“Düzenim bozulur hayatım alt üst olur diye endişe etme nereden biliyorsun hayatının altının üstünden daha iyi olmadığını?”
Şems-i Tebrizi
27 Nisan 1969
Ellerim titriyor, bir piyanistin piyano çalarken elleri nasıl titreyebilir? Bu kendimden utanmama ve yetersiz hissetmeme sebep oluyor. Artık herkesin yanında piyano çalamıyorum. Yalnızken daha iyi hissediyor ve daha rahat çalışabiliyorum ancak bunu insanlara sergileyemedikten sonra ne anlamı olabilir? Sabah saatlerinde prova yaparken Orhan yanıma uğradı ve bana bu defteri sanıyorum ki kızgın bir şekilde bıraktı. Madem kimseye anlatamıyorum o zaman en azından yazmalıymışım. Orhan'a kızmıyorum yalnızca içimde beni kötü etkileyen bir duygu var bir kurt belki kanser gibi düşüncelerimi ele geçirmiş bir duygu. Babamın gözlerindeki hayal kırıklığı aklımdan inatçı bir şekilde silinmiyor, hayatım altüst olmuş gibi hissediyorum, içimdeki arzu kayıplara karışmış gibi. Yeni taşındığım bu kasabanın bana iyi gelmesi dileğiyle bitiriyorum sözlerimi.
Saygılarımla...
Soğuk suyu yüzüme çarptığımda biraz olsun kafamdaki bu düşüncelerin artık susmasını istedim.
Tanıdık anılar, tanıdık sevgiler, saygılar. İyi ya da kötü tüm anılar, unutulmuş olanlar. Kimim ben?
Sıklıkla kâbus gören birisi değildim ancak bu gece defalarca uyandım. Ellerimi çeşmenin altında tekrar birleştirip birkaç saniye bekledim. Soğuk su ellerimden taştı. Ellerimi üşütmesini hissetmek istedim çünkü fazla sıcaktı. Suyu tekrar yüzüme çarptım, belki daha sert yaparsam tüm bunlar geçerdi. Başımı kaldırıp, lavabonun aynasında kendimle buluştuğumda birkaç saniye kendimi inceledim ancak baktığım kişi ben değildim. Buna izin verilmiyordu, zihnim susmuyordu.
Tanıdık anılar, tanıdık bir koku sanırım deniz kokusu kimim ben? "Eslina'yım" dedim bakışlarım hala aynadayken.
Havluyu hızlıca elime alıp yüzümü kuruladım ve tekrar yerine koyduktan sonra banyodan çıkıp odama döndüm.
Yatağımın yanında bulunan dolabıma ilerledim ve kıyafetlerimi çıkarmaya başladım başka şeylerle ilgilenmeye çalışıyordum çünkü susmuyordu, bu düşünceler bozuk kaset gibi inatla başa sarıyordu.
Tanıdık anılar unutulmuş anılar kimsin sen?
"Agah."
"Bir hanımefendi nasıl böyle güçlü olabilir?"
"Bana isminizi bahşeder misiniz?"
Tanıdık bir ses, yüksek daha yüksek ve fazlasıyla sıcak. Bir aralık gecesi gibi soğuk ancak avuç içlerimi terletecek kadar sıcak.
"Sanırım bunun için doğmuşsunuz."
"Bunu sizden duymak daha hoş." Ve daha, fazla tanıdık anılar, tanıdık geceler, lütfen sus.
"Oldukça zengin birisi."
Hisler bedeni her zaman yönetirdi buna kim hayır diyebilirdi? İçimdeki duygular karışık bir şekilde bedenime nüfus ederken derin bir nefes aldım. Sonra bir kere daha ve bir kere daha.
"Refah içinde yaşayabilirsiniz." Para kimin umurunda?
"Biz, hiçbir şey yaşamadık."
"Yeter!" diye seslice bağırdım. "Yeter ya!" Duruşumu düzeltim dolabımdaki boy aynasının karşısına geçip çatık kaşlarla kendime baktım. "Ne yapıyorsun kızım sen?" derken bir elimi kaldırıp aynadan kendime tuttum. "Salak mısın Eslina!" değilim.
"Değilsin tabi!" Tekrar derin bir nefes aldım ve ellerimi saçlarımın arasından geçirdim. "Tövbe." Ellerimle yüzümü tamamen kavradım ve birkaç saniye durdum. "Saçma sapan şeyler bunlar!"
"Eslina?" Ürkerek kapıya döndüğümde annemle göz göze geldim. "Anne?"
"Kızım sen iyi misin?" Değilim.
"Niye kötü olayım anne, iyiyim." Endişeli bakışlarıyla kapıyı tamamen açıp içeri girdiğinde yanıma geldi ve elini omzuma koydu. "Kızım geldiğimi bile duymadın. Bağırıyorsun, kendi kendine konuşuyorsun. Bir şey mi oldu derslerine üzüldüysen takma kafana büte gireceğim demedin mi? Geçersin." İçtenlikle gülümsediğimde anneme sarıldım ve tekrar derin bir nefes aldığımda bu sefer rahatlamıştım.
"Hayır anne, her zamanki saçma sapan şeylere biraz sinirlendim.
"Peki," dedi annem sırtımı sıvazlarken. Yanağına bir öpücük kondurup ondan ayrıldım. "Üstünü giyin de kahvaltıya in geç kalma."
"Birazdan geliyorum." Annem odadan çıktıktan sonra aynaya dönüp tekrar kendime baktım. Baştan aşağı kendimi süzdüğümde bakışlarımı gözlerime sabitledim. "Deli."
Pijamalarımı olabildiğince hızlı değiştirdikten sonra çantamı alıp mutfağa indim. Annem muhteşem bir sofra kurmuştu ancak ben sabah yaşadığım varoluşsal sancılardan dolayı derse geç kalıyordum. Annemin söylenmesiyle birlikte ağzıma hızla birkaç şey doldurduktan sonra ayakkabılarımı giyip evden ayrıldım. Okulum eve fazla uzak olmadığından kimi zaman yürümeyi tercih ederdim deniz kenarında yürümek bana her zaman kendimi iyi hissettirmişti. Durağa benimle beraber gelen otobüse binip yaklaşık on beş dakika sonra okula vardığımda telefonumu çantamdan çıkartıp mesajlarımı kontrol ettim.
Elf
“Dersten sonra provaya geçeceğim.”
Elifin mesajına kısa bir yanıt verdikten sonra telefonumu tekrar çantama koyup hızlı adımlarla dersliğe girip amfiye kısa bir göz attıktan sonra ön tarafta oturan ortak dersimizde aynı sınıfta olduğum Betül’ün yanına geçtim.
“Günaydın.” Eşyalarımı sıraya yerleştirdim.
“Günaydın, solgun görünüyorsun.” Makyajım yeteri kadar toparlayamamıştı belli ki.
“Bir süredir uykusuzum.”
“Neden?”
“Boş ver. Dersten sonra boş musun? Elif’in provasını izlemeye gidecektim.” “Gözleri heyecanla parıldadı.
“Bir sonraki derse kadar iki saat boyunca ne yapacağımı düşünüyordum.”
Akademisyen derse başladığında ikimizde önümüze döndük. Yaklaşık bir saat sonra dersimiz sona erdiğinde eşyalarımızı toplayıp çıkarken Elife hızlı bir mesaj çekip yanına geldiğimizi haber verdim.
“Esli, kantine uğrayıp kahve alacağım ister misin?” Başımı iki yana salladım. Kahveden nefret ederdim ve bugüne kadar neredeyse hiç içmemiştim, o gün hariç. “Hayır teşekkür ederim, ben yukarıda bekliyorum seni.” Betül bana eliyle öpücük attığında konferans salonuna çıkmadan önce çantamı bırakmak dolapların olduğu koridora gittim. Genelde kullandığım on dokuzuncu sıradaki dolabın önüne geldiğimde hızlıca dolabın kapağını açıp eşyalarımı koydum. Hava oldukça sıcak olduğundan birkaç saniye soluklandım ve dolabımın içinde bulunan suyu alıp yarısına kadar içtim.
Bir aralık gecesi gibi soğuk ancak avuç içlerimi terletecek kadar sıcak.
Başımı sağa sola sallayıp bu saçma düşünceleri kafamdan savdım ancak yeterli olmadı. Suyumu dolaba koyduktan sonra 4048 sayılarını girerek dolabı kilitleyip asansöre doğru ilerledim. Okulumuzda dönem sonu gösterileri her yıl düzenlenirdi ve Elif’te üyesi olduğu dans kulübü ile bu gösteriye hazırlanıyordu. Kendisi aynı zamanda hukuk okuduğu için ona inanılmaz hayran kalıyor ve taktir ediyordum zamanını çok iyi yönetiyor ve tüm bu sıkışıklığın içerisinde kendisine nefes alabilmek için bir alan bırakabiliyordu. Dönem içi yalnızca kulüp bazında provalar yapılmış olsa da dönemin bitmesine az kaldığından artık toplu provalara geçilmişti. Gösteri sergileyecek olan diğer öğrencilerle toplu prova yapılıyordu.
Toplu prova olması demek tüm görevli öğrenciler orada olacak demekti. Arel de orada olacaktı.
Bir aralık gecesi gibi soğuk ancak avuç içlerimi terletecek kadar sıcak.
Aklımdaki bu iki farklı mevzu birbirine karışırken kendime anlam veremedim. Bu da neydi şimdi? Kalp atışlarım hızlanırken ana odaklanmak için gözlerimi birkaç saniye kapatıp açtım ve gelen asansöre binip en üst katı tuşladım.
Saçmalama Eslina, saçmalama…
Bakışlarım dijital ekranda yükselen rakamlara baktı. Elif önce dans grubunun provasının alınacağını söylemişti. İstemsizce sorguluyordum, Acaba o da orada mıydı yoksa daha sonra mı gelecekti? Bir anlığına yutkunup derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim. Asansörün açılan kapısından çıkarken telefonuma gelen bildirim sesiyle adımlarımı yavaşlatıp cebimdeki telefonu çıkardım ve nereden mesaj geldiğinde baktım.
Tahir Soysal (Bir dakika önce)
Konuşalım.
Neredesin?
Gözlerimi devirip telefonu tekrar bol kumaş pantolonumun cebine koydum ancak birkaç saniye sonra çalmaya başladı. Arayanın kim olduğunu biliyordum bu yüzden telefonumu çıkartıp tahmin ettiğim isme bakarken çağrıyı reddettim. Birkaç saniye geçmeden telefonumun zil sesi tekrar yükseldiğinde çağrıyı tekrar reddettim ancak bu sefer mesaj bildirimi düştü ekranıma.
Tahir Soysal (Şimdi)
Eslina neredesin, konuşalım lütfen.
"Cehennemin dibinde." Öfkeyle soluduğumda sakinleşmek için birkaç saniye beklemem gerekti.
Siz
Konuşacak bir şey yok.
Tahir Soysal
Eslina lütfen, yanına geliyorum.
Siz
Hayır Tahir, geri zekalı mısın?
Mesajı yazdıktan sonra bir cevap vermesine izin vermeden hızlıca onu engelleyip Tahsin'le olan son yazışmalarımızın ekran görüntüsünü alıp Elif'e attım.
Elf 🧝
Ne diyor bu geri zekalı?
Boş ver umursama şunu.
Neredesin?
Siz
Geldim.
Elif’e cevap yazdıktan sonra hala hissettiğim öfkeden telefonu agresifçe cebime soktum. "Aptal!" Dişlerimin arasından öfkeyle tısladım ve önüne geldiğim konferans salonunun kapısını açarken aynı öfkeyle soludum. "Salak."
“Ben mi?” Her zaman Arel’in yanında gördüğümden onun en yakın arkadaşı olduğunu bildiğim kişi bir elinin işaret parmağı ile kendini gösterirken gözleri hafifçe açılmış şaşkınlıkla bana bakıyordu. Kapının ağzında kalakalmış böyle bir karşılaşmayı beklemediğimden bocaladım. “Ne, hayır.” Başını biraz yana eğip neredeyse gülümsedi.
“O halde sabah selamın bu mu, yoksa gün senin için pek aydın olmadı mı?” Oflarcasına bir nefes verdim. “Ben sadece başka birine sinirliydim.” Başını anladım dercesine salladı.
“Görevli öğrenci değilsin?” Emin olmaya çalışarak sorduğunda başımı iki yana salladım. “Hayır ben bir arkadaşımın yanına geldim.” Kaşları hafifçe çatıldığında kahverengi gözleri aşağı düştü ve düşünceli bir yapıya büründü. “Benden önce mi geldi?” Neredeyse fısıldadı.
“Nasıl?” Bakışları tekrar beni bulduğunda başını hafifçe iki yana salladı. “Bir şey yok.”
Gözlerim anlık salona kaydığında içeriyi süzdüm tahmin ettiğim gibi önce dans grubunun birkaç tekrarlı provası alındığından içeride yalnızca onlardan birkaç kişiyi görmüştüm.
“Sen görevli öğrenci misin? Seni daha önce dans grubunda görmemiştim.”
“Hayır, ben de bir arkadaşım için buradayım.”
Arel.
Arel zihnimde dolaşırken anlam veremediğim bir gerginlikle neredeyse fısıldadım. “Erken mi gelmiş?”
“Nasıl?” Bakışlarım onu buldu, hafifçe gülümseyerek başımı iki yana salladım. “Bir şey yok.”
“Bu arada Orhun ben.”
“Orhun…İlk defa duyuyorum.” Gülümseyip elindeki Orhan Orhun’un kitabını göz hizama kaldırıp gösterdi.
“Önceki hayatımda ismim Orhan olmalı.” Hafifçe kıkırdadığında onun aksi bir şekilde gerilip tetiklendim.
“Ne?”
“Sadece şakaydı.” Derin bir nefes alıp verdim. “Anladım. Bu sanırım biraz korkutucu olurdu.”
“Bu tarz şeylere inanır mısın?” Bilmem, belki de inanmalıyım. Ya da bu hurafelerden tamamen kurtulup rahatıma bakmalıyım. Hem de güzel bir uykuyla, kaliteli olanından.
“Ah, hayır. Pek ilgimi çekmez. Sen ilgileniyorsun sanırım?”
“Aslında hayır ama son zamanlarda merakımı uyandırdı diyebilirim.”
“Pekala, tanıştığıma memnun oldum Orhun. Arkadaşım beni kesmeden gitsem iyi olacak.”
Gülümsedi. “Bende Eslina, hoşça kal.”
Gülümsemesine karşılık verip salonun merdivenlerini inerken aninden son söylediği aklımda yankılandı. Bana ismimi hiç sormamıştı, ona ismimi hiç söylememiştim. Arkama dönüp baktığımda çoktan gitmişti. Olduğum yerde birkaç saniye kaldım. Adımı nereden biliyordu? Nereden biliyordu?
Arel’in ona benden bahsettiğini düşünsem çok mu kafamda kurardım. Aniden tüm bedenime bir ısı dalgası yayıldığında ve kalp atışlarım anormal hissedilmeye başladığında gözlerimi kapatıp yutkundum ve tekrar açıp önüme dönüp merdivenlerden inmeye devam ettim. Belki de okulda çok popülerdim, öyle olmalıydım. Kafanda kurma Eslina. Öyle olsaydı güzel olmaz mıydı?
Evet öyle olurdu…Tekrar derin bir nefes aldım.
Saçmalama Eslina, saçmalama.
Adımlarım hızlanmaya devam ederken merdivenleri geçip hızla sahne arkasına yöneldim kulisin kapısını aniden açıp içeriye girdiğimde koltukta yayılarak oturmuş telefonla ilgilenen Elif kafasını kaldırıp bana baktı.
“Arel geldi mi?”
“Görmedim ama onlar için henüz çok erken.” Birkaç saniye yerimde bekledim, pekala. Kapıyı ardımdan usulca kapatıp tıpkı Elif gibi koltuğa yayılarak oturdum. İnanılmaz rahattı burada uyuyabilirdim.
“Neden Arel’i sordun?” Elif yan gözle bana bakarken konuştu. “Böyle şiddetli bir şekilde…” neredeyse fısıldarken hafif bir şekilde sırıtıyordu.
“Orhun ‘arkadaşım için buradayım’ dedi, arkadaşı o.”
“Orhun kim?”
“Arkadaşı.”
“Eslina?” Sesli konuşması ile irkildim. “Efendim?”
“İyi misin?” Yorgun gözlerimi kırpıştırdım. “İyiyim, neden ki?”
“Uykun mu var? Uçuyor gibisin.” Hafifçe kaslarımı esneterek yerimde doğruldum. “Gece kaliteli bir uyku çekemedim o kadar."
“Anlıyorum, beynin yine nefes almak dışında kendini kapatmış gibi.” Gözlerimi devirdim.
“Keşke eve gidip dinlenseydin o zaman.” Elif durgun bir şekilde konuştuğunda benim için üzgün görünüyordu.
“Seni desteklemek aksine beni dinlendirir.” Göz kırpıp öpücük attığımda gülümsedi.
Kapı benim az önce yaptığımın aksine usulca açıldığında içeriye elindeki karton tepside iki kahvesi ile Betül girdi.
“Off çok teşekkür ederim şu anda aşırı ihtiyacım vardı.”
“Şekersiz olan sağdaki.” Elif soğuk kahvesini alıp birkaç yudum içtiğinde gözlerini kapatıp birkaç saniye bekledi.
Yaslandığım koltukta mayıştığım için ağzımın içinden neredeyse geveleyerek konuştum, “Kafein aşkın beni korkutuyor.”
“Bundan nasıl nefret edebilirsin ki.” Birkaç yudum daha aldıktan sonra kapıya yöneldi.
“Provama devam edeceğim sende burada biraz uyu lütfen.”
“Çok isterim.” Elif’le Betül kulisten ayrıldığında olduğum yerde daha rahat bir pozisyon arayıp çift kişilik koltuğa bacaklarımı hafifçe uzattım. Koltuk uyumak için rahat olmasa bile şu an tüy üzerinde yatarmış gibi rahattım kendimi tutmadım ve bu sefer rahat bir uyku çekmek için uykuya daldım.
Uzaklardan kulaklarıma dolan melodi bana tatlı bir sefa gibi gelip her saniye beynimi daha fazla uyandırırken gözlerim hâlâ kapalıydı. Birkaç saniye, belki dakika sonra bu melodinin piyano olduğunu tamamen kavrayabildim gözlerim usulca açıldığında kulise boğuk gelen bu sesi biraz daha dinledim.
Ayrılık.
Piyanodan yayılan melodisi onu burada canlandıran kişinin kim olduğunu bana söylemeye yetiyordu. Bu besteyi yalnızca Arel’de duyuyordum. Her seferinde müzik odasında çalmaktan zevk aldığını düşündüğüm o parça. Ayrılık.
Oturduğum yerden ayaklandığımda aniden kalktığım için biraz başım döndü ne kadar süredir uyuduğumu bilmiyordum ancak Elif’lerin provası yaklaşık yarım saat sürecekti ardından diğer gösteri grupları prova alacaktı. Duyduğum piyano sesi bana yarım saat kadar uyuyabildiğimi söylüyordu. Kulisten ayrılıp birkaç basamaklı merdivenden aşağı indim ve konferansın karanlık tarafındaki koltuklarda oturup onu izledim. Yalnızca sahne ışıklandırıldığından burası karanlık kalıyordu baksa bile göremezdi. Hala burada olduğumu bilmiyor olsa bile ilk defa nispeten saklanmadan onu izliyordum. Etrafta dans grubu yoktu birileri varsa da ben onlara kör olmuştum.
Onu her defasında dinlerdim anlamlandıramazdım bendeki yerini merak ederdim ancak hiçbir zaman çözememiştim sebebini kendi içimde beni her zaman düşünmeye iterdi, kimdi o? Sanki zorlasam cevap verecekmişim gibiydi. Sanki hiç bilmesem de tanıyormuşum gibiydi. Bunun anlamsızlığın getirdiği sonu gelmez bilinmezlik içten içe beni korkuttuğundan ondan hep kaçıp uzak kalmıştım ancak yine de kendime engel olamaz gizli de olsa onu dinlemek için giderdim. Bu, tüm bilinmezliklere karşın içimde amansız bir rüzgarın bir anlığına söndürdüğü bir mumu tekrar alevlendiriyor gibiydi. Onu hiç çözemedim, çözemezdim ve şimdi de… Bir aralık gecesi gibi soğuk ancak avuç içlerimi terletecek kadar sıcak.
“Kimsiniz siz?”
“Agah.”
İrkilerek başımı iki yana salladım. Aptal düşünceler, aptal sesler. Bakışlarım piyanonun üzerindeki mavi gül olduğunu düşündüğüm kumaşa kaydı. Şarkıyı bitirdiğinde bakışları beni buldu sanki beni oraya koymuş gibi geldiğimi burada olduğumu en başından fark etmiş gibi. Buradan bile fark edebildiğim mavi gözleri tüm ruhumu esir alırken omuzuma dokunan elle irkildim.
“Uyanmışsın.” Elif geldiğinde ona döndüm.
“Ne kadar oldu?”
“Sanırım bir saat provam bitince rahatsız etmek istemedim Betül’le biraz burada durduk sonra o dersine gitti bende su alıp seni uyandırmak için gelmiştim.”
“Anladım.
“Ne yapacaksın çömlek atölyesine gidecek misin?” telefonundan saate bakarken konuştu. Başımı salladım. “Seni yine götüreceğim.” Burun kıvırdığında kıkırdadım. Onunla bir keresinde gitmiştik ve çamura kendince simetrik bir şekil vermekte zorlandığından bundan nefret etmişti.
“Yine de,” cebinden iki paket çikolata çıkartıp birini bana verirken diğerini kendi ağzına attı. “Senin için ona bir şans daha vereceğim.” Kıkırdadım her ne kadar çamura şekil vermekten hoşlanmamış olsa da onun için yaptığım bardağa aşık olmuş ve elinden düşürmüyordu.
“Ben Betül’ün yanına gideceğim sen şimdi mi gideceksin,” bakışları sahnede piyano provasına devam eden Arel’de gezinirken sesinde ima vardı. “Yoksa burada mı kalacaksın?” Onunla beraber bende Arel’e baktım. Onu ilk gördüğüm zamanda böyleydi. Piyano sesini duyup içimde yükselen merakla arayıp bulmuştum onu. Çaldığı ezgiler sanki onu bulmam için birlik olup bana ulaşmış gibiydi. Hayatım boyunca piyanodan zevk aldığımı o ana kadar fark etmemiştim. Piyano çalmayı ve dinlemeyi değil, onun çalmasını seviyordum. Bunun anlamının ne olduğundan bile emin değildim. Bu çok saçmaydı, ondan hoşlanıyor muydum? Hayır başka bir şeydi bambaşka bir şey ve daha da düşündükçe devamı yalnızca bilinmezlikti.
“Sen git,” dedim Elif’e dönmeden. “Bunu son anına kadar dinlemeye değer.” Elif yanımdan ayrıldığında koltuklardan birine oturdum ve onu dinlemeye devam ettim. Yüzü her zaman daha fazlasıydı, çaldıklarından daha fazlası. Bu şarkıyı dönem sonunda çalmak için onun seçtiğini biliyordum ve onda bir anlamı olduğuna emindim. Başka şarkıları çalarken de görüp dinlemiştim ancak bu şarkıyı defalarca çalar ve bunu çalarken büründüğü ruh hali hiçbirinde olmazdı. ‘Ayrılık’dı çaldığı ve o da tıpkı böyle çalardı, gerçek bir ayrılık gibi.
Ne tür bir ayrılığı olabilir, ne tür bir anı veya yaşanmışlık ona bu denli bir şarkıyı yaşatabilir diye sorguladım. İçten içe bu beni huzursuz da ederdi ve şu zamana kadar yaklaşmakta çekinmeme neden şeyden biri de buydu. Korkardım. Deli gibi merak ederdim kim için ne için bu denli acılı çaldığını. Eseri bitirdiğinde birkaç saniye durdu birkaç kere daha gördüğüm kumaştan yapılmış mavi gül piyanosunun üzerindeydi onu eline aldı birkaç saniye baktı yalnızca ona birkaç saniye daha baktıktan sonra derin bir nefes alma ihtiyacı hissettim rahat bir nefes. Ardından kalktım ve konferans salonundan ayrılıp fakülteden dışarı çıktım. Gelen ilk otobüse binip atölyeye doğru gitmek için yola koyuldum. Otobüsten indikten sonra telefonuma gelen bildirimle elime aldım.
Elf 🧝
Betül’ün ailesi bu sabah şehir dışına çıkmış bizi yatıya çağırıyor.
Siz (şimdi)
Olur annemlere sorarım.
Atölyedeyim.
Sanatçı ruhumla yaptığım bardağımı süsleyeceğim.
Elf 🧝
Tamam ben okuldan çıkınca geçeceğim Betül’e haberleşiriz.
Elif’in mesajını beğendikten sonra telefonu çantama geri koydum. Çalıştığımız yere geldiğimde kurs arkadaşlarım benden önce gelmiş kimisi çalışmasına kaldığı yerden devam ediyor kimisi de boyamalarını yapıyordu.
Herkese selam verdikten sonra önlüğümü takıp fırından çıkmış bardağımı aldım ve masaya geçtim.
“Bugün modun düşük gibi.” Dedi Necla hoca önüme boyaları koyarken, öğretmenimiz oydu.
“Sadece çok uykum var.” Dedim gülümseyerek. O da aynı şekilde bana cevap verdiğinde ne dediğini anlamadım. Fırçamı boyaya batırdım ve tasarımıma dikkatlice başladım ama her bir fırça darbesinde soluk alışverişlerim daha düzenli olmaya başladı. Birkaç dakikalık çalışmanın ardından tasarladığım bardağımın şimdiden ne kadar güzel göründüğüne baktım ve şu an bana rahat, inanılmaz rahat gelen koltuğuma yaslandım.
Benden yaşça büyük veya küçük olanlar vardı herkes çalışmasına odaklanmış aynı zamanda sohbet ederken zihnimdeki tüm sesleri kesildi. Boğuk, sadece boğuk ve…ve tanıdık. Daha fazla tanıdık. Tanıdık anılar, tanıdık sevgiler, saygılar. İyi ya da kötü tüm anılar, unutulmuş olanlar. Kimim ben?
Gözlerim daha da ağırlaşırken artık onları açık tutmaya yetecek gücüm yok gibiydi. Zihnim boğuklaştıkça farklı düşünceler sardı beni. Boğuk fazla boğuk hayal meyal olan o düşünceler, unutulmuş olanlar ya da bilerek unutulanlar. Kimsin sen?
"İzin verir misin?"
"Birileri görebilir Agah."
"O zaman seninle evlenirim."
Ve daha fazla tanıdık o kadar tanıdık ki neredeyse kendimi yabancılayacağım kadar, geçmişten bir sayfa gibi, tozlu bir sayfa. Derin nefesler aldıkça daha fazla çekildim içine. Tatlı meltem ruhuma nüfus etti, zihnime tüm o düşüncelerime, her yerime.
"Kimsiniz siz?"
"İsmim Agah."
***
“Eslina?”
İğrenç bir uykunun üzerine şekerleme iyi gidebilirdi tabii eğer kabuslar sizi rahat bırakırsa.
“Eslina?”
Kursta ne zaman uyduğumu bilmiyordum ancak kurs hocam sonunda beni uyandırdığında neredeyse herkes gitmişti ve hissettiğim tek şey derin bir acı ve pişmanlıktı.
“Eslina?”
Kabuslardan nefret ederdim, kâbusları kim sever ki? Belki de kafayı yemiştim. Kurstan çıktıktan sonra bedenim hareket etse de beynim durmuş gibiydi. Annemi aradım, hayır…Evet, annemi aradım. Bir şeyler konuştuk ve eve geçtim üstümü değiştirdim çalışma masamın üzerindeki günlüğü biraz olsun kafamı dağıtmak için karıştırmak istedim ve onu da yanıma aldım sonra da buraya geldim. Betül motoruma korkunç şakalar yaptı ve parçalarının çalındığını söyleyip gerçekleri yüzüme vurdu.
“Eslina iyi misin?”
Tüm bunların sonunda burada oturuyorum bir sürü duygu hissettim ama sanki gerçekliğe soyutlanmış gibiyim. Tüm bunlar sanki şey gibiydi…Rüya.
Ya da kâbus.
“Eslina!” Betül’ün sesiyle yerimde korkuyla sıçradığımda sakin olmam için omuzuma dokundu.
“Eslina sen iyi misin? Yarım saattir sana sesleniyorum beni duymuyorsun?” Betül endişeli gözlerle bana bakarken uykulu bir şekilde yemek yer gibi ağzımı iki kere oynattım. “Bir şey yok ya, uykumu alamıyorum sadece.”
Güneş henüz yeni batıyordu ve şu an uyumak istemezdim çünkü bu sefer gece uyumazdım ama zaten her uyuduğumda gördüğüm kabuslar nedeniyle artık uykularım bana zehir olmuş gibiydi. Betül’lere geleli henüz bir saat olmuştu burayı çok seviyordum çünkü altıncı kattaydı ve balkondan deniz manzarası harika görünüyordu. Bu yüzden her geldiğimizde şimdi olduğu gibi genellikle balkonda otururduk. Gün batımı buradan eşsiz bir tabloya benziyordu.
Elif’le göz göze geldiğimizde bana endişeli ve pişman gözlerle bakıyordu. Neden böyle olduğumu elbette biliyordu. Elindeki telefonu koltuğa koyduğunda bacaklarını kendine çekip bedenini bana çevirdi. "Tahir'le ne oldu ne yaptı yine o mendebur herif."
"Tahir'le ayrılmamış mıydın?" Dedi Betül, önümüzdeki sehpaya konulmuş olan çokça cips kola ve çerezlere uzanarak bir avuç çekirdek aldı.
"Biz hiç birlikte olmadık ki. Şimdi de kafasında kurduğu şeyin bittiğini kabul edemiyor." Uzanıp bende biraz çekirdek aldım. Elif sinirle mırıldandı ve yanındaki yastığı alıp başına bastırıp küçük çaplı bir çığlık attı "Delireceğim ya!"
"En başından ona insan gibi davranman hataydı." Dedi Elif yastığı yüzünden indirdiğinde.
"Davranmadım ki!" Dedim kaşlarımı çatarak. "Bana başka çare bırakmadı."
"Ne saçmaladı bugün sana?" Diye sordu Elif koltuğu arkasına yasladığı başını kaldırmadan bana dönerek. Başlamadan hafifçe nefes alıp verdim ve elime tekrar çekirdek doldurdum. Kafeye gittiğim zamandan beri anlatmaya başladım. Elif elbette sakin kalmadı ve sürekli Tahir'e olan sinirinden araya kaynayıp ona hakaretler savurdu, Tahir'den benim ettiğimden daha çok nefret ediyordu.
"Yani açıkçası bu olaylar ilk filizlenmeye başladığında ilk aşklar nefretle başlar demiştim ancak şimdi sözlerimi geri alıyorum." Dedi Betül başını sağa ve sola sallarken. Evet, öyle demişti. Tahir'i o zamanlarda sevmezdim. Onu ilk gördüğümde de sevmemiştim hiçbir şekilde haz edemedim ve bu hep böyle devam etti. Sanki ezeli düşmanım olarak, bana zarar vermek için doğmuş gibi bir hissiyattı içimdeki bu öfkeyi filizlendiren.
"Onun bu kadar yüzsüz olduğunu hiçbirimiz bilemezdik." Dedi Elif.
“Neyse boş verelim.” Elimi havada hafifçe salladıktan sonra önümdeki tabaktan bir tane mısırlı cipsi alıp ağzıma attım.
“Uff şu anda neyimiz eksik biliyor musunuz?” Betül yakındığında Elif’le sorgulayan bakışlarımız onu buldu.
“Dördüncümüz. Burada fena el atılırdı şimdi.”
“Ben 101 oynamayı fazla bilmiyorum.” Dedi Elif elindeki çekirdeği yerken.
“Zor değil zaten ben sana öğretirim.” Sehpanın üstündeki telefonuma gelen bildirimle ekranım açıldığında gelen mail kaşlarımı çatmama neden oldu.
“Şu taş dizilimini ve el açmayı karıştırıyorum sadece.”
Telefonu elime alıp maili kontrol ettiğimde boğazımın kuruduğunu hissettim. Kuruduğunu ve oraya çok sert bir şey oturduğunu. “Dalga mı geçiyorsun?” Yüzümdeki korkunç ifade ile neredeyse mırıldadığımda ikisinin de bakışları bana döndü.
“Ne oldu?” Elif yanıma doğru eğildiğinde ekranı ona çevirdim.
Tahir Soysal
“Eslina konuşalım lütfen. Evin önünde bekliyorum.”
“Ne diyor bu geri zekalı?”
“Sen Tahir’i her yerden engellememiş miydin?” Diye sordu Betül. Ben bıkmış usanmış bakışlarımı ona çevirirken Elif telefonumu Betül’e uzattı.
“Mail mi atmış? Yok artık.”
“Tamam unutalım bunu zaten şu anda evde olmadığını bilmiyor.” Betül’ün konuşmasının hemen ardından gelen bildirimle hepimiz tekrar telefona odaklandık.
“Betül’lerin evinin önündeyim.”
Ellerimle yüzümü kapatıp dirseklerimi dizime yasladığımda sinirden gülmeye başladım.
“Bu manyak site kapısının şifresini nereden biliyor.”
Benden biliyor. Benimle Betül’ün yanına geldiğinde görmüştü ama nutkum tutulduğundan bunu kelimelere dökemedim.
“Çıkmak zorunda değilsin Eslina.” Dedi Elif.
Bir bildirim daha.
“Bu biraz abartı değil mi artık? Ürkütücü olmaya başladı.” Dedi Betül.
“O salağın aklı böyle şeylere ermiyor sadece Eslina’nın naz yaptığını düşünüyor.”
Oturduğum yerden kalkıp dış kapıya doğru yürümeye başladığımda kızlarda hızlıca peşimden geldi. Ayakkabılarımı nasıl giydiğimi ve merdivenleri ne zaman indiğimi hatırlamıyorum demir kapıyı açıp hızla dışarı çıktığımda karşımda duruyorken hiç beklemeden ona tokat attım. Başı yana düştüğünde gözlerini kapatıp usulca bir nefes aldı.
“Tamam, bunu beklemiyordum.” Buraya kadar her şey tamamdı. Cidden tamamdı ama şu anda kurduğu bu cümle beni delirtti. “Beklemiyor muydun?!” Bakışları bana döndü.
“Sen ne yapmaya çalışıyorsun ya? Buraya kadar gelmek ne demek Tahir sen beni bir de sapık gibi takip mi ediyorsun?” Göğsüne sertçe vurarak ittim onu.
“Ne istiyorsun?!” Betül kolumdan tutup beni geriye doğru çektiğinde onların arkamda durduğunu o an fark ettim.
“Tahir defol git yoksa polis çağıracağım.” Tahir Elif’i umursamadan kaşları hafif çatık bir şekilde bana bakmaya devam etti. Bir de her şeye rağmen üzgün olması beni daha da delirtiyordu.
“Konuşmak istiyorum.” Neredeyse mırıldandığında “Konuş!” diye bağırdım.
“Konuş ne konuşmak istiyorsun?”
“İlişkimizi bitirmek istemiyorum.”
“Bizim bir ilişkimiz yoktu Tahir. Sen öyle olduğuna inanmak istedin beni de buna zorladın. Benim duygularım yoktu senin olduğunu sandığın şeyler vardı ilişki karşılıklı olur bizim bir ilişkimiz yoktu!” Yutkunup derin bir nefes aldı. Benden başka hiçbir yere bakmıyordu ancak bana bakan gözlerinde de hiçbir ışık ya da duygu yoktu. Beni gerçekten hiç sevmedi belki de kafasında kurduğu o hayalindeki kadına suret olarak benzediğim için bunları düşünüyor ve söylüyordu bilmiyordum ya da sadece reddedilmeyi egosu kaldıramayan birisiydi.
“Eslina…”
“Tahir zorlama.” Tahir Betül’ü de yok saydığında kahverengi gözleri hala benim üzerimdeydi.
“Benim için özel birisi değilsin ve bende senin için öyle değilim.”
“Hayır öylesin seni seviyorum Eslina.”
“Eğer sevseydin duygularıma ve kararlarıma biraz olsun saygın olurdu.”
“Başka birisi mi var?”
“Hala demek istediklerimi anlamıyorsun.”
“Biri mi var?”
“Evet var!” Dedim çaresizce artık bırakması için.
“Kim?”
“Seni ne ilgilendirir ki? Bitti Tahir sen ve ben hiç olmadık lütfen artık sen de bitir.”
“Sizi rahatsız mı ediyor?” Sitenin güvenliği geldiğinde hepimizin bakışları ona döndü. Bakışlarım tekrar Tahir’e döndüğünde o da bana bakıyordu.
“Evet,” dediğimde yutkundu. “Rahatsız ediyor.” Bakışları hafifçe büyüdüğünde alt dudağını dişinin arasına kıstırırken başını hafifçe salladı.
“Peki.”
“Beyefendi lütfen benimle gelin.”
Tahir son bir kez bana baktıktan sonra arkasını döndü ve güvenliği hiç umursamadan onu da arkasına alıp hızlı adımlarla site çıkışına doğru yürüdü. O giderken başımı gökyüzüne kaldırdım ve turuncuyla karışmış mavi gökyüzüne baktım. Ne kadar sürdüğünü bilmeden öylece durduğumda tam unutmuşken göğsümün tam ortasında yeniden canlanan o tanıdık duyguyla yakınarak başımı aşağı eğdim ve ofladım. Sinirlerimi bozan Agah hiç ayrılmak istemez gibi getirdiği bu ne olduğunu bilmediğim hüzünle aklıma ve göğsüme yerleştiğinde bu adamın benden nefret ettiğine emindim. Bıkmış bir şekilde merdivenleri çıkarken yanaklarımı ıslatan gözyaşlarımı henüz yeni fark ettim. Eve girdiğimde Elif ve Betül’de peşimden girdikten sonra kapıyı kapatıp hiç konuşmadan balkona geçtik birkaç dakika önce kalktığım yere oturdum.
Uzun süren sessizliğin ardından ilk konuşan Betül oldu. “Dönem sonu gösterisi için çalışmalar nasıl gidiyor?”
“Güzel, sadece derslerle birlikte dengeyi sağlayamadım.”
“Neler yapılacak?”
“Benim bildiğim kadarıyla bizim dans gösterimizden sonra konservatuardaki öğrencilerin konseri olacak.”
Konservatuar. Arel.
Deri bir nefes alıp verirken gözlerimi kapayarak öylece kaldım. Betül yanıma usulca yaklaşıp burnuma hafif bir fiske attı.
“Uyu artık.” Hava esmeye başlamıştı, üşüdüm. Birkaç saniye daha onların yanında kaldıktan sonra içeriye geçtiğimde onlar hala balkonda oturmaya devam ediyordu. Oturma odasına geçtiğimde koltuğun üzerindeki çantama koyduğum, ama yerdeki küçük sehpanın üzerine ne zaman çıkardığımı bilmediğim günlük gözüme çarptı. Sehpaya uzanıp günlüğü aldım ve koltuğa oturup ilk sayfalarından okumaya başladım. Belki de yaptığım cidden etik değildi bilmiyordum. Satırlar parmaklarımın arasından kayarken günlüğün sahibinin hissettiği boşluk ve endişe beni de etkilemişti. Bir an için gerçek hayatta onunla konuşmak nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim. Günlüğü sehpaya koyduktan sonra çantamdan tükenmez kalem ve yapışkanlı kâğıt çıkartıp sayfanın boş yerine yapıştırdım.
“Ya hayatın altı üstünden daha güzelse?”
Günlüğü bırakıp kalktım ve pijamalarımı giyip Betül’ün geldiğimizde hazırlayıp kendi yatağının üstüne koyduğu nevresimleri alıp tekrar oturma odasına geldim. Çekyatı açıp yatağı serdim ve hiç beklemeden kendimi o temiz nevresimlerin içine attım. Son birkaç saattir bana en huzurlu hissettiren şey olabilirdi bu. Temiz pijama ve nevresimler favori ikilimdi. Elif’le Betül’de bu sırada balkondan çıktığında Elif rahat bir uyku çekmem için Betül’le yatmak istedi ancak kâbus gördüğüm için yanımda yatmasını istedim. Yumuşak ve serin yastığa kafamı koyduktan sonra Elif ve Betül’de yattılar. Uyumadan önce biraz sohbet ettiler ancak ben onları dinlemedim. Çünkü deli gibi uykum vardı ama uyumaktan da deli gibi korkuyordum.
Elif bana doğru dönüp kolunu göğsüme attıktan birkaç dakika sonra nefes alışverişlerinin düzeninden uyduğunu anladım. Holün ışıkları açıktı ev karanlık değildi ama korkuyordum çünkü uykum daha da bastırdıkça inatla sarıyordu zihnimi o tanıdık anılar.
Derin bir nefes alıp verdim, uykusuzluğa karşı koymak zordu.
"İzin verir misin?" Diye soruyordu her defasında o nereden geldiğini bilmediğim ses, tanımadığım Agah.
"Birileri görebilir Agah."
"O zaman seninle evlenirim." Bu anılar kime aitti? Gözlerimi sıkıca kapatıp derin bir nefes alıp verdim. Belki de uyku öncesi meditasyonu yapmalıydım. Verimli bir uyku için idealdi ama beni içine hapseden bu düşüncelere engel olabilir miydi? Bu düşüncelere, tanıdık anılara, Agah’a?
"Kimsiniz siz?"
Boğuk.
Kimsin sen Agah? Kimsin sen ruhumdaki yabancı?
İyi okumalar dilerim...💙