-dur ne!!?? Diye bilinçsizce haykırdım, şovalye şaşırdığımı anladı ve diz çöktü ardından ise,
-Şu anda olan şaşkınlığınızı ve korkunuz anlıyorum ama lütfen biraz daha bekleyin sizi ait olduğunuz yere götürmekle görevliyim bütün sorularınız tek tek cevaplanıcak ama bunu ben yapamam,
dedi.
{Hala hiç bir şey hatırlamıyorum bu yüzden zayıf davranamam.} Kollarımı kavuşturur başımı dik bir şekilde kaldırdım ardından şovalyenin gözlerinin içine bakarak,
-Peki, ben senin doğruyu söylediğini nereden bilicem, belkide beni kandırma cürretinde bulunuyorsun buraya ailem olarak belirttiğin insanlar gelmeden asla buradan ayrılmayacağım. dedim
Aslında bu sözleri söylerken bir o kadar da korkuyordum, ama insanlara karşı asla zayıflık gösteremem şu anda istediğim tek şey şovalyenin haklı olması.
{İstediğim tek şey bu cehennemden kurtulmak, buradan iyi olduğu sürece hizmetçi olmaya dahi razıyım zaten romandaki rolümü hatırlamıyorum, elimden geldiğince göze batmandan yaşamalıyım.}
Bu arada şovalye şaşırmış gözlerle bana bakıyordu. Kötü birine benzemiyor ama kendimden başka kimseye güvenemem.
Şovalye,
-asla sizi kandırma cürretinde bulunamam leydim, isteğinizi gibi Grandüke bildiricem. Yanlızca bir kaç dakika bekleyin hemen dönücem, diyip kalktı.
Bir an rahatlamış hissediyorum kötü niyetli olmadığı için şükretmeliyim. Ama acaba gerçekten Beatriss'in babası burada mı şu anda beni bu ilgilendirmiyor, şovalye az önce Grandük dedi bu kötü. Dikkat çekmemeye çalışırken sosyetenin göbeğine atılmak istemiyorum, en önemlisi artık bir aileye ihtiyacım yok.Diyerek kendimi avuttum.
Bu nedenle Grandük gelmeden buradan çıkmam lazım, ama nasıl... Dur bir dakika az önce buraya şiddetli bir şekilde rüzgar giriyordu açık bir yerler olmalı.
Etrafa bakındım,
-işte orada!!
Burada açık bir pencere olduğunu biliyordum. Pencereye doğru koştum, pencereye çıktım ve bir kez arkama baktım artık bunun geri dönüşü yok.
Ayak sesleri gelmeye başladı, pencereden atladım, odam zemin katta olduğu için zarar görmedim.
Koşmaya başladım, arkama bile bakmadan. Ne ironik sanki deja vu yaşıyorum. Ama farklı olan bu sefer mutlu olacağım. Yaklaşık on beş dakikadır koşuyorum, vücudum zayıf ve küçük olduğu için çok yoruldum ama malikaneden uzaklaşmaya başladım.
Bir ormana girdim. Çok yoruldum, yaklaşık yarım saattir koşuyorum aynı zamanada kış mevsiminde olduğumuz için vücudum donuyor.
Acaba şimdi onlar* ne yapıyor. Bu benim umrumda değil,şu anda yaşamaya odaklanmalıyım. Bir ağacın kenarında durdum, malikaneden uzaklaşmayı başardım, ama çok yoruldum. O yüzden burada biraz dinlenmem gerekiyor
(onlar*: Grandük ve şovalyeden bahsediyor. )
Hemen olduğum yere oturdum.Soluklandım, ve olduğum durumu biraz düşündüm. Ne kadar romanı hatırlamıyor olsamda daha önce birsürü bu şeklide fantastik kurgu okudum. Okuduklarımın dışına çok fazla çıkıcak bir kitap yazdığımı düşünmüyorum. En azından hayatta kalıcak kadar bilgim var.
Burada hayatta kalabilmek için yapmam gereken tek şey köylü insanların arasına karışıp soylulara bulaşmadan yaşamam gerekiyor .Çünkü soyluların hepsi bencil, kibirli ve egolu insanlar yanlızca fazla varlıklı oldukları için kendilerinin altındaki bütün insanları eziyorlar. Ne kadar sinir bozucu...
Bunları düşünürken uykuya dalmışım, gözlerimi araladığımda kendimi bir boşlukta buldum. Burası da neresi rüya mu yoksa yine mi boyut değiştirdim.
Hemen sağımdan bazı ağlama sesleri geliyor, oraya doğru yürümeye başladım. Ağlayan kişiyi buldum sanırım.
Dur b-bu, benim, bu kişi Trice...