafamı dağıtmak için evi turladım ancak yeterli olmadı.
Babamın yanına gittim, yatakta oldukça rahat bir şekilde uyuyordu. Babamın yanına yattım ve ona sarıldım yine hiçbir şey değişmedi. Uflayarak yataktan doğruldum babamın yanağına bir buse kondurduktan sonra kalktım ve bir kez daha dolaştım. Çay suyu koydum ve tekrar odama geldim, çalışma masamın önündeki dönen koltuğa oturdum ve bilgisayarımı açıp arama motoruna aklımdaki sorulardan en net ve belirleyici olanını yazdım ve en üstte çıkan ilk yazıyı içimden okudum.
Geçmiş hayat nedir?
Geçmiş yaşam kavramı, yaşamlar boyunca bir fiziksel bedenden diğerine hareket eden fiziksel olmayan bir ruha veya öze sahip olduğumuz fikrine dayanır. Bu teoride, birçok hayatınız olabileceği anlamına gelir. Psişik Andrew Brewer, Bustle'a göre “Herkesin bir geçmiş hayatı vardır” diyor.
Hiçbir şey anlamadım. "Bu ne demek yani?" Arama motorundaki soruyu silip bir diğerini yazdım.
Reenkarnasyon nedir?
Gözlerimle arama sayfasını hızla taradığımda 'ruh göçü' kavramı gözlerime iliştiğinde kaşlarımı çattım.
"Ne yani ben göçtüm mü?" Annemin uykulu mırıldanması doldu kulağıma.
"Nereye göçüyorsun?" Diğer tarafa.
"Bir şey yok anne araştırma yapıyorum uyu sen."
Arama motorundaki soruyu silip yeni bir soru daha yazdım.
Yeniden doğmak nedir?
Karşıma ilk çıkan yazıyı tekrar içimden okumaya başladım.
Bir kişiliğin sona ermesiyle birlikte bir başkası dünyaya gelir; bu sönmekte olan bir mumun aleviyle yeni bir mum yakılmasına benzetilebilir. Yeniden doğan kişinin bilinci, ölmüş olan kişinin bilinciyle ne özdeş ne de tamamen farklıdır; ancak nedensel bir süreklilikten veya akıştan söz edilebilir.
Paragrafı okumayı bitirdiğimde bir elim ağzımdaydı. Elif bu saçmalıklardan bahsediyordu ancak ben inanmadığım ve çok saçma bulduğum için tam dinlemezdim. Aklıma düşen şeylerle bakışlarımı bilgisayardan kaçırdım bunları biraz sindirmem lazımdı. Normal şartlarda olsaydık eğer o hipnozdan sonra bu yazıyı yine okusaydım bu saçmalık yine umurumda olmazdı ancak şu an normal şartlar altında değildik.
Sürekli başka bir kadının bakış açısından bana ait olmayan anılar görüyordum Agah kimdi bilmiyordum ve bunların hepsi hipnozdan sonra gerçekleşmeye başlamıştı.
Elimi ağzımdan çekip derin bir nefes aldım ve kendime, kendime gelmeyi söyledim. Kendine gel Eslina, kendine gel. İnternette okuduğun her şey gerçek değil. Bu ruh göçünü atalardan toruna geçen bazı özelliklere de bağlamış olabilirlerdi. Mesela bugün doğum yapmış bir kadın bebeğine ananesinin yediği yiyeceklerin etkilediği bir süt emzirirdi.
Telefonumu tekrar elime aldım ve Elif'le olan sohbetimize girdim.
Siz
Okula kaçta gideceksin?
Mesajı yazdıktan sonra saate baktım sekize geliyordu benim ilk dersim dokuzda başlıyordu. Üstümü çoktan giyinmiştim bu yüzden koyu kahverengi saçlarımı hızla balıksırtı örüp önüme seyrek düşen kakülümü ve perçemlerimi düzelttim. Çantamı da kontrol ettikten sonra yemek yemeden evden çıktım
en yakın olan kafeye gittim ve cam kenarlarındaki bir masaya oturdum. Telefonumu alıp Elif'e nerede olduğuma dair mesaj attıktan sonra telefonumu masanın üzerine bıraktım elimi çenemin altına koyarak dirseğimi masaya koydum. Bakışlarım kafenin açık camlarından dışarıya, kampüsün bahçesinde dolanırken aklım da düşüncelere dalmıştı.
İki hafta önceki halimi özlüyordum, bunların hiçbirinin yaşanmamış olmasını dilerdim.
"Ne düşünüyorsun?" İrkilerek önüme döndüğümde Elif sandalyeye oturup çantasını masaya bıraktı. "Sakin ol, halbuki sessiz de gelmemiştim."
"Fark etmemişim."
"Evet bir garipsin, bunda konuşacağımız şeyin de payı var mı?" Oturduğum yerde arkama yaslanıp derin bir nefes verdiğimde garson geldi ve siparişlerimizi aldı. Elif adını bilmediğim bir kahve söylerken ben de limonata istedim, soğuk bir şeylere ihtiyacım vardı. Garson yanımızdan ayrıldığında bakışlarımı Elif'in üzerinde birkaç saniye gezdirdim ve en sonunda gözlerinde durdum. Elif sorgulayıcı bakışlarını üzerime dikti.
"Ne oldu?"
"Bu gece bir rüya gördüm." Elif sırtını dikleştirdi ve bana daha da odaklandı. Ona artık bu şekilde bahsediyordum çünkü kâbus değillerdi. Elif'te bunu söyledi, kâbus değil yalnızca hissettiğin duygular seni korkutuyor demişti.
"Ne gördün, hatırlıyor musun?" Genellikle tamamını hatırlamazdım, yüzler ve mekanlar net olmazdı ancak hisler ve söylenilenler aklımdan çıkmazdı.
"Agah'ı." Neredeyse mırıldandığımda sesim istemsizce kısılmış ve gözlerim dolmuştu. Bu adam bana ne yapmıştı da bu kadar kalbim kırıktı?
"Onun yüzünü gördün mü? Ya da siması tanıdık mıydı?" Elif'in sorduğu soruyla duraksadım birkaç saniye kendime bu soruyu cevaplamak için izin verdim ancak en sonunda soruyu yanıtsız bıraktım.
"Önümde bir defter vardı," diye başladım anlatmaya. "Bir kadın vardı, annem. Ben vardım, ben başka biriydim." Elif dirseklerini masaya koyarak bana doğru eğildi ve daha dikkatle dinlemeye başladı. Derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim ve ardından devam ettim.
"Sinirliydim Elif, hem de çok fazla ve sonra elime bir mektup aldım, bu mektup bana yazılmış ama ilk defa gelen bir mektup değil. Hissettiğim öfkeyi hala hatırlıyorum sanki hala buramda gibi," dedim elimle göğsümü işaret ederek.
"Dışarı çıktım yeşil ve büyük bir ağaç vardı ve çok eski bir zamandaydık kestiremiyorum durduğum yerde yol yoktu ve sonra o geldi, Agah." Elif usulca başımı salladı.
"Sinirim mektup yüzündendi, mektupları bana onun yazdığını düşündüm ve onu patakladım."
"Ne?" Elif kıkırdamaya başlayınca ona ciddi olmayan bir öfke ile kızdım.
"Dalga geçme onu çok kötü patakladım ve burnu kanadı daha sonrasında ona üzerinde mavi güller işlenmiş bir mendil verdim. Bu anı gördüğüm rüyaya dahil değildi ancak nedenini bilmediğim bir şekilde o mendilin üzerindeki işlemeleri benim işlediğimi biliyorum. Sonra yanımıza biri geldi tanıdığım biri adını hatırlıyorum,
Orhun."
"Yüzü tanıdık mı?"
"Hiç kimsenin yüzünü net hatırlamıyorum." Elif başını sallarken derin bir nefes verip arkasına yaslandığı sırada garson bize içeceklerimizi getirdi.
Buzlu, soğuk limonatamdan bir yudum aldıktan sonra devam ettim, "Sonra Agah'ın yanından ayrıldım." Aklıma gelen şeyle aniden dikleştim ve Elif'e doğru eğildim. "Bir kız kardeşim vardı, Cemile. Ona korkunç ve çok saçma bir şaka yaptım inanması güç ancak yedi." Elif kıkırdadı.
"Onca şeyin içinden en ilgini çeken bu mu oldu?" Başımı aşağı yukarı salladım tebessüm ederken.
"Sonra gündüz olduğunu hatırlıyorum ama çok endişeliydim sanırım Agah için ancak onu pataklamadan önce de neden olduğunu bilmediğim bir şekilde derin bir endişe hali içerisindeydim. Cemile'yle kumsaldaydık ve tekrar onu gördüm." Anlatırken aniden tüm duygular ve anılar yeniden sardı bedenimi ve zihnimi.
Bana isminizi bahşeder misiniz? "Bana ismimi sordu."
"Ne dedin?"
Firuze. Yutkundum, "Firuze." İkimizde birkaç saniye sessiz kaldık.
"Sonra ne oldu?"
Vedalaşmayacak mısınız? Hoşça kalın.
"Sonra mı?"
Vedalar ayrılık içindir Firuze Hanım, sizinle bir daha görüşmek isterim.
Deri bir nefes aldım, "Sonra..."
Görüşürüz.
"Ayrıldık." Bakışlarım masada, aklım ise uzaklardayken yutkundum. "Cemile'yle denize girdik ve ben boğuldum, sonra da uyandım zaten."
"Firuze," Bakışlarım onu buldu. "Sen Firuze'ydin." Hiçbir şey diyemedim.
"İlk zamanlarda seni buna zorladığım için çok pişmandım Eslina ama ya peşinden gitmen gerekiyorsa? O günden beri o zamana ait anılar görüyorsun ya eksik kaldıysan ve tamamlanman gerekiyorsa?"
"Ne yapayım Elif? Gidip Agah'ı mezarından mı hortlatayım?"
"Firuze hortladıysa Agah'ın da hortlamadığı ne malum?"
"Gökten mi inecek bu adam tepeme?" Korkuyordum.
"Kimseyi bulmak zorunda değilsin Eslina, bence sadece öğrenmelisin." Çok korkuyordum, bunların hepsi bir bana mı bu kadar korkunç geliyordu?
"Bilmiyorum."
"Belki her şeyi oturtup bunların hepsine bir nokta
Koyduğunda bu rüyalarda artık bir son bulur ki bence bulacaktır."
"Ne yapmalıyım peki?" Diye sordum çaresizce.
"Hipnozda olduğu gibi yaparız belki yine hipnoza gitmeliyizdir?" Kaşlarımı çatıp başımı Elif'ten kaçırdım.
"O şeye tek kuruş vermem." Elif ofladı.
Youtube'da geçmiş hayat için meditasyonlar var sakin bir kafayla yaparsan belki işe yarayabilir ne dersin?" Korkardım.
"Tek başıma yapmak istemiyorum sanırım."
"Birlikte yaparız ben yanında olurum." Sesli bir şekilde oflayıp dirseklerimi masaya koydum ve yüzümü avuçlarımın arasına aldım.
"Bu saçmalıklara bulaştığıma inanamıyorum." Elif kıkırdadı.
"Benim dersim var gitmem lazım." Elif masadan ayaklandığında bende masanın üzerindeki telefonumdan saate baktım, dersimin başlamasına birkaç dakika vardı ancak kendimi derse girebilecek durumda hissedemiyordum.
“Ben girmeyeceğim sanırım, kütüphaneye gideceğim.”
“Peki, dersten sonra provam var haberleşiriz.” Gözlerimi kırparak onu onayladıktan sonra küçük bir öpücük attım ve o eşyalarını alıp kendi fakültesine doğru ilerlerken bende kütüphaneye yöneldim.
***
Elif
Elimdeki su şişesini kafama dikip ağzımı suyla doldurdum şişenin ağzını kapatırken ağzımdaki suyu birkaç yudumda yutup soluklandım. Henüz prova saati değildi ancak ben dersten sonra prova yapmak için konferans salonuna gelmiştim dans etmek kafamı dağıttığından çok seviyordum ve bu mezuniyet töreni için hazırladığımız gösteriden de elimden geleni yapıp keyif almak istiyordum. Su şişesini sahnenin kenarında duran şimdilik kullandığımız hoparlörün üzerine koyduktan sonra telefonumdan tekrar gösteri şarkısında tek başıma sahneleyeceğim kısmı açtım. Şarkı tüm salonda yankılanırken sahnedeki yerimi aldım ve tamemen keyif alarak dans etmeye kendimi verdim. Birkaç adım öne gidip döndüğümde aniden önümde koltuklarda hissettiğim bir varlık hissiyatı ile sendeleyerek durdum. Salonu yalnızca sahnenin ışıkları aydınlatıyordu dolayısı ile ben sahneden koltukları göremiyordum. Bakışlarımı aynı yerde tutmaya devam ederken sanki görebilecekmişim gibi gözlerimi kıstım.
“Kimsiniz?” Sesim umduğumdan sert çıktı, tanıdık birisi olduğunu düşündüm ancak hiç ses gelmeyince gerildim. Derin bir nefes verdim, “Eslina sen mi geldin?” diye sordum ancak Eslina gelseydi salonun kapısının sesini mutlaka duyardım. Can sıkıntısı ile bir nefes verdim, öfkeleniyordum. Sahnede hoparlöre doğru ilerleyip sesi kapattıktan sonra ışıkları açmak için koltukları görebilmek için sahneden inerken duyduğum iki kapı sesi ile gözlerim salonun diğer tarafındaki kapıdan gelen Eslina’yı buldu.
“Sen miydin?” Ona baktıktan sonra gözlerim etrafı taradı. İki kapı sesi duyduğuma emindim.
“Efendim?”
“Az önceki kişi sen miydin?” diye sordum bir ümitle.
“Hayır ben şimdi geldim.” Dedi ellerini hafif yana açarken halihazırda ortada olan bir gerçeği göstermek ister gibi.
“Neyden söz ediyorsun?” Yanıma geldiğinde bir kolunda taşıdığı ceketi kapalı koyu kırmızı koltuklardan birinin üzerine koydu.
“Az önce prova yapıyordum ve burada birisi beni izliyormuş gibi hissettim.” Sesli bir şekilde nefes verirken gülümsedi.
“Bu gaipten yaşantılar seni de mi vurdu?” Espiritüel konuştuğunda bakışlarım tekrar salonu buldu.
“Hayır Eslina eminim birisi vardı, senin gelmenle beraber o kapıdan da birinin çıktığına eminim.”
“Belki burada bir eşyasını unutmuş biridir ya da gösteri ekibinden birisi erken gelmiştir.”
“Kimsiniz diye sordum cevap vermedi ve bakmak için sahneden indiğimde sen geldin aynı zamanda o kapıdan birisi çıktı.” Bir elimle kapıyı işaret ederken konuştum.
“Hmm…” Mırıldandı ancak bu oldukça imalıydı.
“O halde birisi seni izlemek için gelmiş olabilir mi?” Gözlerimi devirdim, “Öyleyse bu oldukça normal bir davranış dans ekibinden birisini neden izledi diye kafasını bir yere geçirecek değilim.”
“Belki de onun seni izlediğini bilmeni istemiyordur?” İması devam ederken bakışlarım onda durdu, durdu ve durmaya devam etti.
“Saçma sapan konuşma.”
“Ooooo…”Neredeyse mırıldanarak kendi içinde enerjisini biritirirken sırıtıyordu.
“Saçmalıyorsun.”
“Bir hayranın var.” Heyecanla konuşurken hafif bir ritimle sallayarak dans etti. “Bir aşığın mı desem?” Kaşlarımı çattım ve korkunç bir şey söylemiş gibi ona baktım. “Ne, hayır!” Kalçasını sallamaya devam ederken kollarını da minik dansının içine katıp ileri geri adım atarken gösteri şarkımızı mırıldanırken dans figürlerimden birkaçını uyguluyordu.
“Eslina…” Bıkkınca mırıldandım. Ellerini ağzına kapatıp sessiz tiz bir şekilde konuştu. “İnanmıyorum!” Bacaklarını tek tek yere vurarak zıplarken kollarımı göğsüme bağlayıp sakince bu minik gösterisini bitirmesini bekledim.
“Resmen birisi senden hoşlanıyor.” Düz bir şekilde bakmaya devam ettim.
“En son bir aşığın olduğunda işler hiç tatlı gitmemişti.” Tüm ifadesi bozuldu.
“Bu sertti.”
“O kadar da tatlı bir durum olmayabilir diyorum.” Ellerini kaldırdı. “Pekala, haklısın ancak o kadar da berbat bir durum da olmayabilir nötr yaklaşalım.”
“Ben zaten nötr yaklaşıyordum.” Dedim az önceki eğlencesine kinaye yaparak.
“Özür dilerim ama bu arkadaşlık hayatımızda ilk defa oldu yoşaşırmamı mazur gör.” Arkamı dönüp sahneye çıktıktan sonra hoparlör üzerindeki telefonumdan saate baktım. Anlaştığımız saatten geç gelmişti.
“Dersin geç mi bitti?”
“Evet.” Telefonu tekrar ayarlarken Eslina bir koltuğu açıp oturdu.
“Peki nasılsın?” Sorarken kastettiğim şey sabahki konuşmamızı kapsıyordu.
“Onu bulmamın bir işe yarayacağını sanmıyorum bu herif benden nefret ediyor.”
“Ama neden?” Diye sordum sitem karışık bir merakla. “Neden nefret ediyor, bunu hiç merak etmiyor musun sen bu adama ne yapmış olabilirsin ki?”
“Bilmiyorum Elif bilmek de istemiyorum.” Eslina koltukta arkasına yaslanırken bende şarkımı açıp telefonu bıraktıktan sonra tekrar provama başladım.
***
Eslina
Elifin yanına geldikten yaklaşık on dakika sonra dans grubundan birkaç kişi daha salona gelmeye başladığında telefonumla vakit geçiriyordum. Elif’i dans ederken çektiğim kısa saniyeli videoyu instagramımda paylaştıktan sonra saate baktım provanın başlamasına yaklaşık yirmi dakika vardı. Telefonumu cebime atıp ayaklandım ve sahneye Elif’in yanına giderken tam karşımdaki salon kapısından içeriye giren Arel’le birlikte aniden durdum. Bakışlarım Elif’i buldu ancak o başkası ile konuşuyordu sahneye çıkıp yanına yanaştım.
“Arel geldi.” Fısıldayarak çığlık atmak mümkünse yaptığım şey buydu.
“Ne?” Elif’in bakışları gözlerimin takip ettiği yeri buldu. Orhun’la beraber gelmişlerdi koltuklara yönelip ceketini onlardan birinin üzerine nazikçe yerleştirdi. Orhun elleri ceplerindeyken yalnızca Arel’e bakıyor ve ona bir şeyler anlatıyordu. “Normalde bizden sonra gelirdi.” Önüme döndüğümde nefesimi kontrol ettim.
“Sakin ol, senin için bu kadar önemli mi?”
“Piyano seviyorum.”
“Anlıyorum.” Dedi başını hafifçe sallarken.
“Üstelik beni heyecanlandırmıyor.”
“Öyle mi dersin.” Kinayeyle sordu ve ciddi anlamda başımı onaylarcasına salladım. “Nasıl açıklayabilirim bilmiyorum sadece rahatlamış hissediyorum o kadar.”
Elif kafasını alayla sallarken kulise doğru ilerledi önüme döndüm, bakışlarım tekrar onu bulduğunda o zaten bana bakıyordu. Orun yanındaki kapalı kırmızı sandalyeyi indirip otururken onun adımları sahneye yöneldi.
Eliflerin kullandığı hoparlörden prova öncesi ısınmak için çaldıkları o rastgele şarkılardan biri çalmaya başladı salonda. Yavaş, ve nazik bir parça. Arel sahneye çıktı ve bana doğru gelmeye devam etti gözlerini benden biraz olsun ayırmazken dudaklarına çabasız kendiliğinden yerleşen bir gülümseme vardı. Bugün bakışları daha farklıydı, daha meraklı, daha bilmek ister gibiydi.
“Sizin için erken olduğunu düşünüyordum.”
“Evet, öyle.”
“Neden şimdi buradsın.” Birkaç saniye sustu koyu mavi gözleri yüzümün her köşesinde usulca dolandıktan sonra tekrar kahverengi gözlerimi buldu.
“Sensin.”
“Ne?”
“Buraya gelme sebebim sensin.” Salondaki şarkının sesi boğuklaşırken gözlerim yalnızca onu görüyordu kaşlarım şaşkınlıkla çatılırken bir şey söyleyemedim. Bir elini davetkar bir şekilde uzatırken ne olduğunu kavramam gerekti.
“Benimle dans eder misin?” O an sahnede yalnız olmadığımızı birkaç kişinin de rastgele şarkıya uyum sağladığını saniyelik fark edebildim. Elimi usulca avucuna koyarken zahmetsizce belimi kavradı. Gözleri bir an olsun gözlerimden ayrılmadı.
“Ne demek istiyorsun?” Henüz yeni konuşabildiğimde usul adımlarla sahnede tıpkı dans ekibinin bir parçası gibi uyumlu bir şekilde dans ediyorduk.
“Merak ediyorum.” Nerdeyse fısıldadığında dikkatim yalnızca ondaydı.
“Neredeyse her akşam kumsala denizi izleyen o kızı,” yutkundum, “İlk gördüğümden beri…” duraksadı ve birkaç nefes aldı. “İlk gördüğümden beri anlamsızca tanıdık hissettiğim, rüyalarıma giren aklımdan neden çıkmadığını defalarca sorguladığım bu kadını bilmek istiyorum.”
Eğer kalbimin bu kadar hızlı ve sert bir şekilde göğüs kafesime çarptığını hissetmeseydim durduğunu hissederdim. Hayır bu bir aşk itirafı değildi çünkü biliyordum, bende biliyordum ve yaşıyordum söylediği her şeyi. Sen kimsin Arel, tanıdık Arel. Kafamın içinde defalarca sorduğum o sorular müzik odasının önünde ondan habersizce geçirdiğim o zamanlar geçti gözümün önünden biliyordum çünkü ben de öyleydim.
“Eslina?” Duyduğum sesle bakışlarım Arel’in omuzlarının arkasına kaydı.
Cidden mi?
Tahir sahneye çıkarken bakışlarım tekrar Arel’i bulmuştu.
“Eslina kim bu?” Gözleri Arel’in üzerinde gezindi. İnanılmaz dağılmış hissediyordum ve onunla uğraşmak istemiyordum dokunsalar ağlayacaktım ve nedenini bile bilmiyordum.
“Bence onu tanıyorsun Tahir.” Arel’i neredeyse tüm okul tanırdı.
“Bunu sormadığımı biliyorsun, cevap ver lütfen.”
“Sen kim oluyorsun?” Diye sordu Arel ancak bu bir sorudan daha çok ne hadle der gibiydi.
“Ben…” Bakışları beni buldu.
“Hiç kimse.” Durdum. “Hiç kimse değil.” Fevri şekilde güldü.
“O bu mu yani?” Bir eliyle Arel’i gösterdiğinde bahçede yaşadığımız kavgada konuştuklarımız aklıma geldi.
“Seni ilgilendirmez Tahir git buradan konuşmak istemiyorum.” Oldukça utanç verici bir andı etrafımızdaki birkaç kişi dönüp bize bakıyordu beni rezil etmeye devam ediyordu.
“O bu mu Eslina?”
“O sesinin…” Arel birkaç adım yaklaşıp tam arkamda durdu. “Tonuna hakim ol.”
“Sen kimsin ki?”
“Tahir defol git buradan.” Öfkeden gözüm dolarken öfkeyle fısıldadım. “Sadece defol git.”
“Bunu bilmek istiyorum Eslina, sadece kim olduğunu bilmek istiyorum.”
“Sana ne? Seni ne ilgilendirir?”
"Onunla aranda ne var?" Başıyla arkamda duran Arel'i işaret etti. "Yeni sevgilin mi?"
“Eğer onun için önemli biriysem onu rahat bırakacak mısın?”
Bakışları onu buldu. “O benim…”
“Hiçbir şeyin değil.”
"Evet, bırakacağım."
Arkamdaki Arel'in varlığı bana biraz daha yaklaştığında hissettiğim güven duygusu bir yıldır Tahir'in bana hissettirdiği tüm o duyguları yıkıp geçtiğinde bir anlığına duraksadım. Evde değil, sanki yuvamdaymışım gibi sanki en başından beri yapmam gereken şey buymuş gibi ona sığınmakmış gibi onun varlığını hissederken gözlerimi usulca kapatıp birkaç saniye sonra açtığımda Tahir'in hâlâ Arel'de olan kindar bakışları beni bulduğunda yutkundum.
“Git buradan.” Neredeyse fısıldadım.
Tahir, hayal kırıklığına uğramış ve içinde kin ve bencillikten başka bir duygu olmadığını düşündüğüm gözleriyle Arel'e birkaç saniye bakmayı sürdürdüğünde sonunda gözleri beni buldu. Onunla göz göze gelmekten tiksiniyordum, gözpınarlarında biriken gözyaşlarının acıdan ziyade sinirden olduğuna adım gibi emindim. "Nasıl?" Diyordu, "Nasıl benim olmadı? Benim olmak zorundaydı." Kafasının içerisinde onu değil de Arel'i tercih etmiş olduğum düşüncesi dahi onu sinirden ve kibirden mahvediyordu.
Koyu kahverengi gözleri hala üzerimdeyken varla yok arası başını salladığında arkasını döndü ve bir daha durduğumuz yere tekrar dönüp bakmadan hızlı adımlarla sahneden inip konferans salonunda çıktı.
Arel'le birkaç saniye hiç konuşmadan dururken sanki olanları daha yeni algılıyormuş gibi kendime geldiğimde gözlerim dolmaya başladı. Aldığım derin nefeslerden dolayı göğsüm hızla inip kalkarken Arel'den bir adım uzaklaştım.
Başımı çevirip ona baktığımda onun koyu mavi gözleri zaten üzerimdeydi. Tahir'e sevgili olduğumuzu iddia etmiştik. Bu durum beni baştan sona utandırırken Arel'den gözlerimi kaçırıp salonda gezdirdim. "Ben..." Varla yok arası konuşmaya çalıştığımda tek diyebildiğim bu oldu.
"Eslina…" Bana bir adım yaklaşırken onunla birlikte bir adım uzaklaştım. "Ben özür dilerim." Hissettiğim tüm duyguların üst üste gelmesinden kaynaklı ağlamaya başladığımda başımı eğip gözyaşlarımı saklamaya çalışırken Arel'e arkamı dönüp hızlı adımlarla kaçarcasına oradan uzaklaştım. Arel'i bile bir şeyler yapmak zorunda bırakmıştı. Tahir'in yaptığı şey buydu, zorunda bırakmak.
Kötü hissettiğim için daha fazla okulda durmak istemeyip eve geldim ancak geldiğimde yolun nasıl geçtiğini, eve nasıl geldiğimi bilmiyordum sadece yatağıma yatıp biraz daha ağlayıp uyumak istiyordum. Eve girer girmez evde kimsenin olmamasını fırsat bilip kendimi tamamen serbest bıraktığımda sağ elimin tersiyle gözyaşlarımı silerken küçük bir çocuk gibi ağlıyordum üstelik bu kadar ağlamamın sebebinin ne olduğunu bile bilmiyordum. Tahir'den her zaman nefret etmiştim ancak ilk defa böyle bir duygu boşalması yaşıyordum. Sol elimle de gözyaşlarımı sildikten sonra lavaboya gittim ve ağlamaktan akan burnumu temizleyip yüzümü birkaç kere soğuk suyla yıkadım. Başımı kaldırıp aynada kendimle buluştuğumda birkaç saniye kendimi izledim, güzeldim.
Lavabodan ayrılıp odama geçtikten sonra yatağımın üzerine yığılıp telefonumu elime aldım ve Elif'e ses kaydı atarak olan her şeyi harfi harfine anlattım. Birkaç tane ses kaydını ona gönderdikten sonra telefonu yanıma bıraktım.
Çok yorgundum, gözkapaklarım kendiliğinden kapandığında onları engellemedim ancak korktum, tekrar kâbus görmekten korktum yine de uyku bedenimi ve zihnimi ele geçirdiğinde uzun zaman sonra rahat bir uyku çektim. Hiç rüya görmedim, Agah'ı görmedim, Agah'ı hissetmedim.
Çalan telefonumun sesiyle gözlerimi istemsizce araladığımda yüzümü kırıştırarak rahatsızca mırıldandım. Tamamen uyandığımda telefonumu alıp Elif'ten gelen aramalara ve mesajlara panelden göz gezdirdiğimde bir cevap veremeden saate baktım ve telefonu tekrar yatağa bırakıp kaç dakika olduğunu bilmeden öylece tavanı seyrettim.
Uzun zaman sonra rahat bir uyku çektiğimden olsa gerek yaklaşık beş saat boyunca uyumuştum bu yüzden beynim uyuşmuş gibiydi. Akşamüstü havada esen tatlı meltem odamın camından içeriye süzülürken evde kalmak istemedim üstümü değiştirip daha rahat şeyler giydikten sonra üstüme siyah kapşonlu hırkamı attım. Yanıma sadece telefonumu alıp siyah spor sandaletlerimi giydikten sonra yola koyuldum. Birkaç dakikanın ardından kumsala girdiğimde gözlerimle hızla kumsalı tararken bakışlarım geçen geldiğimde Arel'le ilk tanıştığımız nokta da durdu.
Orası boş değildi.
Arel oradaydı.
İstemsizce derin bir nefes alıp verdim. Yine aynı şekilde oturmuş ve yalnızca denizi izliyordu. Usul adımlarla ona doğru yaklaşırken gözümü ondan, bana dönük olan sırtından ve hafif esen rüzgârın uçuşturduğu siyah saçlarından ayırmadım.
"Deniz kızını mı bekliyorsun?" Denizin dalgalarında olan bakışları beni buldu. Hiçbir şey demedi, dudakları usulca kıvrıldı. Gözlerim, koyu mavi harelerinden dudaklarına kaydığında istemsizce bende gülümsedim. Arel biraz bulaşıcıydı.
Yanında hala ayakta dururken bakışlarımı dalgalı olan denize çevirdim. "Buraya genelde akşamları geldiğini zannediyordum." Dedim gözlerimi denizden ayırmadan, dalgaların her kumsala vurduğunda çıkardığı ses etrafımızı sarıyordu.
"Seni bekliyordum."
Gözlerimi anlık kapandığında nefesim kesilirken zorla, sanki bir daha hiç almayacakmış gibi nefes almaya çalıştım, ona dönmedim ve gözlerimi açıp tekrar kumsala vuran dalgalara baktım. Birkaç adım atıp ıslak kumlara parmak uçlarımla dokundum. Dalga hızlı bir şekilde gelip ayaklarıma dokunduğunda ayaklarımı hızla geri çektim. Denizden korkardım.
“Özür dilerim.” Neredeyse mırıldandığımda “Bunun için bir sebebin yok.” Dese de sadece özür dilemek istemiştim. Aslında günlerdir kime ve neden olduğunu bilmeden içimden defalarca özür diliyordum. Belki de bir nedenim vardı.
“Özür dilerim.” Arel’in sesi kulaklarımı doldururken bu kadar tanıdık olmasından onu nedensizce bu kadar bilmenin bende ne duygular uyandırdığına emin olamadım. Ayağa kalkıp bana birkaç adım yaklaştığını hissettim. “Özür dilerim.” Diye neredeyse fısıldayarak tekrarladığında bu özrünün tıpkı benimki gibi olduğunu biliyordum. Neye ve neden olduğunu bilmeden sadece çaresizce sarf edilen iki kelime.
Boğazından gelen acı bir hırıltıyla neredeyse mırıldanarak çaresizce konuştu. “Neden benden kaçıyorsun?”
“Yeniden doğmuşum.” Denize baktım bir süre, içine hiç girmemiştim acaba ne kadar derindi ki?
“Elif’in beni zorla götürdüğü geçmiş hayat seansında öğrendim.” O günü ve anımsadığımda hafifçe güldüm.
“Eslina…”
“İsmim Firuze’ymiş. Bir kız kardeşim bile vardı ve denize korkusuzca girebiliyordum ben-“ Aniden aklıma sertçe düşen net anılarla yerimde kalakaldım. Tanıdık bir koku, deniz kokusu. Denize baktım etrafımda usulca dönüp bu kumsala baktım ve Arel’in önünde durdum. Burasıydı, aynı yerdeydim. Pişmandım yine deli gibi korkak ve çaresizdim.
“Neden ağlıyorsun?” Ağlıyor muydum? Başımı denize çevirdim. “Deniz vardı, birisi vardı.” Agah.
Arel bana bir adım yaklaşırken isemsizce ondan uzaklaştım. “O günden sonra hep gördüm. Firuzeyi, onu…Bana bıraktığı bu özlem ve nefret o günden beri peşimi bırkamadı.” Arelin gözlerinde duruşunda duraksama oldu. Sanki hiç tahmin etmediği bir şey demişim gibi. Yaklaştı, yaklaştı bakışlarım onu buldu o tanıdık mavi gözlerini. Tanıdıktı tanıdık bir pişmanlık ve çaresizlik.
“Beni rüyalarında mı gördüğünü söylüyorsun?” fısıldadığımda bir eli kolumdan omuzuma uzanırken diğeri usulca belimi kavradı.
“Eslina ben…”
“Ne hissediyorsun?”
“Senden nefret ediyorum ama seni çok özledim.” Fısıldadığında elini uzatıp gözümdeki yaşları sildi ancak o da ağlıyordu. Senin gözyaşlarına ne olacak peki.
“Özür dilerim.” Dedi baş parmağı ile göz altımı tekrar silerken. “Ne için?” sitemkar bir şekilde sordum. “Bunu daha önce yapmadığım için.” Dedi sildiği gözyaşlarımı kastederken. Bir adım gerilediğimde belimden daha sıkı kavrayıp buna izin vermedi.
“Bırak…” başını iki yana sallarken alnını alnıma yasladı.
“Bırak gideyim lütfen.”
“Hayır, bu sefer olmaz.” Fısıldarken gözlerine baktım onun gözleri ise zaten bendeydi tüm yüzümü cevabını bulmaya çalıştığı bir soru gibi inceledi. “Kimsin sen?”
Derin bir nefes aldığımda bir damla daha yaş düştü gözlerimden. “Beni daha önce bıraktın mı ki?” Durdu, bakışları dağıldı. Gözlerinde dağıldım. Yanağımı kavrayan eliyle beni kendine yaklaştırıp dudaklarımızı buluşturdu. İçimde aniden bir dalga yükselip beni vurduğunda belimi daha sıkı kavradı. Öpüşüne istemsizce karşılık verdiğimde sanki bu hiç yabancı değildi. Onu biliyordum onu tanıyordum ve bundan korkuyordum. Geri çekildiğimde hızlı nefesler alıp veriyordum.
Gözleri tekrar beni bulduğunda hiçbir şey diyemdim sanki dilim ve ayaklarım çözülmüş gibiydi birkaç adım geriye sendeledikten sonra arkamı döndüm ve gözlerimden dökülen yaşlarla hıçkıra hıçkıra ağlayarak eve döndüm.
Odama geldiğimde hızla lavaboya girip ellerimi yüzümü yıkadım ancak içimde hissettiğim duygu boşalması hala devam ediyordu.
Beni öpmüştü beni cidden öpmüştü.
Yatağımın üstüne çıkıp uzandım ve tavanı izlemeye başladım bir süre sonra zihnimdeki her şeyin, tüm seslerin sustuğunu fark ettim.
"Belki sizden biraz daha limonlu kek isteyebilirim." O hariç. Agah, tüm kalbimi doldurup patlatıncaya kadar sardığında titrek bir şekilde derin bir nefes aldım. Kimsin sen?
“İsmim Agah.”
"İzin verir misin?"
"Birileri görebilir Agah."
"O zaman seninle evlenirim." Yoksa bir aşığım mısın? Belki eşim?
"Biz hiçbir şey yaşamadık." Yoğun duygular sardı her bir yanımı.
"Seni seviyorum," Bende seni seviyorum.
Ve ardından pişmanlık, iliklerime kadar pişmanlık, daha fazla pişmanlık. "Bana bir ömür borçlusun Firuze." Sus. Hiç tatmadığım bana bile ait olmadığından emin olduğum anılar doldurdu zihnimi. Bana ait değildi, ancak benim içindi tüm bunlar. "Bana bir ömür borçlusun..." Sus artık sus!Başım usulca dönmeye başladığında sanki uçuyormuş gibiydim, tüm anılar bütün karmaşıklığıyla zihnime dolduğunda tekrar aynı şeyleri yaşayacağımı düşündüm ancak olmadı, bu sefer her şey oldukça netti.
"Seni seviyorum, Firuze," Bende seni seviyorum. Ardından tekrar, tekrar ve daha fazla; bende seni seviyorum Agah. Keşke bunu duyabilseydin.
Mayıs 1969
Agah
Kitapçıda ki yoğun kahve kokusu her yeri sararken derin bir nefes alıp verdim. Bacaklarımın önünde olan kolideki yeni gelen kitapların son birkaç tanesini de alıp raflara koydum. Kitapları almak için eğildiğim sırada ilgimi çekenleri alıp inceliyor birkaç sayfasına göz gezdiriyordum. Bundan dolayı olacak ki tahminen yirmi dakikamı alacak düzenleme işinin birinci saatindeydim.
Tüm kitapları yerleştirip raflara son kez göz gezdirdikten sonra yerdeki boş iki orta boy koliyi alıp katlayarak çöpe atmak için dışarı çıktım. Eğilip kalktığım için ağrıyan bacaklarıma bu kısa yürüyüş iyi gelmişti.
Dükkâna tekrar döndüğümde az önce düzenlediğim kitaplığın önüne giderek boş rafa koyduğum kahve fincanımı kahvehanedeki genç geldiğinde vermek için alıp masaya döndüm. Koltuğa oturup yaslandığım sırada masanın üzerindeki kâğıda sarılmış olan paket dikkatimi çekti. Bakışlarım kapıyı bulup orada birkaç saniye oyalandı. Birinin geldiğini duymamıştım ama belli ki kitaplarla çok ilgilendiğimden dolayı gelen kişiyi fark etmemiştim.
Kahverengi kağıtla paketlenmiş kutuyu alıp iplerini çözdüm. Elimde, içinde kek olan cam bir kap gördüğümde kaşlarım şaşkınlıkla aralandı. Kutunun hemen üstünde olan küçük ikiye katlanmış kâğıda açtım ve kimden geldiğini anlamak için okudum.
"Siz ve Orhan için. Bu acınızı dindirmez ancak umarım en yakın zamanda iyi olursunuz.
Saygılarımla, Firuze."
Dudaklarımda bir tebessüm oluşurken kek kabından yükselen buram buram kokan limon kokusunu içime çektim. Cam kabın ağzını açtım ve bir dilim kek alıp ısırık aldığımda istemsizce gözlerimi kapandı.
"Fevkalâde," Bir ısırık daha aldığımda tekrar elimdeki nota baktım ve dudağımdaki tebessüm daha da büyütürken birkaç tane Orhan için ayırıp bu güzel kekin tadını çıkardım.